28 Şubat 2009 Cumartesi

2009 Model Trabzonspor

Kafa yormayı sevdiğim takımların başında yer alır Trabzonspor. Artık geçmişine baktığımda gördüğüm hikaye midir? Yoksa bu ligde izlemekten en çok keyif aldığım adam ve hoca orda diye midir? Bilemem.
Evet şu andaki kadrolarındaki 14 oyuncu da yeni olan bir klüp, daha da ötesi; 2-3 sezondur süre gelen karman çorman yönetimlerinden kurtulup bir düzlüğü çıkmış gibi görünmektedir.Bu seneye gelirsem; oldukça iyi başladılar sezona 6 maçta sadece Beşiktaş' a puan verip; 3 gol yediler. Galatasaray deplasmanı ile birazcık tempoyu düşürmüş olsalar da İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçından itibaren yeni takım olmanın tortularını attılar. En azından artık izlediğimiz takımın ne olduğunu anlayabiliyorduk. O takım; geri dörtlüsünde iki adet iyi bek, bir adet kariyeri dağ gibi, iki adette gelecek için umut veren stoper; ilerisinde ligin en garip hücum oyuncusu; parlak kariyerli bir kaç iç/göbek/önlibero oyuncusu,( -ki Selçuk İnan' ın neler yapıp neler yapamayacağını herkes biliyordu, şaşırtmadı performansıyla) ve hücum hattında geçmiş sezonlarda kalitesini ispatlamış iki adet golcü... Tamam bir kaç makyaja ihtiyacı vardı takımın, bol gollü maçlar; rahat galibiyetler alamıyorlardı ama futbol oynuyorlardı ve devre arasına da 2. sırada girdiler.
Devam edersek; klübün bir kaç problemi oldu mesela; Yattara' nın transferinin arapsaçı olması.. . Fakat bana kalırsa takımın oyun şeklini totalde etkilemedi, tabii bunun sebeplerinden bir tanesi de açık alanda oynayan Gökhan gibi bir oyuncunun olması gösterilebilinir. Ki zaten Hücum zenginliğini de ikinci yarının ilk maçı olan Fenerbahçe maçında gösterttiler.Nedir mesela? Cale... Öyle bi Fenerbahçe maçı çıkarttı ki; rakibin kariyerli sol beki bi dönem nasıl oynuyorsa adeta o oyunu oynadı.Gitti geldi...Keza Beşiktaş maçında da aynı oyunu bir ara pası asisti ile gösterdi. Aynı zamanda göbek o kadar sağlam işler yapıyordu ki (Gerçi Beşiktaş maçında Nobre nin golünde bir soru işareti yarattılar ama) ileri kısır kalsa da en azından fazla gol yemiyerek maçlar tamamlanıyordu içerde dışarda.
Trabzonspor bu sene bana kalırsa ligin şampiyonluğu en çok hak eden takımı görüntüsünde; ha büyük maç kazanamıyorlar belki ama ben o fikrinde 34. hafta içerde oynayacakları Fenerbahçe maçıyla değişeceğini düşünüyorum... Ha o süre içerisinde, içeride Galatasaray ve dışarda Sivasspor u da yenerlerse zaten şampiyonluk "kolbastısı" başlar.

You'll Never Walk Alone

Cavcav


Futbolu ilk izlediğim zamanlardan beridir değişmeyen tek isimdir kendisi aktif olarak. Sürekli Gençlerbirliği'nin başkanı. Sürekli olarak anadolu takımları içerisinde 4 büyüklerden sonra Gaziantepspor ile beraber ismi hatırlanan takımın yaratıcısı. Gel gelelim son 5-6 senedir bu takımdan eser kalmadı. O altın dönemlere dönüp biraz nostalji yapalım. Ankara deplasmanına gitmek o zamanlarda 4 büyükler için bir işkence adeta. farklı galibiyet almayı bırakın 1 farklı galibiyet almak Gençlerbirliği'nden başarı sayılıyordu o dönemlerde. Adı da yetenekli ve ucuz oyuncu bulma ustasına çıkmıştı. Çünkü bulup, oynattığı adamlara verdiği parayı diğer kulüpler çerez parası niyetine harcıyordu. Ümit Karan, Metin Diyadin, Ahmet Hassan, Ali Tandoğan, Suleymane Youla, Andre Kona, Serkan Balcı, Deniz Barış, Geremi gibi bir çok ismi aşırı yüksek ücretlere satmış her daim kulüp bütçesini artıda tutmuştur. Altın dönemini 2002-2003 sezonunda yaşamış, Beşiktaş ile beraber girdiği şampiyonluk yarışını evinde kaybettiği 2-1'lik maç sonunda yitirmiştir. O sezon Sporting Lizbon'u deplasmanda, Blackburn'u evinde, Valencia'yı evinde yenen, Fenerbahçe'ye ve Beşiktaş'a deplasmanda kupada 4 tane atan bir takımdı. Galatasaray'dan Sami Yen'de de şampiyonluğu aldı. Ersun Yanal'ın da buradan atladığı basamak Ulusal Takım'dı. -Kazım Kanat'a selamlar-
Fakat sonraki sezonlarda Cavcav bu kadroyu bozmuş, "belirli bir ücret üstünü vermiyoruz, istemeyen gider" diye diretmiş ve o efsane takım yok olmuştu. Sonraki senelerde de genç yetiştirmeye çalışan fakat bunda da başarılı olamayan bir takım haline geldi. Uğur Boral dışında büyük takımlara neredeyse futbolcu satamadı. -Baki ve Tuna var unutulur mu?- Geçtiğimiz sezon içerisinde de teknik direktör değiştirme rekoru kıran Cavcav pas tutuyor gibi. Bu sezon da takımını Samet Aybaba bir yerlere götürmekte. Yetenekli olan hocalara denk gelmesi onun şansı. Ama papaz her zaman pilav yemeyecektir. Bir gün Gençlerbirliği karavana atacaktır elbet. O eski Gençlerbirliği havasını yaşatmazsa. Fikstürde adına ilk sıralarda bakılacaklardan olmazsa.

Yıkık Bir Adam




Beyefendiyi sevmeme için herkes bi' şeyler söyler. Fenerbahçeliler ise çok sevdikleri başkanlarını "Yaa adamı kıskanıyorlar, ondan sevmiyor kimse" diyerek korurlar. Tamam da kıskanılacak neyi var bu adamın? Elde ettiği bir başarı varsa geçen sene Şampiyonlar Ligi performansı. Tamam da onun "tesadüf" (!) olduğunu hepimiz biliyoruz. Evet evet, Aziz Yıldırım kendisi dedi onun tesadüf olduğunu. Tam tarihi hatırlamıyorum ama "Galatasaray UEFA'yı tesadüfen almıştı, devamı gelmeyen başarıların hepsi tesadüftür" gibisinden bir açıklamayla futbol dünyasına renk katmıştı kendisi. Eh, geçen sene yarı final oynayan Fenerbahçe nerede, bu sezonun Fenerbahçe'si nerede?..
Demek ki tesadüfmüş o da. Başkan bu aralar yorgun, üzgün ve yıkık. Takımı kötü bir sezon geçiriyor. Daha da kötüsü reklamını yapacak bir şeyi kalmadı. GS şampiyon olduğunda bile "Başkanlığı bırakıyorum" diyerek ilgiyi üstüne çeken bu adam. 13 yaşında kardeşlerim var, ikizler. Biri iyi bir şey yapınca diğeri ya hasta olur ya da bir yeri ağrır falan. (bilmem anlatabildim mi?) Şimdi GS Kadıköy'e yaklaştıkça neler hissediyor merak ediyorum. Ligden zaten kopmuşlar. Sivas, Ts, BJK haberleri artık prim yapıyor. Fenerbahçe ile alakalı en fazla Aragones gitsin mi tartışmaları.

Başkan aylık yayın organına açıklamalar yapmış yine.
Tüm çalışmalarımıza ve harcadığımız mesaiye rağmen, futbol takımımızın bizlere bu sezon yaşattığı hayal kırıklığı maalesef sürmekte, kupa ve lig şampiyonluğu şansımız devam etse de, takımımızın oynadığı futbol bizleri gelecek için umutlandırmıyor. Tüm başarıların sorumluluğu bizler nasıl taşıyorsak başarısızlıkların sorumluluğunu da yine bizler taşıyoruz.
Hatırlatayım diyorum, Fenerbahçe'nin kongre-seçim yaklaşıyor. Aziz Başkan'da bir ateşlenme söz konusu. Bence Başkan Fenercell'leri seçim aracı olarak kullansın.

The Special One


"golü attıktan sonra maç onun icin adeta bitti. benim takım icin çalışacak 11 futbolcuya ihtiyacım var. ama sadece 10 kisi bunu yaptı. takımın defansif yönüne de katkı yapacak şekilde kendisini geliştirmesi gerekir. beni etkilemeli, seyirciyi degil. ama her seye rağmen biliyorum ki onu geliştirebilirim, ve kendisi de oğrenmeye hevesli."
Liverpool'u Anfield Road'da Joe Cole'ın attığı gol ile 1-0 kazandıkları maç sonucu Joe Cole hakkındaki demeci.

"kuş gribinden bile manchester'dan fazla korkuyorum"
İngiltere'de puan farkının 7'e inmesi sonucu yaptığı bir açıklama.

“Baskı? Ne baskısı? Baskıyı fakirler hisseder. Çocuklarının karnına bir lokma ekmek koyabilmek için sabahtan akşama çalışmak zorundadırlar. Futbolda baskı yoktur.”

“Genç oyuncular kavuna benzerler. Kavunun içini açmadan iyi olup olmadığına %100 emin olamazsınız. Bazen pazardan müthiş kavun diye aldığınız kavun tatsız çıkar. Bazen de çürük gibi gözüken kavunun lezzetine doyum olmaz.”

"onun röntgenci diye tabir edilen insanlardan biri olduğunu düşünüyorum. böyle tipler vardır; evde otururken teleskopla başka aileler neler yapar izlerler. o da chelsea hakkkında konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor."
burada da Arsene Wenger'e giydiriyor!

"Dünyanın en iyi teknik direktörü olmayabilirim. Ama dünyada da benden iyisi yok!"

"Açıkçası bana nasıl Şampiyonlar Ligi finalinde 4-0 yenilebilineceğini öğretmesine ihtiyacım yok; çünkü böyle bir şeyi öğrenmeye yönelik arzum yok."
Burada da Johan Cruyff'a selam çakıyor!

"Benim futbol hayatımda koca bir sıfır var. Ancak onun futbol hayatı mükkemmeldi, başarılarla doluydu. Benim teknik direktörlük kariyerimde kupalar varken, bu kez Rijkaard'ın elinde koca bir sıfır var."

"Yorgunluk mu? Günde 10 saat çalışıp evine yemek götürmek zorunda olan baba yorgun olur bizler değil"

" i'm european champion and i think i'm a special one."
Chelsea başına geçtiği zamanlardaki ilk açıklaması.

27 Şubat 2009 Cuma

Fenerbahçe - Sivasspor





Fenerbahçe'nin bu sezon oynadığı kaçıncı kader maçıdır sayamadım. 3 haftada bir mütemadiyen maçları "kader maçı" olarak lanse edilmekte. Yine o maçlardan birisinde. Bu kez rakibi Sivasspor. Olaya kafadan dalalım. Lideri evinde yenerse Fenerbahçe yine bir virajı alacak, yine Azizsilin, Semih-Alex-Güiza çevresinde muhabbetler felan. Aksi durumda ise gerçekten bu kez şampiyonluk gidebilir Fener adına. Sivasspor adına ise yine klasik 9-0-1 maçı olacak. Bülent Uygun, adeta bir Aykut Kocaman edası ile çıkmayacak, sahasında oynayacak. Balili ile 2.yarıda başlayacak. pek muhtemel Bülent Uygun'un buradan alacağı bir galibiyet onu şampiyon yapacak şimdiden ama bu inanç onda dahi yoktur, muhtemelen.
Neyse Şükrü Saraçoğlu'nda saat 19.00'da maç. Bir haftadır Güiza - Semih çift santrafor ve arkasında Alex ile çıkacağı söylenen Fenerbahçe eğer böyle çıkmak gibi bir intihara kalkışırsa sandalyeyi Sivas'tan önce başkaları vurur gibi. Diğer ihtimal de, müthiş bir tempo ile bol gollü bir maç izleriz. Zevkli de geçebilir, erken de kopabilir, sıkıcı bir maçta olabilir ama neticesi şampiyonluk yarışı için direkt olarak etkilidir. Bilica ve Mehmet Yıldız'ın performansı maçın dengesini değiştirir. Fenerbahçe'de de oynarsa Selçuk. (geçen seneye kadar gitse denilen adam Fener orta sahasını toparlayan tek adam) Öyle bir maç işte.

Beşiktaş 2-1 İstanbul Büyükşehir Belediye / TSL 22. Hafta




Beşiktaş ilk yarı oldukça atak oynadı ancak her zamanki gibi tıkanan savunmayı açamadı. İkinci yarıda işler İBB'nin istediği yönde gelişti. Adriano gibi çam yarması bir forvet defansı oldukça hırpalıyordu ve zora sokuyordu her şeyi Beşiktaş adına.

Maçın kopma noktası Nobre'nin ofsayt olduğu gerekçesiyle kesilen golüydü. O andan itibaren yan hakem maçtan koptu. Halis Özkahya Sivak'a saçma sapan bir kart gösterdi ki aynı hakem iki hafta önce Antalya'lı oyuncuya aynı sebepten kart vermek yerine uyarıp formasını değiştirtmişti. Bu dakikadan itibaren hakemler oyunu batırdı, Beşiktaş atak tazelemeye devam etti; aradığı golü İbrahim Toraman'ın akıl dolu top sürmesi, güzel ortası ve Tello'nun sert kafa vuruşuyla buldu. Toraman geçen hafta da böylesine güzel bir asist yapmıştı ve Fatih Terim'e yine göz kırptı sanırsam. Golden 4 dakika sonra Belediye duran top organizasyonundan golü buldu. Beşiktaş'ın sevinci kısa sürmüştü ki bu sefer Belediye'nin sevinci daha da kısa sürdü. Bir duran top organizasyonundan da Beşiktaş golü buldu. Beş dakika uzatmadan gol çıkmayınca Beşiktaş ilk defa İBB'den kritik haftada 3 puan aldı.

Maçın adamı yine İbrahim Üzülmez'di. Bu adam son haftalarda son derece formda ve Beşiktaş'a ilk geldiği zamanki hırsı ve isteğini tekrarlıyor. Bobo ve Nobre maç boyunca sönük kaldılar. Tello çalım konusunda biraz daha usta olsa, şu saatlerde haftaiçinde yaptığı şampiyonlar ligi maçının yorgunluğunu atıyor olurdu İspanya'da ya da İngiltere'de takımının kampında. Bu adamdaki ayak Türkiye'de kaç oyuncuda vardır merak ediyorum. Fabian Ernst vasatın üstünde iyi sayılabilecek bir oyun sergiledi. Delgado ve Ekrem birkaç haftaya form tutar ve iyi bir tempo yakalarlar diye bekliyorum. Hakan Arıkan'a defans yazık etti. Orta sahayı her geçen top Beşiktaşlı oyunculardan Hakan'a gidince adam topu ileriye yollayamaz oldu bir süre sonra.

Sonuç olarak: Maç 90 dakika sözü bitti bu akşam, maç bazen 10 dakika bile olabiliyor.

ekleme: Tello'nun golü "çizgiyi geçmedi" diyenlere.


Beşiktaş - İstanbul Büyükşehir Belediyesi / TSL 22. Hafta





Beşiktaş saat 20.00'da Şeref Bey'de belalısı takımla karşı karşıya geliyor. Beşiktaş açısından bu maç da her maç olduğu gibi kritik. Ancak bu hafta Fenerbahçe-Sivas maçı da var, dolayısıyla ilk 5'ten en az bir takımın puan kaybedeceği kesin olduğundan bu maçı kesinlikle kazanması lazım. Ayrıca hatırlatmak lazım ki İBB Turkcell Super Lig'de Beşiktaş'a hiçbir zaman yenilmedi ve oynanan üç maçtan Beşiktaş ancak 2 puan çıkarabildi.

Toraman ve Rüştü Beşiktaş'ta bu hafta yok. İBB'de Ekrem ve Tjikuzu formda. İBB cephesi hafta içinde Beşiktaş'ın yükselen formuna ve taraftar desteğine işaret ederek kontrollü oynayacaklarını açıkladı. Bu maçtan kayıpsız çıkan Kartallar, önümüzdeki 3 Hafta boyunca Ankara takımlarıyla -ikisi üst üste deplasmanda olmak üzere- oynayacakları maç öncesi iyi moral toplarlar. Taraftar da yeni besteleri görücüye çıkartıyor bu maçta. "Sen benim her gece efkarım" ve "Şampiyonluk Bestesi" Şeref Bey'de 20.00 itibariyle yankılanacak.

edit: Toraman yok dedik adam asist bile yaptı, yuh sana basın!

Harry Potter

video

"Futbol"un dibi ve "Zirvesi"


Ntvspor yayın hayatımıza girdi gireli, her günümüz sağolsunlar spor anlamında daha dolu. Hakkında yazılacak çok şey var aslında ama neyse bu kanalda bir program var. Başlıktan çıkartabileceğiniz üzere. Ercan Taner gibi deyim yerindeyse "yılların eskitemediği" bir isim sunuyor hemde. Gürcan Bilgiç'te Fenerbahçe yorumluyor. Geri kalan 2 isimi söylemeye gerek yok aslında. Aslında kulüp tarihlerinin oyunculuklarıyla altın harflerle yazılacak isimleri. Ama gel gelelim bu adamlara saha dışına çıkınca birşeyler olmakta. "küçük" olanının futbolu büyük iken, yorumculuğu ile bu lakapı neden hakettiği anlaşılıyor. Aslında "Büyük" olanının da bu yolda ilerlemesi gerçekten yaralıyor onu yıllardır izleyip sevenleri. O'nun krallığı yeter aslında. Takımı dışarıdan izleyenin aklına şüphe düşürecek açıklamalarına gerek yok onun için. Neyse Galatasaray eleştirmek bu adamlar için bir keyif adeta. Her hafta bir isimi bitirene kadar eleştirmek. Kötü oynarken takım onların en doğal hakları ama çatır çatır yenerken bunları söylemeleri cidden abes. Deplasmanda Benfica'yı yendikten, Hertha'yı yendikten sonra gelen "ya o kadar da güçlü değillermiş aslında" cümlesini kuran "küçük"ün maç öncesi Galatasaray'a şans vermediğini söylersek kendisine ne derdi acaba. Neyse Hertha için de Türkiye ligi'nde orta sıralarda kalırlardı demeleri, hele Hertha'nın geçen hafta Almanya Ligi lideri olduğu görselerdi.. neyse Bordeaux maçından sonra da Konya daha güçlü açıklaması ile geldi bu ikili. O an attı şalter. 15.saniye olmadan mağlup duruma düşeceksin, beraberlik sana yetmeyecek, 4 gün önce lig sonuncusundan 5 yiyip böyle bir maça çıkacaksın, teknik direktörün 3 gün önce gelecek, orta sahanın dinamosu olan adamın omzu çıkacak, defansın herşeyini sırtlayan adamın 2 ay olmayacak, 90.dakikaya kadar maçı bırakmayacak ve 90'da 13.kornerini attığın takımı yeneceksin. hemde 4 muhteşem gol atarak. Böyle bir emeğe hala birşeyler giydirme çabalarındalar.
Hele "küçük" olandan başka bir adam daha var orada. Karakter açıklamaları yapan. Beşiktaş tarihinin ses kayıtları ile ispatlanan tek şikesinin baş rollerinden birisi. Galatasaray maçında 3'e 4 gider iken geri dönen adam. Bu adamın bahsettiği şey, karakter. Ekran başından bu açıklamaları yaparken ne kadar komik olduğunu görse bırakır herhalde programı. Hele Sami Yen'de Baros, Lincoln, Arda etkili olamaz dediği Beşiktaş maçında her golün bunların ayağından çıkan bir ürün olduğunu görmedi muhtemelen.
Neyse bu ikili sabah yayınlanan kadın programları tarzı program yapıyor. İnsanların içerisine girdiği zaman "düşeceği" programlar. Kariyerli girip, rezil olarak çıkacağı programlar. Bu tarz programların adresi belli. İsme gerek yok herkes malum.
Ama en çok üzen nokta ise beni bir Ntv ve Ntvspor izleyeni olarak bunun Kenan Onuk'un deyim yerindeyse "miras bıraktığı" kanallarda olması. Hepiniz o programlarda yorumcu sıfatı ile birşeyler söyleyebilirsiniz ama hepinizden daha fanatik "Rıdvan" kadar futboldan anlamıyor, gerektiğinde tarafsız olamıyor, en azından onun kadar bunun için gayret göstermiyorsunuz. Olay bu.

Bordeaux değil: MOR!



Yaratıcı spor basınından beklediğim manşettir: Bakalım hangisi atacak. Şaka, espri falan da değil aslında. Bildiğin "Mor" bi' hâl aldı Bordeaux'lu futbolcular Sabri'nin golünden sonra. Sırf benim aklıma geldiyse yarın ilk iş tırt spor gazetelerimizden birine iş başvurusu yapıp bu post'u referans göstereceğim. (:

Felix Mourinho manşeti Fotospor'un atacağını iddia etti, Busker de aynı tahmini yaptı nedense. Fotospor'u bekliyoruz merakla.

UEFA Cup / Round Of 16


Uefa kupası'ndaki 32 olan takım sayısı gece itibariyle 16'ya inmiş durumda. Galatasaray, yani tek temsilcimiz kalbimizi neredeyse durduracak bir maç sonucunda üst tura çıktı şükür. "Pizarro" Milan'ı eleyerek kalan 15 takıma güzel bir hediye yanında da göz dağı verdi. Diğer takımlar da beklenen sonuçları aldı genel olarak. Metalist fırtınası devam ediyor. Turnuvada ne kadar az İngiliz kalsa iyidir dedik: elde kaldı Man. City, iyidir yani.

Genel sonuçlar ve "Round of 16"e kalan takımlar şöyle:


Allahım Sana Geliyorum!!


Daha maç izlemeye girilen mekana oturmadan gol yemek nedir bugün onu da öğretti Galatasaray. ama bu Kocaeli maçından çok farklıydı benim gözümde. O maçtan sonra da elbet bu takım turu atlar düşüncesindeydim. neyse 0-1 başladı maç. Galatasaray topa dokunamadan golü yedi. Sonrası bir soru işareti. Şampiyonluğa oynayan bir Fransız takımına 2 gol atmak düşüncesi. Neyse atak üzerine atak geliştiriyordu Galatasaray. Maçın en kritik anı ise Mehmet Topal'ın sakatlığı olmuştu. omzu çıkmıştı Topal'ın. Belki bu olay Büyük Kaptan'ın belki de 2.yarı düşündüğü Kewell hamlesini öne almıştı. Yine ataklar, iyi yerleşmiş savunmayı açma çabalarıyla uğraşıyordu başta Arda olmak üzere herkes. Neyse 41.dakika da Barış muhteşem bir çalım ile sol kanattan adamını geçiyor, ardından çevirdiği topu Baros vuracakken Meira kesiyordu. Bu kesme Arda'ya asist oluyor, adeta Bordeaux savunmasındaki futbolcunun ayağının içinden geçiyordu. PlayStation'da bu golü yesen oyuna küfür edersin. Neyse sonra Harry Kewell'ın o sol ayağına top öyle bir oturuyordu ki, D-Smart'ın yerleştirdiği örümcek kamera'ları bile alıyordu adeta. Prekazi-Monaco, Hagi-Monaco'dan sonra Kewell-Bordeaux oluyordu bir adette. Hayır çıkmaz o top oradan. Değil Rame, Van Der Sar + Cech yapsan mümkünatı yok.
Neyse 2.yarı başladı. Blanc, Traore + Vendel'i çıkarınca Bordeaux orta sahası göçtü. Bomboş sahayı Galatasaray Cassio Lincoln'ün güzel asisti ve günün sahadaki yıldızı Arda Turan ile 3'ü buluyordu. 4-5'e gidecek maç Türk işine dönüyordu. Acı çekmeden, Heyecan yaratmadan, gerilim vermeden olmayacaktı. 3-3 oldu. Zaten attıkları 3 golü savunma asisti olarak yazmalı. Neyse Galatasaray yüklendikçe yükleniyor, herkes yazık oldu lan, ya olacak iş mi şu laflarını söylüyor, kimileri uğur deniyor, kimileri benim gibi dua ediyordu. O kadar dua ettim ki gol olsun diye, Adnan Hoca, işte Allah'ın varlığı diye beni gösterebilirdi. 13.kornerini kullanan Galatasaray sonunda Sabri ile ne varsa vuruyor, top ağlarla buluştuğu anda kimin ne yaptığından kimsenin haberi olmuyordu. Hayır üzerimde olan formanın elimde ne işi vardı bilmiyorum, hatırlamıyorum. Maçı yine Türk taktiği ile kazandı Galatasaray. Ruh, İnanç, Sistem, Taktik ne varsa sahadaydı. Bıraksalar Haldun Üstünel'de inecekti sahaya ama olmadı. Ama o 66 numaralı insan, yarı tanrı adeta. 92.dakikada top kornere çıkmasın diye gösterdiği o çabayı insan anatomisi ile ilişkilendirecek adama Harry Kewell'in aldığı örümcekleri vereceğim.

Özetle; Ne maçtı be! Bir Fransız takımına 4 gol atabilme. Hem de Bordeaux'a. Tek dikkat çekilecek nokta ise Galatasaray Savunması! Onu da sonra yazarım. Bugünlük böyle.

TSL 22. Hafta / Maçlar ve Hakemler



26 Şubat 2009 Perşembe

Jackson Avelino Coelho (aka Jaja)




Metalist Kharkiv'in "YARAN" adamı. Evet, adam bildiğin yarıyor. 1.89 boyuyla "AMC" Mevkisinde oynarken gerek rakip ön liberolara gerekse rakip defanslara önemli bir tehdit unsuru olarak yansıyor. Kendisini yeterli derecede inceleyecek kadar maçını izlemedim ama UEFA'da genel olarak Metalist'in performansını düşünürsek ve attığı iki gole bakarsak adam Avrupa'nın büyük kulüplerinde forma şansı bulur diye tahmin ediyorum. Hayvan gibi bir fizik, hayvan gibi sağ ve sol ayak, hayvan gibi deparlar...


Metalist Kharkiv takımı Jaja'yı 500.00 € karşılığında almıştı. Adam daha 22 yaşında. Transfermarkt'da adamın değeri an itibariyle 6.000.000 € ... Yani bugün sırf oradaki değeriyle bile satılsa adamlar ne kadar kâr edecekler ortada.


Eee, o kadar konuştuk. İki de golünü gösterelim adamın.

Birincisi UEFA'da tek yenildikleri takım olan Beşiktaş'a attığı gol:




Takımıma attı diye demiyorum ama efsane gol.

Akşam itibariyle Sampdoria'ya attığı gol de bu. Görüntü kalitesi falan düşük olsa da gözünüzde "net" olanını canlandırabilirsiniz sanırım:

Radu Horia Niculescu


Bu adamı herkes Galatasaray' ın 2001-2002 sezonunda oynadığı Liverpool ve Samsunspor maçlarından hatırlar. Attığı 2 gol ile Galatasaray' a hayat vermiş bir şahsiyettir, Samsunspor' a attığı gol şampiyonluğu getirdi diye rivayet edilebilinir.
Galatasaray dan ayrıldıktan sonra ise Beşiktaş tarafından denenmiş, beğenilmemiş; Ankaragücü ile anlaşıp 1 sezon daha Türkiye' de kalmıştır.Lucescu efsanelerinden biridir. Ayrıca internette araştırılırsa 98 dünya kupasında 2 maça çıktığı da öğrenilebilinir. Kariyerli golcüdür.2.00$ dır.

Vinnie Jones


Bay Richtie filmlerinin demirbaşı...

İngliz olmasına rağmen Galler milli takımında forma giyen, futbol kariyerine bakılırsa oynadığı takımların en büyüğü anca eski Chelsea ve Leeds Utd. olan bir insan azmanıdır kendisi.Zaten bunu fotoğrafa bakarak anlayabiliriz.

Dünya Futbolu



Sürekli olarak bir yerlere gider bu futbol. Hep aşağıya doğru gitmekte. Aslında değişen şey futbolun zekasının artması oldu. 2004'e kadar futbol dünya için rakibinden daha fazla atanın kazandığı bir oyun idi. 2004'te Yunanistan dünya futboluna rakibinizden az gol yiyin, hatta yemeyin ne de olsa elbet bir tane atarsınızı öğretti işte o zaman bu dünya futbolu iyice değişti. ne kadar takım varsa dünya üzerinde kendinden güçlü takıma karşı sahasında en az 9 kişi bekletip bir şekilde gol arama çabası içerisinde. bu çaba içerisinde başarılı olanlar ise hücum hattında 2 kişilik futbol oynayanlarda. böyle bir hücumunuz yok ise maalesef sadece savunan bir takımsınız. neyse artık dünya üzerinde alan daraltmayan, pres yapmayan, topun karşısında en az 9 kişi ile kalmayan, hücumcu kanat bekleri olmayan, santraforu 2 kişilik oynamayan hiç bir takım üst düzey başarı gösterememekte. oyunu ne kadar dar alanda oynayıp, rakibi o kadar boğar isen ve de ne kadar hızlı hareket eder isen o kadar avantaj sahibisin. tabii üst düzey fizik gücü zaten olacak. kısacası; dünya futbolu giderek daha dar alanlara sıkışan bir oyun haline dönmekte. zaten gol yememenin de tek çözümü bu. ne zaman geniş bir alanda rakibine yakalandın, ya golü yiyorsun, ya da tehlikeyi zor atlatıyorsun. zamanla bu olayın daha da ilerleyeceğini düşünürsek bu gelişmenin ileride her takımda en az 5 tane servet ya da lugano modunda adam ile oyuna başlayacak, bu adamların top kullanma yeteneği de olacak, yeri gelince hücumda önemli roller alacak. Geleceğin futbolcu stili bu gibi görünmekte. Nasıl Bolt atlet kavramına fiziği ile bir değişik yaklaşım sundu aynen öyle... daha güçlü, daha dar alanda, daha kıran kırana ama daha az gollü maçlar bizi bekliyor gibi. buna mı çözüm ne olur? 0-0 skoruna iki takımın da puan alamaması ileride galiba dünya futbolunu kurtaracak olay.

Hoca olmayan Erman..



25 Şubat 2009 Çarşamba

Şampiyonlar Ligi #Gün 2


"İngilizlere savunma yapmasını öğreteceğim" dediğinde Jose Mourinho acaba İngilizlerin gol yemeyerek kupalarda üst turlara çıkacağını düşünmüşmüydü daha önce. 2 günde 4 ingiliz takımının maçı. 4'ünün yediği toplam gol sayısı 0. Attıkları gol sayısı 3. Liverpool takım halinde o kadar güzel savunup alan daralttı ki, Arjen Robben bile o bildiğimiz Robben'den sadece tek gösteri sundu. Onda da Reina devleşti. Gerrard'sız hatta 60'dan sonra Torres'siz Liverpool, Heinze'nin aptalca bir faulu ile maçı aldı. Duran toplarda yaşadığı sorunu Real Madrid bir türlü çözemedi. 284 tane duran topu da rezalet kullanabilen bir takım evinde böyle savunmayı daha nasıl açabilirdi zaten. Raul ve Higuain'de şeker gibi eriyince Santiago Bernabeu'da "you'll never walk alone"ı duyduk.
Sporting evinde harakiri yapınca tura elveda dedi. evinde böylesine önemde bir maçta 5 yemek zor olsa gerek.
Chelsea, Hiddink ile eski teknik adamı Ranieri'yi eli boş gönderdi. Hiddink bu skoru İtalya'da iyi kullanır. Turu alır gelir gibi.
Villareal - Panathiniakos ise 1-1. Pana eğer evinde seyirci baskısı ile erken gol bulursa çeyrek finale adını yazdıracaktır. orada da şansına porto gelirse mucizevi bir yarı final neden olmasın.
2.gün sonunda İngilizler yarı finale eksiksiz gidecekler gibi. İspanyollar Barça ile tek kalacak. İtalyanlar ise takımsız da kalabilir, 3'te 3'de yapabilir. Ama bu işi bitirdi diyeceğimiz takımlar ise; Barça, Bayern Münih, Liverpool ve Porto. Ellerindeki bu fırsatı harcamazlar gibi görünmekte.

Bir Gün Herkes ...

Barkley


Arada futboldan da çıkmak lazım..

Yine Bir Bahar! / Sen Benim



Beşiktaşlı son birkaç sezondur bu haftalarda bahar havasına giriyor adeta. Şampiyonluk şarkıları çalınıyor ey yüksek sesle. Umutlar yeşeriyor ilkbahara girilirken. Yine Şeref Bey'de oynanacak büyük maçlar var... Taraftar yine umutlu. Cuma, Cumartesi, Pazar akşamları Şeref Bey'e gelin diyor, diyor da boş gelmeyin diyor.

Mükemmel bir beste yapılmış Antalya'daki kupa maçında deplasman otobüsünde. Dinleyin, dinlettirin, ezberletin diyorlar. Beste hüzünlü, bir Beşiktaşlının halini anlatıyor. Alışmışız nasıl olsa dertlere, kederlere; dinliyoruz...




Beste efsane. "You Will Never Walk Alone" gibi tarihe geçecek bir tribün şarkısı olacağı öngürülüyor taraftarlar arasında. Umarım her sezondaki gibi bu zamanlarda zirveye ilerleyen ve rakiplerini geçen Beşiktaş; ve sonrasında baskıyı kaldıramayan takımla tekrar geriye düşen Beşiktaş gibi kaybedilen maçlardan, şampiyonluklardan sonra dinlemek nasip olmaz. Zira bu "bahar havası" ardından gelen "hüsranı" yaşamak istemiyor Beşiktaşlı!

Juan Figer


Yıllardır adını bilip kendisini sokakta görsek tanımayacağımız bir adamdır kendisi. Ülkemizdeki bir çok futbolcusunun sözleşmesini yenilemek için aşırı miktarlarda paralar isteyen bir adam. Dünyadaki bir çok önemli futbolcunun da menajeri aynı zamanda. Figo'nun da menajeri, Robinho'nun da. Hulk'unda, Ze Roberto'nun da, Baptista'nın da, Lugano'nun da. Nobre'nin de. En son Nobre için iyi bir ücret istemişti Beşiktaş'tan. Ülkemiz şartlarında iyi olan bir futbolcu için istediği yüksek miktar verilmez ise başka takıma götürürümü hemen diretiyor. Mesela Alex'i ya da Nobre'yi avrupa topraklarında oynadığı takımlardan daha iyi takımlara götüremeyeceği kesin iken. Takımlar diretemiyor ya da rest çekemiyor maalesef. Mecbur sözleşme yeniletiyorlar. Çünkü kendisi ile ters düşmek ileride yapılacak bir brezilyalı transferinde kendisi ile karşılaşmak demek olacağından bundan korkuyorlar belki de. Neticesinde ülkemiz gündeminde daha adını çok duyacağız. Belki de Nobre'yi tekrardan Beşiktaş'la anlaştırır.

Soru:Futbolcu iken Bülent Korkmaz İle Laurent Blanc kaç kere karşı karşıya gelmiştir?




Bu soruya Burak sıfır, Murat altı olarak cevap verdi fakat doğru cevap sadece bir... O da 09.10.1996 tarihinde oynanmış ve 4-0 kaybettiğimiz Millî Takım özel maçında.

Fotoğraf: Beatles' ın 2000 de yapılan toplama albümü "One" kapağı.

Ooooooo

video

Ertem Şener Haftası (!)





"Şampiyonlar ligi haftası başlıyor" heyecanına kapılıp Inter - Man U karşısına geçerken unuttuğum bir şey vardı. Maçı Ertem Şener anlatıyordu. "Golsüz eşiktlik" ile biten maçı sanırsam Ertem Şener replikleriyle hatırlayacağız.

- O Inter pehlivanı! (Adriano için)
- Sezar'ın hakkı sezara! (Tabii normalde bunu söylemesi olağan bir kişi Ertem Şener. Ancak Julio Cesar daha kurtarışı yapalı 3 saniye bile olmadan bunu söyleyince insan "Lan bu kesin maçtan önce hazırlıyor bu replikleri" diye düşünüyor.)
- Topu alan Santon doğduğunda, Sir Alex Ferguson göreve geleli 5 sene olmuştu. (Hastasıyım be..)
- C. Ronaldo çalım repertuarı geniş bir futbolcu. (Yok yok, kesin maçtan önce ezberliyor bunları)

Şampiyonlar Ligi haftası geyiği bitsin artık, öyle demeyelim;
"Ertem Şener Haftası" diyelim.

24 Şubat 2009 Salı

Inter - Manchester United Genelinde Şampiyonlar Ligi


Kuralar çekildikten sonra da, maçların ilk düdüğü çalınana kadar da bu maç hakkında düşünce aynıydı. Manchester, Inter'i normal şartlarda eler. Ama normal şartları değiştirecek bir adam vardı Inter'in kenarında. İşte o denkleme bir kaç bilinmeyen katarsa Inter atlar turu düşüncesi de akıllardan geçiyordu. İlk maç itibari ile Manchester United ile Inter geçtiğimiz sene de karşılaşsa böyle bir oyun olurdu. Mourinho'nun ekstra bir büyüsü olmadı maça. Ferguson'da kazmalardan kurulu bir takım kurunca, Ronaldo ve Giggs'e kaldı Manchester'da. Tabii Jose takımı geri çekip uzun toplarla hızlı çıkma planı da oyunun ileri yönünü oynayamayan Inter ortasahası tarafından suya düştü. Ibrahimovic'in bu sezon oynadığı 124.maç olduğundan artık sadece yürümekte. bir maç yedek bıraksa Inter kötü. kenardaki birşeyler yapmalı buna. Julio Cesar ise maçın 0-0 bitmesini sağladı Inter adına. Ferguson'un kazma takımı ise iyi kapandı. Evans, Ferdinand, O'Shea, Fletcher, Carrick süpürdüler ne buldularsa. Ji Sun Park ise koştu, durdu. Zanetti gibi. burada 2.maç manchester lehine. açık ara. ama kenardaki adam yine birşeyleri değiştirebilir. beraberlik avantajı da elinde şu an.
Lyon - Barça maçında ise tek hatırladığım Benzema, benzemiyor kimse ona cümlesi idi. Juninho attı. 2.yarı ise Henry avantajı aldı elinde. Barça sol beki ise Puyol'du!
Atletico ise evinde Porto'ya turu verdi. 2-2 berabere kalıp orada yenmeyi düşünüyorlar ise çok çok zor işleri.
Arsenal - Roma ise iki savunan takımın maçı idi. Arsenal attı. 1-0'lık avantaj ile Roma'ya gidiyor. Gecenin en net sonucu onlarda gibi. Ama Vucinic, Totti, Baptista üçlüsü roma'da arsenal'i yakabilir ya da savunmasını aşamayabilir.

Geceyi ise müthiş bir vecize ile kapatmak istiyorum; "Ibrahimovic, Ronaldo bunlar 2 şutta 3 gol bulabilen futbolculardır."

p.s.; Juninho'nun Valdes ile beraber ağlara yolladığı harika gol ise olağanüstüymüş yahu.

Bülent Korkmaz / Josep Guardiola

Josep Guardiola; 6 La Liga Şampiyonluğu, 1 Kupa Galipleri Kupası, 2 Şampiyonlar Ligi Kupası, 2 İspanya Kral Kupası, 2 UEFA Süper Kupası...

Kariyerinin 11 senesi (1990-2001) Barcelona'da geçti ki altyapısı da Barcelona B takımında oluşturulmuş bir futbolcu. 2006 yılına kadar farklı ülkelerde farklı liglerde top koşturdu ve emeklilik yaşamadan Barcelona B takımının başına getirildi. Zamanında Barcelona B takımında yetişmiş biri olarak bu takım için mükemmel bir tercihdi ve teknik direktör olarak "pişmesi" için de uygun ortam vardı. Rijkaard kötü bir sene geçirince yerine Haziran ayında Guardiola getirildi. Takımı o oluşturdu, kamp yaptı, takıma kendisibi öğretti. (ki takım dünyanın en iyi kadrolarından biri) Sonuçta sezona Guardiola'nın Barcelona'sı başladı ve şampiyon ilan edilmeleri çok büyük bir "felaket" olmadığı sürece kesin.

Bülent Korkmaz; 8 Lig Şampiyonluğu, 6 Türkiye Kupası, 5 Cumhurbaşkanlığı Kupası, UEFA ve Süper Kupa... Kısaca kariyerine sığdırdığı 29 kupa ile en çok kupa kaldıran Türk futbolcu.
Futbolu bıraktığı senenin hemen ardından o da Guardiola gibi futbolun dışına çıkmadı. Gençlerbirliğinde Yrd. Antrenör oldu, 2007'de önce Kayseri Erciyes sonra Bursaspor'un başına geçti. Sonraki sene Gençlerbirliği'nde düşme hattından son anda kurtuldu. Şimdi sezon ortasında "çatırdamış" bir Galatasaray'ın başına getirildi.

Takım başka hocayla kamp yapmış. Ligin 21. Haftası bitmiş, Uefa'da 32'ye kalınmış. Nerden baksan otuza yakın resmi maç ve aylar "Skibbe Galatasarayı" olarak geçmiş. Yani Bülent Korkmaz'la Galatasaray'ın arasının bozulmaması için hiçbir neden yok! Bu kadar sorunlu takımının başına, bu kadar sevilen bir "kaptan"ı getirmek Galatasaray yönetiminin ayıbıdır! Anı kurtarmak adına yapılan bir hamle. Galatasaray şampiyon olursa diye geçiştir gitsin canım. Bülent'in teknik direktörlüğünü tartışmaya gerek yok, tartışacak malzeme yok.

Bana göre takım: yaz kampından itibaren başlayan, sezon sonunda biten bir süreçtir. Sezon ortasında teknik direktör değiltirilmez. Değiştirilicekse de Chelsea'nin Hiddink'i getirdiği gibi yarım sezonlık yapacaksın. (İstersen sonra devam et)

Teknik direktörün kim oluşu, getirilişi, görev süresi bir yana; işin kötü yanı yanlış bir başlangıç olacak Bülent Korkmaz Galatasaray'ı için.Mevcut kadronun ve oyun anlayışı'nın Bülent Korkmaz Galatasaray'ı olması durumunda gayet güzel ama değilse eğer Bülent Kaptan'ı zor geceler bekliyor hem Mecidiyeköy'de hem de Metin Oktay Tesislerinde. Gerçi Bülent Korkmaz Galatasaray'ı kendi futbolculuk dönemindeki Galatasaraysa işi cidden zor. O hırsı, isteği, azmi, "ruh"u sahada hangi futbolcu yansıtabilir merak konusu...

Yılmaz Vural


Türkiye ve Teknik Direktörlük mesleğinin yan yana geldiği herhangi bir yerde hemen akla gelen isimdir yılmaz vural. Hayatını bir gün çalıştıracağı üç büyüklerin hayalleri ile geçirdi belki de. çalıştırmadığı takım kalmadı gibi. futbolculuk kariyeri de var. Fair play ödülü de. Antalyaspor'un fenerbahçe'yi yendiği hafta 7.sıraya kadar yükseltmişti takımını. oyuncusuna sevinçten tekme de attı, sinirden de dövdü. 7.likten küme düşmesi ise yılın konusu olmuştu. kupa başarısı olarak 2 adet başbakanlık kupası kazandı. 3 kez 2.ligden bir takımı 1.lige yükseltti. 3 kez de yılın teknik adamı seçildi. ama hiçbirisi kenarda kendini yemesi, duygularını gizlememesi ve 4-0 önde oldukları bir maçta gol kaçtı diye kalp spazmı geçirmesi kadar akıllarda kalmadı. tabii bir de antalyaspor'un küme düşmesi sonucunda intiharı düşündüm cümlesi... sahalarda görmek istediğimiz insanlardan kendisi... duruşu, varlığı bile yeter.

ayrıca kemal sunal'ın gurbetçi şaban filminde de oynamıştır kendisi.

teknik adam kariyeri;

1986 - 1987 Malatyaspor 1.Lig
1987 - 1988 Malatyaspor 1.Lig
1988 - 1989 Antalyaspor 2.Lig
1989 - 1990 Samsunspor 1.Lig
1989 - 1990 Bursaspor 1.Lig
1990 - 1991 Karşıyakaspor 1.Lig
1990 - 1991 Adanaspor1.Lig
1991 - 1992 Bursaspor 1.Lig
1992 - 1993 Bursaspor 1.Lig
1993 - 1994 Gaziantepspor 1.Lig
1994 - 1995 Eskişehirspor 2.Lig (1.Lige Yükselme)
1995 - 1996 Eskişehirspor 1.Lig
1995 - 1996 Sarıyerspor 2.Lig (1.Lige Yükselme)
1996 - 1997 Sarıyerspor 1.Lig
1996 - 1997 Trabzonspor 1.Lig
1997 - 1998 Trabzonspor1.Lig
1997 - 1998 Gençlerbirliğispor 1.Lig
1998 - 1999 Kombassan Konyaspor 2.Lig
1998 - 1999 Çanakkale Dardanelspor 1.Lig
1999 - 2000 Bursaspor 1.Lig
2000 - 2001 Denizlispor 1.Lig
2001 - 2002 Diyarbakırspor 1.Lig
2002 - 2003 Adanaspor A.Ş 1.Süper Lig
2003 - 2004 Adanaspor A.Ş 1.Süper Lig
2003 - 2004 Çaykur Rizespor 1.Süper Lig
2004 - 2005 MKE Ankaragücü 1.Süper Lig
2005 - 2006 Antalyaspor A.Ş 2.Lig A Kat. (Turkcell Süper Ligine Yükselme)
2006 - 2007 Antalyaspor A.Ş Turkcell Süper Lig
2007 - 2008 Vestel Manisaspor Turkcell Süper Lig

(http://www.yilmazvural.com 'dan alınmıştır teknik adamlık kariyeri)

Spor Basınından Seçmeler #3 / Uçuş Serbest


Gazete ismine gerek yok. Ama kardeşim az usturuplu atın yahu.

Akılda Kalan




Galatasaray takımı ile yolları kesiştiği ilk günden son güne Michael Skibbe. ilk foto da Dortmund günlerinden. az daha kalabilseydi takımın başında Terim'le de karşılaşacaktı Dortmund maçında.

23 Şubat 2009 Pazartesi

24-25/02/2009 Şampiyonlar Ligi Haftası

Bu haftanın birinci tur maçları yarın akşam başlıyor ve iki gün boyunca muhteşem maçlar bizleri bekliyor. Umarız harika bir Şampiyonlar ligi haftası geçiririz. İki günün programı şöyle:

-tam boyut için resmin üzerine tıklayınız-




Star Tv bir gecede biri naklen biri banttan iki maç keyfi sunmaya devam ediyor.

Salı: 21.45: Inter-Man U. (Canlı), 23.50:Arsenal-Roma (Tekrar), 01.30 Şampiyonlar ligi maçları özetleri

Çarşamba: 21.45 Real Madrid-Liverpool(Canlı), 23.50:Chelsea-Juventus(Tekrar), 01.30: Şampiyonlar ligi maçları özetleri

Demirörenleştiremediklerimizden misiniz?



Türk futbolu son yıllarda hatalarla yönetiliyor adeta. Hata yapan, diğerinin yolunu açıyor. Tabii bu doğal bir şey; ancak çoğu zaman kişiler/kulüpler sadece başkalarının hatalarıyla "görünürde" başarılar yakalasa da aslında hatalar diz boyu. Sosyolojik tespit yapma gereği duymuyorum ki zaten hepimiz milletcene "dün"leri çok çabuk unutuyoruz; işimize geldiğinde.

Yıldırım Demirören... Son 20 yılda Türk Futbolunun başına gelen en ilginç isimlerden biri. Yönetciliğine tabii ki diyecek bir şeyimiz yok. Aynı şeyleri binlerce kez farklı kişilerden duymaya herkes sıkılmıştır zaten. İşin ilginç yanı, diğer kulüp yöneticilerimiz bu adamdan hiç mi ders çıkarmaz?...

Aziz Yıldırım: Yıldırım Demirören'in daha bir "ağır abi" olanı, daha bir paralı olanı. Transfer alanında en çok eleştirilen adam olan Yıldırım Demirören'den ne farkı var Aziz Yıldırım'ın?
Josico, Maldonado, Gûiza, Aragones... Hepsi Yıldırım Demirören'in balonlarından çok daha balon, çok daha pahalı adamlar. Sonuç mu? "Bidon dolusu Fenerbahçe"...
Hepimizin elinde malzeme var rahatız. Yıldırım Demirören Başkanlık yaptığı sürece çok daha malzeme verir kendisini eleştirmeyi seven bizlere. Ancak Aziz Yıldırım'ın malzemeleri de az değil hani.

Adnan Polat: Adnan Polat'ın çok sevilmesindeki birkaç etken
  • Özhan Canaydın'dan sonra başkanlığa gelmesi
  • 20.45 Muhabbetinin tutması
  • Galatasaray çıkışlı olmaması (tabandaki taraftar kitlesi, tabunun yıkılmasından memnun)
  • Ağır Abi hareketleri
Peki hatırlayalım bir. Beşiktaş'ın hakları yeniliyor, sürekli hakem hataları falan... Ortalık kızışcak, ancak basın Demirören'e karşı bir tavır alıyor. Barkovizyonda oynatılan hatalarla falan dalga geçiyor basın adeta. Aynı dönemlerde Galatasaray hakemleri destekliyor, "arkanızdayız" diyor yönetim. Pekala Kayseri ve Sivas maçları sonra olanlar. Dünyanın en komik itirazları... Adnan Sezgin bir gösteri yapıyor, video'lar falan. Cidden Adnan Polat beğendiğim bir yöneticiydi; bu sene adeta sildi kendisini. Çok başarısız bir yönetim gerçekleştirdi. Skibbe'nin otoritesini kendi elleriyle yıktı. Teknik Direktör yurt dışındayken yardımcıları takımdan gönderildi, sezonun ortasında "kafasının üstüne" bir "kalli" yerleştirildi. Futbolcuları da aynı şekilde yarıştan kopartan adam da Adnan Polat oldu. Galatasaray futbolcusu artık gamsız! Kaybetmek artık koymuyor belli ki. Maç biter bitmez yönetici hakemlere saldırmaya başlıyor, taraftar da öyle. Galatasaray futbolcusu neden üzülsün ki? Suçlu belli! Aklıma ister istemez Yıldırım Demirören'in
hâl ve hareketleri geliyor, hataları geliyor. Adnan Polat'ın önünde böyle bir örenke varken nasıl aynı hataları kendi de yapıyor anlamış değilim.

Aziz Yıldırım ve Adnan Polat. İlginç bir şekilde Türkiye'nin en başarısız kulüp başkanının izinden gidiyorlar. Anlayabilmiş değilim!

İddiam devam ediyor: Let's kick out of football!

Taner Gülleri


Hakkında birşeyler yazmamak ayıp olur. Galatasaray'a 4 gol attı bir maçta. 4 gol. Galatasaray'a, Fenerbahçe'ye, Beşiktaş'a gol atan adamın torununa anlatacağı bir hikayesi olurken Taner'in destanı oldu. Galatasaray'a 2 maçta 5, Fener'e, Beşiktaş'a, Trabzon'a da attı. hep kaybetmişlerdi. bu kez kazanana kadar attı. soyunma odasından da attı. otobüse binerken top görse oradan da atardı. 2.lig maçlarını takip edenlerin aslında yakından tanıdığı bir futbolcuydu. tanıyorlardı. sonunda kaderi 33 yaşında ona güldü. pek de düzenli bir futbol hayatı olmadı. sürekli gitti gitti geldi. ama bugün ve bu hafta en fazla bahsedilecek adam olacak. Belki takımı küme düşecek, belki bugünden sonra kurtaracaklar kendilerini ama onun önderliğinde futbolcuların akıllarında ve kariyerlerinde bir zafer yer alacak.

Büyük Kaptan- Büyük Hoca?


Burak bir alttaki posta güzel anlatmış olayları. Bense en sevdiğim adamın klübün başına hoca olarak gelmesinden sadece mutluluk duyan bir taraftarım, umarım Cesur Yürek bu takıma çok şey katar...

Skibbe - Büyük Kaptan


Herkes perşembenin gelişini bekliyordu şimdiden. Skibbe en geç Bordeaux maçından sonra gidecekti. Kendi adıma Bordeaux'u eleyip o akşam istifa etsin istiyordum. Teknik direktör kariyeri kötü olabilir ama Ertuğrul Sağlam gibi olsun istedim. Ona benzetiyordum. Onun gibi kazansın ve gitsin. O kadar bile beklemedi yönetim. İki türlü risk alacaktı. ya hocanın son maçı olarak uefa, ya da yeni hocanın ilk maçı olarak uefa. 2.sini tercih etti. Skibbe'yi Galatasaray 5 yediğinde tanımıştık, 5 yediğinde elveda dedik. Son açıklamalarında da takım savunmasından şikayet etti. Savunma sıkıntısından bahsetti giderken bile. İyi teknik direktör değildi ve gitti. yerine gelen ise Bülent Korkmaz. teknik direktörlük kariyeri Skibbe'den iyi değil. neden getirildi. basit. taraftarın vuaaaaööaa büyük kaptan seslerinin yönetim seslerini çıkartmayacak kadar yükselmesi. bir hedef şaşırtma. taktik olarak, teknik olarak ne katar zaman gösterir. Motivasyon anlamında ise başarılı olacaktır. malum türk takımları gazla ilerler. taktik, teknik bir yere getirir gerisini gaz, efor, ruh kazanır. zaman gösterecek ne olacağını. sonuçta yedek kulübesinde artık Büyük Kaptan teknik direktör. Meira'ya birşeyler katsa şu yaşında yeterlidir. Neticede Galatasaray'a hayırlı olsun. Perşembe günü tribünlerin ilk haykıracağı onun ismi olacak. Büyük Kaptan diye bağıracaklar. onun işi ise daha zor. İlk maçı Bordeaux. Zaman gösterecek.


22 Şubat 2009 Pazar

Rotasyon ve Rafael Benitez


Dünya futbolu 2050 yılında geriye döndüğünde nerede hata yaptık derse bu adamın ismi ilk sıralarda olacaktır. birincisi ise Otto Rehhagel'in olacağı muhtemel sıralamada. bir hastalık bunun ki. takımının bir senede yaklaşık 55-60 maç yapmasını kaldıracak bir çalışma için bunu yaptığını düşününce gayette iyi bir düşüncedir denebilir. ama bu bir saplantı oldu artık. 2 maç üstüste aynı kadroyla takım çıkarmamaktan takımdaki oyuncular bile yanındaki oyuncuyu 3-4 maç sonra görebilmekte. portsmouth ile kader maçına çıktı deplasmanda. puan kaybı bile manchester'ın farkı açma nedeni idi. maça N'gog ile başladı. Fernando Torres ve Kuyt'suz. 75'ten sonra bu ikili girdi oyuna. maç 2-1 portsmouth liderliğinde idi. 3-2'ye getirdi bu ikili. ama o rotasyonunu savunuyordu. sürekli olarak bir adamı üst üste 3 maç oynatmama onun için adeta bir yaşam tarzı. sonuç mu ne? ligde büyük avantaj sağladıkları dönemin kayboluşu ve yine ön eleme oynayarak gidilecek bir şampiyonlar ligi. kazanan ve en üstte bir Sir. kupada da bir real madrid maçı. Hiç Inter maçı izlemiş midir acaba Benitez? Cambiasso, Muntari, 35'lik Zanetti, Ibrahimovic ya da Xavi, Toure, Keita, Dani Alves kaç kez yedek kalmışlardır. dünya futbolu sadece 1 kez başarıya ulaşmış bu sistem yüzünden, deneyen veya denemeyen hocalar yüzünden ne kadar eleştirilip kaç sene kaybedecektir. Acaba kendisi de bir gün rotasyon'a kurban gider mi? İngiltere olduğundan rahat tabii yeri.

Beşiktaş olmak.


Eskiden böyle değildik, hatta benim hatırladığım, bildiğim hiç bi zaman böyle olmadık. Kimin oynayacağını hep bilirdik; bildik.Sağ bek Cihan Haspolatlı, sol bek Orhan Ak olsa dahi bilirdik fakat şimdi "rotasyon" diye bir kelimeyi Spormax'te L'pool maçı izlerken duymuş bir hocamız var.

Maçın başı gene aynı sıkıntı ile karşı karşıyaydı taraftar. Nedir? "ya bu takımda kim nerede oynuyor?"
Emre Güngör, hayal kırıklığına uğratıyor; ofsayt kavramını idrak edememiş. Sabri Sarıoğlu Sağ Bek? Sağ kanat? Sağ Açık? hangisi birisi bunu da söylerse sevineceğim. Lig TV önce Skibbe' yi sonra da Fatih Terim' i gösteriyor benim sabrım taşıyor; tamam iyi rotasyon yaparsınız da, 21. haftaya geldik hala sistem belli değil mi? Hakan Balta bu ülkenin en iyi sol beklerinden biri değil mi? Bu kadar mı sistemden vazgeçiren bi kadro yapımız var? neyseki sonra Mehmet Topal atıyor bir tane de 30-40 dakika sonraki kıyamet e hazırlıyoruz kendimizi...

Tam bir film gibiydi aslında; şöyle düşününce Christopher Nolan filmleri yanında tırto kalır. Öyle bir Kocaelispor var ki; savunma yapmayı bilmiyor. Aynen sarı- kırmızı formalılar gibi. Ama sonra ne oluyor? Hücum oyuncuları giriyor oyuna daha fazla... Daha da fazla...


Devre arası yorumları geliyor; Bülent Tulun' un ağzından nadir de olsa veciz bir yorum; "Sabri' ye sol elle yemek yediremezsiniz." iyi de Skibbe paşa onu "sol" a alıyor?!?

İkinci yarıda Galatasaray da Arda oyuna giriyor, gene; yine; yeniden takımı kurtaran adam olmaya çalışıyor. Yahu birazda oyunu aklında tutsan be Arda Turan? Bu vesileyle de Güz Gülleri yaşanıyor Sami Yen' de...

Taner Gülleri; bu adamı hatırlamamız lazım, geçen yarı 4 büyüklere de gol attı. Bu yarı ise Galatasaray' a 4 gol birden attı.Takımını değil, ismini aklımızda tutturuyor.Gerçi Kocaeli' nin bir de sağ beki var ki İskoç. Travis, Manics filan dinlerken kendini "körfez" de bulmuş belkide.

Neyseki maç bitimine yakın aklımıza geliyor "Aynı Beşiktaş gibi olduk" Sinan Engin var, Tigana/Ertuğrul Sağlam/Denizli var...Tabii ki bunun akabinde saçma sapan bir takım var ve maçı tamamlıyor. Eve giderken cebimde erimiş çikolatalarım var ve maç öncesi "melenk" neşem kalmamış...

O değilde, Gheorge; Lincoln ne attı ama değil mi? Hatırladın mı 10' un sevincini?