24 Ekim 2009 Cumartesi

Eskişehir Bandosu





Ülkenin önemli futbol şehirlerinden biri Eskişehir.

Ancak taraftarın bir şeyi anlaması lazım ki o da Beşiktaş maçında, Beşiktaş tribünlerinin marşlarını söylerseniz komik olur.

Beşiktaş'ın yabancılar zaten Türkçe bilmiyor, İnönü'den alıştığı "melodiye" orada rastlayınca pek bir "etki" hissetmiyorlardır.

Bir de şu "ıslık" konusu var. Yerine göre iyi oluyor ıslıklar ancak bir melodiyi ıslıkla çaldı taraftarlar. Tahminimce kendi oyuncuları bile rahatsız oluyorlardır.

Ancak destek konusunda 90 dakika saygıyı hakettiler diyebiliriz.

Eskişehirspor 0-1 Beşiktaş





Denizlispor, Kasımpaşa, Wolfsburg ve Eskişehirspor.

Beşiktaş'ın zor döneminde "merdiveni" oldu bu takımlar.

Maç hakkında diyecek fazla bir şey yok. "Kötü maç nasıl olur?" sorusunun cevabının 90 dakika sahaya dökülmüş haliydi.

Takım halinde iyi savunma yapan bir Beşiktaş Eskişehirspor'a tabiri yerindeyse "direndi". Ferrari ve Sivok'un eksikliği çok hissedilmedi. Tandemdeki İbrahimler zaman zaman yerinde müdahelelerle oyunu kurtardı.

Ümit Karan'ın hırsının motivasyonuyla Galatasaray'dan deplasmanda 1 puan alan Es-Es, Burak Yılmaz motivasyonunu değerlendiremedi desek yeridir.

Bobo kayboldu, Nihat hâlâ kendini kanıtlama peşinde. Fink, Ekrem, Üzülmez iyi oyun çıkartanlardandı. Burak Yılmaz, Beşiktaş'ın ve Fenerbahçe'nin futbolcusu olmadığını kanıtladı bu gece yine.

Zor zamanda önemli bir 3 puan aldı Beşiktaş.

Kötü maç, şansın da yardımcı olduğu bir gol, kazanılan bir 3 puan, iki maçtır "deplasman takımı" gibi oynayan takım. Kontrollü, sabırlı bir oyun. Bakalım ilerleyen günlerde ne olacak. Hem Avrupa'da hem de Lig'de ilginç günler bekliyor Beşiktaş'ı.

İnce çizgide ilerliyor Beşiktaş hâlâ. Bir anda iyi kötü, kötü iyi olabilir.

Adından Utan Atletico Madrid !!


Evinde Real Mallorca ile karşılaştı Atletico. Forlan ile penaltı kaçırdı. Rakibi 10 kişi kaldı. Rakibi 9 kişi kaldı. Forlan'ın penaltıdan attığı golle 1-0 öne geçti. 9 kişi oynayan rakibine karşı maçı 1-1 berabere bitirdi. Resimde gördüğünüz cansız mankenleri koysaydınız sahaya 1-0 bitirirdi 9 kişi kalmış rakibe. Ayıptır. Ayıp. Hem de evinde 9 kişi rakibe karşı 1-1 berabere kalıyor Atletico Madrid.

"superclasico"


Tarih: 25 Ekim 2009
Saat: 21.15
Stad: El Monumental
Yayın: NTV Spor
İki takım da güzel günler geçirmiyor. Ancak maçın önemi konusunda kimsenin şüphe taşımadığı bir karşılaşma. Her ne kadar takımlar kötü gitse de bunun adı "superclasico"dur.
Boca maçın favorisi sayılıyor doğal olarak.
İddaa ev sahibi River'a 2.60, Misafir Boca'ya 2.10 veriyor. Şans oyunları severler için güzel maç bence.
Aklım Boca kazanır dese de gönlüm River'dan yana.

23 Ekim 2009 Cuma

Daum'un Derbi Sakatlıkları


Daum'un 3.gelişi bu ülkeye. Hani, daha önce birşeyi yapıp o şey ile sizi izleyen insanları mutlu edersiniz ya, Daum bunu çok kullanıyor. Lakin bazı şeyleri hala devam ettirmesi artık bayıyor ne yalan söyleyim. Bu hafta içerisinde muhabbet ettiğim Fenerbahçe'li, Galatasaray'lı, Beşiktaş'lı arkadaşlarımın hepsi Fenerbahçe'li as futbolcuların sakatlandığı haberlerine pek itimat etmiyordu. Hepsi oynayacak onlar diyordu. Çünkü sakatlıkları felan öyle derbide oynamalarına engel şeyler değil. Hatta sakat olmadıklarını bile iddia edebilirim. 2003-2004 senesinde yine derbi öncesi Pierre Van Hooijdonk'un sakatlandığı haberini yaymıştı Daum. Hatta Hooijdonk'a bile sakatım demesini söylettirmişti maç sonu Pierre'in açıklamalarından öğrendiğimiz kadarı ile. Peki bu derbi öncesi sakat denilen adamlar kimlerdi? Alex. Lugano. Güiza.

Pazartesi günü sakat, 2'şer hafta oynayamaz denilen adamların 2 gün kala, sapasağlam olmaları şaşırtmıyor hani. Hepsi bir anda oynayabilecek duruma geldiler bir anda. Hele Güiza 1 ay yoktu Pazartesi.

Biraz yenilik istiyoruz kendisinden. O da açılım yapsın. Derbiyi düşünmüyorum diyerek aslarını sakat bahanesi ile derbiye saklamasın.

60 Dakika Bükreş 30 Dakika Fenerbahçe

Maçın 90 dakikası 60 dakika Bükreş 30 dakika Fenerbahçe dağılımı yaşadı oyun olarak. İlk 60 dakikada rakibi çözmek için Kewell-Caner'den, Sabri-Keita'dan, Elano-Nonda ve kanatlardan oluşan varyasyonları denedi durdu Galatasaray. 2-0'dan sonra Trabzonspor hatasına yine düştü. Bu kez rakip atamayınca ve 2.yarı golü erkenden bulunda maç 60'da koptu. Gerisi Galatasaray yarı sahasının 30m'sinde Servet-Mehmet Topal-Leo Franco üçgeninde geçen paslaşmalar. Hani aktif dinlenme derler ya, bu direk pasif dinlenme. 4-1'e gelip, sonrasında biten maç.

4 atılır elbet bir maçta da, Uğur'un kaptan olması 4'ten daha önemliydi.

22 Ekim 2009 Perşembe

Steaua 0 - 1 D-Smart


D-Smart logosunun kendi yarı alanına bakan diliminin, D-Smart yazısındaki çizgi ile birleştiği noktada öyle güzel buluştu ki Emre Tilev, yayınını ve patronunu harika dömi-volesi ile 1-0 öne geçirdi.

Şimdi izleyenler düşünsün !!

Ne Opel Mercedes, Ne de Lamborghini!





Kendisi gelmeden "Aida Yespica" geldi. Bazıları kendisini " ½ Gökhan Zan" ilan etti.

Pozisyonlarda ağır kalıyor, kariyeri boyunca para etmemiş, İtalya'nın basit bir stoperi vs...

Daha sahaya adım atmadan memleketten kovulacaktı neredeyse.

Ancak sahaya çıktığı ilk günden beri "stoper budur" dedirtti, kapak üstüne kapak geldi kimilerine. Kendisi hakkında en saçma eleştirileri yapan Sayın Demirkol'a da güzel sözlerim vardı bir Beşiktaşlı olarak, ancak tüm Beşiktaş blogları gereken şeyleri yazmış.

Hele dünkü maçta bir pozisyon vardı ki Dzeko 2 değil 20 kere şut çekse Ferrari engelleyecekti.

Ne Opel, Mercedes
Ne de Lamborghini

Seviyoruz Seni
MATTEO FERRARİ

diyor Beşiktaş taraftarı, boşuna değil.

Kim Bu Topu Süren Adam ?

İlk soru kolay olsun bakalım. Biz de "kim bu"lara başlayalım istedik blog olarak. Kim bu Rıdvan'lı, Selçuk'lu, Metin Tekin'li Ulusal Takım'a karşı bir gol atan adam? Kim bu adamın o zaman ki teknik direktörü?

İpucu 1; Golü de frikikten attı bu adam.
İpucu 2; Rakibin hocasına ipucu yok. Tahmin yeteneğinizi kullanın ;)

Denizli'yi Tahmin Etmek


Bunu yaptım. 1 yaklaşıkta olsa doğru kadroyu buldum. Kafamdaki kadronun Denizli yansıması Üzülmez bile şaşmadı. Açık söyleyim, Wolfsburg'un yenmesini bekliyordum. Ama Denizli'nin Fink, Ernst, Ekrem'den 3'lü bir blok yapması halinde Glasgow maçı gibi bir skoru da göz ardı etmemek gerektiğinden de bahsettim.

Neydi o Glasgow maçı, onla başlayalım. Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi ile önünde tek engel kalan Glasgow Rangers ile eleme maçları oynayacaktı. Deplasmana gidildi. Denizli, yine sürprizlerini sunarak 4'lü defans önünde 4'lü orta saha bloku ve önlerdeki forvetleri geriye çekerek, inanılmaz bir alan savunması yaptırdı takımına. Rapaiç'i bile kendi yarı sahası ortasında görebiliyorduk maçta. Tore Andre Flo'nun topla buluştuğu tek yer orta saha yuvarlağı idi. Öyle bir savunmaydı o. 2.maçta da rakip erken gelen golle bitti.

Bugün de haliyle daha hızlı, daha istekli Wolsfburg'a karşı bu zaman zaman açık verse de, Ferrari'nin muhteşem oyunu, Rüştü'nün top sektirmemesi yani daha az sektirmesi ve Wolfsburg'un oyun planlarının temeli Gol'ün gelmemesi Grafite'yi ve Wolfsburg'u dağıttı. 10 kişiye daha cesur olunabilir mi? Bu takıma karşı, böyle bir durumda hayır. Çünkü, rakibin hücum hattındaki 3'lünün gol sayısı Beşiktaş'ın geçtiğimiz sezondaki golü kadar. Onların sinirleri bozuldukça, Beşiktaş mental olarak üste çıktı ve çok diri olmaya başladı. 2.maçta Fink yerine Tabata başlaması ve 4-2-3-1'e dönülmesi Wolfsburg karşısında 3 puanı getirebilir.

Neticede Beşiktaş, Wolfsburg deplasmanından kendi oyun yapısı ve rakibinin oyun yapısı gereği puan alabileceği skorlardan birisi ile döndü. Şimdi, aynı yapının 2 finali var İnönü'de. Wolfsburg ve Cska. 2 maçta 6 puan ile en kötü Uefa, en iyi 2.lik gelecektir.

21 Ekim 2009 Çarşamba

Lighthouse & Sundown


Lost'un son sezonu yaklaştıkça, bilgiler, bölüm adları şekillenmeye başlıyor. 6.sezonun 5.bölümünün adı Lighthouse. 6'nın 6'sı ise Sundown. 1.sezon paralelliğinde giden bölümlere göre sırasıyla Jack ve Jin-Sun merkezli bölümler.

6-1'de ise sapasağlam Los Angeles'e inen yolcularımızı göreceğiz sızan bilgilere göre. Claire ile Kate'i bir takside hastaneye doğum yapmaya yetişmeye çalışırken izleyeceğiz. Olay yerinde Doktor istenirse de tabii ki, doktorumuz Jack Shephard olacak.

Gıcık Yetenekler / No 1 / Kazım Kazım



Yeni bir seriye başlıyoruz, hadi hayırlısı.


Seriye Türkiye'den başlayayım dedim. Bu "gıcık" sıfatına en uygun isim de Kazım'dır herhalde. Sinir bozucudur, adamı gıcık eder; çünkü:
- Yürüyüşüne bile kıl olabilirsiniz, gevşek gevşek dolanır sahada.
- Bazı pozisyonlarda basit oynamaz, rahat rahat dolanır, kolay bir çalım atar. Hem rakibi hem de kendi takımını gıcık eder.
- Maç sonu röportajlarında ağzında sakız, başı fazlaca yukarıda, gevşek tavırları; adamı her daim gıcık eder. Gıcık bir tiptir zaten genelde.
Kendisine gıcıklığının zirvesi ise gene oyunudur. Yetenekli adamdır tamam da, oyuna yaymaz yeteneklerini, bir vardır bir yoktur. Bazı hareketleri var ki (Son vuruş, çalım, depar vs) onları tüm oyuna yaysa alanının en iyilerinden biri olacak ancak istikrar yok. Bu özelliği zaten kendisine kendi taraftarlarının bile gıcık olmasını sağlar.
Bu arada gıcıklık ile sempatiklik arasında çok ince bir çizgide dolandığı anlar bile vardır. Geçen sezon attığı golden sonra yaptığı garip dans... Ben çizginin "gıcıklık" tarafına ittim Kazım'ı.
Yetenekleriyle takımımda görmek isteyeceğim, hareketleriyle görmekten nefret edeceğim adamdır kısaca.
Fenerbahçe Resmi Sitesindeki fotoğrafı bile kendisini seriye dahil eder:


20 Ekim 2009 Salı

Barcelona da Yenilir Hem de Gökdeniz'in Golüyle !!


Camp Nou'da Barcelona, rakibi ceza sahasına girmeden yenildi desek, yenilmesini bırakın ceza sahasına girmeden yenilmesine şaşırırsınız herhalde. İlk dakikada kaleci degajı ile başlayan atakta Ryazantsev 35m'den çatalı görünce maç 0-1 başladı. Sonrasında cılız Barça atakları, 11 kişi savunma çabaları. 2.yarı başında da Zlatan'ın enfes bir vuruşu. 1-1. Sonrası %71'e %29 topla oynama yüzdesi, kaleye isabetli tek şut çeken Rubin Kazan'ın ani bir atağı. Gökdeniz'in Marquez'in yanına otoban döşeyip geçmesi ile atılan bir 2.gol ve Rubin Kazan direnişi. Kazan'ın hocasının elinde tespih dua etmesi ve topun yan direkten dönmesi ise belki de emeklerinin bir hediyesiydi Tanrı tarafından. Kaleye çekilen 2 şutta atılmış 2 gol. Bırakın kaleye çekilen şutu, ceza sahasına 2 kez giremedi Rubin. 1 tane de korner attı. Ortalama ise 12 km koştu Rubin.

Inter ise Dinamo'ya diş geçiremedi. Jose, sağlam bir gider yapacaktır. Sinirli sinirli bakıyordu. Hakkıdır da yani. 2-2 bitirdi evinde Dinamo ile. 3 maçta 3 puan.

Lyon ise adım adım geldi ve Liverpool'u yendi. Liverpool'un adı 1-0 yaptı sadece. Gerisi Lyon'un güzel oyunu ve harika 2 atağı ile gelen 2 gol. Harika ataklar ama. Harika.

Debreceni - Fiorentina maçı ise tenis maçı gibi. Savunma yapmayı unuttular maçta. Harika goller oldu. Debreceni'nin 2. golü enfes. Fio'nun da 3.golü.

Urziceni - Rangers ise komedi. 1-1 olduktan sonra 3 tane duran top organizasyonu, 3 tane gol olmayacak topun Rangers'lılara çarparak bir anda 1-4'e maçı getirmesi.

Stuttgart - Sevilla'da muhtemelen Stuttgart hocasının son maçı olur. Stuttgart'ın golü de muhteşem.

H grubundaki iki maçta da son dakika golleri skoru belirledi. Olympiakos 3 puanı, Alkmaar ise 1 puanı koparmayı başardı.

Sonuç olarak; Barcelona'da yenilebiliyormuş. Hem de kalesine gitmeden.

Nostaljik Zlatan



Nostaljik dediysek, topukla atamıyor demedik! Hem de İtalya'ya.

Ali Sami Westfalenstadion


Galatasaray'ın Westfalen'i ele geçirdiği günlerden birisiydi yine...

Wfl Wolfsburg - Beşiktaş


Uzun süredir maç öncesinden maç analizi yapmıyordum, yapayım bugün. Kafadan dalayım, sonra ayrıntıya ineceğim. Beşiktaş'ın Wolfsburg'u yenme olasılığı, içeride Manchester United'ı yenme olasılığından çok daha az. Neden mi? Aslında bir çok neden var. Takım, camia, performans gibi bir sürü neden. Maddelerle yazayım.

Beşiktaş; Beşiktaş, sahip olduğu kadronun oynayacabileceği en kötü şekilde top oynuyor olması nedeniyle bile dezavantajlı durumda. Bunu bir yana bırakırsak, Beşiktaş takımının bir sonraki maçı düşünerek dikkatli oynaması bile görünürde yok. Düşünmemeleri gerek normalde ama, uzun maratonlarda dikkate alınması gereken şeylerdir bunlar. Kasımpaşa maçını 9 kişi bitirip, Es-Es deplasmanına gitmeyi nasıl düşünüyorlar bilmiyorum. Cevabı da belli. Çünkü futbolcular için final, önlerindeki 90 dakika. Başka maç yapmayacaklar gibi oynamaları bir eksi. İnanılmaz derecede hırs küpü durumundalar. Şampiyonlar Ligi'nde bu ters, ters bir hakemle sarısız kırmızılara dönüşebilir. Klasik olarak da çıkacak ilk 11'in bilinmemesi var tabi.

Rakip'in Şampiyonlar Ligi Serüveni; Wolfsburg'un Şampiyonlar Ligi için yeni bir takım olması, buraya birşeyler ispatlama çabalarında olmalarını gerektiriyor. Sahip oldukları ünvan da Bundesliga Şampiyonu olunca yükleri biraz daha artıyor, hırsları biraz daha kamçılanıyor. İspatlamayı da başarıyorlar. Old Trafford'da Manchester'a karşı oynanan oyun, evlerinde Cska'yı yarım saatte bitirmeleri, açlıklarını gösteriyor. Yarın oynayacakları ise direkt 2 rakibinden birisi Beşiktaş.

Fikstür; Beşiktaş'ın şansı olabilecek durum ise, kendisi peşpeşe Wolfsburg ile oynarken Manchester peşpeşe Cska ile oynayacak. Yani; deplasmanda kaybetse bile içeride Wolfsburg'u yenmesi hatta berabere kalması, Uefa için Cska ile İnönü'de final niteliğinde bir maça götürecektir.



Gol; Wolfsburg'un en büyük güvencesi, aynı zamanda handikapı olabilir. Wolfsburg'un 80 gol atıp 42 gol yiyerek şampiyon olması güvencesi olan golün ürünü. Bu güvencenin handikapa dönmesi, gol bulamamalarından ileri geliyor. Bu handikapları da deplasmanlarda ortaya çıkıyor haliyle. Gol bulacaklarını düşünüp, gol bulamazlarsa onlar için sıkıntı olur. Beşiktaş'ın bu statik oyun anlayışı ile zor ama Fink-Ernst ve Denizli Joker'i Ekrem ile kurulacak bir orta saha, 2000 Ağustos'unda Glasgow deplasmanında yapılmış, muhteşem kademeli savunmayı uygulamada faydalı olabilir. Beşiktaş'ın da gol yememe konusunda ligde iyi durumda olduğunu söylesek bile, Galatasaray maçında 3 atak yiyip 3'ünde golü görmeleri savunmalarının da sıkıntısını gösterebilir. Gol atmaları konusu da zaten felaket.

Duran Top; Zvjezdan Misimovic gibi bir duran top ustasının, Volkan'ı da içeri sokarak attığı frikiği düşününce Beşiktaş adına durumun 2 kat daha vahimleştiği bir olay bu duran top. Kornerlerin de işin içine girmesi ile Dzeko ve Şl'de kendinden geçen Grafite ikilisinin tehlikelerini artıracaktır. Beşiktaş içinse duran top sanki bir külfet. Böyle maçlarda gol bulmanın en kolay yoludur duran top. İyi bir organizasyon veya iyi bir duran top kullanan büyük bir kozdur. Rakip takımı cezasahasına gömmenin başka bir yolu yoktur çünkü. Rakibin gol atmayı düşünmediği anlardır bunlar. Savunmada hücumcuların da olmasından dolayı, savunma aslında el bombası durumundadır. Lakin Beşiktaş 288 tane korner atmasına rağmen sıfır tehlike yaratıyor bu durumlarda. Duran top çalışmamalarından meydana geliyor bu da. Korneri atmak için atıyorlar yani.

Gelelim kendi düşüncemdeki kadroya. Wolfsburg'a karşı Beşiktaş nasıl kafa tutar, nasıl etkili olabilir kadrosu. Denizli tutturtmaz ya neyse.

Kale; Rüştü
Defans; Toraman - Sivok - Ferrari - İsmail Köybaşı (Burada Üzülmez olacaktır)
Orta Saha; Fink - Ernst - Ekrem
İleri 3'lü; Tello - Bobo - Nihat

Beşiktaş'ın gol bulamaması düşünülünce 1-1'den yukarısı Wolfsburg lehine gidecek skorlardır. Amaçta zaten gol yememek ve bir tane bulup rakibi bozmak olmalıdır. İzleyen sıkıcı bir maç izlemeli ama bu sıkıntı Wolfsburg'un oynayamamasından olmalıdır.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Turkcell Süper Lig || İlk 9 Hafta Notları


- Gaziantepspor 9 gol attı. 9 golde de yabancı futbolcuların imzası var. 6 tanesi Julio Cesar'dan. Diğerleri 2 tane Beto, 1 tane Ivan de Souza. 1 tane de Rodrigo Barbosa Tabata. Diğer 3 gol ise Ankaraspor'dan ikram. O maçta da Julio Cesar bir gol attı.

- Kayserispor 9 haftada 5 gol yedi. Yediği 5 golün 4 tanesini Galatasaray attı. Ankaraspor hariç 10 gol attı. 5 tanesi Makukula'dan.

- Beşiktaş'ın Ankaraspor maçında atılmış sayılan gollerini saymazsak, Shabani Nonda ve Julio Cesar kadar gol atmış durumda. Arda Turan'ın ligde yaptığı asist sayısı da aynı rakam. 6.

- Denizlispor 9 haftada 2 teknik direktör gönderdi. 10.haftaya 3.teknik direktör ile girerek, Gençlerbirliği'nin sezonda 5 teknik adam rekorunu kırmaya çalışacak(!)

- Antalyaspor ve Fenerbahçe'nin beraberliği yok. Berabere kalacakları maçta da 4'e 0 yakalanınca ondan da oldular.

- Fenerbahçe, Bursaspor ve Trabzonspor 18'er gol atmasına rağmen Fenerbahçe 24, Bursaspor 19, Trabzonspor ise 12 puanda.

- Sivasspor 9 maçta sadece 4 puan aldı. Geçtiğimiz sezonun 2.si, bu sezon sondan 2.durumda.

- Geçtiğimiz sezonun 4.sü 5.si ve 6.sı sırasıyla birinci, ikinci ve üçüncü durumunda.

- Ankaraspor küme düşürüldü. Lakin, asıl faydayı gören Ankaragücü ligde bırakıldı.

- Yılmaz Vural, "Milli Takım'a adayım" dedi.

- Hurşit Meriç, bu sezonun Anadolu takımları adına dikkat edilmesi gereken ismi. İyi bir sol adamı. Ne yapacağını bilerek hareket ediyor, atak geliştiriyor. Gençlerbirliği'nin parlayan isimlerinden.

- Karikatürün de yazıyla bir alakası yok. Öylesine işte.

Gökmen "The Tourist Hunter" Özdenak


Necati'ye zamanında eleştiride bulunuyordu Telegol aracılığıyla Gökmen Özdenak. Niye şöyle vuruyorsun da, niye böyle pas atmıyorsun diye. Necati de cevap olarak; "abi biz senin penaltı atıcam diye otelde turist vurduğunu da biliyoruz" demişti. O hikayeyi anlattı Gökmen Özdenak, Spor Aşkı programında NtvSpor'da.

"Bir gün hiç unutmam Bursaspor maçıydı. Penaltı kazandık. Penaltıları da hoca bana kullandırırdı. Penaltı da topun üstüne geldim, vurdum sert de vurdum. Kaleciyi terse yatırdım. Gol oldu. Neyse 10 dakika geçmedi aradan bir penaltı daha kazandık. Yine topun başına ben geldim. Topa nasıl vurmuşsam, top tribünleri de aştı, stadın arkasındaki otelin balkonundaki turistin kafasına geldi. Sonra turist şikayetçi olmuş ama bulamamışlar atanı orada."

Satılmış Çarşı (!)


Beşiktaş'ta işler kötü gider:

Senaryo 1:
Taraftar "İstifa" diye bağırır. "Muhalefetin adamları bunlar, rant sağlamak için bağırıyorlar" denir.

Senaryo 2:
Taraftar "İstifa" diye bağırmaz. "Yönetimden rant sağlayan adamlar, o yüzden ses çıkartamıyorlar".

Beşiktaş taraftarı aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık. Her yol "Satılmış Çarşı"... Aynı hikayeyi yıllardır anlatan kişilere de selamlar. Bi' geyik var ortada, almış başını gitmiş...

Beşiktaş'ın İnönü'deki Denizlispor maçında tribünün içine salınan satılmış Karagümrüklüleri konuşan kişi sayısı kaç? O Karagümrüklülerin ne amaçla oraya geldikleri de malum, kim tarafından gönderildikeri de. Orada biri bıçaklansa/vurulsa suçlu da ortaya atılır: Çarşı.

Her stadda "beleşçi" tribüncüler var. Tribünler arası transfer yaşayan taraftarlar bile biliyoruz! Adını bilmediğim bir Bursaspor Amigo'sunun, Çarşı'lı Alen'in dizinin dibinde Beşiktaş diye bağrırken fotoğrafları var. Ne takım sevgisimiş be!

Bu "rantçı" ekip ile koskoca "Çarşı"yı hemen karıştırmamak lazım. Komik oluyor.

18 Ekim 2009 Pazar

Daddy Cool Romantizmi || Part II



Belki çok abartıyorum evet ama bu adamın topa vururken vücudunun aldığı şekil çok başka geliyor bana. Topa ayakları ile değil de bütün vücudu ile vuruyor. El parmaklarının ucuna kadar topa vuruşunu hissediyor, hissettiriyor. Al, duvara as işte şu resmini.

ek; Daddy Cool Romantizmi part I

Tribünde Hagi, Sahada Arda, Kenarda Rijkaard


Bir Galatasaray'lı için bundan daha güzel bir an olabilir mi? Tribünde Hagi. Kenarda Rijkaard. Sahada 10 numarası ile Arda. Belki ileride evet. Ama bu gecelik maç bile değil. Bu an. Ali Sami Yen çatısı altında o 3'lünün aynı anda bulunması. Ekran başında Ntv'yi açınca Güntekin Onay'ın "Hagi var röportaj için" demesi bile 4-3'ü unutturdu bana ne yalan söyleyim.

Neyse maça dönelim. 4-3'lük bir galibiyet var ama skorun 4-3 olmasının da, 7-1 olmamasının da sebebi aynı. Galatasaray Mentalitesi. Galatasaray takımında şöyle bir sorun var. Ben erken golleri bulayım, rakip zaten farktan sonra oyunu bıraksın, öyle bitsin. Olmuyor. Rakip oynamak istiyor. Vitesi 5'ten 2'ye alınca Galatasaray, gol yiyince sanki geriye düşmüş gibi oluyor. Toparlanması 15 dakika sürüyor. Bunun benzerini Gerets döneminde çokca gördük, izledik. Kayseri Erciyesspor, Manisaspor maçlarının o zaman nasıl çevirildiğini hatırlar bilenler. Bugün de durum aynı.

Savunması Avrasya Maratonu için trafiğe kapatılmış Boğaz Köprüsü gibi bir Trabzonspor. Gelen geçiyor. Giray'ın bu takımda stoper oynaması Song varken futbola ihanettir. Engin Baytar'ında Trabzon'da oynaması aynı şekilde. Alanzinho ve Gökhan Ünal'sız maça başlamak ben senden 2 tane yiyeceğim en az demek. 2 tane de yedi. Şans topu ile 2-1 olmasa maç, bırakın 3-2 için avantaj yakalamayı 5 yememek için dakika saymaya dönerdi. Maç döndü. 3-2 oluyordu. Serkan Balcı'nın topun dibine vurması maçı çevirdi. Maçı nasıl çevirdi. "Ya böyle birşey olabilir mi ya, Rijkaard - Neeskens oyunu okuyamıyor"a inat, düşen orta sahayı Barış'la, hem de Mehmet Topal varken Barış'la toparlayarak. Barış'ın oyuna girmesi ve maçın 4-2 olması arasında 5 dakika yok. 4-2'den sonrası mı. Deja Vu! 2-0'da neyse yine o.

Galatasaray, iyi hücumcu. Disiplinli ve oyunun içindeyken iyi defans yapıyor bile denebilir. Ne zaman oyunda konsantrasyonunu kaybediyor, golleri yiyip toparlanması 15 dakikayı buluyor. O değil de Hagi ve Rijkaard bir araya gelse keşke. Arda'yı da alsalar yanlarına. Güzel bir futbol akşamı idi.

De Souza Ama Alex Değil




Liverpool, Steven Gerrard ve Fernando Torres'siz neyse Fenerbahçe de Alex ve Lugano'suz o. Daum, hala gittiği 3 sene öncesinde gibi oynatmaya çalışıyor bazı maçlarda takımını. Bir tane atıp, savunup kapanmaya çalışarak idare etmeye çalışıyor. Alex'de olmayınca, 90 dakika uyuyup, uyutup kazanma çabası, Mehmet Topuz yerine Özer, Gökhan yerine Bekir gibi hamleler alıp maçı rakibine veriyor "ciddi rakip" olunca. Aslında buraya "Balon Patladı" gibisinden seviyesiz yazılar yazardım da neyse... Doğrusu o değil.

Ama Cesar'ın hakkı Cesar'a. Ne vurdu be.