8 Ağustos 2009 Cumartesi

İBB Spor Kulübü Neden Var?





Dün akşamki maçı izlerken aklımda oyundan çok "Bu takım neden var?" sorusu geldi.

Neyse gece oldu, evde de el ayak çekilince rahat rahat araştırayım dedim. Klasik internet araştırması. Ekşisözlük'ten başladık. Sözlüğün yazarları zamanında iyi yazmışlar İBB için. futboldan önce diğer branşlardaki başarılarından söz ediliyor:
voleybolda türkiye şampiyonluğuna oynayan, güreşte 2 defa avrupa kulüpler şampiyonluğu, judoda da avrupa şampiyonluğu bulunan, atletizmde her sene türkiye şampiyonluğu kazanan, on dalda 2600 lisanslı sporcu ile faaliyet gösteren ...
Genellikle "Amatör Branşlar" olarak belirtilen dallarda gayet başarılılar. Zaten Kulübün kendisi sitesindeki "Başarılarımız" bölümü de buna kaynak gösterilebilir. (İBB Resmi Sitesi Başarılar Listesi)

Ayrıca Resmi sitesindeki tarihçe bölümünde de Branşlarla ilgili kısa bilgiler göze hoş geliyor. (Buradan Ulaşabilirsiniz)

***

Biz futbol şubesine dönelim. Maçlar "Zulumpiyat" Stadında(Şairler Parkı Blogundan Marmara'ya Teşekkürler) oynanıyor. İstanbul'da başka stad mı yok? Var efendim.

5.500 kapasiteli Beylerbeyi Stadı var. Daha büyük istersen Güngören Stadı vardı mesela. Işıklandırması yoktu ama yapmak zor değil. Kısa vadede maliyet olabilir ama uzun vadede Olimpiyat Stadından daha ekonomik.
Anektod: 81.000 kapasiteli stad, dünyanın en az seyircili maçlarından birine şahit oldu. Gençlerbirliği buraya deplasmana geldiğinde stadda sadece 50 seyirci vardı. Bu alanda dünyada rakip tanımıyor! (The Guardian'da çıkan haber)
Gelelim taraftar konusuna. Bu zamana kadar bu takımın "tribün kovalayan" diye tabir ettiğimiz kemik taraftar grubu olduğuna şahit olmadım. 100 TL'ye kombine satıyorlar. Kim alıyor hiçbir fikrim yok. Hele bu kulüp nereden bu kadar para kazanıyor onu da bilmiyorum. Bildiğim bir şey benim paramla/vergimle bu kadar bir futbol takımının ayakta tutulması.

Kulüp tüzüğünde gelir kapısı olarak olağan şeylerin dışında şu madde var:
"2908 sayılı dernekler kanununun 61 maddesi gereğince İstanbul Büyükşehir Belediyesi , İSKİ Genel Müdürlüğü, İETT Genel Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı kurum ve kuruluşlar ile diğer kamu kurumlarınca yapılacak yardımlar"
Bu yardımlar da bu kurumların cebinden verdiği şeyler olmasa gerek. Belediyemizin büyükleri bir cebinden diğer cebine yardım yapıyordur herhalde.

***

"Bir futbol takımı niye vardır?" sorusunu, bu takımın Türkiye'nin en üst düzey liginde mücadele eden bir takım olduğunu düşünerek değerlendirelim.

Taraftarı için vardır o takım. Taraftarını tatmin etmek için sahaya çıkar, taraftarını sevindirmek amacındadır. Peki taraftarı olmayan takım ne işe yarar? Hadi amatör kümede falan olsa anlarım da Super Lig'deyiz be kardeşim. Bu takım hata ile UEFA kupasına katılsa. O stad ve o -olmayan- taraftarın kombinasyonuyla dünyaya konu oluruz vallahi.

***

İstanbul'un tüm sorunları bitti futbol takımının masraflarıyla uğraşılıyor.

"Öteki İstanbul"un kaldırımları yok, altyapısı bitmiş, insanları aç, çarpık kentleşme diz boyu, iki damla yağmurda insanların hayatı kayıyor...

Olsun, İBB Spor var. Taraftarı olmasa da başkanını, hocasını, futbolcusunu tatmin ediyordur herhalde.

***

Sonuçta benim gibi milyonlarca İstanbul vatandaşının içine sinmiyordur bu takımın futbol şubesi. Anadoluda bir kentin belediye tamını bir oranda anlarım ama Türk futbolunun büyük takımları dediğimiz Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe takımlarının kentine son derece gereksiz bir proje.

Beşiktaş'ın Sırtına Türk Kızılayı



Başkan Yıldırım Demirören Divan Kurulundaki konuşmasında açıkladı.
Haftaya sırtında Kızılay ile sahaya çıkıyor Beşiktaş.

Beşiktaş'ın Parası (3. Kurul)





Daha önce de kulübün borcu açıklandığında blogdan yazılar yazmıştık. Blogu açtığımızdan beri 3. kez borç açıklandı.

15.02.2009 / Mali Kongre Sonucu Açıklanan Borç = 126.000.000 TL
02.05.2009/ Divan Kurulu Sonucu Açıklanan Borç= 142.000.000 TL
08.08.2009/ Divan Kurulu Sonucu Açıklanan Borç= 153.000.000 TL

Daha önceki 3 aylık dönemde borç %22 artmıştı. Şimdi artış oranı %7.5 civarı. Hadi hayırlısı diyelim, pek umudumuz olmasa da.

Türkiye'de "Gece Çıkma" Muhabbeti




Eğlenceyi üst düzeylere çıkartmak uğruna belli kişilerle yapılan iğrenç aktivite.

Durum nedir?

Şimdi bir arkadaş grubu vardır. Normal eğlenceniz rutindir. Hep beraber bir yerlere akşam yemeğine gidilir. Oradan bir şeyler içmeye geçilir falan. Sonra saat gece 11-12 falan oldu mu "evli evine köylü köyüne arkadaşım, hadi" moduna geçilir.

Tabii bazı insanları bu durum kesmez. İlla ki gece çıkılacaktır. Gece kulübüne gidip sabaha kadar "hoppidi, huppidi" zıplanacaktır. Tabii alkol de gırla... Bira, votka vs karıştıranlar olur kesin. Bunları bir kısmı tuvalete kusmaya gider, size sıkıntı olur. Grubunuzdaki kıza sarkıntılık eden vardır, size sıkıntı olur. Sarhoş arkadaşınız sağa sola bulaşır, size sıkıntı olur.

Bak daha gecenin ortasında ne sıkıntılar başladı.

Gecenin sonu var bir de. Öncelikle birileri bir şeylerini kaybeder. Hırkasını kaybeden olur iki saat onu ararsın. Kışın şemsiye zaten "öncelikli unutulacak" eşyadır. Elbet bir yerlerde unutulur, yağmur yağınca hatırlanır. Bi' ton sıkıntı yine.

Hadi diyelim sağ sağlim çıktınız. Eve dönüş işkence. Alkollü olduğunuz için araba almazsınız yanınıza. (alan denyolar yok değil) Senaryo şu olsun. Arkadaşın biri Taksim'de. Gece saat 4. Evi Anadolu yakasında. Nasıl dönecek?

Her türlü gündüz döneceği yolun 10 katı masraf. Gece gece İstanbul ne kadar güvenilir orası da malum. Yolda giderken adamın bi' yerinden kan çekerler.

Sonuçta gece çıkma işi baştan sona sıkıntı.

Sevmiyorum bu işi. İlla gece çıkacaksan bir arkadaşın evinde falan toplanırsın. Efendi efendi, rahat rahat oturursun arkadaşım. Nedir yani? Bu gece çıkma olayı hiçbir zaman sorunsuz bitmez zaten. Hele öğrenci insansan fazlasıyla artar. Gerek yok.

-Gerilmişim yahu...-

7 Ağustos 2009 Cuma

İstanbul B.B. 1-1 Beşiktaş / TSL 1. Hafta





*** Mustafa Denizli bi' sevindiriyor, bi' üzüyor.

1- Yusuf neden ilk yarı başlar? Enerjisi sınırlı adamı son 20 dakikada sahaya sürüp rakip kapanmışken kullanmak daha mantıklı değil mi?
2- Neden 45'te iki oyuncu değişikliği? Hazırlık maçı mı bu?
3- Bobo'yu orta saha yokluğundan dolayı sol forvet oynatıyor herhalde. Tello ortaya, onun yerine Bobo mu?

*** İbrahim Akın'ın Maşallah'ı var. Bu gece bayağı hırslıydı. Transfer sezonu kapanmadan bir yerlere kapak atmak istiyor galiba.

*** İBB büyük takımlara baş belası olmaya devam ediyor!

*** Şu Olimpiyat Stadında maç yapılmasın artık. İBB'nin taraftarı yok zaten. İstanbul'da daha makul başka bir stad yok mu ki? Taraftar zaten girmiyor oraya, gitse de sahayı göremiyor zaten. Liverpool taraftarları dışında seven kaç kişi vardır şurayı?

*** İBB maç kazanınca "Belediye" espirileri bitsin artık. "Büyükşehir Çalışıyor, Belediye Ceza Kesti" ve benzerleri.

Sonuçta Beşiktaş adına kaybedilen iki puan. Olsun, zaten Beşiktaş Belediye'den çektiğini hangi takımdan çekiyor ki?


Not: Fotoğraf, HT Spor Servisinden.

Tek Kurşun


Ali Ece'nin Total Futbol'da, "futbolda belirli sistemler vardır, 4-3-3, 4-4-2 vs. bir de en son Mustafa Denizli sistemi var" demesinden sonra, pek karışmayacağım sistemine Beşiktaş'ın. Ama bu takımın değil 10.5, bir sol, bir sağ kanata da ihtiyacı var. Bobo - Nobre - Nihat hatta Tello "hacı biriniz top ortalayın karambole artık ne kısmetse"sinin 2.yarı 2 kez kale önünde tehlike yarattığını ama hiç bir hücum varyasyonu getirmediği ortada.

Kanatlar hücumda sıfır. Hatta kanat bekleri bile sıfır. 2'ye 1 veya duran top organizasyonu yok. Ceza sahasına 11 isabetli orta gösteriyor Ligtv sitesi. Maçta bir ara anlamsızca 23/40 yazdı orta için. Bu doğruysa korkunç zaten. 11 isabetli orta'nın 2 tane hava topu ustası olan Bobo - Nobre'ye geleni ise etkili olarak sıfır. Beşiktaş'ın 10.5 değil 7.5, 8.5 felan da alması gerek.

Belediye ise 4-3-3'ün ileriye çıkamayanı. İbrahim Akın'a kalmışlar. Tjikuzu'nun yerine Sivas'tan aldıkları Sylla iyi. Sivas'ın 5 yemesinin sebeplerinden birisi Bilica'nın gitmesi ise diğeri bu adamdır. İbrahim Akın'ın golü ise Pes oynayanlar bilir, kale önünde topu gösterdiğiniz köşeye vurmazsanız kaleci refleks olarak anlamsız yerlere uçar. Aynı hesap. Çalım üstadı Yusuf bile ne ara o çalımı yedi anlamamıştır. Ben ekran karşısında anlayamadım. Onların da kaleye tek şutu var. Taner gelirse daha çok can yakarlar. Hızlı bir adam ise onları uçurur böyle maçlarda.

Sıkıcı, tatsız bir maçtı özetle. 1 sene önce Ertuğrul'un kellesinin alınması yolunda ilk adımdı bu maç. Sonraki ilk darbede de almışlardı o kelleyi. O değil de, St.Pauli ilk yarıyı önde kapatsaydı mis gibi iddaa, bu maç sayesinde, yarın Inter'e kalacaktı.

İstanbul B.B. - Beşiktaş / TSL 1. Hafta





Sezon resmi olarak saat 21.00'da hakem Tolga Özkalfa'nın düdüğü ile başlayacak.

Beşiktaş'ın herkesin bildiği şeyler dışında bir eksiği yok. Daha fazla anlatacak bir şey de yok. 4-3-3 büyük ihtimal sahada olacak.

Defans: İsmail, Ferrari, Sivok, Erhan(Ya da Rıdvan) (?)
Orta Alan: Fink, Ernst, Tello (?)
Forvet: S. Özkan, Nobre, Bobo (?)

Tabii Beşiktaş'ın kadro süpriz. Nihat oynar mı? Orta sahada kim oynar? Bobo sol kanada mı gider?

İBB ise forvet hattına Taner Gülleri ve Herve Tum transferlerini gerçekleşirdi ve bu sezon büyük takımların kabusu olmaya devam edecek gibi. Ayrıca İBB'nin önceki sezonlarda başka takımlara sezon açılışında zarar verdiğini de hatırlıyoruz.

Maçın olimpiyatta olması biraz avantaj gibi. Hem Beşiktaş taraftarı İnönü'de bir maç geç başlayacağı için şimdiden takımıyla olacak, hem de bu sıcakta -her zaman estiği gibi- rüzgarın esmesi beklenecek.

Hayırlı bir sezon olması dileğiyle.

Bi' Gariplik Var Ama




Fenerbahçe Türkiye'nin en iyi pazarlama yapan kulübü. Hatta ligden çekilseler, sadece özel maçlar yapsa dahi Türkiye'nin en çok geliri olan kulübü olmaya devam eder.

Özellikle görselde gördüğünüz kart olayını falan çok iyi pazarladılar.

Aziz Yıldırım'dan yeni şeyler de bekliyorum açıkcası.

Neyse konu o değil. Fotoğrafta bir gariplik var.

Carlos'un kafasının 5'de 3'ü, yüzü görünmeyen birinin vucüdü, bir de kimden geldiği belli olmayan el. Elin sahibi arkadaki vucudun da sahibiyse Carlos'un işi ne? Carlos'un eline verselerdi kartı direk onun olması gerekiyorsa. Acaba başka bir şey mi anlatıyor bu reklam?...

Yok vallaha bir gariplik var bu fotoğrafta (:

Linderoth Sözleşmesini Uzattı !!


Tobias Jan Hakan Linderoth, geçtiğimiz 2 sezondur herkesin kendisinden oldukça şikayetçi olmasına, bu nedenle de yönetimin kendilerini görevden alıp, yeni bir ekiple devam etme kararı aldığı "sağlık ekibi" ile olan sözleşmesini 1 sene daha uzattı. 1 haftalık bir sözleşme yapıldığı söylenmesine rağmen, Mehmet Topal'dan da memnun kalan sağlık ekibi, yaklaşık 1 aydır Mehmet'le de ilgileniyor. Mehmet'le de sözleşme uzatılmasının taraftarlar korku ile bekliyor. Bildiğimiz gibi Linderoth 2.5 senedir Galatasaray Sağlık Heyeti adına yatıyor.
"lan adamın üzerine forma giydirsek
sakatlanıyor
."

Store'da Mor Forma İzlenimleri


Devletimizin her ayın 7'sinde gençler parasız kalmasın, 2-3 gün boyunca bu parasızlığın verdiği o heves ile hemen harcasın, borcunu da versin diye aylık 180 lira verdiği bir gündü bugün. Ben de parayı alır almaz Store'a doğru yol aldım. Metrobüs sağolsun.

Girer girmez Ali Sami Yen'in yanındaki çadıra malumunuz, büyük bir manifesto karşılıyor. Türkiye'nin "ilk"leri ve "en"leri. Sağ taraf bayan - çocuk, sol taraf yeni kreasyon t-shirt'ler. Bu 1481 - 1905 ürünleri zekice tasarlanmış ürünler barındırıyor. Neyse forma reyonuna gidiyoruz. En sol "yeni sezon parçalı"sının. Yanında mor formalar var. Onun sağında da beyaz. Beyaz kafadan kreasyonu ile kaybediyor zaten. Parçalıları incelerken ben, gelen mor formalara bakıyordu. Herhalde meraktan diye bakarken, gelenin formasını alıp gittiğini görüyorum. Hatta mora doğru yaklaşınca bir taraftar "bunu giymek de cesaret işi" diyor ve alıyordu da. Başka birisi de şu klasik gibisi var mı diyerek parçalı'yı götürüyordu. Ama mor inanılmaz bir satış yapıyor Store'larda. Yakından bakınca renk ve dizaynı oldukça hoş. Gelen aile babaları da çocuklarına küçük morlardan alıyordu. Kendilerine de büyüklerinden. Kabinlerin önünde formasını inceleyen bir gençte; "lan bu forma cidden çok güzel. acayip hoş ya bu forma" diyordu beğenisini anlatmak için. Satış anlamında 10 dakikada gördüğüm kadarı ile 1 parçalı satılıyorsa 3'de mor satılıyordu. 3 mor formaya 1 parçalı istatistiğini kırmamak için parçalıyı aldım çıktım.

Arkasına ismini yazdırmak isteyipte yapamayanlar da çoktu benim gibi. Yeni yazı tipi için 1 hafta daha bekleyecekmişiz. 19 Kewell veya 10 Arda arasında kaldım aslında. Arda favorim. Netice olarak; mor inanılmaz derecede benimsenmiş ve fazlasıyla satışı yapılır durumda.
Son olarak; Kaleci kazaklarını ya ben göremedim ya da yoktu. Olsa eminim beyazdan daha çok satardı onlar.

Tüm Takımların Formaları Tek Dosyada




Siyah şort-Beyaz Formza gelmiş Beşiktaş'a.
Galatasaray'a da düz kırmızı forma görünüyor.

TFF'nin hazırladığı katalog için tıklayınız!

Not: Rakamla10 Blogunda gördüm önce. Heyecanla bir araştırınca buldum hemen. Ama ilk haberi orada gördüğüm için "1903"e teşekkürler.

Bi' Derbi Vardı, N'oldu?




Galatasaray ve Fenerbahçe geçen sezonki "boks maçı" kıvamındaki maçtan sonra karar aldı.

Oluşan kötü görüntüyü silmek adına 19 Mayıs'ta -hangi akla hizmetse- İnönü Stadyumunda maça yapacaklardı.

Harbiden n'oldu o maça?

(O Maç Haberi)

Big Names - Uefa Eşleşmeleri


"The 35 winners of Thursday's third qualifying-round ties – including the likes of AS Roma, PSV Eindhoven, Hamburger SV and Galatasaray SK – join the 15 losing sides from the UEFA Champions League third qualifying round and a further 26 teams who begin their European campaigns here. The 2008 UEFA Cup winners FC Zenit St. Petersburg are among the teams to join the competition at this stage as are FC Shakhtar Donetsk, the last UEFA Cup winners, who lost their UEFA Champions League third qualifying round tie."

Nedir bu, nereden derseniz, Uefa'nın resmi sitesinde yer alan Uefa Avrupa Ligi kura çekimi öncesi "Big Names" adlı yazısından bir parça. Ön bilgi anlamında bir yazı.

Tsl 1. Hafta / Haftanın Programı




Sağ taraftaki geri sayımda "sıfır" yazdığını da gördük sonunda. Sezon başlıyor.

İlk hafta:

Cuma:
21.00/ İstanbul BŞB - Beşiktaş
Ctesi:
21.00/ Diyarbakırspor - Ankaragücü
21.00/ Antalyaspor - Ankaraspor
21.00/ Sivasspor - Trabzonspor
Pazar:
19.30/ Gaziantepspor - Galatasaray
21.00/ Bursaspor - Kasımpaşa
21.00/ Gençlerbirliği - Kayserispor
21.00/ Manisaspor - Eskişehirspor
21.45/ Denizlispor - Fenerbahçe

O Bile Anladı !





Ben sayın Levent Erdoğan`ın 3 günde 1 çıkıp beyanat vermesini kabul etmiyorum. Ne kadar çok konuşursanız o kadar çok hata yaparsınız. Tabii ki kulübün haklarını korumak adına yapıyorlar ama daha dikkatli olmaları lazım.
Yıldırım Demirören/6.8.2009-Serhat Ulueren Röportajından


Harbiden biri sustursun şu adamı ya! Ağzından düzgün bir şey çıktığını görmedim!

3



3 maç verilmiş Rüştü'ye.

Niye?

Hakeme hakaretten.

"Sunta Zihniyeti Basın Zihniyetine Karşı" demiştim dün. (Bu yazıda)

O da sunta, bu da sunta!

Hakan Arıkan'a güveniyorum şahsen. Ceza çok da umrumda değil.

Fair Play Ligi devam ediyor mu bu sene?

6 Ağustos 2009 Perşembe

Öglen Oynatsaydiniz Keske


Antep deplasmani. Normal sartlarda hep zor gecen maclar malum. Yaz olunca hele çöl sicagina teslim olan sehir yuzunden daha zor. Birde buna nemi ekleyince Fatih Terim'in su kovasinin icindeki sungeri golden sonra kafasina boca etmesi gelir akillara. O derece bogucu yani. Peki ligin Antep'te oynanan ilk maci kacta? Haftanin en erken maç saatinde. 19.30. Zaten normalde kisin 19.00da maçlar. Neden 19.30. Çünkü aksam Fenerbahce maçi oynanmak zorunda. Avrupa'dan geliyor olmasi onlara 2 saat kazandiriyor. Normal olmasi gereken bu zaten. Anormal olan mi ne? 2.Hafta pazartesine maç konulup ilk hafta 19.30'a maç alinmasi. Hemde Antep'e. Yaziktir. Gunahtir. Alin Fenerbahçe maçini pazartesi gününe. Sahada cinayete yol vermeyin.. Bu arada ilginç bir not daha. Geçen senenin ilk Antep maçini da Bünyamin Gezer yönetmisti. Ilginç olan bu degil. Su molasi verilmeyen tek maç, o hafta oynanan Gaziantepspor - Fenerbahçe maçiydi... 2.yarisinda oyunu bu mola için durdurmamisti...


Not:bu yazi tel.den yazildigi icin yazi karakterlerinde hatalar olabilir. Tel.deki en uygun resimde Arda'ydi. Affola.

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Sunta vs Basın




Bu saate kadar olayı "Rüştü Hakeme Küfür Etti" diye yayınlayan tüm basın kuruluşlarına helal olsun. Ben küfürün ne olduğunu bilmiyordum tam olarak. Rüştü tam olarak "Maçın anasını s...." demiş hakeme.

Doğru mu demiş? Neyse, buna yorum yapmaya gerek yok. Kupayı kazanan takımın başarısına gölge düşürmeyelim.

***

Hadi Rüştü bunu demiş olsun. Bu hakeme hakaret midir?

"Maçın Anasını S...." ile "Hocam Seni S...." arasındaki fark?

Bir de kurallardan, kanunlardan örnek vermişler "hakeme hakaretin sonucu ne olur?" diye.

Bu"basın" ile bildiğimiz "sunta" arasında pek bir fark kalmadı gibi sanki.

İkisine de dışarıdan rahatça şekil verilebiliyor!!!

Aida Yespica ve Elano














İki vatandaş arasındaki farklardan biri.

Birinin Galatasaray ile alakası olmuştur, birinin ise yakınının Beşiktaş ile alakası olmuştur.

Beşiktaş ile alakalı olan kişi daha Türkiye'ye gelmeden ülkede meşhur olmuştur. Basın organlarımız sağ olsun yeni transfer Ferrari'den çok, Ferrari'nin arkadaşı Aida'dan bahsetmiştir. Neyseki Ferrari ile Aida ayrıldı da bu defter kapandı.

Galatasaray ile alakalı olan Elano. Kendisinin bir ara ne ile gündeme geldiğini söylemeye gerek yok. Sonuçta Aida ile kıyaslanmayacak iğrençlikte bir olayla gündeme düşmüştü. Peki basın neden hatırlatmadı bu olayı bolca? Bir düşünün Elano Beşiktaş'a gelseydi? O malum görüntünün altına "Bu mu Beşiktaşlı duruşu?" diye yazıları yazılıp sitelere verilmeyecek miydi?

Ferrari transferi daha gündeme gelir gelmez günaşırı Aida'nın görüntelerinden videolar yollayan haber servislerimize de selam olsun!

Goygoycular & Yılmaz ÖZDİL


Hatırlatmasak goygoycular ‘fink’ atacak!

Fenerbahçe’nin Galatasaray’ın transferleri yere göğe sığdırılamıyor... Beşiktaş’ın Alman transferi için ne yazılıyor?

*

“Fink vasat...”
“Fink yavaş...”
“Fink çok kaliteli değil.”
“Fink’in kariyeri zayıf.”
“Fink pasif kalıyor.”
“Fink yetersiz...”
“Fink sıradan topçu.”

*

Halbuki...

*

Geçen sene, Michael Fink’in Galatasaray’ın transfer listesinde olduğu söyleniyordu. Doğru muydu o transfer haberi, balon muydu bilmiyorum ama, şunlar yazılmıştı geçen sene...

*

“Bundesliga’nın en iyi liberosu.”
“Almanya’nın gözdesi.”
“Hızlı, kontrollü.”
“Çok yaratıcı...”
“Tam bir makine...”
“Stuttgart da peşinde.”
“Daum’un listesinde.”

*

Ayıptır, ayıp...

*

Galatasaray isteyince, muhteşem...
Daum isteyince, harika.
Beşiktaş’a gelince, vasat!

*

Beşiktaşlı değilim ama, Galatasaraylı Fenerli medyanın bu halini görünce, siyah-beyaz formayla gezmek geliyor içimden.


Yazının tamamı için buradan.

Batuhan Karadeniz Nereye Gidiyor?





Öncelikle Antep Başkanı İbrahim Kızıl'a teşekkür etti Batuhan. Kendisine kucak açmış vs.
Batuhan daha sonra Antep'le anlaşmaya varamadıklarını söyledi, sebebi ise kendi kişisel sorunlarıymış. Tabii ki bu sorunları anlatmak istemedi Batugol. Batuhan daha sonra "Ben hâlâ Beşiktaş'ın futbolcusuyum" dedi. İlerisi neyi gösteriri bilmiyormuş kendisi. Mustafa Hoca ile aralarında sorun olmadığını söyledi. Ayrıca Çeşme'de olmasının da mantıklı açıklaması geldi. 1.5 gün izin vermiş Antep'in Hocası. Batu da izinde fırsattan istifade Çeşme'ye gitmiş.

Genel olarak Batuhan tüm iplerin hocası Denizli ve yönetimde olduğunun sinyalini verdi. İnsan bir yandan düşünüyor; Beşiktaş Bobo'yu satsa, Batu'yu elinde tutsa...

Röportajın tamamı burada: Futbol Gündemi Batuhan Karadeniz Rprtj

Kırmızı Kart !





Hakem Robbie Savage'ı dirsek hamlesiyle yere yapıştırır.

Ve sonrası...






Rüştü'ye "Süper" Ceza


Süper adı altında verilen, lig ve kupa şampiyonu ile lig 4.sünün oynadığı bir maçta, Rüştü Reçber hakeme maçı yönetimi ile ilgili kısa bir özet geçtiği için 2 maç ceza alacak. "Maçın an.... " şeklinde malum. "Rüştü bu küfürü eder mi, efendi adamdır o" felan adındaki gereksiz muhabbetlere bence hiç gerek yok. Saçmalıktır. Komiktir hatta.

2001-2002 sezonunda Ahmed Hassan'ın 95.dakikada attığı golle Gençler'le 1-1 berabere kalıp, şampiyonluğu G.Saray'a verdiği maçtan sonra, itiraz eden futbolcuyu çekip, "ya bırak o... ç.. işte hakem" diye sövdüğü alenen duyulmuştur. Seyircisiz 2005-2006 sezonu Fener-Erciyes maçında da hata yapan ve golü yediren Deniz'e etmiştir küfürü. Yani efendilik sahada küfür etmeye bir engel ya da zırh değildir. Ani bir reaksiyon işidir. Birikimdir. Stresini atarsın hatta. İyidir. Binlerce örneği vardır. Olmaması anormaldir. Ertuğrul Sağlam bile saha kenarında dayanamamış etmiştir. Tabi başrolde Batuhan vardı. Bu efendilik işi değil. Bir kez daha söylüyorum stres işidir.

Gelelim cezaya. Maçta 200 tane küfür yiyen hakem, bu küfür çok ağırına gitmiş olmalı ki, yazmış. Eee ceza ne? 2 lig maçı. Benim gibi Galatasaray'lılar için avantaj. Rüştü yok 2 maçtan dolayı. Neden? GS'nin, Sivas'ın, İ.B.B'nin oynamadığı bir maçtan dolayı, o maçta yaptığından dolayı 2 maç. Ceza tamam da, ödül de var bunda. "Kupada olan kupada kalsın" demiştim aylar önce bir yazımda. Lig cezası ligde. Kupada olan kupada. Daha adaletli olur. Bir kupa maçının 2 ayağında da oyundan atılan Lugano gibi örnekler olmaz. Takımını ligde cezalandırmaz.

Bir de bu Süper Kupa'da duble yapan işi ilginç. 2. ile oynanacak olan maç daha ilginç ve güzel olur zannımca. 5 maç yapıp finalist olmak var, 34 maç yapıp 2.'likte kalmak. 2.nin kupası yok. Finalist olana 2 kere kupa şansı.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Telekom'dan Geri Vites Part 2 | Ölümü Gör, Sıtmaya Razı Ol!





Daha önce "Burası bizim, atarız tutarız" gibisinden pankartla tepki almıştı Telekom. Akabinde geri vites yaptılar ve düzelttiler. "Burası İnönü, Burada Beşiktaş'ın Sözü Geçer" gibisinden bir kıvırma hamlesi.

Daha sonra Catania maçında gördük rezaletin ikinci perdesini. O maçla ilgili yazıda belirtmiştim aynen şöyle:

Taraftar Söyledi:

KAPALININ ÇATISI SİYAH BEYAZ OLMALI!!!

Yine bir geri vites seni bekliyor telekom. Orası sağ salim bitiremez sezonu ben sana diyeyim. Bir gece ansızın...


Telekom'dan beklediğim geri vites geldi. Olayla ilgili en güzel yorumu Ceyhun Ayma yakalamış ve Besiktaslilik blogundaki yazısında yazmış. (Yazı için buradan)

Olayın özünü belirtmiş: Ölümü gösterip, Sıtmaya razı etmek!

Topal Mehmet'in Hikayesi


- Sakat ama 1 hafta sürer bu sakatlığı. Rövanş maçına yetişecek ve oynayacaktır.
- Sakatlığını tam atlatamadı. Tobol rövanşına da yetişemez.
- Maccabi maçına yetişecektir.
- Maccabi maçının rövanşına yetişir. İlk maçta oynamayacak.
- Maccabi maçının rövanşına da yetişemez.

Mehmet Topal'ın sakatlığı süresince yapılan haberler. Ya Gökhan Zan olsaydı?

Sönmek ve Parlayamamak Arasındaki İnce Çizgi


Ronaldo de Assis Moreira. Diğer bir adıyla Ronaldinho Gaucho. Gaucho'da mutlu demek aslında. Yani bu aralar sadece Ronaldinho. "5 kıtanın futbol efendisi, futbolun son noktası" demişti Ertem Şener onun için. Haklıydı da. Gel gelelim bir gün Samuel Eto'o'nun Edmilson ile beraber takımı dinamitlemesi en çok onu mahfetti. 1 sene öncesine göre kilo fazlası bile artık belli oluyordu maç sırasında. Barça kariyeri sönük bitti.

Sonrası malum. Milan'ın yıllardır yaptığı 35 yaş ve üstü oyuncu kafilesine bir yıldız çabası. Sadece taraftara bir gösterişti transferi. Jose Mourinho'nun bile "Ronaldinho gelecekse bundan önceden haberim olmalı. Takımının sistemini ona göre tekrar kurmalıyım" dediği bir adam, damdan düşercesine Milan'ın oyun yapısına girmesi ne kadar absürt ise, oyunu da o kadar absürt oldu. Daha doğrusu olamadı. Kaka ile beraber zaten olamazdı. 2009 sezon öncesi kampında son yılların en berbat Milan'ını izledik. En berbat hücum hattını. En berbat Ronaldinho'sunu. Yoksa bize mi öyle geldi?

Aslında cevap bize öyle geldi. Nasıl yani, hadi canım derseniz de cevaplar gün gibi açık. Barcelona'nın dünyanın zirvesine Ronaldinho ile çıktığı günlerde, ne Xavi - İniesta, ne de Henry - Messi vardı. Orta sahada Van Bommel - Edmilson, ileride de Guily - Eto'o veya Larsson vardı. Ronaldinho tek başına yetmişti. O zaman oynadığı oyunla, şimdiki oyunu arasında kabul edilecek bir fark var ama, gece ile gündüz kadar değil. Ronaldinho'nun oyun yapısı adam geçmek ve al-ver üzerine. Ron verdiği pası, tekrar daha ileride almak isteyen, attığı pasın mutlak gol olmaması için bir neden olmayan bir futbolcu. Peki Milan'da bunu yapıyor mu? Hayır. Bir Eto'o'su yok. Hatta bir Deco'su yok. Olan Seedorf'ta "ben yıldızım, ben starım" havalarında bir adam olduğundan ortasahada bunu yapamıyor veya Ron ile yapmıyor. Pato ve Borriello ikilisi ise Milan dönemlerindeki yarım Sheva edemediğinden, ayaklarında top tutamıyorlar, eriyorlar. Saha içerisinde basit bir 2'ye 1'i bile yapamıyor Ron, takımdan başka birisi ile. Attığı pası bile anlayamadıkları için kalecinin çıkıp aldığı veya direk auta giden çok top var. Takım ağır oynuyor çünkü. Peşin fiyatına 5 taksit oynama çabaları, Ron'un oyununu düşürüyor. Zaten 4-3-3 kanatı olan Ron 4-3-1-2'nin 1'i olunca hepten yok oluyor.

Çözüm ne peki? Eğer 4-3-1-2'nin 1'i olacaksa; sola veya sağa al-ver yapabileceği Arda Turan tipi bir adam gerek. Gerek adam geçecek, gerek Ron ile pas alışverişini iyi yapabilecek bir kanat gerek. Statik kanat gibi değil yani. İleriye de tek forvet. Semih Şentürk tarzı bir adam tam olarak. Güiza değil. Top indirecek, ara pasına koşacak, gerektiğinde ver-kaç yapacağı bir adam yani. Takımı bile ileri atar bu tarz adamlar. Kısacası onun hücum etkinliğindeki tüm yükü biraz boşaltacak, at dediğini atacak, al dediğini alacak bir adam. Pato-Boriello ikilisinin yerine böyle bir ikili daha çok fayda sağlar.

Ronaldinho, Ronaldinho olduysa bunu at diye verdiklerini atan, ona yardımcı olan orta sahası veya bekleri ile iyi al-ver yapması yüzündendir. Göstermek istediği yeteneklerini ona göstermesine katkıda bulunanlar yüzündendir. Yeteneği onun hep var. Hepte var olacak. Ama sen elmas çamurda da güzel görünür dersen o senin yanılmandandır. O Milan'da oynayamamaktadır ona göre kurulamamış oyun yapısı yüzünden. Yoksa biz Ron'u takımı gol atamadı veya attıramadı diye çok kötüleriz. O'nu çok söndürürüz.

Domates, Biber, Yumurta, Tava ve Mustafa Denizli


İlk 4'lüyü görünce aklınıza öğrenci evlerinin baş tacını, ailede, babanın süpermarket alışverişi sırasındaki karpuz seçmesi kadar büyük önem arzeden, yemek yapma sınırlarının en üst düzeyini anlatan o efsane yemek geldi tabi. Fırından çıkan sıcak ekmekle süper giden Menemen'i.

Peki bu malzemelere sahip bir mutfakta menemen yerine aşçı, domates ve biberli omlet yapmaya kalkarsa ne olur? Yemek bekleyen, karnı aç adam için, sürekli bu malzemelerle sadece omlet gören adam için sorun olmaz. Bilakis domates, biber var içinde der, daha bi iştahlı yer. Peki aynı adamın karnı doyarsa? Adam menemen beklerken, omlet verirsen bi' durur adamlar. Beşiktaş'ın durumu aynen bu..

Geçtiğimiz sene her hafta Denizli Fantezilerinden bahsettik. Doğru oyuncuların, yanlış dizildiğini yazdık. Bir Sivok'un bile mevkii değişiminin sancılarını Beşiktaş, evinde Fenerbahçe'ye kaybetmesi ile gördü. Ama çok güzel bir kadro kuran takımın, hala yanlış oynaması yazıktır. Yanlışta ısrar etmesi daha yazıktır. Hala aynı malzemelerle omlet çabaları bunlar kısacası.

Harika bir defans 4'lüsü, önünde 2 tane taş gibi Alman var. Hala orta sahaya bunların yanına bir adam çekmek, eğer önünde Alex'in, Hagi'n veya orta sahaya Appiah'ın, 2000'lerdeki Okan'on Emre'n yoksa intihardır. Yusuf Şimşek'in kanatlarda oynamasının, ters ayakla ters tarafa çalım atardan başka pozitifliği de yok. O da araya vücudunu koymasını bilen adamın karşısında yok oluyor. Emre'nin dün yaptığı ve Yusuf'un sarı kart gördüğü pozisyonda görüldüğü gibi. Fizik olarak da bitiyor Yusuf kanatta koşarak. Oyunda 35.dakikada reklamdan görülmese de ekranın altında sıkça saklanıyordu Yusuf. Bobo'nun oyunun bir bölümünü solda geçirmesi, Tello'nun bir türlü sol önde olmaması, Nihat romantizmi adına, Holosko'nun güme gitmesi, Yusuf gibi harika araya toplar atabilecek bir adamın, kanat bekini yıldız yaptıracak derecede kanatta oynaması inanılmaz derecede şaşılacak bir iş. Eğer Beşiktaş bütün yaz dönemini bu sistem adına harcadıysa çok yazık. Hatta hayırlı işler şimdiden.

Beşiktaş'ın 4'lü defans önüne 2 ön libero kurgusu şahane. Önlerine 2 kanat, santrafor Bobo, arkasında Nihat ile yıkamayacakları takım yok. Sociedad'ın şampiyonluğa, Nihat'ın krallığa oynadığı Kovacevic - Nihat hattı gibi. Hadi önde 3'lü arayışı var ise de, Yusuf'u serbest oyuncu, sol Tello, sağ Nihat veya Holosko, santrafor Bobo yapmakta bir çözümdür. Yusuf'un sol ön oynaması değil veya Bobo'nun.

Beşiktaş kısacası şef'i Denizli yüzünden bu sene yine domatesli, biberli omlet yiyecek gibi duruyor. Canım menemen dururken hemde. Tabi omleti artık yemek isterlerse...

FOX TV'DE MAÇ MI? ALLAH KORUSUN!



Maç önü şovlar falan dendi; Biz Turkcell 3G'den başka bir şey görmedik.

Spiker'in, yorumcuların garipliğini geçtim.

Maç öncesi stadı izlemeyi zaten Lig TV'den beri unuttuk. Varsa yoksa reklam izliyoruz.

Bari şu maç sırasındaki reklamları adam gibi koysanıza kardeşim. Alttan reklam verirken tüm kanallar maçın gösterildiği alanı daraltarak maçın izlenmesine engel olma durumunu ortadan kaldırıyor.

Top kanatlara gitmesin diye dua ettik be!


Üstteki görsel kritik eşik blogundan.

Fenerbahçe Bildiğimiz Gibi




Maçtan önce demiştim, kalede Rüştü varsa işler iyi gitmiyor Beşiktaş için. Hakan olsa daha iyi olurdu diyemem ancak totem gibi bir şey hani.

Genel olarak baktığımızda Beşiktaş geçen sezonun bir adım önünde sayılır. Orta sahası kuvvetli bir kere. Orta göbekteki ikiliden daha sağlam bir ikili yoktur bence. Fink-Ernst... Bir de önlerine gelmesi gereken 10.5 gelirse Beşiktaş biraz daha rahatlar. Gol pozisyonu bulur, atar.

Fenerbahçe bildiğimiz gibi, derbileri kazanıyor. Ancak genel olarak takım umut vermedi. Kazım gevşek futbolcu. Türk insanı böyle "umursamaz" görüntülü oyuncuyu sevmez. Fenerbahçe'nin Honved karşısında beğenilen yeni Brezilya'lıları hakkında pek bir şey denmez. Uğur Boral ve Selçuk Şahin için umut ışığı doğdu desem yeterlidir.

Bu arada Selçuk Şahin, Fenerbahçe'nin İbrahim Üzülmez'i olma yolunda ilerliyor. Yerine adamlar geliyor falan ama forma yine ona kalacak gibi. Fenerbahçe taraftarının ne düşündüğü belli değil aslında. Derbilerin golcüsü Selçuk var, ikide bir top kaptıran Selçuk var.

Neyse, Türkiye Süper Kupası 2009 sahibi Fenerbahçe'ye tebrikler!

Fotoğraf HT Spor'dan.

2 Ağustos 2009 Pazar

Süper Kupa Finali (Part 2) | Kalede Rüştü Varsa..


Olaya kalede Rüştü olmasından yana bakalım. Beşiktaş Rüştü ile Fenerbahçe maçlarını kazanamıyor yanılmıyorsam.

2-1, 2-1, 2-1 ...

Hakan Arıkan varken 4-2!

Beşiktaş adına denemeye değer mi, bence değer. Hakan Arıkan'a daha fazla sorumluluk verilmesi hem futbol hayatının sonlarına yaklaşan Rüştü'den sonra Beşiktaş'ın adına hayırlı olur. Hakan geçmişi temiz olmayan bir oyuncu. Ancak önünde oynayanlara da bakmak lazım.

De Sanctis'i geçen sezon önünde iki maç üst üste ayna adamların oynamamayışı yaktı. Sahanın öbür ucunda görmesi gereken Kewell'ı bile gördü bir ara yanında. Bir gün Servet, E. Aşık, E. Güngör, Meira, H. Balta... Düzenli bir tandem olmadı hiçbir zaman.

Hakan'ın da önünde Diatta'lar oynadı bir zamanlar. Geçen sezon bazı maçlarda gördük ki gerçekten iyi bir kaleci.

Mazisi pek temiz olmasa da önü açıktır Hakan'ın. Yeter ki Beşiktaş kendisine güvensin. Sonra Hakan da kendine güvenir. Beşiktaş taraftarı da yediği her golden sonra hakeme dönüp bir elini havaya kaldırmayan kaleci görmüş olur.

Rüştü'nün böyle olduğunu zamanında Fenerbahçe'de oynarken de biliyordu Beşiktaşlılar. Şifo'nun golünü bir hatırlasınlar...