31 Aralık 2009 Perşembe

Bu Geceyi İyi Değerlendirin!




2010'un ilk günü yaklaşırken aklımıza gelenler:

Benzine zam, sigaraya zam, alkole zam...

Bu gece için içebildiğiniz kadar.

MUTLU YILLAR!

28 Aralık 2009 Pazartesi

Euro 2016 ?


Trabzon neden yok deniyor. Ben daha vahim bir şey söyleyeyim mi? Şükrü Saracoğlu yok. Saraçoğlu, olur da 2016 alırsak, maç izleyebileceğimiz bir stadyum değil. Dünya'nın en demode Olimpiyat Stadyumu varken yok. Aynı 5 yıldıza sahip stadyum ikisi de. Aynı kategoride olması bence bu stada bir hakaret ama konu o değil. Saraçoğlu yok kazandığımızda.

Gelelim Trabzon'a. Trabzon neden yok, Konya neden var ile aynı cümlede sorulması gereken bir soru. Euro 2016 ne demek. Avrupa'dan gelen 4 tane ülkenin vatandaşlarının bir ülkenin turizmini etkilemesi demek. Konya bu turizmi kaldırabilir yerleşim bakımından. Lakin, şehir yapısı bunu kaldırabilecek mi sorusu sorulmalı. Akşama kadar gezip, tozacak, içecek, eğlenecek bir ülkenin vatandaşlarına karşı tutum önemli. Trabzon ise eski maçlardan mimli. Ersun Yanal dönemindeki Gürcistan maçına ev sahipliği yapmasındaki dezavantajlar. Türkiye'de bir ilktir rakip takım gol atınca sevinmek. Gol sevinci yaşandı o şehirde rakip gol atınca. Zaten ondan sonra bir daha da maç verilmedi Trabzon'a. Bu şehirin bu Ulusal maç olayı zaten bitirdi Trabzon'u. Konaklama sıkıntısı da cabası. Bu sıkıntı çözülecek olsa 6 senede, ki çok çok zor, olabilirdi.

Bu ülke bu organizasyonu kaldırabilecek bir kapasitede mi derseniz. Hayır bence. Bu şehirler arası sağlam bir ulaşım ağını 6 senede oturtabilmek ha deyince zor. Bütçe konusu Euro 2016 için de bir muamma.

Zor dostum zor. Uluslararası organizasyonda 2 final alabilmişiz yakın zamanda. O 2 finalin en yakın tarihte oynanan stadında maç almıyoruz. Dahası hazır bir koz olarak sunabilecekken bu stadı, yine aptalca maketlerle organizasyon dileniyoruz.

27 Aralık 2009 Pazar

Tarz Meselesi


Kendinize veliaht gördüğünüz biri var mı ya da böyle bir oyuncu olmuş muydu?

"Oldu, Messi. Benim tarzımdaki oyuncu Messi’ydi."

126 || Bir Efsanenin Rakamı

Başlıktaki rakam ve logonun ne alakası var diye sorabilirsiniz. Logo kimin de diyebilirsiniz. Ne efsanesi de... Logo, Portekiz'den Beira Mar'a ait. Peki, 126 ne, 126.yılı mı derseniz, alakası yok. Başka bir rakam vereyim size. 23.02.2002. 23.02.2002 - 126 - Beira Mar. Yine haliyle afaki kaldı. Jose Mourinho desem peki.

Açıklayayım izninizle, fazla bulandırmadan. 23.02.2002. Porto - Beira Mar maçı. Porto sahasında Beira Mar'a 3-2 yeniliyor. Sonrasında Jose, 23.02.2002'den günümüze kadar olan tarihte, Porto ile 38, Chelsea ile 60, Inter ile oynadığı 28 lig iç saha maçında yenilgi yüzü görmüyor. Toplam, peşpeşe 126 lig maçında sahasında mağlubiyet almıyor yani Jose. Jose'yi evinde yenen son takım Beira Mar. Daha ilginci, Jose Mourinho'nun bu süre zarfında, Avrupa arenasında da içeride, yanılmıyorsam, sadece 4 maç kaybetmesi. Birisi Real Madrid. Birisi Rijkaard'lı Barça. Diğer ikisi de ilginçtir Panathiniakos.

10 Yılın En İyi Galatasaray'ı


Biz de bu kervana katılalım, bizde 10 yıl listesi yapalım dedim. Galatasaray ve Beşiktaş'ı yapalım, zaten Fenerbahçe için 3-4 tane yapıldı, 10 yılın listesini yapmak bir daha rastgelmez diyerek başlayalım bu kadroya. Beşiktaş'ı da Bay Kerahet yapsın. Liste 2000'in ilk gününden şu güne kadar gelen kadroların içinden seçilmiştir ve en zor kısmı, 2001-2002 senesinden sonra oynayanları seçmeye özen gösterdik Busker ile. Yoksa o ezbere sayılacak, üstteki resimdeki ilk 11'i yazıp geçerdik.


1- Faryd Ali Mondragon; Tamam, Taffarel mi Mondragon sorusuna verilecek cevap, en zor cevap olacaktır. Mondi'nin yeri de Tafi'nin yeri de ayrı. 2002-2003 sezonunda Beşiktaş, Luce ile beraber alıyordu kendisini. Gitmedi. Menajeri anlaşmasına rağmen gitmedi. Bosman kurallarını öne sürdü. "İstemediğim takımda oynamam" dedi. 5-1'lik Fenerbahçe ve 2-0'lık Juventus maçında 7-8 tane top kurtarması unutulmazları arasındadır. 2005-2006'nın finalinde hüngür hüngür ağlaması ise bir başkaydı. Kale O'nun.

2- Sebastien Perez; Kısa süren bir maceraydı onunla olan ilişki. Hücum aksiyonlarında harika, defansif aksiyonlarda pek görünmeyen bir adamdı o. Luce kenardan onu uyarınca savunma yapmaya başlar, 2.yarının sonlarına doğru tekrar hücuma çıkardı. Kafayla 1 tane, Roma'ya da 1 tane golü var. Gitmemesi için taraftar baskı yapsa da çoktan kararını almış gitmişti. Ümit Davala ve Prates'te oynadı yerinde ama Perez başkadır. Sağ bek Perez.

3- Bülent Korkmaz; Buraya ne yazsam az gelecek Büyük Kaptan için. Herkes, aklından ne geçiriyorsa yazsa hepsi Büyük Kaptan'ı tanımlamaya yetmez. Heykeli dikilecek adamdır.

4- Servet Çetin; "Servet değil, şampiyonluk istiyoruz" pankartları ile karşılandı, tribünlerde. Tobol maçında yaptırdığı gereksiz penaltı ile eyvahları başlatıyordu ki, 7.haftaya girilirken takımın sadece 3 gol yediği görülünce "Servet'e bi' bakalım" denmeye başlandı. "Ben güven duyuldukça üzerine koyan bir futbolcuyum" dedi. 34.haftanın sonunda, çatlak kaburgalar, sakat omuz ve yırtık adalesi ile sezonu bitirdiğinde Galatasaray, 99-00'den beri en az golü yemişti. Büyük Kaptan'ın yanına yakışır.

5- Ergün Penbe; Kemik'ti lakabı. Soğukkanlılığın sahada vücut bulmuş haliydi. Muz orta denen şeyin uzmanıydı. Defansın kafasının üzerinden geçirerek, Hakan'ın kafasına bırakırdı topu. Nadiren uzaklardan vurur ve atardı. Yıllardır, O'nun gibi hem defans hem de ofansta iş yapan bek, pek olmadı. Hakan Ünsal vardır, o da şimdilerde dışarıdan takımı bölme planlarında. Ergün varken adını bile anmamalı bu yazıda.

6- Mehmet Topal; Çanakkale'de oynarken; "Aziz Yıldırım, senin transferinden vazgeçecek, sonrasında sen bundan dolayı Galatasaray'a gideceksin, ilk maçında Gerrard ile karşı karşıya oynayacaksın, sonra Galatasaray orta sahasının örümceği olacaksın, şampiyonluğun kilit isimlerinden olacaksın, kaptanlık bandını bile takacasın, Galatasaray senin ilk 11 başladığın hiçbir Fenerbahçe maçını kupa-lig farketmeden kaybetmeyecek, ama sen yokken 3-4 yiyecek, İngiltere'den teklif alacaksın, gitmeyeceksin, Milli Takım'da yarı finalde takımda görev alacaksın" deseler "abi git işine" derdi. 3 senede bu duruma geldi Mehmet Topal. Ön libero mevkiisinde düşünmeden yazılacak ilk isim Topal.

7- Hasan Şaş; Galatasaray'a gelmesi yüzünden Galatasaray'a haciz bile gelmişti zamanında Ankaragücü kulübü tarafından. O da sanki "bu para etmem ben" dercesine oynuyordu. Ta ki, Lucescu'ya kadar. Elmas parlatma ustası Luce, O'nu çizgiye yakın daha serbest oynatınca Hasan diye bir adam çıktı. San Siro'da Milan'a kafayla, Ali Sami Yen'de Real Madrid'e ayakla attı, penaltı yaptırdı. 2001-2002 sezonunda, adeta tek başına şampiyon yaptı desek yeridir. Sonrasında duraklama devri. Peşinden bir Belçika'lı geldi. İlk açıklaması Hasan Şaş üzerineydi. Hasan Şaş yüzünden saçlarım daha da beyazlayacak diyordu. O, Gerets'in yüzünü kara çıkartmadı. 14 Mayıs günü Denizli'den gol haberi geldiğinde sahada ağlayarak Bülent Bölükbaşı'na sarılıyordu. O sene efsane oynamıştı. Sağ açık Hasan Şaş.

8- Arda Turan; Vestel Manisa - Fenerbahçe maçı öncesi, birden Arda - Zafer isimleri yüksek sesle söylenmeye başlanmıştı. Arda, Galatasaray oyuncusuydu, kiralıktı, rakipte Fenerbahçe idi. Herkes Arda'dan birşeyler bekliyordu nedensizce. Daha 17 yaşındaki bir çocuğun sırtındaydı sanki bütün sezon. Önce diğer beklentinin ismi Zafer çıktı sahneye. Holosko - Sinan Kaloğlu o günün başrolleriydi Servet - Rüştü ile beraber. Ümit Özat kanadından bir genç bindiriyordu sürekli. Ortası tehlike, ortası asist oldu o gün Arda'nın. O gün 2.golün asistini yaptığı isme, en son oynanan Trabzonspor maçında yine neredeyse asisti yapıyordu. Sonrasında, geçen sezonun son maçı gibi yine ligdeki ilk iç saha maçı Kayserispor'du. Herkes, o gün tribünlerdeki herkes Arda için oradaydı sanki. Kendisine yapılan faulu vermeyince hakem, tribünler çıldırmıştı. 2 dakika sonra gol olunca, hele atan Arda olunca yıkıldı stadyum. Herkes 5-6 sıra düşmüştü golden sonra. Sonra o çocuk büyüdü, büyüdü. Kalbi bile tekledi sahada. 2007-2008'de Sivas deplasmanında tek hat-trick'ini yaparak şampiyonluğu kimseye vermem diyordu. Arka adalesinde krampon çivilerinin delikleri olsa da, sahada gol yedi diye ağlasa da ödülünü aldı. Kaptanlık ve 10 numara verildi. Sol açık Arda'nın. Hoş farketmiyor yer artık ama kalsın burada.

9- Kral Hakan Şükür; 228 gol attı ligde Galatasaray forması ile. 22 tane kupa kazandı bu forma ile. 99-00'de Avrupa'da 10 gol atarak, o sezon Avrupa Kupalarında en çok gol atan isim oldu. Hakan Şükür'e ne sıralar, ne satırlar yeter. 9 numara O'nundur.

10- Sasa İlic; Hagi bekliyordunuz ama biraz farklılık olsun. Hagi, başta da dediğim gibi o efsane 11'de kalsın. Hakan, 7 sene oynadı o 2000'den sonra. İlic'e gelelim biz. Gerets'e hediye idi o. Gerets'i memnun etmek için uğraşılan ve getirilen bir isim. Sessiz, derinden, birden arka veya ön direkte biten, 60 saniyede 2 gol atabilen bir isim İlic. Gelişi gibi gidişi de sessiz oldu. Ama attığı goller ve oyunları hele 60 dakika kaçırıp kaçırıp, Hakan Şükür'ün 10 saniyede attığı Gençlerbirliği maçındaki içten sevinci unutulmazdı.

11- Harry Kewell; O olmazsa bu kadro olmaz. O-La-Maz ! Kewell hakkında daha önce başka bir yazı yazmıştım. Daha farklı birşey çok şey yazarım da yazmayayım artık. Kewell ile ilgili yazı için buraya tıklayın. Kadronun son ismi The Wizard of Oz !

Teknik Direktör - Eric Gerets; Bu adamı yakından takip etmem 2.hafta oynanan Ankaragücü maçına denk gelir. Orkun'un kendinden geçtiği maça. Ümit'in faulle golü attığı maçta golden sonra Stumph ve Erdal Keser ile sevinç yumağı oluşturup döndükleri maçtan sonra ayrı bir sevmeye başladım. Kenarda heyecandan bazen çıldırır, bazen soğukkanlıklıktan dururdu. 14 Mayıs günü sahaya giren oyuncularını kızarak kulübeye gönderen 15 dakika sonra maç izlerken camı oyacak derecede bir adamdı Gerets. Bu kadronun başına geçecek ilk isimdir. Az savunmacı, çok hücumcu ve Hasan Şaş'lı bir kadroyu anca Gerets adam eder.



Toparlamak gerekirse;

a) Efsane 11; Taffarel - Capone, Popescu, Bülent, Ergün - Okan, Suat, Ümit Davala - Hagi - Hakan Şükür, Arif Erdem

Teknik Direktör; Fatih Terim

b) 10 yılın 11'i; Mondragon - Perez , Bülent, Servet, Ergün - Mehmet Topal, Arda, Hasan, Ilic - Kewell, Hakan Şükür

Teknik Direktör; Eric Gerets

-10 yılın en kötü günü; 6 Kasım 2002

-10 yılın en iyi günleri; 17 Mayıs 2000, 25 Ağustos 2000, 11 Mayıs 2005, 14 Mayıs 2006

-10 yılın en iyi golleri; Hagi vs. Monaco - Kewell vs. Bordeaux - Hagi vs. Borussia Dortmund - Hakan Balta vs. Gençlerbirliği Oftaş - Hasan Şaş vs. Malatyaspor - Ümit Karan vs. Manisaspor ve jüri özel ödülü Hasan Kabze vs. Beşiktaş

Tomas - Song - Karan - Necati - Hasan Kabze gibi daha bir çok isim dışarıda kaldı. Futbol maalesef 11 kişi. 15 olsaydı, onlarda girerdi. 4-5 isim daha bulup Luce ile tamamladınız mı bu iş tamamdır. Belli mi olur Gerets, 2-1-7'ye döner Baros, Karan, Necati hepsini atar sahaya.

Arsene Wenger Şaşırma!




Arsene Wenger taç atışının elle değil, ayakla kullanılmasını istemiş.
For example at Stoke, for Rory Delap it is like kicking the ball. It is a little bit of an unfair advantage. He is using a strength that is usually not a strength in football. So maybe to play throw-ins by foot. Why not? I think it would make the game quicker.
Yani diyor ki, Stoke'lu Delap ayakla vurur gibi taç atıyor. Futbolun içinde olmayan bir güç kullanıyor, bu da haksız rekabete yol açıyor. Taç atışları ayakla kullanılsın. Hem oyun da daha hızlı olur. Delap Arsenal'de olsaymış bu açıklama gelmeyecek yani. Ama bu düz mantığa hayran kaldım.

Şimdi ben de o zaman Keita'nın hızına karşıyım. Futbolculara hız limiti konulsun. Diğer futbolcular öyle koşamıyor ki! Futbol bu, koşu yarışı mı yapıyoruz(!) Haksız rekabet var!

Hadi canım hadi, geçiniz yahu.

Böyle de saçma sapan fotoğraflarını koyarım işte. Akıllı ol oğlum!

(:

"Delap" için aşağıdaki fotoğrafa tıklayınız.


Amca Sen Kimsin Yahu?



Rafa'nın İspanya'dan eski bir dostu falan herhalde. İngilizler ne diyor bilmem ama bizim takımlardan birinin başında bu hoca olacak ve takım bu haldeyken hocaya "i trust xyz" diye bir pankartcık açılacak. Adama gülerler be.

Birçok futbol blogunda gündem olunca dikkatimi çekti benim de.

Geçmiş kredisinden yiyor Rafa diyeceğim ama Liverpool'un Rafa ile ne kadar başarılı bir geçmişi var tartışılır. Bir adet Şl, bir adet FA Cup kurtarıyor herhalde. Fenerbahçe'nin Türkiye Kupası muhabbetine yaklaşan bir Premiership muhabbeti geliyor ki espriler ortada zaten.

O değil de Kyrgiakos'u neden transfer etti hâlâ anlamıyorum. Adam mı bulamadınız canım? Xabi gider, Aquilani gelir... Yakında Torres'i satar Charisteas'ı falan alır bu adam. Hem Charis'in de yaş 30'a geldi. Tam isabet!


***
Bu arada söylemeden geçmemek lazım.
Alıntı yapılan bloglar:
Jesus Almeyda
Footballove
Petit'in Yeri
Di Massimo Talento

26 Aralık 2009 Cumartesi

Manchester United Savunması


Vidic, Nani, Van der sar, Brown, Neville, O'Shea, Evans, Ferdinand, Macheda ve Ryan Giggs sakat. Da Silva ikizlerinin belki oynama durumu olabilir.

Gördüğünüz isimler bugün Hull City karşısında oynayamayacaklar. De Laet ve Gibson stoperde oynayacaklar yani. Kalede de Kusczak olacak. Bu 3'lünün beraber oynadığı Fulham maçında 3 yemişlerdi. Sakat olmasaydı stopere Giggs'i önerebilirdim. Sol açıklardan iyi stoper olabiliyor. Rooney'e kadar yolu var Sir'in.

Peter Griffin'in Charlie Brown'a Büyük Kıyağı



Snoopy'de mütemadiyen Charlie Brown'un önünden topu çeken uyuz kızı hatırlarız değil mi? Hep, tek tel saçı kalmış Charlie Brown'a taklalar attıran kızı. Peter Griffin, Patrick Swayze'yi de "Roadhouse" diyerek anıyor bu şekilde. Ayağına, eline sağlık Peter.

25 Aralık 2009 Cuma

Önder Hakkında 2-3 Cümle


Önder, bileğini kesti, sakatlandı felan. Bugün çıkan haber ise "Önder, Satış Listesinde". Bir ismi satış listesine koymak ne demek. Biz senin performansından memnun değiliz. Başka kulübe seni verebiliriz. Şimdi, bu düşünce, fikir, zikir doğal olanı, normal olanı. Peki, anormal olan ne bu olayda?

Olaydan sonra, Ercan Saatçi'nin gazetesine baktım. Malum, içeriden ne varsa öğrenir diye. Klasik yazılar. Ligtv, Galatasaray'a yolluyor, Adnan Sezgin yalanlıyor. Şimdi, satır aralarında Hürriyet'ten okuduğum bir olay var bu olayda. Buradan sonra haberdeki bu kısmın doğruluğunu kabul ederek yazıma devam ediyorum. Menajer ile yapılan toplantıda Aykut Kocaman var. Tamam. Bir de bizzat Aziz Yıldırım var. Aziz Yıldırım. Kim? Başkan. Önder'e kadar, altında Teknik Direktör, onun yardımcıları, sportif direktör, futbol şube sorumlusu var olan bir adam Başkan.

Oyuncu kazanmak ile ilgili muhabbetlere girmeyeceğim. Başka bir ülke vatandaşı olarak Türkiye'ye gelse Daum'un Gökhan'ı bile kesebileceğine eminim zaten. Kazım ve Güiza örneklerinden yola çıkarsak Önder veya başka bir yerli üzerine ne kadar düştüğü ortada. Önder'in içinde bulunduğu durum da ortada. Fenerbahçe'nin stoper derinliğinden bir eksilme neticesinde. Transfer gelecek desek, Bilica - Lugano arkasına kim gelebilir ki?

24 Aralık 2009 Perşembe

Batuhan Karadeniz Eskişehirspor'a mı?





Kaynakçı & Duyumcu
mevsimi bu duyumla birlikte resmi olarak açılmıştır.

Hayırlı transfer bir dönemi olsun inşallah. İlk haber böyle geldi. Forza Beşiktaş forumlarından bir vatandaşın iddiası böyle. Bire bir Rıza Hoca ile konuşma fırsatı bulmuş bu arkadaş. Rıza Hoca "Neredeyse bitti, artık Batuhan Eskşehir'de diyebiliriz" diyormuş. Tabata'yı da istemişler ancak yönetim bırakmamış. Ancak bırakılırsa Es-Es'e öncelik sağlanacakmış.

Biraz da kendi "duyum"larımdan ekliyeyim. Batuhan'ın Eskişehir'e gittiği dönemin, Youla'nın Eskişehir'den ayrıldığı döneme denk gelmesi isabet oldu. Saha dışındaki "ortaklıkları"na tanık olmuş biri olarak Youla'nın pek güzel "abilik" yaptığını söyleyemem Batu'ya. Hani şu Batuhan hakkında gazetelerde okuduğumuz haberler vardı ya geçen sezon Es-Es'teyken. Kaptan kaçmalar, alem yapmalar. Yazılanların bir kısmı yalandı ancak gerçek olanlarda yanında hep Youla vardı.

Batuhan Nobre ve Bobo'nun arkasında 3. forvet kalacaktı büyük ihtimal. Şu yaşlarda futbol oynanaması büyük zarar olacaktı, inşalah Eskişehir'de forma bulur ve gelişimini sağlar.

A2 Görevini Bırakan Sergen Yalçın #2




Biraz önce "A2 Görevini Bırakan Sergen Yalçın" başlıklı bir kayıt yolladı yazar arkadaşım Felix.
Onun üstüne laf söylemiş gibi olacağım belki ama bu konuda çok doluyum a dostlar. Hem blogun Beşiktaşlısı olarak bana da birkaç söz söyleme hakkı düşer. (:

Bir kısım insan Sergen'e sallıyor. Bir kısım insan da Sergen'den etkilenmiş Mustafa Denizli'ye sallıyor. Aklıma gelen bazı şeyler var ki...

- Öncelikle Sergen'in neden altyapıda olduğunu incelemek lazım. Sergen'in yetenekleri falan tartışılmaz. Yetenekleri ile kariyerinde varabildiği maksimum nokta arasındaki dengesizlik gençlere ibret olur, o da güzel. Beşiktaşlı falan ona da eyvallah, bir de lisans yeterliliği için yapması gereken staj vardı. O stajı yapacaksa Beşiktaş'ta yapacak tabii, ancak merak ettiğim "ne kadar staj yaptığı"? Hani staj süresinin bitimi bu aralarsa, bir de Sergen çok yakında bir takıma hoca olursa. Aman diyelim.

- Beşiktaş'ta malumunuz bir kongre yaklaşıyor. Kongre yaklaşırken bir "herkes safını belli etsin arkadaş" ortamı varsa o da olabilir. Murat Aksu başkan seçilirse Sergen'in nerede olacağına bakmak gerekir ki bu da pek tutarlı bir senaryo olmuyor. Sonuçta Sergen dışarıdan değil içeriden bir adam. Bir başkan ya da bir başkan adayına malzeme olmamalı.

- Paraların ödenmemesi... Şimdi bunun tepki yolu bu mudur? Bir insan böyle mi gösterir tepkisini? Sahaya çıkartmazsın oyuncuları, antremanları bırakırsın, içerinden mesaj yollarsın vesaire. İstifa için asla bir sebep değil! Dışarıdan bir hoca olsa anlarım da Sergen içeriden biri Beşiktaş için. Paralar ödenmemiş falan olabilir ama istifa sebebi bu değil.

- Beşiktaş teknik direktörü Mustafa Denizli'nin A2'ye gereken önemi vermemesi. Allah'a dua ediyorum sebebi bu olsun ve bu da gerçekçi olsun. Bir Beşiktaşlı olarak herkes gibi gençleri görmek istiyorum sahada. Korcan'ın yediği goller de afiyet olsun. Hakan'lar, Rüştü'ler ne maçlar kaybettirdi ilk maçında iki hata yaptı diye bizim çocukları mı idama götüreceğiz? Konu sapmadan devam edeyim, Sergen'in "hiçbir oyuncum A takımda oynaycak kafaya sahip değil" dediğini de biliyoruz. E bu tepki niye o zaman?

Peki Sergen gitsin mi, kalsın mı?

Eğer ki TV'de A takımın hocasına sallamaya devam edicekse gitsin. Bu nasıl bir yapılanmadır lan? Sanki Beşiktaş A takımı ile Beşiktaş A2 takımı ayrı camiaların takımları. A2 takımın hocası, A takımın hocasına sallayıp duruyor. Herkes eleştirir ama Sergen'in buna hakkı yok. Ya medyadan, ya Beşiktaş'tan vazgeçsin. Bu konunun direk muhattabı Demirören'dir bunlara izin verdiği için ama Allah'ın tüp kafalısına laf mı anlatılır?


***
Laf arasında:
Senin yeniden seçildiğin gün benim hayata küstüğüm gündür Yıldırım Demirören!
***

Bakalım daha neler yaşanılacak. Mustafa Denizli klasik gazetecilerle muhabbetini yapar Sergen'e bir şeyler der belki. Bu arada yönetimin Sergen'in istifasını geri çevirdiği söyleniyor. Ne olacaksa olsun, A2'deki gençlerden başka bir kişiye üzülüyorsam şerefsizim. Sergenmiş, Mustafa Denizli imiş... severiz sayarız belki ama zerre umrumda olmaz kulübün kapısından çıkıp bir daha gelmeseler.

Niye Genç Yetiştiremiyoruz? / Korcan Çelikay




Maçtan önce "Korcan", maçtan sonra "Korcan" konuşursa basınımız, Korcan'ın üstüne binen yükü anlamak zor değil. Hatalı goller yedikten sonra bir kaleciyi manşet yapabilirsiniz ancak hayatında ilk kez A takımla 11'de sahaya çıkmış bir gence bunu yaparsanız "Neden genç oyuncu yetiştiremiyor bu takımlar?" demek sizin haddinize değil sevgili basın! İlk de değildi bu. Pek değerli basınımızın gençlere yaklaşımını biliyoruz.

Beşiktaş taraftar forumlarını takip eden biri olarak belirtmeliyim ki Beşiktaş taraftarı bu oyuna gelmeyerek mükemmel iş çıkardı ve belki de Korcan'ı kurtardı bu seferlik. Haber 1903 internet sitesi röportaj yapmış Korcan'la. Oradan devam edelim:

Haber1903 : Korcan Çelikay yediği hatalı gollerden sonra kendine olan güvenini kaybetti mi?
Korcan Çelikay : Kesinlikle hayır. Her kaleci her yaşta hata yapabiliyor.Aksine yediğim gollere rağmen, taraftarımın arkamda olması beni dahada çok hırslandırdı.

Haber1903 : Yediğin gollerden sonra soyunma odasında neler yaşandı ?
Korcan Çelikay: Yerlisi yabancısı herkes yaşımın genç olduğunu, bunun olabileceğini söyledi. Yenilen gollerde sadece benim hatamın olmadığını, onlarında hatası olduğunu, üzülmememi söylediler.

(yazının önceki kısmıyla alakalı olarak sıradaki soruya ve cevaba dikkat lütfen)
Haber1903 : Soyunma odasında ağladığın birçok medya kuruluşunda haber oldu. Bu haber doğru muydu ?
Korcan Çelikay : Hayır öyle birşey yok . Soyunma odasında tabii ki çok üzüldüm ama ağladığım yalandır.

Bizde basının büyük bir kısmı "gazetecilik & habercilik" anlayışlarını böyle devam ettirirlerse biz 10 yılda bir çıkan Arda'lardan öteye gidemeyiz. Gerçi hâlâ Arda'ların sonu belli değil yıpratmaya devam ediyor şerefsizler. Bu tür basının etkisinin büyüklüğünü düşündükçe bizim ülkenin sporundan bir halt olmayacağını anlamak zor değil.

Korcan ileride bir Casillas, Buffon, VD Sar olacak demiyorum ama 22 yaşında bir kaleciyi bitirmenin hiçbir anlamı yok!

A2 Görevini Bırakan Sergen Yalçın


Sergen Yalçın; Ntv, Ntvspor arada Acun'un programında halı sahalarda takılmak haricinde görevini yaptığı A2 teknik direktörlüğünü bıraktı. Hani böyle söyleyince sanki alelade bir iş yapıyor gibi görülebilir. 16 maçta 14 galibiyet, 1 beraberlik, 1 de mağlubiyet alıp, devreyi en yakın rakibinin 9 puan önünde lider tamamlamıştı Sergen.

Nedenini ise; “Bu kararımın arkasında bir şey aranmasın. Her teknik direktör, bırakması gerektiği anda bırakmasını bilmeli” diyerek açıkladı Sergen. Anlaşılır yakında elbet. Belki de cidden sıkıldı be. NTV güzel tabi. Playstation'da oynuyordur arada. Olan ise arkada "bırakma" diye ağlayan gençlere oldu.

2009'da Türk Takımlarının Attığı En Güzel 10 Gol


Malum, yıl bitiyor. Klasikleri, rutinleri, hafızaları tazeleme zamanı. Takımlarımızın ligde, kupada, avrupa'da attığı 10 gol ile klişelere başlıyoruz.

Rodrigo Tello vs Manchester United; Her ne kadar yakın zaman da olsa, Old Trafford gibi bir sahada, 30-35 m'den bir kaleciyi avlamak, hele Manchester kalecisi ise kolay iş değildir. Old Trafford'da 3 puanı getiren harika bir Tello vuruşuydu. Antalyaspor'a attığı gol daha güzel olsa da birisini yiyen Antalyaspor, diğerini Manchester United.

İbrahim Akın vs Beşiktaş; Beşiktaş savunması, 3 çalım yiyecek, bunları yiyenler hem Ernst hem de Ferrari ve çalımın kralı Yusuf olacak, bunları da yapan İbrahim Akın olacak, güler geçerdik sezon başında, maçtan önce birisi söylese. Bunları yaptı İbrahim. O gole de estetik katan Hakan Arıkan'ın topun ters yönüne ilginç plonjonuydu tabii.

Fabio Bilica vs Fenerbahçe; Bülent Uygun'lu Sivasspor'un ligde 4 tane yemesinin üzerinden 5 gün geçmişti ki kupada karşılaştı bu 2 takım. Fenerbahçe 2-0'da öne geçmişti maçta. Dakikalar 80 civarında Bilica topu 35m'ye koydu. Sağ ayağının dışı ile Allah ne verdiyse vurdu. Top dışa falso alarak çatal diyebileceğimiz yere gitti. 2-1 gibi 2.maç için avantajlı bir skor elde edilmişken, 5 gün önceden edinilen "gol attıktan 60 saniye sonra gol yeme hastalığı" yine devam etti ve 3-1 oldu hemen maç.

Andre Santos vs Sivasspor; Sol bekti bu adam normalde. Sol açık oynaması da şaşırtmıyordu bir nebze ama 10 numara pozisyonuna çekildiği dakikalardı. 70 dakika kapanan Sivasspor, 2-0 geriye düşünce ipleri bıraktı. Sonra Santos aldı topu. Bütün Sivasspor savunmasını geçti. 3 stoper özellikli adam teker teker çalımlandı Santos tarafından. 3 oldu tabii peşinden de.

Alanzinho vs Kocaelispor; Ersun Yanal, devre arasında Trabzonspor'un 2-3 oyuncuya bağlı hücum hattını Yattara'nın keyfiyetinden çıkartmak için ısrarla Alanzinho'yu istetmiş ve almıştı. Haliyle o bücürün gelmesi ve zamanla uyum sağlaması Ersun Yanal'ın kovulmasına denk geldiğinden Ersun Yanal pek göremedi kendisini. Lakin, ondan sonra da normal gol atmamaya başladı. Her kalecinin üzerinden aşırtma atma sevdası tuttu onu da. Kocaelispor'un az da olsa yeşertme gayreti gösterdiği kümede kalma ümitlerini attığı aşırtma golle yıkan adamdı.

Michael Fink vs Fenerbahçe; İbrahim Üzülmez sol kanattan isabetli orta kesecek, hem de bunu yıllardır yürümekte kullandığı sağ ayağı ile yapacak, bu gerilerden gelen bomboş Fink'in ayağına tam oturacak ve bu Fenerbahçe'ye karşı olacak. İbrahim Akın'ın golü daha inandırıcı olabilir bak, bundan sonra. Bu gol için Hıncal Uluç; "100 tane orta kesin, 100 defa vursun Fink, 1 defa daha gol olursa bir daha gel beni bul" demişti.

Mehmet Topal vs Dinamo Bükreş; Tribünde Hagi olmasından mıdır, uzun süredir vurmuyordum bir vurayım şu topa düşüncesinden midir, seyirci yok dağa taşa giderse kimse bişey demez düşüncesinden midir bilinmez, mükemmel bir gol atmıştı Mehmet. Kaleye bile bakmamıştı vururken. Allah ne verdiyse vurmak deniyor buna heralde.

Julio Cesar vs Galatasaray&Fenerbahçe; Ayırmayalım bu 2'liyi. Atan aynı ne de olsa. Birisi ligin ilk maçı. Galatasaray 25 dakikada süpürmüş rakibi. Antep, çevirme gayretlerinde. Julio Cesar alıyor topu, ayarlıyor mükemmel vuruyor. Direkten ağlarla buluşuyor.
Aynı Cesar bu kez 9.hafta Fenerbahçe'yi av olarak görüyor. 94.dakikada frikiğin başına geçiyor. Fenerbahçe puan bile kaybetmemiş. Topun üstüne geliyor. 130 km/h ile giden topa Volkan ne yapacak sadece bakıyor. Kazanan Antep oluyor.

Elano Blumer vs Kayserispor; Elano, sahaya çıkar. Koşturur, koşturur. Arkadan top şişirilir, Baros rakibi bozar, rakip topu kafayla uzaklaştırmaya çalışır, Elano koşar, sol ayağı ile vurur. İlk maçında ilk golünü atar. Ama ne gol. 120km/h. İlginçtir, ilk koşan, bugünlerde pas atmayan Arda.

Harry Kewell vs Bordeaux; İtiraf etmeliyim ki, listemin 1 numarası bu olur, sonra diğerlerini yazarım. Hatta büyük bir itiraf daha edeyim, bu golde Emre Tilev'in sözleri bile güzel gelmişti bir an bana. Oz Büyücüsü felan. Ne vurdu ya. Hatta Denizli'nin dediği gibi; "Prekazi vurdu. Aslında vurmadı (Burada kahkahalar var)" Kewell vurdu aslında vurmadı. Daha başka bir fiil o.

not: yazıların üzerine tıklayarak gollere ulaşabilirsiniz.

23 Aralık 2009 Çarşamba

Kalecinin Top Tutması


Ligde pek alışkın olmadığımız görüntüleri bize yaşattığı için Aykut'a teessüflerimi iletiyorum. Top kurtardı, sektirmedi, uçarak çıkardı felan. Ayıp. Dona kalarak topu seyretmen gerek müdür. Kalenin üstünden giden topa da eğilerek ekran başındakilere gerilim vereceksin.

Neyse, maça dönelim. Galatasaray, 4 general, 6 asker, 0 ila 1 arasında değişen değerlerde kaleciden oluşan kadrosunu bir general, 9 asker, bir kaleciye çevirince haliyle Trabzonspor'da, Şenol Güneş'te şaşırdı. Tek santrafor tutmadı. Bir tane zayıf şut çekebildiler ilk yarı. Caner ise sol açık günlerini hatırlayınca, güzel mücadele etti Galatasaray. Caner, Vestel Manisa'da sol açık oynarken, Arda o takımda sağ bekti. Bugün ise maçın son dakikalarında Arda sağ açıkta iken, Caner sol bekte idi. İkisi de yerlerinde sanki zembereğinden boşalmış gibi oynuyorlar. Santraforsuzluktan sıkıntı çekmese Galatasaray, ilk yarı bitebilecek bir maçtı. 2.yarı Umut'un oyuna girmesi ile rahatsız eden koşuları, ikili mücadeleleri dengeleri sarstı. 2-0 olması ile 2-1 olmasının peşpeşe olması, maçı kopartmadı. 2-0'dan sonra 60'a kadar devam etseydi, Caner - Arda önderliğinde durum değişebilirdi. 2-1 biten maçta kim ne kazandı derseniz, kazanan Caner Erkin oldu.

Şenol Güneş ise sezon sonuna kadar o gür, dalgalanan saçlarına beyazlar düşünce durumunun farkına varacak. Anadolu'da yenemeyeceği takım yok Trabzonspor'un kadrosu itibari ile. Hele, böyle bir ligde durumu kapatmaması için hızlı bir giriş yapması yeterli. Eksiklerini kapatmak, çalışmak, çalıştırmak ve yeni santraforları Fatih Tekke'nin çabuk oturmasını sağlamalı. Biraz da hırslı açıklamalara girmeli yavaştan. En azından camia ve taraftarı içten içe hırslandıracak.

"N'aapıyosunuz Oğlum Siz?"




Deplasmanda 10 gol atılmaz ki arkadaş. Daha kaç tane atcaksınız? Maç bitmedi ama görüntü böyle. Kaydı yazarken bile kontrol ediyorum hâlâ atıyorlar mı diye. Hayır bir de araya kendi kalelerine gol atmış adamlar. O da hoş.


derken 11. gol de geldi...
12. de geldi...
13. de ...

Ferrari İstatistiği




Bursaspor maçında 14 dakika sahada yoktu, Manisa maçında 90 dakika. Onsuz oynanılan son 104 dakikada 4 gol yedi beşiktaş. 26 dakikada 1 gol ediyor.

Bursa maçına kadar oynanılan 14 maçda 8 gol yedi siyah beyazlılar. Toplamda 1260 dakika ediyor, 158 dakikada bir gol yemiş oluyorlar.

Sadece istatistik. Normalde yazının bu kısmından sonra Mehmet Demirkol'a selamlar falan iletilir. Ama alakası yok işte, hadi hayırlı günler.

22 Aralık 2009 Salı

Bir Soru - Bir Cevap



Soru şu; 1.resimdeki adamın aşırı derecede sahip olduğu, lakin 2.resimdeki adamın "bu sene" sahip olmadığı futbol terimi nedir?

Cevap; Rotasyon. Evet. Benitez, "nasıl rotasyon yapacağım" diye kendinden geçerken, geçtiğimiz sene "her maça farklı 11" sloganını benimseyen Denizli, bu sene "sıfır rotasyon" taktiğini benimsemiş durumda. Bir ortasını bulamıyor ikisi de.

Olansa, takımlarına oluyor.

Hasan'ın Kulağıyla Attığı Pas

video

1998-1999 sezonu. Rosenborg maçı. Gruptaki asıl hedef olarak görülen ekip. Neticede Juve fersah fersah üstün bir ekip, lakin 1 puan alınmış. Bilbao, "Ne Büyüksün Hagi"ye maruz kalmıştı. Rosenborg ise ilk maçta 3 atmıştı 2.yarıda. Kader maçı. Hem de 2'li averaj maçı. İlk yarı 0-0. 2.yarı durmuyor Galatasaray. Müthiş presi her yerde uyguluyor. Harika bir ilk gol atıyor Galatasaray. 11 sene önceden, bugünün kopyası bir gol. Hasan, kendi tabiriyle kulağıyla veriyor pası. Tabi, 11 senede maksimum 8-10 kere olan bir pas oldu bu maalesef. 2. ve 3.gollerdeki vuruşlar cabası. Tribünlerin sesini TV'lerde kısmak yok o zaman tabi. Anlatım da 10 numara.

Bu isimleri de futboluyla hatırlamak dururken, demeçleri ile hatırlamak ne kötü. Bizim için değil, onlar için.

Ateş - Su - Toprak - Hakan Ünsal


Hayatı oluşturan, devam ettirendir 4 Element. Biri olmazsa diğerleri olmaz. Bunu futbolda ararsak her takımda vardır. Galatasaray’ın 4 Element’i ise Baros, Keita, Kewell ve Arda.

Keita sürati ile Ateş, Arda çalımları ile Su, Kewell karizması ile Hava, Baros bitirici golleri ile Toprak. Şimdi bir 5.’si var. 5. Element olmak için aday Elano. Fakat 5. Element’e ne diyeceğimizi bilmiyorum. Hangi yönüyle ne isim verebiliriz bulamadım. Bizim bulmamız da zor gözüküyor. O yüzden işi üstadına bırakalım ve en iyisi Cem Yılmaz’a soralım.


Hakan Ünsal

- Bak, o başlıktaki hava olmasın !

Steven Gerrard


4-5 saat önce sormuştum arkadaşın kim olduğunu. Cevap gelmeyince yazayım dedim.

21 Aralık 2009 Pazartesi

Elano'yu Sahada Gören Oldu mu? || Alex Gol Hariç Hiç Yok


Başlıktaki 2 cümleyi birden söyleyen birisini ekranda gördüğünüzde anlayın ki o adam için futbol; kendi takımının gol yemesine anlam verememek, her maçı 5 tane atarak kazanamamaya höykürmek anlamına geliyor. Futbolu anlamamak, bilememek derdim de o kadar büyütmeye gerek yok. Daha vahimi ise birisini kullanıp, diğer ismi övücü sözler kullanıyorsa anlayın ki o adamın amacı yıpratmak. Sadece karalamak amacı.

Alex kimdi? Geldiğinde fizik olarak, şimdiki fiziğinden haliyle daha güçsüz, yıllarca Brezilya futbolunun temposundan bir anda daha hızlı bir tempoya ayak uydurmaya çalışan bir adamdı. Alex bu duruma uyumu 3 günde mi sağladı? Hayır. Mevkiisi ne peki bu adamın. Santrafora, kanatlara top dağıtımı yapan, gerektiğinde santraforun arkasından içeri kat ederek, savunmanın bir anlık boşluğunu gol olarak değerlendiren bir adam. Bu adamın koşmak gibi bir özelliği olabilir mi? Savunmaya yardım etmek gibi bir misyonu olabilir mi bu adamın doğru topları attıktan, doğru şutları kullandıktan sonra? Korneri bile ön direğe zor atan adamların olduğu bir yerde, kafaya topu atıyorsa yetenek değil midir?

Gelelim Elano'ya. Sahada göremiyorlar bu ara kendisini bazıları. Kimileri onun paslarını ben kulağımla atarım diyor. Kimisi Dunga'ya kadar saydırıyor. Bu adama sahada atılmayan pasları herkes görüyor. Amaç, yetenek pası kulak ile atabilmek değildir. Sahada o topu, o adama kendi etrafında 3 kere dönmeden ayakla atabilmektir. Tetikçilerin "işte sahada yoktu, top almıyor" bıdı bıdılarına maruz kalıyor. Geleli 4 ay olmuş bir adama söylenen sözler bunlar. Sen adama pas atmazsan göremezsin. Pası attığında golü görürsün. Keita'nın, Arda'nın arkadan Sabri'nin, Uğur'un defalarca bindirmesi ile gol bulamazken, tek topla savunma arkasında topla buluşturuyor adamı. Hem de 1m defansın gerisinden çıkartarak. Sahada gören görüyor Elano'yu.

Alex, sahada savunma misyonuna sahip olabilecek bir adam değil. Hatta en son adam Alex. Alex'ten defanstan top çıkartmasını beklemek abestir. Alex'in yapabileceği mevkiisinde alan savunmasıdır ki bunu da yapması istenmiyor muhtemelen kendisinden. Takımı 10 kişi bırakıyor gibi bir cümleye de maruz kalıyor Alex. Sen düşün artık, adam -1 isim iken kadronda asistin veya golün adı olabiliyorken, +1 olunca neler yapabilecek. Elano'yu zaten yazdım 2-3 kere. Galatasaray hücumunu 1 adım yukarı çıkartacak kapasitede bir adam. Kafası çalışan kullanır, çalışmayan cezasını ayakları ile çeker.

Alex'in koşanını görmek isterseniz veya Elano'nun sahada her an varolanını görmek isterseniz 8-10 veya 20 milyon euro ile kurtaramazsınız. Diğer bir Brezilya'lıya 65 Milyon Euro'yu vermek zorundasınız.

Kim Bu ??


Bizim Athena Gökhan'a benzemiş bu haliyle de...

You'll Never Walk Alone Aşkım




Düğünden sonra da sahaya iner erkek tarafıyla kız tarafı maç yapar artık.

Anfield ve Old Trafford stadlarında yapılıyormuş diğerlerini bilemeyeceğim.

Stadda düğün güzel fikir de kız tarafını ikna etmek kolay olmayabilir. Özellikle kayınpeder farklı takımı tutuyorsa deplasman düğünü istemez.

Anfield'da düğün.
Old Trafford'da düğün.


Bizde Murat Aksu ekibinin projelerindenmiş. Olursa tutar vallaha. Yeni Açık'ta bir bölüm yapılır, boğaza karşı düğün. Miss (:

Siyaset futbolun üstünde ve arada yastık yok




Feridun Düzağaç'ın zamanında yazdığı bir yazısının başlığı.

Diyarbakırspor hakkında ne zaman bir haber çıksa aklıma geliyor bu başlık. Hatta başka birçok konuda. Yazı da güzeldir, önceki gündemleri kapsıyor ancak yine de okumak gerek.

Başlık da son olarak Espinoza haberini görünce aklıma geldi. "Beni unut" demiş Espinoza Diyar'a. İki taraf için de hayırlı olmuş, olmuş da neden gittiğini sorgulamak kimsenin işine gelmeyecektir herhalde.

Ne güzel.

Espinoza Kaçtı Haberi
FD'nin Yazısı

Gece Maçı vs Gündüz Maçı





Şimdi diyelim ben bir Galatasaraylıyım ve Çarşamba günkü maça gitmek istedim.

21.30'da gittim stada, maçın bitiş saati 23.30 civarı bir saate denk geliyor. Hani rakip de Trabzon olduğundan daha önemli & güzel bir maç olacağı için erken de çıkmam hani bitene kadar da beklerim. Eh bir de kazansak biraz daha bekleyip takımımı tebrik etme hakkım olsun. Sonuçta benim maç bittişi falan derken staddan çıkış saatim 00:00'a yakın bir saat olcak. Eh, herkes de İstanbul'un merkezinde olmak zorunda değil. Ben eve varmışım saat 00.30-01:00 arası. Bayan biriysem tek başıma maça gitmem mümkün değil zaten, o saatlerde tek başıma nasıl dönerim?

Hadi eve de döndüm, duş vs hazırlıklar 02:00-02:30'a doğru uyurum anca.

Eee, sabah iş/okul? Yerim ben öyle maçı. İzlerim evimde en kötü n'apalım.

Pazar günleri bile maçları akşam saat 20:00'de oynatan Federasyonumuza selamlar. Haftasonu 20:00'de oynatan haftaiçi o saate maç koyar tabii. "Gündüz maçı kötü maçtır" diye bir kural var da bizim mi haberimiz yok? Bazı kimseler gece maçlarını daha da çok sever ama hiç yoktan Pazar günleri gündüz maçı yahu. Çok mu zor?

Footballove.com'dan Koko B'nin yazısında gördüm haberi. Çıkış noktası bir nevi (:

İlk Yarının Ardından Sayılar & Tablolarla TSL



(Tabloların üstüne tıklayarak tam görünüme ulaşabilirsiniz)

Maçların %44'ünü ev sahibi takımlar kazandı, %32 deplasman galibiyeti oranı.

Deplasman maçları puan tablosu:



İç saha puan tablosu:



403 gol atıldı, bu sayı maç başına 2.63'lük gol oranına denk geliyor. Bu konuda Fransa, İtalya, Portekiz liglerinden öndeyiz; İspanya, Almanya, İngiltere ligleri ise bizden daha yüksek oranda gol gördü.

Maçların %56'sı 2.5 üstü, %442.5 altı bitti.

En çok alınan skor 17 kez ile 1-1.
1-0 biten maç
sayısı 14. Golsüz eşitlikle biten maç sayısı ise 12.

Evinde en çok gol atan takım 2.33 ortalamayla Galatasaray, deplasman golcüsü takım ise 2.25 ile Trabzonspor.

Evinde kalesini en kötü koruyan takım 1.78 ortalamayla Kasımpaşa(ardından Sivas ve Diyarbakır geliyor), deplasmanda kalesini koruyamayan takım ise 1.78 ile Sivasspor.(ardından Ankaragücü, Belediye ve Galatasaray geliyor)

Maçları en çok 2.5 Altı bitenler: Beşiktaş(12 kez), Manisaspor ve Denizlispor (11 kez)
Maçları en çok 2.5 Üstü bitenler: Kasımpaşa (13 Kez), Fenerbahçe (12 kez), Galatasaray-Trabzon-A. Gücü (11 kez)

Kalesinde gol görmeden maç bitirme dalında Beşiktaş 11 kez, Kayserispor 10 kez başarılı oldu. Fenerbahçe 7, Galatasaray 4 maçta bunu başarabildi.
Denizlispor 9, Gençlerbirliği 7, Eskişehirspor 6 kez 90 dakikada rakip ağlara ulaşamadı. (Beşiktaş 5, Galatasaray 2, Fenerbahçe 1)

Defansif başarıya göre puan durumu:



Ofansif başarıya göre puan durumu:




Çok fazla kazanma/kazanmama serisi başladı bitti ancak devam edenlerden en önemlisi Denizlispor'un 11 haftadır kazanamaması. Bir de Kasımpaşa'nın 8 haftadır kaybetmemesi var. Beşiktaş ve Fenerbahçe 8 maç üst üste kazanma serisi yakaladı ayrıca, ancak devamını getiremediler.


Son 8 haftanın puan durumu:





Soccerstats'ın verilerinden faydalanarak hazırlanmış bir yazıdır.

20 Aralık 2009 Pazar

Taç Diyince / Delap





Son zamanlarda ligimizde taçlardan başlayan organizasyonlardan gelenler gollerden sonra Delap'ı gündeme getirmemek elde değil.

Video'ya gelelim:

Sunderland Stoke Deplasmanında, dakika 74.
Stoke City'li Delap korner kullanır gibi yolluyor ceza sahasına, Fuller atıyor golü:


video

Stoke 1-0 Sunderland

Her eve lazım böyle adamlardan.
Kritik bir anda taç olsun oyuna sokarsın hiçbi' işe yaramasa bile. (:

Tarikatçı Çocuk


"Yemin ederim Bursa’nın başındaki tarikatçı çocuk Rijkaard’dan daha yaratıcı. Önceki gün iki savunma adamından santrfor yaratıp Beşiktaş’ı yendi. Bizim Rijkaard Galatasaray kalabalığından bir santrfor çıkaramadı. Ne bileyim bari Servet’i oraya dikseydi."

Fatih Altaylı

Galatasaray eleştirisine girmeyeceğim. Kızdığım nokta şu. Ertuğrul Sağlam gibi bir "adam"ı niteleme şekli. Dini inancı ve sahip olduğu düşünce yapısı nedeniyle bir adamı, futbol konuşurken nitelemesinin çirkinliği. Bir Galatasaray yazısında, bir futbol yazısında, lig 2.si olmuş, Beşiktaş'ı, 16 haftada 7 gol yemiş bir ekibi hem de 2-1 geriye düştüğü maçta 83'ten sonra maçı çevirerek yenmiş, ligin en fazla gol atan 2.ekibi olmuş, kuş kadar bütçe ile tepeye çıkmış bir adamı nitelemenin şekli bu Fatih Altaylı tarafından. Yakışır O'na.

Sahaya Çıkmasanız Daha İyi Be Arkadaş


Son sıradaki Ankaraspor. Son 10 maçı hükmen mağlup. Bir üstündeki Denizlispor. Son 10 maçı. 1 tane beraberliği var. Ankaraspor'dan aldığı hükmen 3 çıkınca, 16 maçta 4 puanı var yani. 4 beraberlikten geliyor o da. Küme düşürülen Ankara olmasa, 90 dakika sonunda kazandığı maçı yok. Pek vahim. Pek.

Harry Kewell Dansı

video

O parmağın yanağa gidip sağa sola bakma hareketini ben denedim ayna karşısında, afedersin şebek gibi oldum. Bu adam yapınca hayran kaldım. Elano'nun da dansa sempatiklik kattığını belirtmeliyim. Süper be bu.

Abdelkader - Elano - Harry - Arda


Bu 4'lünün aynı anda oynaması gibi bir şans, ancak 2 santraforun sakatlanması şanssızlığı ile geldi ayaklara. Daha önce söylediğimi tekrar etmeliyim. Elano, bu takımda Harry Kewell'ında, Keita'nın da, Arda'nın da oyununu 1 seviye yukarı çıkartabilecek bir adam. Lakin Arda, bir kez daha Elano'yu görmeme üzerine oyun oynuyor. Görmedi, görmedi. 78'de bir gördü. Gol oldu. Elano'nun bir seviye üste çıkartması işte bu. Kanattan otoban misali git-gel yapan Keita'yı tek topla buluşturup, Keita'ya asisti yaptırdı. Keita'nın önüne atılan toptur aslında asist. Hatta gol o toptur.

Harry ise müthiş, harika, şahane. Şair'in dediği gibi; "Bilmezdim kelimelerin kifayetsiz olduğunu bu derde düşmeden önce". Onun durumu dert değil. Bizim durumumuz dert. Gittikten sonra içerisinde bulunacağımız dert. Efsane bu adam.

Gelelim Kaptan'a. Kaptan, takımın üstündedir. Galatasaray'da Profesyonel Takımın Kaptanı, Galatasaray çatısı altında futbol oynayan herkesin kaptanıdır. Onlara örnektir. Sadece davranışları ile değil, oyunu ile de örnek olmalıdır. Sahada beraber top oynadığı 10 arkadaşının her birisine diğerinden ne bir adım uzak olmalı, ne bir diğerinden bir adım yakın olmalıdır saha içerisinde. Pas atman gerekiyorsa, pası atacaksın arkadaşına. Bir kere attın, o da golü attırdı. Tarih bugün Elano'yu yazar. Yarın skoru yazar, kaptanı yazar. Ama bu pasları atmazsan, tarih seni sadece Kaptan olarak hatırlamaz. Elano ile beraber bu olanlarla hatırlar. Sen Arsenal'de Arshavin'e pas atmazsan, Arsene Wenger seni atar.

Merdiven Demeliydin Rıdvan Dilmen

Yıl 1993. Galatasaray, Ali Sami Yen Stadı'nda ışıklandırma düzenlemeleri yapıyor.

Yıl 2009. Hatta neredeyse 2010. Rıdvan Dilmen, Ali Sami Yen Stadı'nın ışıklandırmaları kaleciler için sorunlu diyor. Bir degajı 30 saniyeden aşağı sürede atmayan Serdar, ışıklar böyle böyle diyor.

O değil de 16 senedir yeni mi farkettiniz bunu be canlar? Merdiven boşlukları da dolu olunca kaybediyor zaten rakipler.

Yoksa Galatasaray'ın yenmesi felan ne alaka canım.

19 Aralık 2009 Cumartesi

Arshavin @ Anfield / Video


video

Bu makara pek bitecek gibi görünmüyor. (:

Beşiktaş 2-3 Bursaspor




Madde madde gidelim:

- Hakemden başlayalım ve aceleylen bitsin. Böyle güzel bir maça yakışmayacak kadar kötü bir yönetimdi. Eyyam, korkaklık ne ararsan var adamda.

- Ferrari'li Beşiktaş 17 maçta 7 gol yedi. Ferrari oyundan çıktı 2 gol yendi. (Sadece istatistik)
Bu arada geçmiş olsun Matteo! Biz 2 ayda bir omzu çıkan stoperler gördük, senin daha ilk sakatlığın canın sağ olsun. Bir de bazıları Ferrari'nin maliyetini hesaplarken Zapo'nun ve Gordon'un maliyetlerini de ekliyormuş. (Yazı Burada) Bir Beşiktaşlı olarak Gökhan Zan'ı yıllarca izlemenin "manevi maliyet"ini bilir mi onlar?

- Maçtan önce yağmur & fırtınadan bahsetmiştim, ancak yine de güzel maç olacağını düşünüyordum. Sahadaki 22 futbolcuya teşekkürler, gerçekten güzel mücadeleydi. Sahadaki 23. Kişi de gününde olsaydı keşke.

- Beşiktaş'ın tek uzun boylu adamı Ferrari çıkınca zaten doldur boşalta başlaması beklenen Bursa'ya gündoğdu. Ertuğrul Hoca boylu poslu Ömer'i de araya sıkıştırınca işlem tamam.

- Bir Beşiktaşlı olarak Zapo'yu çok severdim geçen sene. Kimileri "profesyonel" derken ben onu tuttum hep. Dedim bu adam ısındı buraya falan. Yalanmış, on numara profesyonel topçuymuş Zapo.

- Yusuf bu zeminde ne işi vardı anlamadım ama değişiklikler yüzünden Mustafa Hoca'ya "çok da" kızamayız. Zorunluluktan yapılan iki değişiklik var kafadan. Eh, Nihat'ın çıkması da zorunluluk sayılır. Hata kısmı başlatırken gerçekleşiyor.

- Resime gelirsek: Buz Adam, ailecek beğendik. Allah yolunu açık & uzun etsin inşallah. Hangi takım olursa olsun sahada gençleri görmeyi seviyorum. Gerçi Korcan biraz zorunluluktan sahadaydı ama olsun.


Sonuçta güzel maçtı vesselam. Tebrikler Bursa.


Az kalsın unutuyordum!

İbrahim Üzülmez; senden daha deli futbolcu görmedi & görmeyek bu ülke! (:

Twitter'dan Atışmak || Mehmet Demirkol vs. Ersin Düzen


Ersin Düzen ve Mehmet Demirkol'un Twitter üzerinden Ferrari üzerine başlayan atışmaları.

ersinduzen: birileri ferrari'ye sallıyordu sürekli....çıktı oyundan ne oldu ?
mdemirkol: oyundayken ne oldu?

ersinduzen: oyundayken 2-1 oldu....
mdemirkol: yapma ersinim açık alanda dokuluyor. sercan gol kralı olacaktı bir maçta. kötü demiyorum . o kadar iyi değil diyorum.
ersinduzen: açık alanda hızlı rakibi karşısında dökülmeyecek defans oyuncusu dünyada bir elin parmaklarını geçmez....
ersinduzen: o halde agüero karşısında yerlerde sürünen puyol'un barcelonada işi yok...
mdemirkol: :) agüero=sercan?
mdemirkol: bi de zapo'yu napıcaz? o mu iyiydi ferrari mi?
mdemirkol: ayrıca ferrari'nin beşiktaş'ta işi yok diyen kimse duymadım. toplam bedeli 20 milyon euro. eder mi? soru bu!
ersinduzen: bonservisi 4.5 , yıllık ücreti 2.5 ...3 yıllık maliyeti 12 mil. bonservisine 8 verilen tabatanın yanında ferrari bedavadır...
mdemirkol: zapo'yla gordo'nun maliyetlerini de ekleyeceksin ona!
mdemirkol: sercan'ın 46'da kaçırdığı pozisyonda ergiç'e asisti de yapan ferrari yere düşen de
mdemirkol: bunu gökhan yapsa bitmişti. nasılsa yabancı oyuncu yapınca sorun yok.
ersinduzen: gidenlerin maliyetini gelenlere eklemek benim bildiğim takasta olur...g.zan'ı açık alanda analiz için sadece derbiler yeter...
mdemirkol: ersincim gitmediler. hala paralarını ödüyor bjk.
ersinduzen: bjk parasını ödese dahi faturayı ferrari'ye kesmek neden ? ferrari'nin maliyeti 12 mil eurodur.helalı hoştur :)
mdemirkol: yahu fatura kesmiyorum. abartmayın diyorum. ferrariye ne tabii! adam işini yapıyor. helali hoş olsun.
ersinduzen: claude bakadal vardı bir ara d.bakırspor'da...fenerbahçe maçında servet'i hatırlar mısın ?
ersinduzen: servet'e kötü futbolcu diyebilir miyiz şimdi ? o halde gençlerbirliği maçında kendi kalesine gol atan ferrari niye kötü ?
mdemirkol: yahu kötü demiyorum ersin allah allah. abartıldığı kadar değil diyorum. kafaya çıkmıyor adam. hüseyine vurdurdu. net poziyon.
mdemirkol: ergiç'e asist yaptı
mdemirkol: geçen hafta kalabane'ye de vurduran. çıkmayan o.
mdemirkol: bunlar mükemmel olmadığını gösterir. kötü olduğunu değil.
ersinduzen: ferrari'ye ülkede kimse terry ,ferdinand , puyol da demedi. ya da ben duymadım görmedim...
ersinduzen: neden hep yenilen goller , verilen pozisyonlarda sadece savunma zaafları önplana çıkar ?neden kalabane süper çaktı kafayı denmez?


Burada bitti konuşma. Bu arada Ferrari'nin de elmacık kemiği kırılmış. Göz çukuru tabanında da çatlak varmış. Eğer, görmesine engel değilse ameliyat olmayacak Ferrari.

50 - 100 Sene Sonrası Futbol Araştırmacılarına Not


Bakın, sevgili arkadaşlar, seslendiğim 2009 yılının insanları değil, 2046, 2059 ne bileyim 2098 yılının futbol meraklıları, sevdalıları, araştırmacıları söz uçar, yazı kalır demişler.

Bir gün, kulağınıza Berkant Göktan ismi çalınırsa, siz de bunu araştırır ve bazı fotoğraflara rast gelirseniz bunlara aldanmayın. Bunlar tamamiyle, evrende doğru zamanda doğru yerde bulunabilme şansına sahip bir insanın durumudur.

Muhtemelen ilk fotoğrafa Manchester United efsanelerini araştırırken geldiniz veya Berkant'ı Roy Keane ile yanyana gördünüz. Tamamiyle hikaye. Bülent Korkmaz'ı da Galatasaray tarihinde araştırırken Berkant çıktı karşınıza. Ümit ile gol sevincinde iyi bir yandaştı. Arada da penaltı atardı işte. Zaten 3.fotoğraftaki Effenberg'in yanında da yancı gibi duruyor. Hele Anfield'da Liverpool'a karşı oynaması...

Ben bunları söylüyorum ama kim inanır ki şu fotoğraflardan sonra yazılanlara.

18 Aralık 2009 Cuma

Keser Döner Sap Döner


Hadi Bursa'ya puan kaybedilir, dünyanın sonu değil de, takıma adam almak için ite kaka gönderdiğin adamın seni mağlup eden golü atması zor be Denizli. Hele yerine geldiğin adam da aynı şekilde ite kaka yollanırken, o yollanan adam santrafor çıkartıp, uzun boylu stoper koyarken, senin stoper çıkartıp, 2-1 öndeyken, kısa kulvar yüzme şampiyonasına ev sahibi yapan zemininde mücadeleci bir adam yerine Yusuf'u oyuna almak gibi dahiyane (!) hamleni mat ediyorsa daha da zor.

Yenilirsin. Sahada yenilirsin. Ama bugün sadece sahada yenilmedi Beşiktaş. Daha doğrusunu söyleyelim. Hakkını verelim. Bursaspor kazandı. Hemde kenarda Ertuğrul, sahada Zapotocny'nin golüyle.

Kendini Yenemeyen Mourinho & Bahtsız İtalyanlar (!)


3 sene üst üste İtalyan'ların 1 tane istisna eşleşme dışında İngilizlerle eşleşmesine ne dersiniz bilemem. Ben "bit yeniği" diyorum. 1 istisna da Real Madrid ve Roma arasındaki maç. Ondan kurtulan Roma'da Manchester'la eşleşmişti çeyrek finalde. Bu senede Milan - Manchester United ve Inter - Chelsea eşleşti. Yine Barça kek rakiplerle oynuyor. El Clasico yani. Inter - Chelsea demişken, Jose Mourinho demeliyiz.

Kendini aşamayan bir adam aslında Jose. Kurduğu Chelsea'yi aşabilmenin imkanı çok zor. O mükemmel Barça bile son topta, hakemin vermedikleri ile geçti bu Chelsea'yi. O Chelsea, orta saha, savunma bloklarının, harika takım savunması uyumunun ismi. Yıllarca üstüne koya koya buralara geldi o Chelsea. Aslında üstüne koymak kadro anlamında pek değil. Klasik orta sahasına Deco geldi, hücumuna Anelka. Yıllardır o da bir sağ bek bulamamıştı, hala bulunamadı ideal sağ bek. Şimdi bu mükemmel yapının mimarı, mühendisi Jose kendine karşı gelmek zorunda. Kendisini yenebilirse, turu geçecek. Kendisini yenmeye çalışırken, Inter'i de yıllardır iyi bilen Ancelotti'ye karşı mücadele vermek zorunda. Kurduğu müthiş orta sahayı, elindeki orta saha ile devirmenin yollarını bulmalı, Terry - Carvalho'yu Eto'o ile delmeli ama en önemli 2 isim olan Lampard - Drogba'yı durdurmanın yollarını aramalı. O da biliyor ki, Drogba durdurulamaz. Milito durdurulur. Zor Jose'nin işi. Manchester United'dan daha zor.

Bir İtalyan'ı finalde göremeyeceğiz uzun süre muhtemelen. Jose de çıkamazsa, kimse çıkamaz, çıkartamaz.

Beşiktaş - Bursaspor

Kadrolar da belli oldu. Maça 45 dakika kala İstanbul'da şimşek, yağmur, fırtına ne ararsanız var.

İşte 11'ler:

Beşiktaş:
Rüştü, İ.Toraman, Sivok, Ferrari, İ.Üzülmez, Fink, Ernst, Ekrem, Tello, Nihat, Bobo

Bursaspor:
İvankov, A.Tandoğan, İbrahim, Zapotocny, M.Keçeli, Hüseyin, Ozan İpek, Ergiç, Bekir, Volkan Şen, Sercan

Ortasahayı ele geçiren avantajı elde eder. Beşiktaş adına Bobo umudun adı, Bursaspor'un umudu Sercan gibi görünüyor. Ancak orta alanda Ernst, Tello, Ergiç, Volkan gibi isimler iki takım adına kilit isimler olabilir. Beşiktaş'ta değer görmeyen Ali Tandoğan ölümüne savaşacaktır, Zapotocny de öyle olur.

Güzel bir açılış maçı bizi bekler.

Atletico Madrid mi Daha Zor Lille mi ??


Busker ile dün akşam muhabbet ederken, Atletico Madrid dedim rakip olarak. O da Brugge istiyordu. Atletico kırmadı geldi sağolsun. İstiyordum gelmelerini Galatasaray'a. Çünkü, adı bilinen bir ekibi eleyerek üst tura çıkmanın motivasyonu ile, adı bilinen ama sizin karşınızda esamesi okunmayacak bir ekibi eleyerek çıkmanın motivasyonu farklıdır. Mesela; Kasımpaşa'nın Galatasaray'ı, Fenerbahçe'yi, Beşiktaş'ı iyi oyunla yenerek aldığı 3 puan, İ.B.B'yi iyi oyunla yenerek aldığı 3 puandan daha değerlidir. İşte bu yüzden Atletico biçilmiş kaftan. Lille ise tehlike.



Atletico Madrid, geçtiğimiz sene Galatasaray'ın yendiği Benfica durumunda Quique Sanchez Flores'den sonra. Daha beterdi aslında başlarda. İsimler var. Oyun yok. Daha doğrusu Aguero yok. Aguero varsa, önlerinde duracak takım da yok. Lakin Aguero, Chelsea forması altında oynama hayallerinde olduğundan Maxi - Reyes - Jurado - Forlan'ın durumunu da aşağıya çekiyor. Hoş Reyes ve Maxi'nin durumu daha ne kadar aşağı iner bilinmez. 2 aya nereye gelirler sorusu bilinemeyen. 2 aya yükselişe geçmelerinin önünde La Liga'ya göre eh işte bir fikstür var. İspanya'da da devre arasının olmaması, olanın da 2 hafta gibi bir süre olan Noel ve yılbaşı tatillerini kapsaması toparlanma konusunda dezavantaj. Dönüşte ilk maçları 3 Ocak'ta Sevilla. Belki de kritik virajları orası olacak. Atletico'nun diğer büyük dezavantajı da ilk maç öncesi Barcelona ile kendi evinde oynayacak olması. O maçtan sonra yine evlerinde Galatasaray maçları var. Deplasmandaki maçtan sonra da Valencia deplasmanına gidiyor.



Lille ise Fransa Ligi'nin bir çok takımına göre adı olan ama Lyon - Bordeaux - Marsilya gündeminde arka planda kalan bir ekip. İstikrarlılar. Fransa Ligi'nde üst lige çıkanın şampiyon olması, şampiyonun küme düşme potasında olması gibi durumların yakınında değil. Son yıllarda 2.lik, 3.lük, 5.lik seviyesinde bitiriyorlar ligi. Kötü yanı Fenerbahçe için, dediğimiz gibi adı bizim için büyük değil. Bir şanssızlık olur elenirse, "Lille kim ya" denebilir. İyi kapanan bir ekip haliyle. Fransız oyunu oynuyorlar. Basıyorlar, ısırıyorlar. İlk maçın evlerinde olması dezavantaj onlar adına. Gol bulamazlarsa (bu sene Lyon'a 4 tane attılar, Genoa'ya da 3 attılar) işleri zorlaşır. Yenilgilerinin en büyük sebebi erken yedikleri gollere karşılık verememeleri. Deplasmanda iyi kapanabilen bir ekip. Ama yedikten sonra da konsantrasyonunu kaybedebilen. İlk maçın deplasman olması büyük avantaj Fenerbahçe adına.

Tekrar edelim, ilk maçların deplasman olması avantaj. İlk maçta beraberlikler alınarak turlar geçilebilir. Devre arasında toparlanılmalı tabi. Fenerbahçe orta sahasına Emre'nin arkasına bir adam bulmalı. Emre'siz yapamıyor Fenerbahçe. Galatasaray'da stoper olayını çözmeli artık. Baros'da dönecek zaten. Neticede elenmeyecek takım diye bir şey yoktur, az inanç vardır.