3 Temmuz 2010 Cumartesi

Ozan İpek ve Beşiktaş Basını (haber1903)





Yanlış hocam yanlış.

Başından sonuna kadar yanlış.

Ozan İpek, sen ne diye daha resmi açıklamalar yapılmamışken böyle konuşursun?
Ne gerek var? Cidden? Millet biri bir şey dese de ortalık karışsa diye beklerken, sen ne diye işler bitmeden konuşursun? Aklınız başınızda değil mi? Hiç mi görmüyorsunuz sizden öncekileri?

Haber1903 görevlisi, sen ne diye gidersin bu röportajı yaparsın?
Normal bir basın görevlisi yapsa anlarım. Sonuçta bir şeyi yayınlamak için haber değeri taşıması yeter onlara göre. Hatta haber değeri yoksa yayınlayıp onu habermiş gibi gösterir. Ama sen "Beşiktaş" üzerinden haber yapan bir kuruluşsun. Sen yeri geldiğinde objektif olmayacaksın; Beşiktaşlı olacaksın değil mi?

Bu hamleyle ne yaptın şimdi? Bursa'ya kapak mı taktın? Ne geçti eline? Bu "önemli" transferi zora sokmuş olmadın mı? Sen ne diye bir spor kulübünü karşına alırsın hem? Bursaspor idarecileri inada bağlasın, bu mu?

Bazı Beşiktaşlılar "helal ulan ne taktın Bursa'ya" desinler diye mi? Öyleyse evet, büyük iş başardınız. Aklınıza geçen seneki Topuz olayları gelmedi mi hiç, yoksa o sıralar uzaya turist diye sizi mi gönderdiler?

Birkaç sevdiğimiz insanın hatrına izlediğimiz bir oluşumdunuz zaten. Hadi.

Not: Beşiktaşlıyım ve Ozan'ın gelmesini sonuna kadar istiyorum. Hatta Sercan-Volkan-Ozan triosundan tartışmasız adamım da o'dur. Sırf gelmesini istediğimden dolayı kızıyorum bu olaya evet.

2 Temmuz 2010 Cuma

Orhan Gülle Gaziantep'de.





Biz Beşiktaşlılarda artık "refleks" haline geldi yönetime sallamak. Bu zamana kadar yapılan işler sonucu gerçekleşen "doğal" bir durum. Son olarak geleceği çok parlak olarak gösterilen Orhan Gülle Gaziantepspor'a bedelsiz olarak gitti. 400.000 TL yetiştirme parası gelecek; o para da muhtemelen Nobre'nin yetiştirilemeyen maaşına katkı olarak eklenecektir. Orhan'ın gitmesi yönetimsel bir hata mı? Bence değil!

Orhan Gülle hakkında "en yetkili" ağızlardan biri; altyapı hocası Ulvi Güveneroğlu açıklama yaptı.

"Orhan Gülle Gaziantepspor ile daha önce görüşüp anlaşmıştı. Biz kendisi ile konuşup Beşiktaş`ta kalması yönünde teklifde bulunduk. Ancak Orhan Güllle daha önceden kararını verip gitmek istedi ve Beşiktaş`tan ayrıldı."

Kaynak: Haber1903, Ulvi hocanın açıklamasının tamamına oradan ulaşabilirsiniz.

Zamanında şöyle bir yazı yazmışız Orhan için: Orhan Gülle

Sevmiyorum Seni Kara Temmuz!





Şükrü Gülesin
Şan Ökten

Yusuf Tunaoğlu

Cenk Koray
Barış Akarsu

Mehmet Işıklar (Optik)
Vedat Okyar

..

Mekanları cennet, toprakları bol olsun.

"Temmuz'da gider Beşiktaş'ın güzel Abi'leri"

1 Temmuz 2010 Perşembe

İddaa'da Banko


Kupon mupon verdiğimiz de oldu ama bu başka. Özel etkinliklerden bir banko. İddaa'nın özel etkinlik oyunlarını biliyorsunuz. Takımlarda gol kralı olacak isim de bunlardan bir tanesi. Özel bahis açılan takımlar ise 4 adet. Diğer 4'ten 3'ü oynamaya değmez. Almanya - Arjantin ve Brezilya gol kralları çok belli veya çok belirsiz geçeceği için 4.takım olan Hollanda bahsi ortada. Gol kralı kim olur bahsine Sneijder demek en garanti seçenek gibi. Rakibin Brezilya olması, Sneijder'in 2 golle takımın en skoreri olması, Bert van Marwijk yönetiminde daha savunma ağırlıklı, daha Hollanda'dan uzak futbol oynaması göz önüne alındığında, Brezilya takımını elemeleri zor göründüğünden Sneijder bahsi pek güzel.

Tek risk ise şu; Van Persie, Huntelaar, Kuyt, Robben 4'lüsünden birisi gol atarsa verdiğiniz parayı geri alıyorsunuz. Bu isimlerden birisi 2 gol atarsa yatıyorsunuz. Denemesi bedava değil. Ama 1'e 2.

not; Sneijder 1.65'e inmiş.

30 Haziran 2010 Çarşamba

Tek Başına Bir Takım(dın) Be Abi

Michael Fink / Kalmalı mı Gitmeli mi?





Yönetim transfer anlamında 2'de 2 nokta atış yapmışken yollanacak yabancı konusunda da süpriz yapmazsalar güzel olacak. Zapo herkesin gönderdiği isimlerin başında geliyor, Tabata da öyle gibi. Ondan sonra Tello, Delgado, Fink tartışılan isimler.

Bana kalsa Fink kalsın derim. Özellikle 6+2+2 kuralının ardından kesinlikle kalmalı. Özellikle Necip için kalmalı Fink.

Necip henüz çok genç, senede 40 maçı sırtına yüklemek anlamsız olur. Ayrıca Ernst-Necip ikilisinden biri sakatlandığında onları yedekleyecek adam Uğur İnceman olmamalı. Çünkü Uğur tam anlamıyla bir önlibero değil. Bana kalsa kadroda tutarım elbet, ortasahayı üçleyeceğin dakikalarda kalabalık yaratırken işine yarar. Ancak ilk 11'de koyamazsın işte. Fink ise oraya koyabileceğin bir görev adamı. İlk senesinde beklentilere oranla "başarılı" bir sezon geçirmiştir. Eğer ki satılmayacaksa (ki çok zor görünüyor) bedavaya göndermek anlamsız olacak.

Sonuçta Fink kalmalı derim. Necip için kalmalı en azından. Bakalım Schuster ne diyecek?..

Mourinho Futbolu & Portekiz Futbolu


Dün oynanan Portekiz - İspanya mücadelesinden sonra Portekiz'in futbolunu beğenmediğimizi dile getirdiğimizde, ama Mou böyle oynayıp kazanınca "kral", başkası olunca "kral çıplak" diyorsunuz, skor yazarlığı felan dendi. Yazmayacaktım ama TA'nın blogun en uzun yorumlarından birisine imza atması sonucu yazmak zorunda hissettim kendimi.

Mou'nun oyun sistemi ile dün oynanan mücadelede ki Portekiz sistemi diziliş olarak benzerlik gösteriyor. Ama sadece ilk diziliş. Mental, taktik açıdan korkaklık derecesinde Portekiz'in sistemi. Mou'nun Inter sistemi ile diziliş olarak sadece bir benzerliği olabilir sistem. Inter döneminde, sadece savunma sırasında, o da büyük maçlarda santraforların beklere yardıma gelmesi ile oluşan bir sisteme benzetebiliriz.



Mou sisteminde 2 bek görev alsa da Maicon daha hücumcu, Chivu veya Zanetti daha geride kalan, arka toparlayan durumda. Defans konusunda üzerine konuşulacak şeyler bunlar olsa da, asıl mevzuu orta saha. Mou orta sahasında alanını savunan 5 adam ve önünde 1 adam var ise, bunların en az 3 tanesi hızlı kontra atak yapabilecek isimlerdir. Top, orta sahada yapılan pres ve müdahaleler ile kapılır. Portekiz ile benzer yön buraya kadar. Savunma olarak. Bundan sonra atak yapacak en az 3 kişinin görevi başlar. Bu 3'lüden bir tanesi atağın organizatörüdür. Kısa paslarla, koşu yoluna paslarla veya 40m uzun toplarla atağı başlatır. Diğer isimlerden birisi gole gidecek iken, diğeri defansın dengesini bozmak için atağa katılmaktadır. Bu denge bozacak isim, ya ver kaç yaparak atağa yardım eder ya da çizgiye doğru açılarak savunmayı açıp üstüne adam çeker ve kanattan gelmeyi kolaylaştırır. Bu ataklara katılan bir 4 ve 5..olursa ki bu isim Pandev ve Maicon'dur ki defansın hamle yapması durumunda bile atağın devamı ile golün gelmesini veya defansın Eto'o ve Milito ile uğraşması sonucu boşta kalan adam olarak ile golün gelmesini sağlar.



Barça'ya atılan ilk golde izleyeceğiniz veya izlediğiniz, atağı uzun topla başlatan Sneijder, sağdan içeri topu kesen Eto'o, ver-kaç yapıp savunmayı oyalayan ve atağa katılan Maicon, topu kontrol edip düzelten Milito, denge bozan Pandev ve arkadan boşta gelen ise başlatan Sneijder. Yani atağın 5 kişi olması durumunda olanlar bunlar.



2.golde ise izleyeceğiniz veya izlediğiniz, atağı çalımlarla başlatan Pandev, ileri doğru atak yapıp dikine giden Eto'o, kenara açılan Milito ve bekten gelen ekstra Maicon. Pandev, topu kanata açacak, Milito defanstan bir adamı üstüne çekecek, Maicon 4.olarak hızlıca gelip, boş adam olarak golü atacak.

Peki Portekiz? Atağa hızlı çıkamıyorlar. Doğrusu çıkmıyorlar. Hocaları çıkartmıyor. Çıkabilecek isimlerden sadece 1 tane var. O da yanlız kalıyor. Kontraatak için gerekli hücum planları yok. İleride uzun topu alıp, tek topta atak geliştirmeye bile uygun isimleri yok.



Inter bu oyunun savunma yönünü bir çok deplasmanda yaptı ama atağa da aynı oranda çıktı. 2 sene önce oynanan Juve maçında Balotelli'nin golü, bu sene oynanan iç ve dış Milan maçlarında atılan goller, iç sahada oynanan Juve maçındaki 2.gol, Bayern finalinde atılan gollerin hepsi, yazılmış, çizilmiş, defalarca uygulanmış atak organizasyonun golleridir.

Mou'nun konuşulan Barça - Inter eşleşmesinin 2.maçının sistemi diyebiliriz Portekiz'e. Ama Mou'nun ilk maçta aldığı 3-1'lik avantajı göz önüne alınca yapılan bir sistemdi o. Topla oyun amacı değil, topla oynayanı bozma amacı güden bir sistemdi o. Dün oynanan gibi. Ama ilk maçı yoktu Portekiz'in. 1-0 yetmiyordu. 0-0 nereye kadar yetecekti? Yetmedi.

29 Haziran 2010 Salı

Çakma Ahmet Akcan ile Bir Yere Kadar


Öncelikle, Portekiz'in 12 maçtır gol yememe olayından başlayalım. Son 8 resmi maçtır kalesinde gol görmemişti Portekiz. "Hazırlık maçları da dahil" derseniz Kamerun takımından gol yedi 3 maç önce hazırlık maçında. Yani bu gol yememe olayını bırakalım bir yana. Hadi göz önünde kalsın diyelim. Danimarka ve İsveç ile aynı sayıda gol yedi grupta. 5 tane. 16 gol attı. 8 tanesi Malta'ya. 3 tanesi de içeride Macaristan. Anlayacağınız; 7 maçta 5 gol gibi bir istatistiği var Portekiz'in. Bu yüzden de kadrolarına Liedson'u kattılar. Forvet devşirmeye çalıştılar. Gol umudu olması için.

İspanya, orta sahası sert rakibe denk geldiğinde zorlanabilecek bir ekip. Çünkü kanat adamı olmadan oynuyorlar. David Villa'yı sol kanata attıkları için tek kalan Torres'e yazık oluyor. Villa ise sağ ayağı ile içe her kat ettiğinde kahraman. Sıkışmış oyunu açabilmenin 1-2 yolundan birisi olan kanata inme taktiği yüzünden Villa bu oyunda çok çok önemli olacaktır. Bu orta sahaya karşı mücadele etmeden, kendi sahanızda bekleyerek, alan daraltarak savunarak 35-40 m'ye 10 kişi sıkıştırdığınız zaman, topu kaptığınızda bir Ronaldo'nuz, bir de Ronaldo yanında Wayne Rooney'iniz olması gerekir. Ama Portekiz, hem Ronaldo hem de Rooney'in işini Ronaldo'ya vermiş, yetmemiş üstüne bir de pivot santraforluk özellikleri istemiş Ronaldo'dan. Yani Ronaldo, hem hızlı çıkan, hem santrafora iyi top atan, hem de şişirdiğinde topu indirip saklayan ve gelenlere dağıtan santrafor olmak zorunda. Bugün bu işi yapması gereken Almeida sadece 1 kere yaptı. Almeida, Rooney olunca neredeyse golü de buluyorlardı. Bulamadılar. Hele ki Almeida'nın çıkması ile santraforsuz kalınca Portekiz, İspanya oyunu bi' 15 metre daha ileri attı. Bu da tehlike üstüne tehlike yarattı. Yerden iletilemeyen toplar, şişirilince de Pique - Puyol ve Jabulani'ye takıldı.

İspanya, bildiği oyunu oynadı diyelim. Aslında değil ama neyse. Portekiz ise futbol mucizesi yaratmaya çalıştı Queiroz ile. Neden mucize? 3. Dünya ülkesi miydi takımları ? Hayır. Bu kadar yetenekli bir futbol takımını 40m'ye sıkıştırarak tek bir tane adamın geride bekleyen 4-5 adamla mücadele edip, tek başına gol atması çok zor bir iştir. Hele Ronaldo golü atacak ayak iken, O'na topu iletecek adam yok iken imkansızdır. Kanatları sol bek dışında hiç kullanmadılar. Sol açık veya sağ açık tanımına uyan isim yoktu sistemlerinde çünkü. Hepsi ortada bir kör dövüşü yaratmak için oradaydı. Bu yüzden de Sergio Ramos 2.yarı sağ kanadı otoban yaptı. Capdevilla bile geriye gelmeden bi' 5 dakika oralarda gezdi. Pozisyona bile giremeden elendi Portekiz.

Portekiz'in marifeti gol yememek olabilirdi kağıt üzerinde. Ama asıl maharetleri gol atmadan bir yerlerde olmak idi aslında. Bugün golü yediler ve atamadılar. Bir santrafor ve en önemlisi ileri doğru cesaretle oynayan bir takım olmadıkça da ülkelerinde bir şampiyona düzenlenmediği sürece 2.turlarda elenirler.

İspanya'nın Hollanda - Brezilya eşleşmesinden gelen ile oynayacağı yarı final, turnuvanın en umut vaad eden maçı.

Löw Maden Arama

video

Yorum yapamadım...

Beşiktaş Kamp Günlükleri (Fotolar)
















Resmi site bu aralar hiç olmadığı kadar içerik sağlıyor. Kamp fotoları geliyor sürekli, anlaşılan keyifler yerinde. Fotolar yüksek çözünürlükde, tıklayın büyük boyut olarak arşivleyin.

28 Haziran 2010 Pazartesi

Alternatif Forma, 3. Renk, Pazarlama


...




Neyse, 2008-2009'da Turuncu forma çıktı. Öyle ya da böyle tutuldu forma. Kewell ile özdeşleşti neredeyse. Bir Beşiktaşlı olarak benim de beğendiğim bir formaydı açıkcası. Sonraki sene yine bir turuncu beklerken mor geldi. "Asalet" ayağına falan sahiplendi taraftarlar onu da. Bu sene de Pembe geliyor, somon falan bi' yana; bildiğin pembe işte. Yanında da krem/kahverengi bir forma var.

Olayın ticari kısmı apaçık ortada. "Her sene 1 yeni forma" sloganı ile ticari başarı yakalanmak istedi, mantıklı ve olağan. Ancak renk tercihlerindeki istikrarsızlık bence çok ama çok yanlış.

Mor formanın gelişinin ardından Sami Yen'de kötü görünen bir şey vardı. Tribünler rengarenk. Sarı-Kırmızı olması lazım; hadi turuncu da eklense ahengi bozmayabilir. Üstüne bir de morlar karıştı. Tam cümbüş.

Önümüzdeki sezon?

Sarı, kırmızı, parlak kırmızı, turuncu, mor, krem, pembe...

Cidden güzel görüntü değil. İnsanlara "yeni forma alın eskileri giymeyin" de diyemezsiniz. Ben Beşiktaşlı olarak İlhan Mansız'ın kırmızı formasıyla da gideceğim mesela Şeref Bey'e. Neyse..

Bir 3. renkte karar kılmak daha makul değil mi?

Galatasaray formaları için buraya tık-> GS Formaları Blog
(sitede pembe forma ile ilgili bir senaryo var, eğer cidden böyle pazarlayacaklarsa öeehh ama)

27 Haziran 2010 Pazar

Toplu Yerde Arjantin İzleme Sıkıntısı


- Ya, hiç bir şey yok ya takımda. Bi' Messi'ye bakıyorlar.

- Kim oynuyor forvette ?
+ Tevez - Higuain
- Ya hadi Tevez neyse de Higuain ne ya?

- Kim var ileride?
+ Tevez - Higuain
- Tevez ne yahu? Riquelme olacak ki orada.

- Kim var ileride?
+ Tevez - Higuain
- Milito'yu oynatmıyor mu bu adam? Manyak ya valla.

- Tevez'i şu yüzden oynatıyor; Maradona, kendi futboluna çok benzetiyor Tevez'i ondan oynatıyor.

- Riquelme olsa döktürür. Ortega'yı da almadı di mi? (Öeh yok Caniggia - Batistuta)

- Ben zaten başından beri dedim, Almanya final oynar diye, kimse inanmadı. (Türeyen müneccimler bu arkadaşlar da)

- Ya bu Dos Santos'u canlı izledim. Bi' b.k yok adamda. (G.tle maç izlersen b.k göremezsin)

- Bu Higuain golcü molcü değil. (Golden sonra diyen arkadaş sustu)

- Meksika, bu Arjantin'i eskitecek bak görürsün...

- Bu Di Maria 5 para etmez niye alıyor ki Real Madrid ?


Arkadaş, kalabalık ortamda izlemesi keyifli de bilenle izlemesi keyifli...

İlhan Eker & Giray Kaçar


2007 - 2008 sezonunun en dikkat çeken takımı Gençlerbirliği II yani Gençlerbirliği Oftaş idi. Cavcav'ın, "Rezerv Lig gelsin" isteğine bir türlü sıcak bakmayan federasyona inat alt liglerden her sene bir kademe atlayarak gelen Oftaş'ın iskeletinde yer alıyordu İlhan Eker. Partnerini de tanıyorsunuz Giray Kaçar.

Bizim blog yazarlarından Busker'in menajerlik oyunlarında gözdelerinden birisiydi İlhan Eker. Giray'ı da severdi. Hatta aklına geldikçe 2'sinden birisini de Galatasaray'a isterdi. İlhan - Giray ikilisi tandemde beraber oynadı Oftaş'ta. Oftaş'ın yapısı değişmedi, iskeleti bozulmadı üst liglere çıkarken. Arkada bekleyen, yaslanan, pas yapan ve bir açıkta golü bulan bir ekip Oftaş. İlhan - Giray ikilisi de yıllar boyunca bu yaslanan takımda beraber oynayarak geldi lige. Giray'ın Gençlerbirliği'nden sonra Trabzonspor performansına bir şey koyamaması bu yüzdendir biraz da. Trabzon, geride bekleme adına iyi bir ekip olmadığından burada aksadı Giray. Ama, dikkat ettiyseniz son Fenerbahçe maçında da Trabzonspor adına sahada top oynadığını gördüğümüz 3 isimden birisi de Giray idi. Çünkü, O'nun istediği tarz futbol oldu. Takım çekildi, bekledi ve o süpürdü Onur ve Egemen ile beraber. Her topta elbet ayağı oldu.

İlhan
ise Oftaş'tan asıl Gençlerbirliği'ne döndüğünde ilk sene küme düşme derdi yüzünden açık oynayan savunmada kötüydü. Takım kötüydü aslında. Bu sene Doll ile takım savunması düzelince İlhan da gayet iyi performans verdi. Bir önceki sezondan 15 gol az yedi Gençlerbirliği. Bu rakam Galatasaray'ın yediği gol ile aynı rakam olan 35.

İlhan özetle şu; Fenerbahçe'nin savunmasını kendi sahasına çektiği, oyunu kendi yarı alanında kabullendiği bir çok maçta veya bir çok anda Bilica'nın yerine oynar. Keser, süpürür. Lugano ile iyi tandem olur bu anlarda. Ama Fenerbahçe'nin 1.stoperi olur mu? Zor. Ama olur. Takım sıkışınca top kullanabilir de. Duran topta gol kazandırabilir de. Savunmaya yaslandığında ise evet takımın as stoperi olur. Uruguay gibi oynarsa Fenerbahçe, Lugano - İlhan Eker harika olur.

Bir İngiliz Klasiği & Bir Alman Klasiği


Manchester United'ı 1 sezon boyunca sırtında taşıyan Rooney, Liverpool kaptanı Gerrard, Chelsea 1.ve 2.kaptanı Terry & Lampard vs. vs. vs. kenarda da başarının ismi Fabio Capello. Peki bu isimlerin sonucu hezimet ve hüsran desek...

10 maç yapmıştı İngilizler grupta. Grupta rakip yerine konulacak 2 ekip vardı. Ukrayna ve Hırvatistan. Gerisi çerez. Bu 2'linin de iç sahada sıkıntı çıkartmaması gerekti normal şartlarda ama 2-3'lük İngiltere - Hırvatistan maçı hala akıllardaydı. Neyse grup maçları da Hırvatları içerde 5, dışarıda 4 atarak bitmek üzereydi ki, intikam hala bitmemişti. Hırvatlar hala bir umut sahibiydi. Ukrayna, İngilizlere puan kaybederse Hırvatlar gidiyordu. Ukrayna, İngiltere'yi 1-0 yendi. Hırvatlar 3.olarak elendi.

Tablo müthiş. Ama tek taraflı. İngilizlerin 5 Wembley ve 3 deplasman maçı tek taraflı, tek sahada geçti oyunun büyük kısmında. Yani, mükemmel oyunun temeli olan birbirine yakın ve yardımlaşmalı oyunu rakip sahada oynadılar bu 8 maçta. Hırvat deplasmanı 10 kişi rakip rahat geçildi. Ukrayna deplasmanında da zaten yatıldı.

Peki, ne oldu bu ekibe ? Sezon sonu desek cevap hemen hemen ortaya çıkar. İngiliz Milli Takımı'nın diğer ülkelerden farkını biliyorsunuz. Bütün futbolcular İngiltere Premier Ligi'nden. Bu şu anlama geliyor. 38 lig maçı. 6-7 kupa maçı. Tek kupa da yok İngiltere topraklarında malumunuz. Bu futbolcuların üst düzey kupalarda da yer aldığını düşününce ve elemeleri de ekleyince İngiliz takımında futbolcular bu sene ortalama 55 - 60 maç oynadılar. Bu oyunları da iyi performans vererek oynadılar. Diğer ülkelerde de böyle derseniz, Fransa gitti, İtalya gitti, İspanya ise Xavi ve Iniesta biraz yürüyünce devam etmekte, ki Xavi ve Iniesta'yı da izliyoruz sezondan çok farklılar.

Sezon sonu olması, Capello'nun son yıllarda lig usulü elemelerde canavar, kupa elemelerinde kedi olmasını da göz ardı etmemek lazım. Bunlardan daha çok üstüne konuşulması gereken ise taktik.

Gerrard veya Lampard'ı orta sahasında istemeyen takımı döverler. Ama ikisini birden alıp, bir oyun sistemi kurmak ise ayrı bir teknik direktörlük uzmanlığı. Rooney'in esip gürlediği Man.Utd. hücumu ile de İngilizlerin sistemini karıştırmamak gerek. Bugün İngiliz takımının 4-4-2 sistemine uygun 2 adet kanat adamı yok. Arayınca 1 tane bulabiliyorsun ama diğer kanatta bulamıyorsun. Uzun topu indirme üzerine üstüne adam olmayan Crouch'un 1 dakika bile oynamaması aslında eleme maçlarının üstüne bir intihar.

Kanatlara inemiyorsunuz, orta sahada birbirinin aynısı 2 adam ile oynayıp, birini sol öne atıyorsunuz ve burada aksıyorsunuz, sağ önde oynayan Milner'dan 0 (sıfır) katkı alıyorsunuz, Rooney'den faydalanamıyorsunuz ve daha da korkuncu savunma efendilerinden birisi Capello'nun takımı olarak defansta rezilliğin de ötesinde rezil oynuyorsunuz. Elenmeniz doğaldır. Çünkü 1 sene boyunca tempo, tempo, tempo diye oynadığınız ligden sonra bekle, bekle, sabret sistemini oturtamamanız normaldir. Ne zaman 2-1 oldu ve tempo konmaya başlandı, hatta 2-2 bile oldu ama verilmedi, devreye kadar Almanlar zorlandı. Ne zaman tempo düştü, Almanlar dağıttı.

Daha önce de söylemiştim. Almanlar için bu jenerasyon 2014 Dünya Kupasının iskeleti olacaktı. Biraz erken geldi. Serdar Taşçı gelecek, Mesut 4 senede daha iyi olacak ve biz Tv'den izledikçe soylu Türk kanından değil, milliyetçi hiç değil diye kadroya almayan Terim'e buralardan yazacağız, Thomas Müller daha etkili olmaya devam edecek ve Almanlar yine 90 dakikayı kazanarak bitirecek. Dün ve bugün olduğu gibi...

İngilizler ise İngiltere Premier Lig'inin kurdunu bulacaklar ve takımın başına getirecekler. Bu kadroyu oynatabilecek isim, o ligin artık her deliğini bilmeli. Sir Alex Ferguson rica minnet mi getirilir, Harry Redknapp mı bilemedim.

O Ellerdeki Bebek


Hollanda'ya karşı atılan golden sonra Bebeto'nun gol sevincini bilirsiniz. Golden sonra spontane olarak gelişen Bebeto'nun sevinci bir anda yanında Mazinho ve gollerin efendisi Romario'nun da olmasıyla bir efsaneye dönüştü. Peki o ellerde sallanan bebek kimdi? Bebeto'nun 2 günlük oğlu Mattheus'tu. O Mattheus bu resimdeki çocuk işte...