27 Şubat 2010 Cumartesi

Galatasaray Kongresi - Lisesi


En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. Adnan Polat'ın karşısına çıkacak olan adayın şu saatten sonraki tek amacı ya kendi reklamı, ya da büyük bir mucize olacağına inanmasıdır.

"Galatasaray kongreleri diğer kongrelerden farklıdır" derler. Doğrudur. Bir lisenin, Türkiye'nin en önemli spor kulüplerinden birisinin yönetiminde etkin rol oynaması bile başlı başına farklılıktır. Zaten lisenin, "lise" tanımları içerisinde kafada canlandırılan şekillerden çok farklı olması, işin karıştırıcı tarafı. Galatasaray Liseli bütün ünlü simaların, Galatasaray Lisesi anlatımı apayrıdır. Lise bir bağdır onlar adına. Mevzuu futbol ise bazı kişilerde fikirler çok değişiktir. Hatta daha açık söylemek gerekirse Galatasaray, sadece Lise'dir ve lisenin takımıdır. Dışarıdan gelenlere karşı önyargı vardır kulüp adına. Özhan Canaydın'ın söylediği iddia edilen; "Sokak, kulübü yönetirse böyle olur" bile liseli olmayanlar için kulüpte olanlara bakışın ifadesidir. Özhan Canaydın'ın 2.seçilişi sırasında lise etkisinin payı büyüktür tabii.

Bu kez lisenin seçimde etkisi Adnan Polat yönetiminin icraatının yanında pek anılmayacak gibi. Aslantepe'nin bitmesi, Telekom ve D-Smart ile yapılan sponsorluklar, Riva arazisi, Sportif A.Ş ve Futbol A.Ş.'nin birleştirilmesi için gerekli kredi hamlesi, futbol ve basketbol şubesi için yapılan önemli transfer hamleleri, bayan basketbol ve tekerlekli sandalye takımından gelen toplam 5 Avrupa Kupası bir çırpıda akla gelen başarılar. Sadece Haldun Üstünel - Murat Yalçındağ ikilisi bile %51 eder aslında. Aslında mesele "Lise"nin Galatasaray üzerindeki etkisi. Bağından kopmamak, onlarla beraber yürümek çok güzel kulüp adına. Lakin kötü olan, "liseli"lerin kulübü sadece lise takımı olarak görmesinde. Tamam takımı bir lise öğrencisi (Ali Sami Yen), bir ders esnasında kurmaya karar vermiştir ama bu takımın lise takımı olması tanımını çoktan aşmıştır. Bigin Gökberk'in söylediği gibi; "Türkiye'nin Avrupa'ya açılan kapısı" diye statta reklamı olan bir kulübün, kapılarının lise ile sınırlı tutulması sorunu halledilmeli aslında.

Aaron Ramsey'in Ayağı Kırıldı


Stoke City - Arsenal maçının 66.dakikasında Ryan Showcross tarafından yapılan müdahale sonucu Ramsey'in maalesef ayağı kırıldı. Yine Arsenal, yine genç bir yenetek şanssızlığı. Daha 18'inde belki de yitip giden bir kariyer olacak...

Hey Maşallah Harry !

Saddam'ı Karşılayan Galatasaray'lı


Tarih 9 Nisan 2003. Böyle yazınca bilmeyebilirsiniz. Herkesin bildiği şekilde söylemek gerekirse Saddam Hüseyin'in heykelinin yıkıldığı, üzerinde Irak'lıların ayakkabılarla vurduğu tarih. O tarihte olan bir şey daha var. Saddam doğduğu şehir olan Tikrit'te sokakta geziniyor. "Ben ölmedim, halkımla beraberim, elimi kolumu sallayarak gezerim" diyor yani kameralar önünde. O sırada halk onu selamlamaya, kendi dillerinde "Canımız, kanımız sana feda Saddam" demeye başlıyor. Sonrasında o kalabalıkta bir tanıdık şey göze çarpıyor. Üzerinde Galatasaray eşofman takımı olan bir adam. Yanılmıyorsam, 2000 yılının tasarımı olan takım.

Nereden geldi bu ayrıntı bilmiyorum gece gece. Öyle büyük bir başarıydı işte 17 Mayıs. Şimdi topa girmeyenlere inat...



Bu da linki; http://www.youtube.com/watch?v=ijFe4iVwiZQ&feature=related

26 Şubat 2010 Cuma

Honduras Maçı Kadrosu





Kaleciler:
Volkan Demirel, Onur Recep Kıvrak

Defans oyuncuları:
Gökhan Gönül, Sabri Sarıoğlu, Servet Çetin, Emre Güngör, Ceyhun Gülselam, Giray Kaçar, Çağlar Birinci.

Orta saha oyuncuları
Hamit Altıntop, Volkan Şen, Ozan İpek, Mehmet Aurelio, Necip Uysal, Emre Belözoğlu, Arda Turan, Nuri Şahin, Caner Erkin

Forvetler:
Tuncay Şanlı, Mevlüt Erdinç, Halil Altıntop, Kazım Kazım

Kadrolar beklendiği gibi. Şahsım adına şaşırtıcı isim Necip Uysal. Devre arasındaki maçlarda iyi performans göstermişti ancak sonrası yoktu. Şimdi A milli olma şansı yakaladı. Millî takıma alışması açısından oldukça olumlu. Ayrıca en formsuz döneminde bile kendine yer bulan Nihat sonunda kesik yedi. Bunun kendisini olumlu yönde hırslandıracağına inanıyorum. Ama bu hırs olumlu yöne gider mi bilemiyorum. Volkan Şen, Ozan İpek zannedersem A Millî seviyesinde siftah yapıyor. Çağlar Birinci beğendiğim ve Denizlispor'dan ayrılmasını istediğim bir futbolcu. Kayserispor bence Çağlar için yeni ve güzel bir dönemin başlangıcı olur. Trabzon bir kaleci bir de defansını gönderiyor. Benim merak ettiğim şeylerden biri Toraman'ın alınıp alınmayacağıydı. Terim Paşa tercih etmezdi kendisini ancak yeni dönemde Ulusal takıma gireceğini düşünüyorum. Ancak zannedersem kendisi bir sakatlık dönemi geçiriyor. Uzun zamandır sakat olan Sabri yerine en azından Ekrem Dağ davet edilebilirdi.

Terim'in gidişinden sonra ilk toplanma, hayırlı olsun Türkiye için.

Bu arada Gökhan Zan kariyerinde ilk defa Millî maç haftasında iyileşmedi galiba. Eğer gerçekten iyileşmediyse çok ilginç. Kendisi bilirsiniz ki "Milli Takımın Stoperi"dir.

Beşiktaşlıdan Saraçoğlu İzlenimleri





Uzun zaman sonra Kadıköy'de canlı maç izlemek nasip oldu. Bir Beşiktaş taraftarı için orada maç izlerken, çok ayrı bir şeye tanık oluyormuşsunuz gibi geliyor.

Öncelikle (zannedersem) Unifeb taraftarlarının bulunduğu kale arkası tribününde maç öncesi yapılan gösteri çok güzeldi. Ozalitçiden çıkma pankartlar yerine orada kullanılan el yapımı pankartları daha çok sevmişimdir hep. "May the Force Be With You" yazısı ve arkaplanda çalınan star wars müziği ile etkileyici bir ortam oluşturdular. Taraftarın bu konuda organizasyon yapacakları zaman arkasına bir de yönetimi alması böyle güzel şeylere yol açıyor işte. Mesela Beşiktaş tribünleri son 1.5 sezondur her şeyi kendi yapıyor. Para toplayıp bayrak alıyor, pankart yapıyor vs. Ancak yönetim "ne haliniz varsa görün" tavrında olduğundan bir yere kadar gidebiliyor her şey.

Benim için en ilginç şey ise maç başlarken arka sıralardan gelen "çöök çööök" sesleri oldu. Yıllarca kapalıda-açıkda "ayağa ayağa, bağırıııın beylerrr" sesleri duyduktan sonra çok ilginç geldi. Baktım ki herkes oturuyor, e hadi yapacak bir şey yok kurala uyduk. Yanılmıyorsam bir ara kale arkasındakiler "ayağa kalkmayan cimbomlu olsun" dedi de herkes bi' ayaklandı. Bağıran taraftarlar genellikle kale arkasında Saraçoğlunda. Ancak yanılmıyorsam iki kale arkası arasında bir iletişimsizlik var. Ayrı telden çalıyorlamış gibi geldi ancak yanılıyor da olabilirim.

Devre araları Kadıköy'de de boş geçiyor. Her zaman yapılmasını istediğim devre arası aktiviteleri burada da yok. Diğer ülkelerde yapılan (mesela ispanya'da şut yarışması vardı" devre arası aktiviteleri burada da yapılsa keşke. Ve görülen o ki bunu ilk olarak Fenerbahçe organize ederse altından kalkabilir.

Bu arada tribünün üstündeki ısıtıcılar için Aziz Yıldırım'a teşekkürler. Dünyanın yağmur alan tek kapalı tribününe sahip İnönüden sonra değişik geliyor bunlar. Dün akşam da yağmur yağıyordu ancak bundan maçtan çıktıktan sonra haberimiz oldu! Ama yoook. Biz istemeyiz ısıtıcı-klima falan. Sezon başında Catania maçında Kapalı tribündeydik. Hava bayağı sıcaktı ve taraftar eğlence amaçlı "yönetim uyuma kapalıya klima" diye bağırıyordu. Abiler ve yancıları n'aptılar? "Susun lan, biz burayı nasıl kazandık n'apcaksınız klimayııı!?" .. Evet abicim çok haklısınız. Sizin orayı kazandığınız günden beri 1 adet çivi çakılmadı değil mi oraya? Şu "biz neler yaptık, biz neler çektik" tribi azalarak bitmeli tribünlerde. Elbet biliyoruz nasıl kazanıldığını, kimimn ne yaptığını ama iş geyiğe döndü. Herkesin ağzında ciklet ...

İşte böyle. Yıllarca İnönü'de maç izleyen birinin Saraçoğluna bakışı. İnönü eskidir, bazen organize olamaz falan ama bi' başka güzel be. Manevi olarak bir Beşiktaşlı olduğum için Saraçoğlunu tabii ki İnönü'den öne koyamam. Ama şekil olarak bakıldığında gayet önde. He bir de ayağımız uğursuz geldi Fenerbahçe'ye o da ayrı bir konu. Sezon sonuna kadar gitsem mi acep? :)

Aynı Nakarat


Saat 21.50'ydi ve Saraçoğlu tribünleri gol diye yıkılıyordu. Gelen turun ardından seviniyorlardı. Lakin maçlarının başlamasına 15 dakika vardı işte. Forlan'ın golüne gelen tepkiydi sadece. Doğaldı bu yapılan çünkü rekabetin tarihinde olan şey buydu.

Sonrasında Fenerbahçe kendi maçına başladı. Kendi yerinde oynayan pek az adam vardı. Emre estiriyordu orta sahada. Önce direği vurdu, sonra da kaleyi buldu. Peşinden Alex - Güiza gol kaçırma dejavusu tersten yaşandı. Sonrası mı? Aynı nakarat.

Daum'un "kalemin önünü savunayım, gol atmasam da olur" düşüncesi ile geriye yaslanıp gol yediği muhtemelen 45.maç. Güiza çıkınca Fenerbahçe'nin top tutması ileride ilginçtir sıfıra iniyor. Rakip ileri daha iyi geliyor. Semih yok oluyor sanki. Ardından ben geliyorum diyen bir gol. Duran topta rakibi gözle izleyen savunmanın hatası. En iyi markajdır göz markajı. Asla kaçmaz rakip o markajdan. Tabii "Yapma Volkan" efekti ile.

Sonuç mu ne oldu? 2 saat önce maç sonucuna sevindikleri ezeli rakiplerinin durumu neyse o.

25 Şubat 2010 Perşembe

Galatasaray 1 - 2 Atletico Madrid || Futbolun Gerekleri


Futbolun oyun kurallarında gerekli maddeler vardır. Savunmada savunma yapmasını bilen adamlar, santrafor mevkiisinde santraforluk özelliklerini bilen adamlar oynayacak gibi. Galatasaray geçen sene santrafordan stoper yaratarak elenmişti 1-1 ve 3-2 ile. Bu sene ise sol açık, 10 numaradan santrafor yaratmaya kalkıştı. Bu kez 1-1 ve 2-1 ile elendi. Göz göre göre hemde...

Takımın santraforu yok. Onu bıraktım, santrafor özelliklerinden birisi topu tutup saklayıp dağıtmak gibi bir özellik sahibi adam yok. Arda, Keita, Caner hatta Elano hepsi topu hızlıca kale çizgisine indirme yönünde üstün, lakin top saklamakta çok zayıflar. Galatasaray, hücuma yerleşmek için ileride top tutamayınca geride top çevirerek gitmeye kalkıştı ki bunda da başarısız oldu. Rakip yerleşti ve ataklar olgunlaşmadan öldü. Bunun olacağını aslında Frank ve Johan'da iyi biliyordu. Yapılabilecek en garanti yola gittiler onlarda. Takım savunması. Bunun tek engeli Agüero idi. Bir de uyuyan kanat adamları Atletico'nun. Onlar da 2.yarıda Quique Sanchez'in taktik değişikliği ile uyandı.

Yıllardır Rijkaard'ın Barça sistemi olan, ters ayak - ters kanat sistemini bu kez Quique, Frank'e karşı uygulamaya karar verdi. Sağ kanatta Reyes, solda Simao ters çalımlarla içeri içeri dalıp Forlan - Jurado'yu buluşturmaya çalıştılar ve başardılar. Kullandığı onlarca tacı hep rakibe atan Galatasaray'a karşı, taçtan gol bulan rakibe karşı tepkisini hızlıca da verdi Galatasaray. 1-1 sakattı. 1-1'in mimarı olan adam da, önündeki topu bloklanan da, aptal aptal 2 sarıyı 2 dakikada yiyip turun gitmesini sağlayan da Caner'di. Öyle bir orta saha kurgusu var ki Galatasaray'ın sürekli geriye giden adamlardan oluşuyor. Zaten Sarp'ın maksimumunu izliyorduk hep, o neyse de, Pes 2010'daki gibi tepkisi geç olan Mehmet Topal'ın en az 2 saniye geç attığı ve belli ederek attığı toplar ve Ayhan Akman'ın bıyığı. Elano'nun da sakatlığı var.

Tabii bir de çizgi hakemi diye bir şey var. O bölgede olan olayları görecek. Nerdee..?

Bir de resimdeki ikili var. Ahh dönün be artık abicim. Dönün ya.

Galatasaray.org'da Nevizade Geceleri


Galatasaray.org'a girip Atletico Madrid maçı öncesi ön bilgileri almak için resimdeki sayfaya girdiğinizde kulaklığınızı takın veya hoparlörlerinizin sesini açın. Çünkü sitede, alt tarafta göreceğiniz üzere Nevizade Geceleri çalıyor. Keşke temiz, orijinal bir taraftar kaydı olsa. Şşşşt sesleri ile senkronun tutturulmaya çalışıldığı bir Nevizade...


ek: Siteye gitmek için resme veya yazıya tıklamanız yeterli...

gol sevinçleri vol 2 ve yediğimiz en güzel gol

(Bir tarafta yediğimiz en güzel golün kahramanı Conte, diğer tarafta milli takımda en kötü gol sevinçlerinden biri ile hatırlanacak Okan)

Sabah sabah okula gitmemeye karar verip bloga bakıyodum ki bizim Felix' in son sevinç olayını gördüm. Aslında bu mevzuuda Okan Buruk' un yeri olmalıydı. Zira Avustruya' yı 1-0 yendiğimiz maçta o kadar anlamsız bir şekilde sevinmişti ki...

Neyse o sevinci bulamadım. Hatta İtalya maçı gibi hatırlıyordum o sevincini de değilmiş.(bu arada o maçta attığı gole de berbat sevinmiş) Neyse; Okan' ın gol attığı İtalya maçında Conte adlı herzevekil futbolcudan yediğimiz gol; bence Milli Takımlar tarihinde yediğimiz en güzel goldür.


Conte' nin golü ve Okan' ın o maçtaki anlamsız sevinci...

Ne Yapıyorsunuz Müdür Siz?

Emre Belözoğlu'nun Andre Santos'un golünden sonra yaptığı dans figürleri ve Milan Baros'un Sabri'ye attırdığı salto anlayamadığım sevinç hareketleridir. Ne yalan söyleyeyim baya baya gülüyorum ikisine de. Bir de Volkan Arslan'ın alakasız bir şortu yukarı çekmesi vardı. Ondan da Busker vazgeçmez.



24 Şubat 2010 Çarşamba

Ronaldo Heykeli





Yok, bildiğiniz C.Ronaldo olanının değil, aslolan Ronaldo'nun heykeli bu.

Ziya Doğan'ın İstifası


Diyarbakırspor Kulübü Yönetim Kurulu üyeleri yaptıkları toplantı da muhtemelen oturmuş, tartışmış ve demiş ki; "Kardeşim biz 400 milyon euro bütçeli bir kulübüz, 5 senedir bir arada oynayan, oturmuş bir takımımız var, sezon başında ve devre arasında harika yıldızlar getirdik, mükemmel bir kamp dönemi geçirdik, ödemelerimiz 1 saat gecikmedi, fair play ödülü almış bir taraftarımız var ama hocamız Ziya Doğan yüzünden bu duruma geldik. Zaten bu takıma Ayman'da olmaz" demişler ve Ziya Doğan'ın istifasını istemişler.

Vallahi bravo. Kan değişimiymiş. Takım lösemi olmuş, dalağı, ciğeri, böbreğini sökmüşler, takımı yaşatması muhtemel tek doktoru da yolluyorlar. Hala kan değişimi geyikleri. Diyarbakır düşer, Denizli düşmez bu kafayla. Ayrıca Mourinho'da kapıdaymış. Pep için de Laporta'yı bekliyorlarmış...

22 Şubat 2010 Pazartesi

Güiza

video

Alma Mazlumun Ahını


Fenerbahçe 2 - 3 Bursaspor

Adam kulübede ağladı be...

Hakem, Karını Lenin Mozolesinin Önünde!





Ermeni kadınlar stadyuma gitmezlerdi, yani orası sadece erkeklere ait bir ayin yeriydi. Levon "Stadyuma gittiğin zaman" dedi, "bazı şeyleri özgürce yapabilirsin". Örneğin küfür etmek. Sadece bir stadyumda kabul edilebilecek bir şeydi. Hatta son derece korkunç küfürler icat etmek, bir sanat olarak kabul ediliyordu. Levon'un söylediğine göre bir taraftar hakeme şöyle bağırmıştı. "Hakem, karını Lenin Mozolesinin önünde s....m". Bu küfürde bile bir anlam vardı, çünkü SSCB eyaletlerine göre Lenin'in Mozolesi dünyanın merkezi ve herkesin görmesi gereken bir yerdi. Seyriciler kahkahalarla gülmüşlerdi. Güzel küfürleri takdir ediyorlardı.

Üstteki paragraf Simon Kuper'in "Football Against the Enemy" isimli kitabından. Yani Türkçeye "Futbol Asla Sadece Futbol Değildir" olarak çevirilen önemli eser.

Ermeni taraftarın ettiği küfüre bakıyorum da, bu coğrafyanın havasından mı suyundan mıdır nedir küfür konusunda ortak bir mirasa sahibiz. Kitapda açık açık söylenmese ve "bu küfür hangi milletten vatandaşın ağzından çıkmış" diye sorulsa tereddütsüz "Türkler" derim. Bu özellik biz mahsus değil diye üzülsem mi yoksa sevinsem mi bilemedim.

Formalar Üzerine


- Beşiktaş'ın bildiğimiz gibi efsane haline gelen bir forma takımı var. Şort siyah, forma beyaz şeklinde. Federasyona belirtilen formalarda bu takım da yer almasına rağmen, beyaz forma hiç giyilmedi. Tanıtımı için bir lansman veya bir yazı da görülmedi.

- Trabzonspor'un da giyildiğinde taraftarlarınca oldukça benimsenen ve sevilen bir turuncu forması vardı bu sene tanıtımlarda. Trabzonspor'da o formaları hiç giymedi. Hep parçalı ve çubuklular ile sahaya çıktılar. Turuncu yakışırdı muhtemelen.

- Resimde, Dentinho'nun üzerindeki Corinthians forması düşünce olarak pek hoşuma gitti. Seneye Ali Sami Yen'i bırakacak Galatasaray için, Ali Sami Yen'de forma giyenleri yad etmek ve şimdiki nesle o futbolcuları tanıtmak için efsane oyuncuların resminin olduğu bir forma güzel olabilir diye düşündüm. Biraz ilginç ama güzel olabilir. 700 isimli Beşiktaş formasına da imrenmiştim zamanında.

- Galatasaray 12 resmi maçtır parçalı formasını giymiyor ayrıca. Atletico Madrid maçında parçalı giymesi durumunda ise Atletico'yu siyah forması ile izleyeceğiz. Hoş bir forma o da.

Neyse aklımdaydı yazdım, kurtuldum. He bir de turkuaz forması vardı Fenerbahçe'nin. Tek maç kaybedilince bir daha giyilmemişti. Halbuki pek güzeldi. Galatasaray'ın füme, Beşiktaş'ın da kırmızı - gri forması eskilerden 3.forma olmak için uygun...

Tactical Consistency (?)





Nesin arkadaş sen? Tüm özellikleri tavana çıkarmışız sen "2" kalmışsın. B plansız Rijkaard olmak mı iyi, bir adet şablonu bile oturtmayan Mustafa Denizli olmak mı? Nesin oğlum sen? Çık git, profilde baktıkça ayar oluyorum şuna. İki ne lan?

Death Metal - Umut Sarıkaya


Elinde Sözcü Gazetesi olan arkadaş ile papaz ayrıntıları mükemmel yahu...

Vay Jose'm Sen mi Geldin

Ka-Fa 1500


"Roger Lemerre'den daha çok Ümit Özat'ın sözü geçer Ankaragücü'nde. Hem tek başına çalışsa Lemerre'den daha iyi şeyler yapar"

Elano için "odun" demiştin bir yazında Küçük, pardon Cem Yılmaz'ın Gora'sından alıntılamıştın ateş-su-toprak-Elano diye, bugün utanmışsındır inşallah Elano'yu izleyince... Ben de oradan alıntılayım seni tanımlarken...

Fildişi Kasabı





Bir süre önce "kasap"lardan dert yanan Adnan Polat yıldız oyuncuların korunması hakkında destek istiyordu ya. Ben de İbrahim Üzülmez'leri korunması hakkında federasyondan ve hakemlerden destek istiyorum. Bir değil, iki değil. Türk standartlarının üstünde bir çirkeflik performansı sergiliyor Keita. Ancak Adnan Polat'ın yıldızlarını koruma programı çerçevesinde kafası rahat adamın. Adnan Polat büyük başkan vesselam. Abuk subuk açıklamalarla gündem değiştirme konusunda diğer başkanlardan aşağı kalır yanı yok. Taraftarları da toz kondurmamaya devam etsin, bize her gün bayram!

Bir süre önce bir yazı yollamıştım bloga. Israrla arkasındayım. O yazı için tıklayınız.

21 Şubat 2010 Pazar

beşiktaş 1 galatasaray 1


...
Saat yediye 10 küsür dakika kala, yurt odasında otururken; bir anda futbloglar.com u açtım... bir de ne göreyim; MAÇ VARMIŞ!
...

Neyse, bu günün bariz hakikati; ne Galatasaray' lı ne de Beşiktaş' lı hiç bir oyuncunun performansının üstüne koymadığı yönündeydi... Beyaz formalılar da, Siyah formalılar da standartlarını aşamadılar...
Fakat, takım oyunu bazında değerlendirirsek bariz olan gerçek ise, Galatasaray' ın bir deplasman takımı nasıl oynaması gerekiyor ise; onu oynadığı yönündeydi... Top kanatlara sıkıştığında sağ ya da sol fark etmez açık oyuncusu, önliberosu ve beki hemen mesafeyi rakibe daraltmaya dair oynadı. Tabii bunun dezavantajı olarak; birincisi ters kanatlarda deyim yerindeyse, at sürecek alanlar bomboş kaldı; ikincisi ise, Galatasaray topu ayağına aldığında kullanacak eforu bulamadı...
Yani direkt olarak mesafe ayarlama problemi söz konusuydu, Aakım 20 metreden 80 metre top sürmeye kalkınca olmadı, kötü verkaçlar oldu, yan toplar döndü, en fenası da; uzun toplar atarak ileri çıkmaya çalıştı ve bunların akabinde tek pozisyon bulamadı... Bi de keşke Keita forvette başlasaydı. Böylece ilerde biraz daha sürükleyebilirdi takımını.

Beşiktaş' a gelirsemde; "Mustafa Denizli takımları mantalitesiz" tezi attırdı ortaya; ne top çevirebildiler, ne de ters taraftaki boşlukları görebildiler; bir de bonus olarak İbrahim Üzülmez faciası ki sormayın... Gerçekten bu adamda futbol mantalitesi yok. Ama Beşiktaş' ta -ki İsmail Köybaşı sakat değilse geçerli bu tezim- altyapıdan oyuncu olmadığından Necip Uysal kadroya girmek zorunda kaldı. Bunu da teknik heyet düşünsün...
Hıı hakkını yemeyeyim, galiba sahada 8 verebileceğim tek adam Nobre idi...

Bir de o var tabii; Fenerbahçe - Galatasaray derbisindeki Kazım' ı anımsarsınız; top dışarı çıksa dahi Servet ile Gökhan ı peşinde koşturup onların eforundan çalmıştı; bu gün Nobre, iki tane hava hakimiyeti çok iyi olmayan stoperin arasından kaldırdığı toplar ile gerçekten bir şeyler yapmaya çalıştığını sezdirdi bizlere. Ama ne kadar yaptı orası tartışılır. Nihat ile başlayıp Nobre' ye dönseydi BJK, ikinci yarı ileride daha çok top tutar, Galatasaray' a da kontra şansı vermezdi gibime geliyor.

Gerçi kontrayı da golden sonra buldu Galatasaray farkettiyseniz; bunun sebebi de çok açık! MUSTAFA DENİZLİ TAKIMI MANTALİTESİZLİĞİ. Gol yedikten sonra; bir anda öyle bir açık vermek gerçekten çok ilginç doğrusu. Ama tabii geriye düşünce "battı balık yan gider" kafaya işlerse böyle olur. Hıı işte Rijkaard' ı eleştiriyodunuz, ben de savunayım; deplasmanda 1-1 iyi skordu; bilincinde oynadı.


Bunun dışında, maçın 1-1 bitmesinin hiç bi önemi yok bana kalırsa; bu ligde çok puan döner daha.



NOT: aylar sonra maç izleyip, aylar sonra buna dair bi yazı yazdım; darmaduman oldu affola.

Anlat Anlat Eğlenceli Oluyor


"Lucas Neill, Everton'da sürekli yedek kalan bir futbolcuydu"


"Lucas Neill, topu oyuna iyi sokamıyor Güntekin"


Bu da bonusu Sinan Engin'den...
"Topun tamamının çizgiyi geçmesi gerek ama ben olsam buna gol verirdim Serhat"

Neill'in oyuna topu iyi sokamadığını insan uluorta söylemez yahu. Allah çarpar adamı.

1 Puan Kazanç 2 Puan Kayıp


Galatasaray 2005-2006 sezonu Hasan Kabze mucizesinden beri deplasmanda derbileri hep kaybediyordu. 1 tane bile beraberliği yoktu. Nedeni de açıktı. Hep kazanacağız hırsından başka bir şey değil. Yıllardır Fenerbahçe derbilerinde hep; "kazanmaya oynamayın, önce beraberlik almaya bakın" diyorduk. Galatasaray bunları öğrenmeye başlıyor. Savunma yapmasını öğrenmeye başlıyor.

Beşiktaş deplasmanında santraforsuz, en önde Arda Turan, sağ beke hiç gelmeyen bir Keita, apaçi Barış ve Tanrı ile Seaman'ın ortak ellerine 3 saniyeliğine sahip olan Leo Franco vardı Galatasaray'da. Bir de Lucas Neill var. Onu ayrı paragrafa koyacağım. İlk yarı Keita'nın dönmemesi sebebiyle gayet güzel işleyen savunma stratejisinin sağ kanattaki madenini Beşiktaş harika kullandı. 45.dakikanın son düdüğüne kadar Galatasaray oradan gol yemezse, o kanattan pek atakta yemezdi 2.yarıda. Yemedi de. Rijkaard - Neeskens ikilisinin devre arası o bölgenin savunmasını arttırması ve gayet olumlu işleyen takım savunması 2.yarı yeterince iyi işledi. Peşinden de Galatasaray'ın santrafor hamlesinin gelmesi ve golün Jo'nun asisti ile olması hem de bunun 70.dakikada olması tam bir savunma takımı işiydi. Sonrası ise skoru koruyamama tabii.

Beşiktaş'ın ilk yarı olmayan Galatasaray sağ kanadından 2.yarıda atak geliştirememesi, bu savunmaya karşı duran top kartını açmıştı sadece. İlk yarıda Ekrem Dağ kahraman olabilirdi orada. Ama Ekrem Dağ olarak kalmayı tercih etti. Gol de tabii bir hafta önce Gaziantepspor'lu oyuncunın sırtından 2.5 kg antrikot almaya çalışan Sivok'a nasip olmuştu. Galatasaray'ın golünün asisti de Sivok'tandı. Futbol böyle bir şey işte. Maçın adamı, aslında sahada hiç olmaması gereken bir adam. Keita'nın dirseği, Barış'ın 2.sarı kartlık eli, Toraman'ın topa dokunmadan Arda'ya indirmesi felan... Futbolun olan şeyleri.

Galatasaray, Beşiktaş deplasmanından 1 puan kazanmıştır. 2 puan kaybetmemiştir. İçerisinde bulunulan durum bunun göstergesidir. Yıllardır 1 puan bile göremeyen takım için önemlidir. Savunma yapmasını öğrenmeye başlamıştır. Beşiktaş ise A'raf'ta kaldı bu durumda. Kaybetse bitecek, kazansa yarışa girecekken, şimdi aradadır.