Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ekim 2011 Salı

17 - 24 Ekim || Haftanın Genel Görünümü


* Antalyaspor - Galatasaray maçını izlerken vallahi billahi, düüüüt Yunus Yıldırım'ın düdüğü faul atışı Antalyaspor lehine, futbol dışı sporlara olan ilgim arttı. Hentbol, curling gibi spor dalları, düüüüt Yunus Yıldırım'ın düdüğü faul atışı Antalyaspor lehine, hiç bir yere ilerlemeyen ağır aksak diziler, düüüüt Yunus Yıldırım'ın düdüğü faul atışı Antalyaspor lehine... Böyle bir yazıyı okumak insana ne kadar keyif verirse o maç da o kadar keyifliydi işte. düüüüt Yunus Yıldırım'ın düdüğü faul atışı Antalyaspor lehine... Bak Yunuscuğum, eskiden asker devletiydik, asker hakem doluydu memleket, şimdi de polis devletiyiz diye de polis hakemler dolmasın memleket. Gerçi sen polis felan değilsin ama benim gözümde bir trafik polisinden farkın yok. 7.5 dakikalık uzatmayı zorlaya zorlaya 3 dakika oynattın ya sana ne desem az. Gerçi 2008-2009 sezonundaki Antalyaspor - Galatasaray maçının son 10 dakikasını izleseniz, orada da ayrı bir katliam olduğu gerçeğini de görürsünüz.

Bak sana da bir kıyak geçeyim, haydi yine iyisin Yunuscuğum. TFF binasından Vatan Caddesi'ne yol tarifi yaptım sana. Gidersin Vatan Caddesi'ne akşama kadar düdük çalar durursun.

* Yunus Y. için tarif; http://g.co/maps/9fgb3

* Ertuğrul Sağlam hala diyor ki; "Maçta sadece 1 hata yaptık, kalemize 1 kere geldiler o da gol oldu." E zaten golleri yediğin takımlara bak; Beşiktaş. Galatasaray. Trabzonspor. Sen hata yaparsan tabii affetmezler. Sen Galatasaray'a karşı nasıl golü attın. Sercan'ın tek hatasıyla.

* Ziya Doğan'ın kırılma noktalarından bıktım. Hatta illallah artık. Her kaybedilen maçtan sonra bir kırılma noktası var, o anda kaybettik vs. vs. vs. 3 sezondur hoca Diyarbakırspor, Konyaspor ve Ankaragücü'nde görev yapıyor. 3 sezondur bu 3 takımla şu ana kadar aldığı galibiyet 6. Yazıyla altı. 2 takım küme düştü. 3.sü de yolda. Ben söyleyim; Ziya Doğan'ın bir takımın başına gelmesi o takımın küme düşme yolundaki kırılma noktasıdır.

* Rıza Çalımbay'ın takımlarındaki "korkunç ve bireysel defans hataları", "basit gol yeme" durumları da beni öldürüyor.

* Marco Simoncelli.

* Gattuso'nun futbola dönüp, kazandığı bir maçtan sonra rakibinin üzerine gidip sevineceği anı bekliyorum. O sakatlıktan döner. Gözündeki problem yüzünden 6 ay yok deniyor. Pippo'nun da direğe yardıracağı anı özledim. "Bunlar futbolu bırakmasın istiyorum" cümlesini kurduğuma göre biz yaşlanıyoruz yahu.

* Carlos Carvalhal diye bir adam geldi. Bu adam geldiğinde bizim Buşker'i askerden aradım. Dedim bu adam ne iş. Cevabı şu oldu; "Biz o kadar çok Portekizli aldık ki, madem hocamız da yok, diploması olan ilk Portekizliyi de hoca yapalım, gelsin takılsın" diye getirdiler heralde bu adamı da. Zamanla empati yapınca bu adam için, gerçekten ağır eleştiri yapamıyorum. Hele hele Rıdvan ile neydi adı Güntekin'in karşısında verdiği bir cevaptan sonra asla... Mesela, öyle bir takıma geldi ki bu adam; takımı sezon başında bir kondüsyoner-antrenör hazırlamış, gelirken "Tayfur Havutçu gelirse sen gidersin" demişler, takım kazandığı kupayı geri vermiş, başkanı taraftara yaranma, daha az yuhalanmak için habire taraftarın istediği adamları getirmiş, getire getire de kulübün burnundan getirmiş, kadrosunda neredeyse Porto kadrosundaki Portekiz'li kadar Portekiz'li var diye Simao-Quaresma kontenjanından gelmiş bir adam bu adam. Dahası tutup röportajlarda Türkçe konuşmaya çalışıyor, Rüştü'ye yardıra yardıra koşup sarılıyor, Burcu Esmersoy'a yazıyor, kenarda taraftar gibi heyecanlanıyor felan... Teknik anlamda kötü, taktik anlamda zayıf vs. vs. Özetle dedim ki; kabahat sen de değil, seni getiren de... Çünkü, Rıdvan ve Güntekin'e "bana Türkiye'den 1-2 takımdan geçen sezon teklif yapıldı" dediği zaman Buşker dedi ki; "abi bu adama teklif götüren takımın bırak Beşiktaş'ı, Gaziantepspor veya Kayserispor hatta ve hatta İBB kalibresinden daha aşağıda bir takım olduğu geçen sezon ki kadrolar ve hocalara bakıldığında bal gibi ortada ve bu adamı Beşiktaş takımın başına getiriyor." Bu yüzden dedim ya, kabahat sende değil seni getiren de...

* Aykut Kocaman'ın kadrosu ve oynadığı oyun 2009-2010 sezonundaki Daum kadrosundan farksız. Kenarda kanat özelliği zayıf ama oradan oraya koşturan bir sürü orta saha adamı, deplasmanda rakip ceza sahasına bile girmeden atılan gollerle kazanılan maçlar, oyun anlamında Alex'in olmadığı her an Fenerbahçe'nin sahada 11 Özer Hurmacı varmış gibi bir şeyler yapması felan. Çok koşayım, basayım ama hücumda da Alex'e bakayım. Özeti bu.

* Özer'in attığı gol de yılın golü olabilir ama gününde bir Bekir o topu da rahatlıkla çıkartabilirdi...

* Six and The City. Ahahahahaha.

* Why always me ?

* Bu City gidip Villareal'i 100.dakikada attığı gol ile zorla yenerken, United'a nasıl 6 atıyor sorusunu şöyle cevaplayayım. Villareal ile City iki Premier lig takımı olsa Villareal de 6 tane yer. United ile City şampiyonlar ligi çeyrek finalinde karşılaşsalardı, United bu maçı 2-0 kazanır. Neden ? City, şampiyonlar ligi denilen şeyi bilmiyor. Oyuncular 200 kez oynamış olsalar dahi takım olarak olmuyorlar. Villareal dediğimiz takımın Riquelme'nin penaltısı gol olsa Barça ile bir finali olacaktı belki de. City ise Kiev'e elenen bir takım. Fark bu.

* Barça - Sevilla maçının 90-98.dakikaları arasını Barça değil Real Madrid oynamış olsaydı, aman aman. Ne Mou'nun çirkefliği kalırdı, ne penaltı yaptıranın futbolculuğu, ne de hakemin satılmışlığı... Allahtan Barça oynadı.

* Javi Varas Reyiz.

* Jeoloji mühendisine "bina neden yıkılmış" diye sormak var ya, Fransızca hocasına "'How are you' ne demekti" diye sormaktan farksız. Yani aptalca. Salakça. İnşaat Mühendisliği diye bir bölüm de var. Okudum oradan biliyorum. Betonarme, statik, dinamik, gerber, cross vs. Bina bizim işimiz yani.

* Oraya buraya para yardımı yapmayın. Bakın bir daha yazıyorum. Yap-ma-yın ! Deprem vergilerinin hesabını sorun. 30 Milyar YTL. 6 tane daha sıfır eklenince eski parayla inanılmaz bir para oluyor. Hesap edin. 5 lira için sms atıyorsunuz onun zaten 2 Tl'si vergiye gidiyor. O vergi zaten bu işler için var. Bunun üzerine gidin. Bunu sorun. Bunu sorgulayın. "Somali'de, Gazze'de, Suriye sınırında Türk Kızılayı çadırı varsa Van'da neden çadır bitiyor ?" diye sorun. Bunun dışında da ebelek göbelek derneklere bir şey vermeyin. Adına, duruşuna, kuruluşuna sokaktaki 100 kişiden 100'ünün de güveneceği bir derneğe yardımınızı yapın. Yapamıyorsanız, güvenemiyorsanız, Van'a giden birilerini bulun onlara verin. En olmadı kendiniz gidin. Memleketteki insanları yaptıkları yardımdan bile şüphe ettirecek duruma getirdiler ya, yolladığım para birisinin cebine girer korkusu yerleştirdiler ya, yazıklar olsun...

Astsubay Kıdemli Başçavuş İbrahim Geçer - Konya
Jandarma Üsteğmen Murat Bek
Jandarma Er Koray Özel - Adana
Uzman Çavuş Mustafa Aslan
Jandarma Komando Onbaşı Yavuz Çoban
Er Eyüp Çolakoğlu
Piyade Astsubay Bilal Özcan

Jandarma Çavuş Birol Elmas
Piyade Er Ufuk Bozkurt
Jandarma Komando Er Süleyman Kalkan
Jandarma Komando Er Mehmet Çetin
Jandarma Er Mesut Cengiz
Er Mehmet Ağgedik
Er Reşit Ercan

Uzman Çavuş Halil Özdoğru
Piyade Er Fikret Özel
Jandarma Er Fevzi Kazak

Er Yunus Yılmaz
Piyade Çavuş İdris Çam
Er Hüseyin Güldal
Jandarma Piyade Onbaşı Soner Ateşsaçan
Onbaşı Mesut Kazanç
Er Ramazan Akın
Piyade Er Ahmet Tuncel

Hepsi burada...

16 Ekim 2011 Pazar

Namaste


Askere gidip, askerlik yaptığınız süre zarfında (5 veya 15 ay olabilir bu süre) veya herhangi başka bir işle uğraştığınızdan önünüzde veya elinizin altında teknolojik bir alet bulunmadığında hiç futbol ile alakalı bir şey izlemeseniz, dünya futbolunda yaşananlardan dolayı, kendi güncel futbol birikiminizde bir çok şeyin eksikliğini farkedersiniz. Ne bileyim Mario Mandzukic'in Edin Dzeko'nun 1 boy küçüğü olmuş olmasını, Edin Dzeko ve Maradona'nın damadının, Zidane'ın 48 veliahtından birisi olan Samir Nasri ile beraber City gibi bir takımı bir yerlere getirmesini felan kaçırırsınız. Bir kaç El Clasico, Arsenal'in 8 yediği maç gibi şeyleri izlemezsiniz. "Türk futbolu açısından ne kaçırırsınız" derseniz, cevabı vereyim. Hiç bir şey kaçırmamış olursunuz.

5 ay öncesinde ne muhabbeti dönüyorsa, hala aynı. Bakın, Ulusal Takım hala aynı aptalca argümanlarla eleştirilip, yazılara malzeme oluyor. Hala muhabbet "yerli teknik direktör. Mesut Özil." Dünyada 2 evrensel dil vardır arkadaş. Birisi müzik. Diğeri de futbol. Bu ikisinin de yerlisi yabancısı yoktur. İyisi ve kötüsü vardır. Amerika'nın Irak işgalinde Saddam'ın yanına koşturarak giden adamla aynı dili konuşmazsın mesela. Aynı hayatı da yaşamazsın. Ama üzerindeki Galatasaray eşofmanı senin onunla ortak dilindir. Yerli müzik grubumuz Pink Floyd veya yabancı müzik grubu Opeth felan yoktur yani. Burden vardır. Shine on you Crazy Diamond vardır. Şımarık vardır. Guus Hiddink vardır. Alex Ferguson vardır. Şenol Güneş vardır.

Size Hırvat maçı öncesi durumumuzu özetleyeyim; 2010 Dünya Kupası elemelerinde Türkiye 15 puan topladı. 2012 elemelerinde 17. 2 puan fazla. Aynı miktarda golü attık. 13 gol. Sadece bu elemelerde 1 gol fazla yedik. 11 gol. O grupta 10'da 10 yapan İspanya vardı. Bu grupta da Almanya. Bu kez barajdayız. Diğer seferde ise 2 maç kala elenmiştik. Bakın, son maçta da değil. Koskoca 180 dakika vardı. 2 maç. Şimdi, Terim futbolu isteniyor desen, kardeşim senin izlemekten keyif aldığın Terim ile almadığın Hiddink aynı işi yapmış. Rakamlar ile tabii. Ama buzdağının asla göremeyeceğin kısmı şu; Hiddink gerekli olan puanı, gerekli rakibinden almış. İkili eşleşme olsa, Almanya hariç her rakibini eliyor. Terim zamanı ise Belçika'ya 2 maçta da üstün gelemedik. Bu yüzden elendik zaten. Ama bunu görmemek mesele. Mesele sözde iyi futbol izlemek. Emin olun bunlar için bu lige Barça'yı getirsen, yine sıkılırlar, birisi bunları yensin diye ellerinden geleni yaparlar.

Bir de Mesut meselesi var. Adamın kariyerini planlayan insanlar kimse, böyle parmakla gösterilip takdir edilmesi gereken adamlar. Demişler ki, "müdür sen Türksün. Maçta da Türkçe sövüyorsun, Pepe'nin altına otururken şişe koyuyorsun, menemen yapıyorsun, gayet güzel Türkçe konuşuyorsun vs. vs. ama aynı zamanda Almansın. Gelecek planları yapılmış, her mevkii de alternatifleri ile belirlenmiş bir kadronun parçası olacaksın. Michael Ballack yerine Mesut Özil olacak artık. Alman Milli Takımı ile her şampiyonaya katılacaksın. Dahası tek olacaksın. Türkiye'ye gittiğinde zaten kimin nerede oynadığı belli değil hele hele Hamit dışında Almanya kökenlilerin oynadığını görmek maalesef mümkün değil. Orada takım arkadaşı helikopter baktı diye basına röportaj verip, daha sonra basının ilgisinden bıktığım için gittim diyenler, kameralara parmak sallayanlar, Ocak 2011'de son maçını oynamış olduğu halde kaleci olarak çağırılanlar, 5 aydır topa değmediği halde gelip direkt ilk 11 çıkanlar, koskoca sezon başlangıcından beri sadece ama sadece 90 dakika maça çıkıp, direkt grubun en kritik maçında ilk 11 başlayanları göreceksin, yani senin gibi direkt oynayanların değil, oynamayanların ilk 11 çıktığı ve maçı değiştirecek adam olarak lanse edildiği bir yere gideceksin. Seçim senin." demişler ve o da tabii ki kutuma gitmek istiyorum Acun Bey demiş. Sonra da kutusundan Real Madrid çıkmış işte. Sonra da Hamit gitti ne var derseniz, net olayım Mesut gitmese, gitmiş olduğu halde iyi oynamasa bırakın Hamit'i, Nuri bile gidemezdi. Hepsi, Bayern Münih'in dışında Şampiyonlar ligi'nde 1.torbada yer alan bir takıma bile gidemezdi.

Gelelim adı Süper olan lige. Hiç bir anında bir gram plan olmayan bir ligin içerisinde bir şeyler yazmak, Türk ruleti oynamaktan farksız. Bu ligin bu durumda olmasının Aziz Yıldırım genelinde Fenerbahçe'nin düştüğü durum, İskender Alın, İbrahim Akın, Tayfur Havutçu, Serdal Adalı, çıktığı hiç bir hava topunu faul yapmadan alamayan Ümit Karan ve olmazsa olmaz Bülent Başgaaan'ın içeride olmasının ve bu isimleri içeride tutan ve açıklanmasını beklediğimiz iddianamenin eseri olduğunu tabii ki söylemeliyiz. "Aaa siz bunlara şikeci diyorsunuz, sizin geçmişiniz temiz sanki" anlayabilirsiniz bu cümleden. Hayır böyle demiyorum. Suçları yüzüne okunmadan, neden içeride olduklarına dair bir iddianame yayınlanmadan, "delilleri karartırlar" şüphesi ile içeride olan adamlar bunlar. Tayfur Havutçu'nun Mayıs 9'da yaptığı iddia edilen şike için, Temmuz 10'da içeri alınmasını düşünürsek, diğer isimlerin de keza bu ve buna yakın tarihlerde içeriye alındığını düşünürsek, bir shift+delete veya bir faber-castell silgi almak zor şeyler 45-50 günde. Ama böyle anlayanlara veya anlamak isteyenler için açıklayayım.

Bu ligde geçmişi temiz bir futbol kulübü yoktur, olamaz da. Bunu göz göre göre de anlarsınız ama maalesef ispatlayamazsınız. Ne acı. Gerçek budur. Zalad 8 tane yedi derseniz, ki Zalad ilk 5 golü yemiştir ardından yedek kaleci oyuna girmiştir, bu lafların gelmesinin sebebi yediği 5.golde elinden kaçırdığı toptur, bu futbol üzerine konuşanların daima "şike" denince ilk konuştuğu bir olay olarak kalmaya devam edecektir. Bir taraf şikeci derken, diğer taraf karşı argüman sunacaktır. Bu videodaki yorumlar gibi. 5 kırmızı kart dersiniz, Kocaelispor maçında 100. dakikada Ahmet Dursun'un ofsayttan attığı gol dersiniz, dersiniz, dersiniz ve bunları tarihten bir yaprak olarak okursunuz, izlersiniz. Bunları kimse açıklamaz veya hatırlamaz. Hiç bir şey yoktur bu olaylarda belki de. Komplo teorisidir sadece. Belki de sadece hakem, oyuncu hatasıdır. Anlatırsınız ama anlatamazsınız, ispatlarsınız ama ispatlayamazsınız, açıklarsınız ama açıklayamazsınız. Kimse, neden transfer görüşmesi yaptı diye Tayfur Havutçu'nun içeride olduğunu ama Sezer Öztürk ile Emmanuel Emenike'nin dışarı da olduğunu da açıklayamaz. 2007-2008 sezonunun 4.haftasında maç öncesinde Hakan Balta'yı transfer etmek için futbolcuya ve yönetime teklif veren, aynı sezonun 31.haftasında Abdullah Avcı'nın İ.B.B.-Galatasaray maçının öncesinde teknik direktörlük teklif eden Galatasaray kısmının da üzerine düşmez. Düşemez. Çünkü 200 yıldır, "kötü oyna, seneye bizdesin" cümleleriyle o kadar adam alındı ki bu ülkedeki takımlara... Ha keza, 2009-2010 sezonunun Ankaragücü - Fenerbahçe maçı öncesi Serkan Kırıntılı'yı İstanbul'da görmeyen, gezdiği yerleri bilmeyen kimse de kalmadı mesela. Ben bile gördüm adamı mesela Bebek'te. Bağdat Caddesi taraflarında da görmeyen kalmadı...

Şike mevzuu uzun iş, kısa keselim. Temiz adam ve takım kalmayacak yoksa. Buraya Sergen'in 3'e 4 yakaladığı defansın üzerine gitmeyip geriye döndüğü, Ergun Gürsoy'u, Selçuk Dereli'nin 2006-2007 sezonu Türkiye Kupası yarı finalini, Karabükspor kalecisi Vjekoslav Tomic'in ligde 1 farklı kaybettikleri sadece tek maçta son dakikada gol aramaya gittiğini o maçın da Fenerbahçe maçı olduğunu, 2005-2006 sezonundaki Galatasaray - Kayseri Erciyesspor maçında Ümit Karan'ın golünden sonra direkleri tekmeleyenleri, "biz futbolu saha dışında da kazanmayı öğrendik" cümlesini, Vahap Beyaz'ın efsanevi düdüğünü felan anlatırsak, uçar gider mevzuu. Daha 2007-2008 sezonunda Semih'in 90+4'ün 6.dakikasında (rakam yalnış değildir altı) golü veren hakemin bir daha maç alamamasını, Hüseyin Göçek'in Fenerbahçe - Gaziantepspor maçından beri Fenerbahçe, 2009-2010 sezonundaki Galatasaray - İ.B.B maçından beri iç sahada Galatasaray maçı almadığını, Bünyamin Gezer'in bir anda düdük asmasına girip, hakem mevzuuna da girebiliriz. Böyle bitmez bu yazı.

Neticede yukarıda ismi yazılı olan veya olmayan isimlerin hepsi iddianameye göre "Pardon" filminin ya yeni oyuncuları ya da "hayal kırıklığının başkenti"nin ilk ve en ünlü vatandaşları olacaklar. Kendilerine o kadar güvenen bir kamuoyu oluştu ki, beklentilerin aksi inanılmaz bir durum yaratır. Yarı finale çıktık diyen Hırvatların durumuna düşer. Şimdilik burada kalalım.

Neden bu lige plansız dedik. Puzzle parçalarını birleştirelim.

- Şike ile ilgili gözaltılar başlıyor. Trabzonspor, Sivasspor, Fenerbahçe, Beşiktaş takımının yöneticileri de dahil olmak üzere bir çok futbolcu ifadeye çağırılıyor. İfadelerinin ardından gözaltına alınanlar, tutuklananlar ve serbest bırakılanlar oluyor. Fenerbahçe ve Sivasspor başkanı cezaevine gönderiliyor. Beşiktaş Teknik Direktörü de cezaevine gönderiliyor.

- Fenerbahçe ve Sivasspor'un başta olmak üzere bir çok takımı küme düşürüleceği veya puan silme cezasına maruz kalacağı, hatta ligin şampiyonsuz tescil edileceği bile yüksek sesle söyleniyor.

- Temmuz başında futbolla ilgili yetkili kişiler toplanıyor, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne katılacağını, ligin böyle tescil edileceğini, küme düşürülmeyeceğini vs. belirtiyor. Daha sonra, bu daha sonra da yaklaşık 45 gündür, Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi'nden ihraç ediliyor. Bu son gün yapılıyor. Kura çekiminden önce bizzat Uefa tarafından. Daha önce bir şey yok diyen Federasyon, daha sonra "müdür ya biz 50 yıldır herkese yaptığımız gibi yine o devekuşu rolünü oynadık, hiç bir şeyi üstelemedik, iddianame istemedik vs. vs. kafamızı kuma gömdük ama bu kez olmadı siz gitmiyorsunuz" dedi. Planlarını Temmuz 12'de gidecekleri yönünde yapan Fenerbahçe, Ağustos 25'te "gitmiyoruz"a çevirdi. Niang'ı, Lugano'yu, Santos'u sattı.

- Mehmet Ali Aydınlar ve federasyon, 14 Temmuz'da ligler ertelenmeyecek, süper kupa yapılacak dedi. 1 hafta sonra ligleri erteledi. 1 ay sonra 20 Ağustos'ta liglerin sistemini değiştirdi. Açıklama olarak da; "bunu bir deneyelim, beğenmezsek değiştiririz" dedi. Bu benim yorumum değil. Kendi yorumu. Koton'dan gömlek alıyoruz ya.

- Yıldırım Demirören başkanlığında kulüpler birliği toplanıyor ve "şikeye verilen cezalar düşürülsün hatta küme düşme de kaldırılsın" diyor. Hatta yeni ceza süreleri bile belirleniyor. Neden ? İddianame mi var ellerinde ? Varsa paylaşsınlar. Neden sanki bu isimler ceza alacaklarmış gibi davranılıp bu isimler kurtarılmaya çalışıyor. Suçluluğunu biliyorsanız, ki olduğunu düşünüyorsunuz ceza düşürmekle, bize de bildiğinizi söyleyin. Yıllardır "yasa, yasa, yasa" diye haykıranların bir anda "evet efendim, sepet efendim"e dönmesi neden ?

- Bu play-off sisteminin aşırı derecede LigTv dayatması olduğu gerçeğinden bahsetmiyorum.

- Dahası fikstürde Trabzonspor'un aynı günde hem lig, hem de Şampiyonlar ligi maçı yapacak olması gibi saçma olaylardan bahsetmiyorum bile.

Ne anlatırsan anlat, hepsi buraya +1 olarak gelecek sadece. Çok maç yapmalıyız, az maç yaptığımızdan böyle oluyor diyerek Play-Off'u koyabilirsin, kimse yemez.

Takımların durumu da bir o kadar enteresan. Şampiyonlar Ligine gidemediğinden buna göre transfer yapan ama Şampiyonlar Ligi'ne giden Trabzonspor'un kadrosu, idare eden yabancılardan kurulu. Didier Zokora ve Adrian dışındakileri "ben takımıma almazdım" derim sadece.

Fenerbahçe kadrosu ise dediğim gibi Şampiyonlar Ligi'nden atılma yüzünden böyle devşirilmiş bir halde. Son anda gelen sol bek, santrafor felan (neydi adları Güntekin, bunları ben çok izledim ama Güntekin) kadro derinliği açısından takımda. Ama kazanmasını biliyorlar. Kayseri deplasmanında ceza sahasına bile girmeden maç kazanabiliyorlar, içeride de kazanıyorlar, bir şekilde kazanıyorlar.

Beşiktaş ise önüne gelen Portekizli'yi takıma almakla o kadar meşguldu ki, bir ara dedim başkan da arada yalnışlıkla kendi yerine bir Portekizliyi başkan yapar da Beşiktaş'ı kurtarır mı, ama maalesef olmadı. Bir adamın %50 bonservisine 2.1 milyon Euro para verip, adamı kadroya almamak, mükemmel. Net olayım, takımın patronu Ricardo Quaresma-Simao Sabrosa'dır. İstediğini kadroya al(dır)ır, istemediğini al(dır)maz, istediği hocayı getir(t)ir vs. vs.

Galatasaray da tam sorunlu adamlara bir şans verelim, Terim'i getirelim, 2000 ruhu yapalım derken değişik bir şey oldu. Askerlikte şöyle bir laf vardır; "Sizi s..medik diye böyle oldunuz." Galatasaray'lı oyuncular geçen sene bu durumda idi. Bu sene bu işi yapacak bir komutan geldi başlarına. Ayrıca Emmanuel Eboue'ye de bir yer bulunamadıkça "lüks oyuncu" olarak gezmeye devam edecek. Sol açık, sağ iç, sağ bek, sol bek vs. Pitbull var bir de. Yok Volkan Arslan değil.

Orduspor taş gibi takım. Bursaspor geçen sene ile aynı. Aslında bir çoğu aynı. Dedim ya bir şey kaybetmezsiniz diye. İşte ondan...

Gereksiz bilgi; Şımarık, 17 dilde cover yapılmış bir parçadır.

4 Ocak 2011 Salı

Kazım Kazım? Galatasaray? Wtf?


Evet ben de bu bloga yazdığım ilk yazının çok eğlenceli olmasını dilerdim. Adnan amcalar sağolsun son zamanlarda hayatı oldukça zindan ettikleri gibi buna da el attılar.
Resmi açıklama da yapıldı ve Colin Kazım Richards Galatasaray'a transfer oldu. Hem de 3.5 yıl. Baya bildiğin 3.5 yıl yani. Gerçi şimdi Adnan Sezgin çıkıp, "Bakın biz bu sezon için 625.000 Euro'ya anlaştık, Fenerbahçe ona 1.5 Milyon Euro veriyodu, o yüzden kardayız yani" gibilerinden bir açıklama yapabilir, ben onu da bekliyorum şahsen.
Aslında Kazım'ı Fenerbahçe'ye ilk geldiği zamanlarda izlemeyi en çok seven insanların başında geliyorumdur heralde. Yetenekli bir oyuncu olduğu aşikar, fakat Misimovic'i ortada fol yok yumurta yokken disiplinsiz diye suçlayıp gönderen bir takım Kazım gibi sürekli komşularıyla kavga ettiği haberi çıkan, yedek kulübesinde sakız çiğneyip müzik dinleyen ve gece hayatına düşkün olduğu bilinen bir oyuncuyu ne yapacak, onu nasıl idare edecek? Sanırım Adnan amcalar yeni bir tez konusu vermek üzereler, tebrikler.
Neyse, umarım yanılırız, umarız Kazım sadece Fenerbahçe'deki ortamdan mutsuz olduğu için böyle arızadır vs. Umut dünyası, bedava nasıl olsa di mi?
P.s. Burdan diğer kulüplere de çağrı yapalım madem, sorunlu futbolcunuz, taraftarın gitmesini istediği, böyle yok yere para verdiğiniz futbolcunuz falan varsa gönderin bize, sizin değil bizim başımız ağrısın. Teşekkürler şimdiden.

19 Aralık 2010 Pazar

Sahalarda Görmek İstediğimiz Hareketler


Galatasaray Erkek Basketbol Takımı, Bornova Belediyesi ile karşılaşıyor. Oyunun bitmesine 6.30 var. Bornova Belediye'li bir basketbolcu sakat ayağını son kez bir daha zorluyor ve sekmeye başlayıp, yere yatıyor. Galatasaray taraftarı "oooh oooh" adlı utanç tezahüratını tam yapmaya başlamış iken, Oktay Mahmuti hemen arkasını dönüyor, o sert ifadesi ile taraftara susun işaretini yapıyor ve hemen peşinden alkışlamaları yönünde bir hareket yapıyor. Taraftar da Oktay Mahmuti'nin dediğini hemen uyguluyor ve sakatlanan basketbolcu sahayı arkadaşlarının kolları arasında terk ederken, taraftarlar tarafından, biraz zor olsa da, alkışlanıyor.

Inter, Mazembe'yi 3-0 yenmiş. Tören, madalyalar felan derken, sahada yılların bir telini bile ağartıp dökemediği fırça saçları ve jilet gibi duruşu ile Luis Figo var. Mazembe'li futbolculardan 1-2 tanesi hemen Figo'nun yanına gidiyorlar. Ellerinde de dijital bir makine. İzin istiyorlar. Figo da "tamam" diyor. Sanıyor ki, 1-2 tanesi çekilip bırakacak. Takımın yarısı Figo'nun yanına sırayla geliyor. Kimisi tek, kimisi 4'er 5'erli gruplarla Figo ile fotoğraf karesinde bulunuyorlar. Figo da ilk fotoğraftan sonra sürekli olarak yanına gidip gelenleri görüyor, içten içe gülüyor ama o duruşunu da hiç bozmuyor.

Espanyol - Barça. Katalunya derbisi. Dakika 21. Birden herkes pozisyonu bırakıp çılgınca alkışa başlıyor. Duran top felan hikaye. Herkes 21 numaralı formanın sahibi Dani Jarque'yi anıyor o dakikada. 1 dakika boyunca top nerede olursa olsun, pozisyon ne olursa olsun, alkış sürüyor.

Yine Espanyol - Barça. Iniesta oyundan çıkıyor. Herkes yine aynı şekilde ayağa kalkmış Iniesta'yı alkışlıyor. Çünkü, Jarque'yi Dünya Kupası finalinde andığı için, Iniesta'nın belki de Chelsea'ye attığı gol kadar değerli olan, futbolculuk kariyerinin en önemli golünde O'nu hatırladığı için alkışlıyorlar. Yerine giren Keita'yı da yuhalıyorlar tabii.

Unutmadan yazayım. Alex de Souza. Yanına, önüne, arkasına felan tanım yapmaya felan gerek yok...

Şimdi size Mehmet Topuz'un yumruğunu göz göre göre umursamayan, "bir ona çalmadım bir de buna çalmadım o zaman dengeledim" diyen hakemi, Ankaragücü'nün yönetimini, Galatasaray'ın kötü durumunu, içinde bulunduğum berbat durumu ve uyumadığım geceleri, çok makyaj yapmanın çok güzel bir kızı Aysel Gürel'e çevirdiğini yazardım da ne gereği var can sıkıntısının. Hayatın içinde güzel yanlar da var. Tebessüm ettiren anlar var. Yaşayın ve bir kızı seviyorsanız hemen evlenmeye bakın. Sevin, sevilin, sevişin, koklaşın.

7 Mayıs 2010 Cuma

Futbol Tarihini Değiştirecek Reddedilmeler || #5 Stephen Appiah ve Diğer 5 Gana'lı


Tarih 19 Kasım 1996. Terim'in Galatasaray'da ilk senesi. Takım yeni sisteme alışma çabalarında. Tabii Terim etkisi de takıma iyice sinmiş durumda. Galatasaray scout'ları Gana'lı 7 tane futbolcuyu Florya'ya getiriyor. En genci 13 yaşında. En yaşlısı 18. Türk olmak şartı ile getiriliyorlar Florya'ya. İsimleri; Richard Kingston, Stephen Appiah, Ernest Boakye, Isaac Addo,Yakuba Amodu, Yaw Rush, Amenu Musah. Tabii Appiah değil. Abbiah olarak geçiyor o zaman. Kim nereden bilsin. Kingston zaten Gana Milli Takım kalecisi. O Türk olacak. Adı da Faruk Gürsoy olacak. Ergun Gürsoy etkisi var isminde.



Sonrasında mı ne oluyor? O zamanın alt yapı sorumlusu Tamer Güney, bütün Gana'lıların gönderilmesini istiyor. "Bunlardan bi' cacık olmaz" diyor deyim yerindeyse. Tabii Galatasaray ne diyecek. Yolluyorlar. Appiah oradan İtalya seferine başlıyor. Bologna, Udinese, Parma, Juventus gidiyor. Tamer Güney ise, 2000 yılına kadar Fatih Akyel ve Emre Belözoğlu'nu takıma çıkartıyor. 2000 senesinde Fenerbahçe'de alt yapının başına geliyor, 2002-2003 sezonunda dibe vuran Fenerbahçe'de, Oğuz Çetin'in istifasının ardından, teknik sorumlu olarak sezon sonuna kadar yaklaşık 1.5-2 ay görev yapıyor. O sene Fenerbahçe'ye Semih Şentürk denilen bir genci de sunuyor. Tabii o zamanlar Semih cidden genç. Fahri Tatan'ı da o alıyor alt yapıdan A takıma.

Kingston en son askerlik sorunu nedeniyle ülkeden kaçmıştı. İlginçtir, Isaac Addo'nun Eric Addo ile olan bir benzerliği de söz konusu. Eric Addo, 2007-2008 yıllarında Psv stoperi olarak görev yapmış, Semih'le olan tükürük olayının kahramanı. Geri kalanlar hakkında ise pek bir şey yok. Sonuçta elde bir Appiah var.




Serinin Önceki Yazıları;

4- Futbol Tarihini Değiştirecek Reddedilmeler || #4 Andriy Shevchenko ve Sergei Rebrov

3- Futbol Tarihini Değiştirecek Reddedilmeler || #3 Sami Hyypia

2- Futbol Tarihini Değiştirecek Reddedilmeler || #2 Egemen Korkmaz + Volkan Demirel

1- Futbol Tarihini Değiştirecek Reddedilmeler || #1 Jose Mourinho

6 Mayıs 2010 Perşembe

Futbol Tarihini Değiştirecek Reddedilmeler || #4 Andriy Shevchenko + Sergei Rebrov


Bu şekilde başlıyor Trabzonspor'un Shevchenko seferinin ilk adımları. Saffet Susic'in çalıştırdığı Oğuz'lu Aykut'lu İstanbulspor'la 1-1 berabere kalınca Trabzonsporlu yöneticiler "Misse Misse ile bu iş yürümez, onu yollayıp yabancı sınırlamasının son hakkını iyi bir santrafor ile kullanalım" diyorlar. Hatta Misse Misse kulüpte bir sorun bile yaratıyor. Yönetim esiyor, gürlüyor. Misse Misse "hakkım için her yere başvuracağım, alacağım var" diyor. Neyse, transfer komitesi, Başkan Mehmet Ali Yılmaz ve Menajer Özkan Sümer'in verdiği izinle gidiyor Ukrayna'ya.

Sergei Rebrov ve Sheva için Kiev yolları aşınıyor. Gidiyorlar. Görüşüyorlar. İlk haberler olumlu hatta transfer için. 2'si de gelirse Vugrinec'in gönderilmesi planları bile yapılıyor. Sonra durum bildiriliyor. Maliyetleri konuşuluyor. Biraz tuzlu geliyor Trabzonspor için. Malum Trabzonspor'da üst limit Hami'dir. Fazlası verilmez. Başkan M.Ali Yılmaz, yabancı transferine sıcak bakmadığını, Şota'nın bir önceki sene sadece gol kralı olduğunu ama takıma bir faydasının olmadığını, Hami varken yabancıya gerek olmadığını söylüyor ve "dış transfer işleri için Özkan Sümer yetkilidir" diyerek tarafını belli ediyor. Trabzonspor, başkanının bu isteksiz tutumu yüzünden Shevchenko ve Rebrov ikilisini almaktan vazgeçiyor. Vazgeçtikleri gün de Özkan Sümer alt yapıdan A takıma o zamanlar 17 yaşında olan 1980 doğumlu bir genci çıkartıyor...

To be Continued...

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Tie-Break Seti


Ekmek felan yeseydiniz tok tutar, daha az yerdiniz... 6-6 maç mı biter?

27 Nisan 2010 Salı

"Generaller ve Askerler"in Şampiyonluğa Katkısı


Futbolu her şeye benzetiyoruz ya, bir de orduya benzetiyoruz bu benzetmeler dahilinde. Generaller, ön liberonun ilerisinde oynayanlar, gerisi askerler. Fenerbahçe'de Emre'den gerisi, Galatasaray'da Elano'dan gerisi, Beşiktaş'ta ise Bobo'nun gerisi, Bursaspor'da da Ivan Ergiç'ten gerisi asker. Tanımlamayı bitirip, bu adamların yani askerlerin kazandırdığı puanları, şampiyonluktaki paylarını yazmalı.

Şöyle düşünürüm hep. Bir takımın şampiyonluk potasına sokan isimler generallerdir. Onlar takımı taşır, taşır, taşır ama bir yerde kalırlar. Ayakları dolaşır, topa vuramazlar, markaj altındadırlar o maçta da birisi çıkar maçı hatta ligi getirir. Budur özeti işin. Barça veya Chelsea değilseniz bunu yapmak zorundasınız. Mesela 2005 - 2006'da Rigobert Song'un 35m'den attığı gol, 2007-2008'de Servet'in attığı gol, 2002-2003'te Zago'nun Elazığ deplasmanında kafayla attığı gol ve aynı sezon İbrahim Üzülmez'in Sami Yen'de sağ ayak ile attığı gol, 2004-2005'te 90+4'te Luciano'nun çılgın attığı kafa golü gibi şampiyonluk goller şampiyonluğu getirir.

Şimdi bu sezon ilk 4'ün askerlerden aldığı faydaya bakalım. Beşiktaş zaten, 2 Ankaraspor maçını çıkartın, 35 gol atmış. Bunların 12'si de Bobo'dan. Geri kalan çoğu maç 1-0. İsmail Köybaşı, Ekrem Dağ, Michael Fink'in takımlarının tek golünü attığı maçlarda aldığı puan 7. Gerisi santraforlar veya kanat adamlarının golleri. Ernst'in ve Fink'in gol attığı maçlar ise 2-3 gol olan maçlar olduğundan onlar dahil değil. Burada da sıkıntı generallerin çalışmaması.

Galatasaray ise sadece generallerin sırtında. Barış'ın ve Mustafa Sarp'ın takımlarının tek golünü attığı maçlarda aldığı puan sadece 4. Gerisi hücum hattının becerisi.



Fenerbahçe ise bu konuda lider olmasının hakkını verenlerden. Andre Santos, Selçuk, Bekir, Baroni, Vederson'un attığı gollerle aldığı puan 14. Tam 6 maçta 4 galibiyet 2 beraberliği kazandıran goller bu ayaklardan geldi.

Bu alanda lider ise Bursaspor. Ömer, Zapo, Kirita hatta Ivankov'un golleriyle takımın kazandığı puan 15. Ömer 2, Zapo 2, Kirita'da 1 maç kazandırdı.

Kalecilerin kurtardığı penaltılar da eklense belki Fenerbahçe 2 puan daha kazanırdı. Gerçek şu, Galatasaray'ın 1.ve 2.nin 5 ve 6 puan gerisinde olmasında hücuma sıfır katkı ile çalışan defans hattının da kaledeki arkadaşın da hücumdakiler kadar payı var. Liderliği kovalayan 2 ekibin askerleri takımını yeterince kurtardı bir sezonda. İlk 2'nin askerlerinin gol atarak skorunu belirlediği 6'şar maç var. 15-16 puan artı demek işlerini yeterince yapmaları demektir ki gerisi artık hücumculara yani generallere kalıyor son 3 maçta...

24 Mart 2010 Çarşamba

Futbol'un Yazılan Matematiği


"X teknik direktörü aldığı galibiyet ile 1288 gün sonra lider oldu. Y futbolcusu 9820 gündür gol atamıyordu ve bugün attı" cümlelerini her okuduğumda diyorum ki, kardeşim bunu nasıl yazdın. Ardından da çıkıyorum markete veya büfeye, bakıyorum arkadan futbolun mahalle kültürünün sen, ben, o gibi spor yorumcularına, mesela; bir elinde sigara, diğer elinde gazetesi olan bıyıklı abi; "baksana ya 25000 gündür gol atamıyormuş, geldi bize patladı yææ" cümleleriyle ne kadar etkili bir iş yaptığını farkediyorum haberi yazanın. Ama buradan ulaşabildiklerime bu cümlelerin "hikaye" olduğunu göstersem yeter.

1.si; 1288 gün sonra lider olabilirsin, maç kazanabilir, 2.sıraya bile inebilirsin ama kardeşim bu adam 1288 günün 1285'inde maç felan yapmıyor. Belki de sadece 30 tane maç yapmış bu adam, takım. Belki de 12 maç. Ama 1288 deyince efsane felan olmuyor ki... Bir de benim favorim var. 488 gün sonra gol attı. Yahu adam zaten 450 gün antreman, tatil, sakatlık, kamp felan yapıyor. Sanki her gün sahada yatmış, vurmuşta girmemiş. Bildiğin balon oluyor arkadaş böyle yazınca.

2.si de Fiyat - Performans, Girdi - Çıktısı. Kardeşim Zlatan İbrahimovic yıllık 9 milyon euro alıyor. Ligde attığı gol de 12. Mundo Deportivo çıkıp "Her golü 800.000 Euro ediyor" diyor mudur? Kardeşim adam Ibrahimovic. Piyasası bu. Adam Daniel Güiza. 28 gol atmış La Liga'da. Piyasa bu. Baros var. Keita var. Dimitar Berbatov var. Var da var. Sen o da saati gösteriyor, bu da saati gösteriyor diyerek Franck Müller yerine Daniel Klein de alabilirsin. Tercih senin. Ama büyük takımsan, şık giyiniyorsan koluna Oris takacaksın, Vacheron Constantine takacaksın... Hatta ben bu işi daha da abartayım. Yılda kupalarla beraber 35 maça çıksa bir futbolcu, her maçı da 90 dakika oynasa toplam sahada kaldığı süre 52.5 saat. 2.5 saatini de oyundan çıkmaya felan harcasa, 1 haftalık devlet memuru işçiliği senin aslında gördüğün, bu paranın muhattabı. Ama değil işte o kadar kolay.

3.sü ve şimdilik sonuncusu. "Adam o paraya Van der Vaart'ı alıyor yææ biz X'i". Kardeşim o paraya Van der Vaart gidiyor. Takım almıyor ki. Sen ise alıyorsun. O gidiyor. Farkı bu. Adam gelmiyor kolay kolay. Bakıyor formalara. Real Madrid. Barcelona. Juventus. Milan. Diğer tarafa bakıyor. Sen, ben, O. Diyor ki Madrid'e 3. Bize diyor ki 3.5+ev+araba+uçak bileti. Sen adamı patates tarlasına sürüyorsun.

Neyse ne işte. Rahatladım.

14 Kasım 2009 Cumartesi

4-5 Tane Atıp Birşey Kazanamamak


Lyon - Marsilya efsanesinin, her köşesinden bir olay çıkmakta. Birisi de 5 gol atan bir takımın maç kazanamaması. 5 gol yiyip maç kaybetmemekte var diğer bir açıdan. Futbolda böyle örnekler var mı diye düşününce, aklıma hemen bir kaç tane böyle maç geldi. Çok gol atıp elde bir şeyin olmadığı maçları yazayım istedim.

- Werder Bremen - Hoffenheim; Geçtiğimiz sene Werder Bremen'in sahasında karşılaşmıştı bu ikili. Hoffenheim 4 tane gol atmasına rağmen deplasmanda, 5-4 mağlup olmaktan kurtulamamıştı. Harika goller, gidiş-gelişler izlemişti tarafsız bir futbol seyircisi.

- Schalke 04 - Bayer Leverkusen ; Lincoln'ün Schalke günlerinden bir maçtı bu. 2005-2006 yılından bir maç. Leverkusen deplasmanda Schalke'ye 4 tane atmıştı. Lakin Lincoln'ün de frikikten 1 tane attığı maçta 7 tane yediklerinden pek attıkları 4 dikkat çekmedi maalesef. 7-4 biten bir Alman ligi maçı.

- Galatasaray - Fenerbahçe ; Luce'nin Galatasaray'da, Denizli'nin de Fenerbahçe'de ki ilk sezonuydu. Kupada karşılaştılar. Tek maçlı eleminasyon olduğundan, risklerin ilk golden sonra alındığı bir maçtı. O maçın tek bir adamı vardı zaten Haim Revivo. O maçtan sonra aldı takımı götürdü. 4-4 biten bir derbiydi. Sonunda kupadan penaltılarla elenen Galatasaray oluyordu.

- Chelsea - Liverpool ; Kim derdi ki; deplasmanda 3-1 gibi bir avantaj ile dönen Chelsea, Gerrard'sız Liverpool'a karşı her saniyesi bir trajedi olan bir maç yapacak. Benayoun ve Torres önderliğinde Liverpool saldıracak, 80.dakikasına 3-2 önde giren Chelsea maçı bitirdim derken 90.dakikada maçı 4-4'e getirerek, turu geçecekti. 5-4'te kapıdan dönmüştü hani.

- Liverpool - Arsenal ; Arshavin'in Premier Lig'e selam çaktığı maçtı bu maç. Ben de yıldızım dediği bir maçtı işte. Şampiyonluk yarışında aldığı darbeydi bu. 1 hafta içerisinde peşpeşe 2.kez 4-4 berabere kalarak hem Şampiyonlar Ligi'nden hem Premier Lig'den oluyordu Liverpool. İlk yarısı 1-0 biten maçta hemde.

- Real Madrid - Real Zaragoza ; Şans eseri rastladığım bir ilk maç vardı Zaragoza'nın sahasında. Diego Milito diye bir adam 60 dakikada Real Madrid'e 4 tane atıyordu. Madrid'de Zidane'lı, Robinho'lu, Cassano'lu, Carlos'lu, Baptista'lı Real. Peşinden Ewerthon 2 tane daha atıyor, maçı 6-1 yapıyordu. Santiago Barnebau'da mı ne oldu. 10.dakikası 3-0. Maç 4-0. Elendi Real 4 gol atarak. 2006'da.

- Celtic - Petrzalka ; Petrzalka takımını hatırlar mısınız? Bir ara duyduysanız, Celtic yüzünden duymuşsunuzdur. Celtic'in sahasında 4 tane yiyerek, hem de hiç atamadan turu geçmelerini de hatırlamışsınızdır şimdi. Celtic'in sahasında 4-0 biten rövanşın ilk maçı 5-0'dı. Elenmişti Celtic 2005'te.

- Gençlerbirliği - Galatasaray ; "Hayrettin abi, hadi ben tutamıyorum, sen bari tut da bitsin be abi" 18-17 biten penaltılarla elenen Galatasaray. Aslında penaltılar girmez bu kapsama ama 17 penaltıyla elenir mi bir takım yahu...

11 Kasım 2009 Çarşamba

Türk Takımlarının Avrupa'da Yediği Güzel Goller || Bölüm II

Serinin 2.bölümü ile karşınızdayız. Yine Avrupa'da yediğimiz güzel, harika lakin milliyetçi duygularımız nedeniyle jeneriklere girmeyen gollere. Harika golleri atan isimleri konuk edeceğiz yine. Videoda da Ulusal Takım'ımızın yediği gollerden birisine yer vereceğiz.




- Jaja (Jackson Avelino Coelho) ; Bir çoğumuz Metalist Kharkiv diye bir takım olduğunu geçen seneye kadar bilmiyordu. Varlığının da bizi enterese edecek bir yönü olmamıştı zaten. Neyse Beşiktaş ile eşleşene kadar, tanımıyorduk. Kendilerini tanımamız, Beşiktaş'ın bir anda bu günlere gelmesine, Erdoğan Arıca'nın Lincoln'ün üzerine yürüyüp "Metallica maçında neredeydin?" -böyle demiştir Kharkiv için Arıca- demesine kadar ilerletmişti. Gol de goldü ama. Hatta gol demek bile ayıp. Çok daha farklı bir şeydi o.

- Filippo İnzaghi ; Ofsaytta doğan adam. 500 golü varsa 498'i boş kaleye tamamlamak olan, lakin o 498 seferdir de boşta kalabilen, kendisini boşa atabilen Filippo. Bir Galatasaray maçıydı. O boş kaleye atmadığı 2 golden birisini attı Galatasaray'a. Gelen ortaya voleyi yapıştırdı. Sonrasında da bildik sevincini yapmaktan geri kalmadı.


- Seydou Keita ; Sevilla'da Ramos, yolun yarısında bırakıp Tottenham'a kaçmış, Puerta sezon başında kaybedilmiş kenarda Manolo Jimenez adında bir adam. Ramon Sanchez'de 3-2 mağlubiyetin dezavantajını defetmek isteyen bir Sevilla. Önce Dani Alves, Volkan'ın içeri alması ile takımını 1-0 öne geçiriyor. Peşinden durmuyor Sevilla. Keita öyle bir vuruyor ki, Volkan kalede minik bir bale gösterisi sergiliyor sadece. Peşinden Alex, Fenerbahçe kariyerinin en çok koştuğu, orta sahaya geldiği maçını çıkartıyor ve turun gitmesini engelliyor tabii. İlk 10 dakika bale yapan Volkan'ın penaltılardaki başarısı ile.

Serinin ilk kısmı için buradan alalım sizi...

4 Kasım 2009 Çarşamba

Türk Takımlarının Avrupa'da Yediği Güzel Goller


Onlarca güzel gol attık, onlar kaldı yediklerimizi mi listeliyorsun derseniz, evet. Maalesef, spikerlerin sessizlikleri nedeniyle gölgede kalan, yediğimiz için fazla gösterilmeyen goller. Bir kısmını buraya yazacağım. Haliyle yorumlarla ve aklımıza geldikçe devamı da gelecek bunların.

- Ricardo Kaka' Leite vs. Fenerbahçe ; Fenerbahçe'nin San Siro'dan 1 puanla dönme umutlarının iyice yeşerdiği 87.dakikada bir kornerden dönen topu Kaka' önce omuzla Serkan'ı ekarte ederek, peşinden başka bir orta sahayı, en sonunda da Ümit Özat'ı geçerek durumu 2-1'e getiren slalomunu yapıyordu. Zaten golden 2 dakika sonra da Shevchenko durumu 3-1'e getirip maçı bitiriyordu.

- Roger Garcia vs. Galatasaray ; Galatasaray'ın 2.Terim dönemiydi. Haliyle fiyasko günler yani. Uefa kupasına kalınmış, rakip Villareal olmuştu. İlk maçı Cesar Prates'in 2 frikiği 2-2'ye getirmiş, 2.yarısı 0-0 başlayan maç önce Sonny Anderson'un golüyle 1-0 olmuş, peşinden Roger Garcia'nın orta sahanın gerisinden vurduğu topla 2-0 olmuştu. Mondragon'un ceza sahası dışından yediği ender gollerden birisi olmuştu bu gol.

- İsmaila Taye Taiwo vs. Beşiktaş ; Liverpool karşısında moraller bozulmuş, ama umutlar bitmemişti. Tello harika bir frikik attı. Ardından Gerets'in Marsilya'sı 2.yarı riskleri almış geliyordu. Korner oldu. Ceza sahası dışına top çıktı. Taiwo, "Yaradana Sığınıp Vurmak" teriminin o güne kadar Prekazi'den başka kimsenin hakkını vermediğini gösterdi bize. Kaleci Rüştü topu kurtarmak için hamle yaptıysa da elleri engel olamadı topa. 1-1 olmuş, sonrasında Delgado - Bobo 2-1 yapıp son maça umut taşımıştı.

- Juninho Pernambucano vs. Fenerbahçe ; Daum'un sevmediği Avrupa maçlarından birisiydi. Rakipte bir türlü çeyrek finalden öte gidemeyen efsane Lyon kadrosu. İlk yarı birbirlerini tartma safhasında geçen bir maç. Peşinden 2.yarı Le Guen'in Lyon'u oynamaya başlamıştı haliyle. Pernambucano Juninho, ceza sahası çizgisine hızlıca ile geldi. Arkadaşından gelen pası aldı. Sonra harika bir vuruş çıkarttı. Kadıköy'de taraftarın desteği arasında, direğin sesi duyuldu sadece. Rüştü'nün uçması sadece gole daha bir estetik kattı o kadar. Peşinden 2-0 olan bir maç. Sonrasında Tuncay Ruhu ve Nobre golü ile 2-1 olan, peşinden Alex de Souza'nın Fenerbahçe kariyerindeki Samsunspor maçındaki şutundan sonra gözümdeki en mükemmel vuruşunu yaptığı lakin Gregory Coupet'in boyunun 2.5 m'ye uzadığı ve aşırtmasını kornere çeldiği pozisyon. Sonrasında 3-1 olan maç. Alex'in o topu gol olsaydı, bugün tarih o golü yazardı.

- Peter Crouch vs. Galatasaray ; Anfield Road deplasmanı. Mehmet Topal'ın transferinden sonraki ilk resmi maçı. İlk yarı ayakları titreyen bir takım. 2-0 olan maç. Peşinden Gerets'in; "Ben buraya savunarak değil, Allah Allah diyerek oynayarak geldim" mottosunu uygulayıp, 2.yarıya başladığı dakikalarda uzun boylu bir adamın sahneye çıkması. 198cm boya sahip bir adamın yerden sıçrayıp gelen topa vole vuracak kadar atletizmi. Attığı o gole robot dansı yapması. Peşinden Ümit Karan'ın 2 golünün yetmemesi. Sabri'nin direkten dönen frikiği. Anormaldi o maçta herşey.

- Recep Çetin vs. Beşiktaş ; Kabul ediyorum burası Total Futbol'da Ali Ece'nin Recep Çetin'i selamlama sahnelerinden birisi gibi oldu ama, hiçbir Türk takımı böylesine bir golü yemedi. Kendi kalesine çok gol yedi. Edu'yu bir ara zirveye çıkartıyordu bu alışkanlık ama röveşata gibisini görmedi, göremezdi de zaten bu futbol dünyası. Türk futbolu böylesini de yiyemez.

Devamı gelecek. Sırada Jackson Avellino Coelho, Zlatan Ibrahimovic, Filippo İnzaghi, Hagi ve niceleri var... Ayrıca her golün ismine tıklayarak golleri youtube'dan izleyebilirsiniz.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Turkcell Süper Lig || İlk 9 Hafta Notları


- Gaziantepspor 9 gol attı. 9 golde de yabancı futbolcuların imzası var. 6 tanesi Julio Cesar'dan. Diğerleri 2 tane Beto, 1 tane Ivan de Souza. 1 tane de Rodrigo Barbosa Tabata. Diğer 3 gol ise Ankaraspor'dan ikram. O maçta da Julio Cesar bir gol attı.

- Kayserispor 9 haftada 5 gol yedi. Yediği 5 golün 4 tanesini Galatasaray attı. Ankaraspor hariç 10 gol attı. 5 tanesi Makukula'dan.

- Beşiktaş'ın Ankaraspor maçında atılmış sayılan gollerini saymazsak, Shabani Nonda ve Julio Cesar kadar gol atmış durumda. Arda Turan'ın ligde yaptığı asist sayısı da aynı rakam. 6.

- Denizlispor 9 haftada 2 teknik direktör gönderdi. 10.haftaya 3.teknik direktör ile girerek, Gençlerbirliği'nin sezonda 5 teknik adam rekorunu kırmaya çalışacak(!)

- Antalyaspor ve Fenerbahçe'nin beraberliği yok. Berabere kalacakları maçta da 4'e 0 yakalanınca ondan da oldular.

- Fenerbahçe, Bursaspor ve Trabzonspor 18'er gol atmasına rağmen Fenerbahçe 24, Bursaspor 19, Trabzonspor ise 12 puanda.

- Sivasspor 9 maçta sadece 4 puan aldı. Geçtiğimiz sezonun 2.si, bu sezon sondan 2.durumda.

- Geçtiğimiz sezonun 4.sü 5.si ve 6.sı sırasıyla birinci, ikinci ve üçüncü durumunda.

- Ankaraspor küme düşürüldü. Lakin, asıl faydayı gören Ankaragücü ligde bırakıldı.

- Yılmaz Vural, "Milli Takım'a adayım" dedi.

- Hurşit Meriç, bu sezonun Anadolu takımları adına dikkat edilmesi gereken ismi. İyi bir sol adamı. Ne yapacağını bilerek hareket ediyor, atak geliştiriyor. Gençlerbirliği'nin parlayan isimlerinden.

- Karikatürün de yazıyla bir alakası yok. Öylesine işte.

2 Eylül 2009 Çarşamba

Bir Futbol Devrimi Olur mu Hocam?





Arsenal'li oryantal Eduardo Celtic maçındaki kıvırmasının ardından maçta penaltıyı kazandı. Sonrasında UEFA 2 maç cezayı çaktı yıldız oyuncuya. Yahu düşündüm de Türkiye'de şu olsa devrim olur yemin ediyorum. Tabiî olamaz öyle bir şey de; hani olsa yani.

Elle gol atan oyuncuya ceza verilir; çarptı diye itiraz ederler. Elle golü engelleyen oyuncu da aynı muameleyi görmelidir falan. Çok zor bir yaptırım olmaz ancak bizim futbol sistemi hiçbir şeyi "adaletli" yapamadığı gibi bu cezayı da adil dağıtamaz.

Mesela bir oyuncu elini bir yerine atınca 6 ay ceza alır, bir oyuncu tribüne "kolum girsin" yapınca Millî kaptanlığa kadar yolu açılır. Bu ve bunun gibi bi' ton komiklik varken bu olay da ülkede adil dağılamaz. O yüzden biz hakemlerimizin "insani hatalarıyla" yaşamaya devam edelim. Ki bu sistem en çok da hakemleri rahatlatır.

Yok size devrim falan. Hadi...

görsel sporx.com'dan.


İşte o pozisyon:




1 Eylül 2009 Salı

Bir Gün "X" ile Oynarlar O Zaman Bu Kadar Kolay Olmaz


Olağanüstü spor medyamızın, sürekli düşene vurma politikası güden bir haber yazma mekanizması olduğu için sahip oldukları en basit tepki sistemidir bu. Bir takım sahada topunu oynar, pozisyonlar verir, pozisyona girer, kazanır bir şekilde. Sıra yorumlara gelir. Genelde beğenilmez tabii ki futbol ve futbolcular. Kaliteli bir oyun bekler herkes doğal olarak. Ama bir tarafta 100 milyon Euro'luk kulüpler diğer tarafta "bonservisini 100bin dolara aldık" diye güleriz ağlanacak halimize modundaki, 3 hoca değiştirmeden sezon bitirmeyen takımlar. Sen at eti salamı, çökelek peynirini pizza yapımında kullanırsan, eline ilginç bir hamurlu şey geçer. Neyse son moda, 4'te 4 yapan Galatasaray ve Fenerbahçe'nin düşmesi için yazılan reçeteler.

Avrupa'da bilmem kim ile oynarsın, yarın derbi oynarsın o zaman böyle oynayamazsın muhabbeti aslında konu. Hani 38 haftalı ligimiz var, bir hafta Tottenham, hafta içi Sevilla, hafta sonu Sampdoria deplasmanına gidiyor ya takımlarımız ondan bu muhabbet. Ciddi ekiplerle oynamadı aslında bu tezin önemli noktası. Senin ligin kalitesiz ekiplerden kurulu bunu farketmiyor musun acaba? Kimle karşılaşabilir ki mesela Galatasaray güçlü olarak? Kaç sefer. Beşiktaş'la iç-dış, Fenerbahçe ile iç-dış, Bursa deplasmanı, Trabzon deplasmanı, Sivas deplasmanı ve Eskişehir deplasmanı. Geri kalanını banko kazanmayacak bir takım mı Galatasaray veya Fenerbahçe. Bu takımlar ayrıca bahsedilen kalburüstü takımlara da Denizlispor'a, Kasımpaşa'ya hazırlandığı gibi de hazırlanmıyor. Bir Trabzonspor maçının konsantrasyonu ile Manisaspor maçı bir midir? Galatasaray, Benfica'yı ve Hertha'yı (80.dakikaya kadar) deplasmanda ezerek yenebilecekken tutup Hacettepe'yi mi yenemeyecek. 3 gün önce 5 yiyip, 3 gün sonra Bordeaux'a 4 atan Galatasaray var mesela. Bırakın bunları. Bir gün o bahsedilen takımlara karşı da böyle oynamazlar elbet. Basmadıkları yer kalmaz sahada. Bu sözler de boş laf geride kalır.

Daha yaratıcı, daha pozitif. Hala Leo Franco'yu eleştirmek için maç bekleyen yorumcular var mesela. Maçta kendisine gelecek pozisyonlar maksimum bu kadar. Ne beklentisidir anlamadım? Futbol'un 3 ihtimalden oluştuğunu neden unuturlar ki acaba? Bir gün birisi gelir 3-4 atarmış bu takımlara. Futbolda oluyor bu hemde. Ne ilginç 3-4 gol yemesi veya yenilmesi bu takımların. Halley kuyrukluyıldızı gibi bir mucize mi ki bu? Futbol sadece. 3 ihtimali olan bir oyun...

26 Temmuz 2009 Pazar

Yarım Milyar Dolarlık Lig


Turkcell Süper Lig ihalesinin gelecek sene yapılacak olması ve şu an kullanılan havuz sisteminin gelir olarak kulüplere özellikle 3 büyüklere yetersiz gelmesi bu isteği oldukça arttırmakta. Ama bu parayı verebilecek yayın kuruluşu tek başına çıkarsa "imkansız", 2 kuruluş rekabet içerisinde çekişirse "belki"ye geliyor. 400 - 450 Milyon Dolar herkes için bir ideal.

Şu an içerisinde bulunduğumuz havuzda dağıtım, yüzde 11'i Süper Lig'de şampiyon olan takımlara, şampiyonluk sayılarına göre, yüzde 35'i 18 Süper Lig kulübüne eşit olarak, yüzde 45'i puan performansına bağlı olarak, yüzde 9'u ise Süper Lig'i ilk altı sırada bitirecek takımlara sezon sonu ödülü şeklinde yapılmakta. Şu an ise havuz sisteminde dağıtılan para 148 milyon dolar. İstenen ise yaklaşık %270 zam. 400 milyon dolar. Peki diğer ülkelerde bu ücret ne kadar derseniz;


-Premier Lig 2010-2013 havuz sistemi geliri 1 milyar 782 milyon pound olarak düşünülmekte.

-Ligue 1 ise 600 milyon Euro'da.

-Bundesliga'da ise 450 milyon Euro.

-La Liga ve Serie A'da ise havuz yok. Ama özellikle La Liga gelirinin Premier Lig kadar olduğu söylenmekte. Son transferlerden sonra ise tahtı sallamakta bir hayli hakkı.


Premier Lig dağılımın en başarı endeksli olduğu lig. %46'sı eşit olarak 20 takıma dağılıyor. %27'si sıralamaya göre, %26'sı ise maç yayınlarına göre dağılıyor. Kalan %8 ise düşen ekiplere veriliyor. Kıtalararası gelirler de olursa, bunlar da eşit olarak dağıtılmakta. Buna rağmen ise dünyada yayın gelirinde ilk sıradaki takımlar La Liga ve Serie A'da. Inter'in 140 Milyon Euro gibi bir yayın geliri var. Şampiyonlar ligi de dahil. Onu Barça, Real, Manchester takip ediyor haliyle.

Bizde ise 4 büyükleri kollamak adına şampiyonluk payı adı altında para verilmekte. Aslında bir mutualizm söz konusu burada. Çünkü havuzu ve sistemi yaşatan 4 büyükler ve onların taraftarlarının aldıkları receiver'lar. Onlar da bu imkanı bu şekilde paraya dönüştürüyor.


Gelelim asıl istenen mevzuu'ya. 400-450'ye. Beklenen miktar 300 milyon dolar civarında gelecek denmekte. Biraz az biraz fazla. 450 olur mu? Zor. Liginin en değerli maçı Galatasaray - Fenerbahçe maçı, dünya derbisi, 1 numara, asrın rekabeti" şeklinde süsleyip, 10 tane yabancı basın mensubu gelmiyorsa, 5 yabancı kanal vermiyorsa, realizme geleceksin. Her maçtan sonra 4 saat hakemleri yerin dibine sokmak bile senin değerini indirir. Liginde oynanan futbol kalitesiz. Tabandan zirveye bir zaafiyet söz konusu.

Tabii bu değerin artırılmasında kulüplerin rolü de üst düzeyde var. Mesela lig kalitesinin artırılması adına iyi futbolcuların gelmesi, veya 2.sınıf oyuncuların gelmesi için dökülen üst düzey paraların sonra haliyle geri gelememesinin önüne bir set çekilmeli. Olan gelirlerin saçma şekilde dağıtımı ise en büyük problem. Kaliteli oyuncunun uyum sağlayamadan gitmesi bahsettiğim konu değil. Bahsettiğim doğru da olsa oyuncunun aşırı paralarla getirilmesi. Bonservisi 4.5 milyon Euro'ya alınmışken Matteo Ferrari'ye senelik 2.4 milyon Euro verilmesi büyük bir hatadır mesela. Bunun ideali 5'te 1'i ya da 4'te 1'i olmalıdır. Veya başarısızlıklarını Bülent Korkmaz'a bağlayan bazı başkanlar gibi de Zimbabwe 7.liginden ucuz oyuncu getirip, ya tutarsa prensibi ile satar para kazanırım düşüncesi ile sahada 6 tane kalitesiz yabancı izlettirilmesi de engellenmelidir kulüpler veya federasyon tarafından.

"Havuzdan para gelsin, biz de daha iyilerini alalım" sözleri de haklılık payı içerir. Havuzdan gelecek üst düzey paraya da federasyon önlem koymalıdır. Kulüplere yaptırımlar, daha iyisi için şartlar koymalıdır. Yayın durumu konusunda da her maçın yayınlanması konusunda çalışmalara başlamalıdır. En azından ligde yer alan şehir takımlarının bu sayede havuza gelir getiren izleyici olması sağlanmalıdır. Ligi sadece 4 büyükler paketi yerine atıyorum Bursaspor için almalı, onu alması sağlanmalıdır. Yayın kalitesi şiddetle artırılmalıdır. 3 temel kamera ile, ofsayt çizgisi çekemeyen, hizalarla alakasız kameralar, kale içine açı kameraları şirinlikleri yerine, sahayı adamakıllı seyirciye izletmelilerdir. Pozisyonun aslı "22 kamera ile çekiyoruz" cümlelerini yanıltacak şekilde ertesi gün alakasız bir detay kamerasına yakalanmamalı. Maç içerisinde seyirciye sunulmalı. En basitinden salak kale içi parmak kameraları, kale direklerine konulmalı ki, çizgi tartışmaları için fayda sağlasın.

Kulüp yaptırımları demiştim, federasyon tarafından. 1-2 cümle de ona yazayım. Roman oldu zaten. Yabancı şartı. 6+2 yerine 4+3 gelmeli mesela. Burada +'dan kasıt bir yabancı gelecekse milli olma sınırı konulmalı. Sadece 2 maç için Chelsea'ya gelemeyen Psv'li Alex en güzel örneğidir bunun. 10 kez A milli olmayan yabancı 5.yabancı olarak gelemesin. Yani sahada yer alan yabancılar da belli kalitede olsunlar istiyorum. Bir yerden kaliteyi arttırdıkça, diğer yerlerde domino gibi artmaya çalışacak buna gayret gösterecektir.






Yıldız oyuncu olarak lanse edilen futbolcular da korunmalıdır hakemler ve camialar tarafından. Ligin değeridir onlar. Kimse bir takımda Arda ya da Alex varken tutup Orkun'u, Volkan Yaman'ı izlemeye gitmez. Tutup haşırt diye Arda'nın aşil tendonuna basan, Alex'in dizini alan, Tello'nun kaval kemiğinden kaval çalan da saniye tutulmamalıdır. Çok örneği var sarı ile kalan. Camialar da ezdirmeyecek tabi bunları, yem yapmayacak basına...
Neyse çok uzadı bu mevzuu.. Yeter bu kadar.

5 Temmuz 2009 Pazar

Futbol & Kölelik Geyiği




İş tadından çıktı ve "geyik" kıvamına gelmeye başladı. "Ağzı olan konuşuyor" ya bizim ülkede. Futbol da bundan nasibini aldı. Kendim de bu gruba dahilim mesela. Sadece imkanım olduğundan açtım bir blog, gidiyorum; hayırlısı olsun bakalım. İsteyen okuyor, isteyen okumuyor sonuçta değil mi?

Şu "modern zamanların köleliği" muhabbeti bitsin bence artık. Daha fazla söylenecek bir şey yok. Futbolcular kendi istekleriyle bu dünyaya giriyorlar. Kendileri gidip, kendilerini 3-4 yıllığına bir klübün malı yapan sözleşmelere imza atıp dünyanın parasını kazanıyorlar. Kulüpten parasını çatır çatır kazanırken iyi ama kulüp onu satmak istediğinde "kölelik". Tabii ki futbolcunun istekleri ve kişisel duyguları önemli ancak sözleşmeyi imzalarken buna karşı bir koruma maddesi var mı? Tek bir şey var o da futbolcunun istemediği takıma gitmeyeceği. Futbolcular bir araya gelip de bir önlem almamış bu "kölelik sistemine" karşı, biz izleyenler mi kurtaracağız onları? Burada da sorun "eğitimsiz futbolcu"dan başlıyor ya neyse.

Sene 1879'da başladı bu ticaret. İsmini "Köle Ticareti" olarak adlandırmak ne zaman moda oldu bilmiyorum ama bir ticaret döndüğü kesin. Zannedersem işi duygusallaştırıyor "kölelik" adını vermek. Kölelikten ağzı yanan bir dünyada daha "reyting" kazandırıcı bir isim de bulunamazdı herhalde.

Bu işin daha fazla çıkışı yok. Bosman'dan sonra yeni bir atılım da zor; kimsenin işine gelmez. Bu yüzden bu işin adını kölelik koyarak olayın tadını kaçırmaya gerek yok.

Bunun gibi artık değişmeyecek olan ve muhabbeti devam eden şey ise "endüstriyel futbol" geyiği. Ona da bir şeyler deriz bi' ara.

17 Haziran 2009 Çarşamba

Sen Bana Birini Android Matrix Reloaded






Bobiler.örg'dekiler gibi. Ama Matrix versiyonundan..

14 Mayıs 2009 Perşembe

Erkeklere Tavsiyeler || #1 Sabır


İlk Gün;

Kız
: ya ben X'im değil mi? (Burada x herhangi bir durum veya olay olabilir)
Erkek: ya abartma canım. alakası yok.

2.Gün;

K: ya ben aslında X'im değil mi?
E: yahu yok demiştim ya. daha nasıl anlatayım. değilsin.

3.Gün;

K: ben aslında X'im senin için..
E: ya kaç kere söylemem gerek. de-ğil-siiin!

Final;

K: ben aslında ...
E: (eeeh eytere bea modunda) evet öylesin be.
K: demek öyle. bundan sonra bende sana ona göre davranırım.

Ana fikir;

1- Sabırlı olmasını öğrenin..
2- Kadınların duymak istemeyeceği şeyler söylemeyin. Kendileri 200 kez söyleseler bile...
3- Beşiktaş orta sahası Cisse ve Ernst'ten, defans bloku da Ekrem - Toraman, Sivok - Üzülmez'den kurulmalıdır. (futbol blogu olduğumuzu belirten bir mesaj verme adına)

2 Mayıs 2009 Cumartesi

Tüm Zamanların En İyi Kadroları


Efendim Daily Mail üşenmemiş, okurlarına sorarak en iyi takımı belirlemek istemiş. Dikkatimi çeken 2004 yılının namağlup şampiyonu Arsenal kadrosu. Ne güzel kadroydu o be. Sol Campbell yeter. Neyse efendim Daily Mail'e göre kadrolar şunlar;

1 - Brezilya (1970): Dünya Kupası şampiyonu
2 - Manchester United (1999): Şampiyonlar Ligi şampiyonu, İngiltere Ligi şampiyonu, FA Kupası şampiyonu
3 - Real Madrid (1960): Avrupa Kupası Şampiyonu, Kıtalararası Kupa Şampiyonu
4 - Liverpool (1984): Avrupa Kupası Şampiyonu, İngiltere Ligi Şampiyonu, Lig Kupası Şampiyonu
5 - Arsenal (2004): İngiltere Premier Lig Şampiyonu
6 - İngiltere (1966): Dünya Kupası Şampiyonu
7 - AC Milan (1989): Avrupa Kupası, Süper Kupa, Kıtalararası Kupa
8 - Macaristan (1954): Dünya Kupası finalisti
9 - Hollanda (1974): Dünya Kupası finalisti
10 - İspanya (2008): EURO 2008 Şampiyonu

Sabah'tan alıntıdır.