7 Kasım 2009 Cumartesi

Nasıl Bir Madrid Derbisidir Bu ?


Blogidmanyurdu'nda Madrid derbisinin tanıtımı bu şekilde. İlginç olanı ise ne Raul, ne de Aguero ilk 11 başlamadı maça... Aguero, şimdilerde oyuna giriyordur muhtemelen. Raul'de Benzema'nın sakatlığı ciddiyse veya Higuain'e Pellegrini katlanmazsa şimdi girebilir. Oyun derseniz, Real rakibine kaleyi pek göstermiyor. Kaleyi gördüğünde de bombalıyor. 2 bomba attılar ilk yarı. Keyifli bir 2.yarı olacak belli. Hele bir de Atletico atarsa...

Bu arada Atletico'lular da Real'lilere "Hepiniz O... Ç..." diye saydırıyor vallahi İspanyolca. Keyfe devam...

Trabzonspor 0 - 2 Hakan + Ernst


En son maçına 14 gün önce çıkmış bir takımla, en son maçına 4 gün önce çıkmış bir takımın,

14 gün önce maça çıkmış olan takımda sakat veya cezalı kimse bulunmayan bir takımla, 4 gün önce 3 gol yiyip Şampiyonlar Ligi'nden elenmiş, 5 as futbolcusunun eksik olduğu takımın mücadelesiydi bu maç.

Futbol istatistik oyunu değildir. Gol atma oyunudur. Golü atan kazandı. Şartlardan sonra konuşulacak bir şey yok. Saygı duyar ve alkışlarım Denizli'yi ve Beşiktaş'ı. Maçın aslında tek cümlelik özetini de Rıdvan Dilmen yaptı;

"Hakan Arıkan iyi oynasaydı Beşiktaş kaybederdi. İnanılmaz oynadı, kazandılar."

Trabzonspor 0-2 Beşiktaş / Bir Paragraf





Maç başlıyor, Trabzonsporlular yüklendikçe yükleniyor. Beşiktaş, İstanbul' deplasmana gelmiş Anadolu takımı gibi defans yapıyor. Bazen de iyi defans yapamıyor; Hakan Arıkan kariyerinin en iyi maçını çıkartıyor da takımı ipten alıyor. Tabata topu ayağına alıyor. Nobre ceza sahası dışında bi' yerde, kanatlarda Ernst ve Uğur; kimse yerinde değil. Tabata da Nobre de bir şey yapamıyor. Suç onlarda değil sitemde. İkinci yarı takımın en iyi 10,5 numarası Yusuf gerçek mevkisinde başlıyor ve kendini belli ediyor. Alman Ernst, içindeki Steven Gerrard'ı ortaya çıkartıyor ve golünü atıyor. Sahada ruhu beliren "Gerrard"dan herkes etkileniyor ve maç bir anda Premier Lig temposuna ulaşıyor. Daha sonra biraz duraksama, Trabzonspor atakları, Beşiktaş'ın direnişleri, İsmail'in muhteşem driblingi, Bobo'ya ortası; Trabzonspor 0-2 Beşiktaş.

İyi akşamlar.


Foto: HT Spor'dan.

Trujillo vs. Hetfield



Koskoca James abimiz ile seçme basçı Robert'ın grup içi müsabakası. Lars'tan da Beşiktaş forması ile Y.D'ye bi' sallamasını beklerdim hani... Zaten konserde bile "Metallicaaa Oleeey" diye tezahürat yapan büyük bir topluluk olduğunu düşününce bu resimler şaşırtımıyor. Güzel oluyor da...

Bir de Hetfield yazılı Fenerbahçe formalı arkadaş var. Hem de Sami Yen'de...

Denizde Karartı Var || Kazım Koyuncu

video

"Ben özledim yarimi, ağlasam ayıp mıdır?"

Her Eve Lazım Futbolcular


Harry Kewell'a şaşırıyoruz hepimiz değil mi? Ekrem'in 2 maç üst üste aynı yerde oynadığını göremiyoruz ama oynuyor değil mi? Ya Kazım'ın hücumdaki 4 mevkii de birden oynaması. Mevkii'ye adam yaratma konusunda üstümüze yok da ondan. Ya da oynayanın bırakmam formayı diyerek, orada iyi çalışmasından. En kuvvetli ihtimal de teknik direktörlerimizin oyun içerisindeki taktiksel düşüncelerinden... Gelelim bizdeki bir kaç örneğe...

- Harry Kewell ; Sol açık diye alındı malumunuz. Sağ açık oynadı. Antalyaspor maçında ön liberoya geçti. Forvet arkası da oynadı. Hamburg maçlarında stoperdi. Şimdilerde ise santrafor. Bir gün kaleci atılır ve oyuncu değişikliği hakkı biterse kaleye de geçer, aslanlar gibi korur o kaleyi.

- Colin Kazım Richards ; Kıbrıslı bir annesinin olması, onu Türkiye'ye Fenerbahçe'ye kadar getirdi. Sağ kanatta oynatıldı. Galatasaray ile oynanan lig maçında sol açık olarak görev alması, o gün maçı Galatasaray'a getirmişti. Çünkü, bir önceki hafta sol açıkta Denizlispor'a karşı şovunu yapmıştı. Daum geldi onu forvet arkası da denedi. Aragones, Beşiktaş maçında 4-1-4-1'inin Alex ile beraber hücumdaki orta ikilisini onla oluşturdu. Şimdilerde ise santrafor.

- Ekrem Dağ ; Bu adamın asıl mevkiisi ne bilmiyorum. Ne mevkii için alındı onu da bilmem. Gaziantepspor'lu olması muhtemelen alınma sebebi. Sağ bek oynadı. Sol bek oynadı. Defansif orta saha da oynadı. Zaman zaman ileride 4-3-3'ün sağ kanadı olarak bile göründü. Beşiktaş'ın bu sezon en golcü futbolcusu kendisi ayrıca.

- Hasan Şaş ; Terim zamanında 4-3-1-2'de sağ iç oynuyordu. Defansı pek sevmediğinden o dönem sırıttı. Luce ile 4-3-3'ün sol tarafında işe başladı. Sağ kanattaydı Real Madrid maçında. Gerets'in 4-3-1-2'sinin "sağ çizgiye yakın iç"iydi. 2.Terim döneminde sol kanat oynadı bir ara. Kalli geldi, sağ bekte oldu, ön libero da. Gerets dönemindeki kağıt üzerindeki "sağ iç" lakin sağ kanat formu ile son imzasını attı.

- Arda Turan ; Sol açıktı. Benim yerim sol açık dedi, dedi, dedi sol kanatı kimseye vermedi. Ersun Yanal zamanında Vestel Manisa'da sağ bekti. Gerets ile sol açık oldu. Kalli ile önce 10 numara, sonra sol kanat oldu. Skibbe ile ön liberoya bile kaydırıldı, sakal bıraktı. Sağ açık oynadı Kewell var diye. Tekrar sol açık oldu. En son 10 numara oldu Rijkaard ile.

- Emre Belözoğlu ; 4-3-1-2'nin "sol iç"inde finalde o olacaktı 17 Mayıs'ta. Kewell, onun o sahada olmasına izin vermedi desek yeridir. Sol iç olarak, sağ iç Okan ile beraber harikaydılar. Canından bezdirirlerdi rakibi presi ile. Sonra Fenerbahçe'ye geldi. Aragones ile 4-4-1-1'de Porto maçında sol açık oynadı. Alex yok iken 10 numara oynatıldı 1-2 maçta. Şimdilerde ise Baroni ile orta sahada mücadele ediyor. Tam ifade ile CMF şu aralar. Terim zamanında Milli Takım'da "ön libero" oynamasını da unutmamalı.

- Daniel Gabriel Pancu ; Bazı teknik adamların, sahada bazı adamları vardır. Onların istediği görevi, misyonu sadece bu adamlar anlar ve uygular. Yeri gelir, savunmaya yardımcı olmak için orta sahada 90 dakika mücadele eder, yeri gelir bir forvet arkası konumuna girer. Yeri gelir santrafor olur. İşte Pancu, Luce'nin sahada bu işlerinin adamıydı. Alex Ferguson'un John O'Shea'si gibi işte. Orta sahanın defans, ofans yani her bölgesinde oynardı Pancu. Ne oynardı anlamazdım Pancu'nun. Bir atakta kendi ceza sahası çevresinde pres yapan adam iken, 1 dakika sonra karşı karşıya pozisyona girerdi. Dönen toplara sert vurur, dripling yaparak gol atardı. Kaleye geçtiğini hatırlatmamak, unutmamak mümkün değil zaten. Kendisini de bir tek Luce adamakıllı oynatabilmiştir.

Yakın zamandan Ümit Davala vardı böyle. Her yerde oynardı. Bir de Ümit Özat. Yıllardır sağ bek oynayamayıp, oradan oraya dolandıktan sonra, eski yerine geçmenin heyecanına da kalbi izin vermedi onun da...

6 Kasım 2009 Cuma

Bir Anne'nin Dünya Futboluna Armağanı !!


Yıl 1993 veya 1994. Yer Bosna - Hersek. Akşam saatleri. Uzun boylu 7-8 yaşlarında bir çocuk, diğer arkadaşları ile birlikte boş bir alanda top oynuyor. Annesi, akşam olduğu için evladını eve çağırıyor. Gitmiyor, oyun tatlı geliyor. Annesi bir kez daha çağırıyor. O yine gitmiyor. Annesi ısrarla eve gelmesini istiyor. Çocuk, annesine daha fazla karşı koyamayarak, yemeğini yemek üzere oyunu bırakıp evine doğru gidiyor. Elini, yüzünü yıkıyor. Salona doğru geçtiğinde evini sallayan büyük bir gürültü duyuyor. Gürültünün geldiği yöne doğru baktığında, az önce top oynadığı arkadaşlarının üzerine Sırplar tarafından atılmış bombanın etkisini görüyor küçük çocuk. O küçük, yıllar boyunca bu görüntünün etkisi ile duygusal bir adam ama annesinin 5 dakika ile hayatını kurtardığı geleceğin çok iyi bir santraforu olup çıkıyor. Herkesin Grafite ile beraber ismini andığı, Bundesliga'nın gol makinesi Edin Dzeko oluyor.

5 Kasım 2009 Perşembe

Ulan Keita Move !!


Dakikalar 70. Gerçekten de iş bitmiş. Önce Harry Kewell, harika düzeltip sağ ayağı ile köşeyi görmüş, peşinden Sabri Sarıoğlu'nun harika ortasına (bu kısım gerçektir!) Nonda'nın muhteşem kafası, kalecinin alması ile durumu 2-0 yapmıştı. Ardından Mehmet Topal, yukarıda maçı izleyen Hagi'yi selamlamak istercesine sol ayağı ile Hagivari bir vuruş yaparak 3-0'a getirmişti. Sonrasında dakika 70 olmuş, Keita, savunmaya yardıma gelmek yerine orta sahalarda geziniyordu. O sıralarda savunmadan dönen topu karşılamaya gelmiyor, Sabri lan laan diye bağırıyor, Keitaaa diye haykırıp ardından Move, Move diye ingilizcesini konuşturuyor, peşinden move .... diyor. Bu nokta noktalı kısmı anlamadım o sırada. Küfür değildi ama Keita dahil kimse anlamamıştır. Rahat oynuyor Galatasaray artık. Rakiplerine karşı büyük olduğunun farkına varmaya başlıyor artık deplasmanlarda. Kenardaki Rijkaard'ın payı bunda büyük.

Neyse, resimdeki adamın konuyla alakası ne derseniz, açıklayayım. Geldiği günden bugüne bize fayda sağladığı tek gelişme belki de bu. Avrupa maçlarında deplasmanda maç kaybetmeme, deplasmanda kazanma alışkanlığı sağlatan adam buydu. Bugün bir kez daha teşekkürlerimizi sunuyoruz kendisine bu nedenle.

"Adsız" Kahramanlar





Bazı "Adsız" lavuk arkadaşlar blogun yorum kısmını keyfine göre kullanmakta. Gerçekten yorum yapmak isteyen adsız kullanıcıları da engellememek içim adsızların yorumlarına izin veriyoruz.
(Mesela bu cümleyi görünce "biz de bayıldık senin yazına yorum yazmaya" diyecek arkadaş)

Buradan ne istediniz be arkadaş? Size giren-çıkan ne?

Eleştiri yapıyorsanız da "adınızla" yapın ki sizi umursayalım. Öyle saklanmakla olmuyor canım bu işler.

Ya da banane, siz yazın ben "reddet"meye devam ederim. Haad.

Dinamo Kiev 1 - 2 Inter

86.dakikasına 1-0 geride girdiği maçı, dakikalar 90'ı gösterirken 2-1 önde götüren bir Inter... Sonunculuktan, 4 dakikada liderliğe çıkan Inter.

Beşiktaş'ın Bu Sezon En Golcü Futbolcusu


A ) Rogerio de Silva Bobo
B ) Rodrigo Tello
C ) Rodrigo Barbosa Tabata
D ) Ekrem Hayyam Dağ
E ) Nihat Kahveci

Doğru cevap, kolaylıkla tahmin edebileceğiniz üzere, resmi maçlarda 2 gol atan Ekrem Dağ. Kendisi Şampiyonlar Ligi'nde 1, Ligde de 1 olmak üzere attığı 2 gol ile, Bobo - Holosko - Nihat - Tello'yu 2'ye katlamış vaziyette. Hatta Sinan Engin hesabı ile 1 Ekrem = 2 Bobo. 14 resmi maçta attığı 2 gol ile bir futbolcu Beşiktaş'ın en golcü ismi.

Tespiti yapan Bay Kerahet'tir.

4 Kasım 2009 Çarşamba

Bir Rubin Bir de Chelsea


Pep Guardiola Barça'nın başına geldiğinden bu güne, 2 maç yapıpta yenemediği hiçbir takım yoktu. Şampiyonlar Ligi yarı finalinde bir tek Chelsea ile iki maçta berabere kalmıştı. Bugün ise Rubin Kazan, Barça'ya karşı 2 maçta da yenilmeyen 2.takım oldu. Hatta bir maçı kazandı bu periyotta. Bugün Inter yenerse, bir maç evvel sonuncu olduğu grupta lider olacak. Jose'ye güvenmekteyiz.

Türk Takımlarının Avrupa'da Yediği Güzel Goller


Onlarca güzel gol attık, onlar kaldı yediklerimizi mi listeliyorsun derseniz, evet. Maalesef, spikerlerin sessizlikleri nedeniyle gölgede kalan, yediğimiz için fazla gösterilmeyen goller. Bir kısmını buraya yazacağım. Haliyle yorumlarla ve aklımıza geldikçe devamı da gelecek bunların.

- Ricardo Kaka' Leite vs. Fenerbahçe ; Fenerbahçe'nin San Siro'dan 1 puanla dönme umutlarının iyice yeşerdiği 87.dakikada bir kornerden dönen topu Kaka' önce omuzla Serkan'ı ekarte ederek, peşinden başka bir orta sahayı, en sonunda da Ümit Özat'ı geçerek durumu 2-1'e getiren slalomunu yapıyordu. Zaten golden 2 dakika sonra da Shevchenko durumu 3-1'e getirip maçı bitiriyordu.

- Roger Garcia vs. Galatasaray ; Galatasaray'ın 2.Terim dönemiydi. Haliyle fiyasko günler yani. Uefa kupasına kalınmış, rakip Villareal olmuştu. İlk maçı Cesar Prates'in 2 frikiği 2-2'ye getirmiş, 2.yarısı 0-0 başlayan maç önce Sonny Anderson'un golüyle 1-0 olmuş, peşinden Roger Garcia'nın orta sahanın gerisinden vurduğu topla 2-0 olmuştu. Mondragon'un ceza sahası dışından yediği ender gollerden birisi olmuştu bu gol.

- İsmaila Taye Taiwo vs. Beşiktaş ; Liverpool karşısında moraller bozulmuş, ama umutlar bitmemişti. Tello harika bir frikik attı. Ardından Gerets'in Marsilya'sı 2.yarı riskleri almış geliyordu. Korner oldu. Ceza sahası dışına top çıktı. Taiwo, "Yaradana Sığınıp Vurmak" teriminin o güne kadar Prekazi'den başka kimsenin hakkını vermediğini gösterdi bize. Kaleci Rüştü topu kurtarmak için hamle yaptıysa da elleri engel olamadı topa. 1-1 olmuş, sonrasında Delgado - Bobo 2-1 yapıp son maça umut taşımıştı.

- Juninho Pernambucano vs. Fenerbahçe ; Daum'un sevmediği Avrupa maçlarından birisiydi. Rakipte bir türlü çeyrek finalden öte gidemeyen efsane Lyon kadrosu. İlk yarı birbirlerini tartma safhasında geçen bir maç. Peşinden 2.yarı Le Guen'in Lyon'u oynamaya başlamıştı haliyle. Pernambucano Juninho, ceza sahası çizgisine hızlıca ile geldi. Arkadaşından gelen pası aldı. Sonra harika bir vuruş çıkarttı. Kadıköy'de taraftarın desteği arasında, direğin sesi duyuldu sadece. Rüştü'nün uçması sadece gole daha bir estetik kattı o kadar. Peşinden 2-0 olan bir maç. Sonrasında Tuncay Ruhu ve Nobre golü ile 2-1 olan, peşinden Alex de Souza'nın Fenerbahçe kariyerindeki Samsunspor maçındaki şutundan sonra gözümdeki en mükemmel vuruşunu yaptığı lakin Gregory Coupet'in boyunun 2.5 m'ye uzadığı ve aşırtmasını kornere çeldiği pozisyon. Sonrasında 3-1 olan maç. Alex'in o topu gol olsaydı, bugün tarih o golü yazardı.

- Peter Crouch vs. Galatasaray ; Anfield Road deplasmanı. Mehmet Topal'ın transferinden sonraki ilk resmi maçı. İlk yarı ayakları titreyen bir takım. 2-0 olan maç. Peşinden Gerets'in; "Ben buraya savunarak değil, Allah Allah diyerek oynayarak geldim" mottosunu uygulayıp, 2.yarıya başladığı dakikalarda uzun boylu bir adamın sahneye çıkması. 198cm boya sahip bir adamın yerden sıçrayıp gelen topa vole vuracak kadar atletizmi. Attığı o gole robot dansı yapması. Peşinden Ümit Karan'ın 2 golünün yetmemesi. Sabri'nin direkten dönen frikiği. Anormaldi o maçta herşey.

- Recep Çetin vs. Beşiktaş ; Kabul ediyorum burası Total Futbol'da Ali Ece'nin Recep Çetin'i selamlama sahnelerinden birisi gibi oldu ama, hiçbir Türk takımı böylesine bir golü yemedi. Kendi kalesine çok gol yedi. Edu'yu bir ara zirveye çıkartıyordu bu alışkanlık ama röveşata gibisini görmedi, göremezdi de zaten bu futbol dünyası. Türk futbolu böylesini de yiyemez.

Devamı gelecek. Sırada Jackson Avellino Coelho, Zlatan Ibrahimovic, Filippo İnzaghi, Hagi ve niceleri var... Ayrıca her golün ismine tıklayarak golleri youtube'dan izleyebilirsiniz.

Bir Alman Futbolcu, Bir Alman Takımı, 30.000 Taraftar





Dün akşamki Beşiktaş mağlubiyetinden çıkarılacak tek şey var: Fabian'sız Beşiktaş olmaz.

"Ernst sahada olsaydı Beşiktaş kazanırdı" demiyorum tabii ki. Ancak bu kadar basit bir takım sahada olmayacaktı. Topu alan Wolfsburg oyuncusu ceza sahasına gelemeyecekti. Ernst'in ofansif katkılarını Uğur-Fink aralarında paylaşmaya kalkınca arkası otobana döndü. İlk golden son gole kadar incelemek lazım. Ortasahada Ernst olsaydı, Fink arkasında nöbette bekleyecekti. Geçen sezon Cisse'nin yaptığı gibi yani. Yer tutacak, adam kesecekti. Ernst olmayınca onlar ileriye yüklendi; Beşiktaş geriye düştü.

Tekrar demek gerekirse "Ernst olsaydı Beşiktaş kazanırdı" demiyorum; ancak bu kadar kolay olmazdı.

Wolfsburg içeride alamadığı 3 puanı deplasmanda rahatça aldı. Bunun "defansif" sebeplerini açıklamaya gerek bile yok. Wolfsburg ve 30.000 Beşiktaş taraftarı arasındaki ilişki önemli.
Bu maçı kaybeden Beşiktaş sadece 3 puan kaybetti. CSKA'dan alacağı üç puan Beşiktaş'ı asıl yerine, UEFA ligine yollar.

Şampiyonlar Ligi bizim takımlarımızın neyine?!

Beşiktaş taraftarı zaten "sınırda". Dün geceki mağlubiyet yüzünden küfretmedi Demirören'e. Zaten yılların birikimi var Beşiktaşlılarda. Bir patlama da dün gece yaşandı. Yaklaşan bir kongre var bir de; Beşiktaş'ı seven Demirören oy vermez zaten.

Bu arada küfüre savunmuyorum. Kimlere küfür edilmedi ki bu kulüpte?... Demirören, zamanında milleti nasıl indirdiyse kendi de öyle inecek. Etme bulma dünyası bu oluyor herhalde.

Bu arada; Beşiktaş'ın antremanlarını merak ediyorum. Bu adamlar duran top ya da atak çalışmıyor mu? Mustafa Hoca ne öğretiyor oyuncularına merak konusu. Birbirleriyle uyumlu iki atak oyuncusu yok hâlâ. Hani arkadaşı topu aldığında, topu nereye atacağını kestirecek. Topu ayağına alan arkadaşının nereye kaçacağını bilecek...

Yenilen 3 gole aldanmaya gerek yok. Sorun defansda değil ofansda.

Kibar Feyzo & Messi


O üst köşedeki duvarda Messi mi yazıyor ne?

3 Kasım 2009 Salı

Allah Rızası İçin...

Birisi şu adamı bulsun, buldursun veya alçıdan bir heykelini yapıp Allianz Arena'da kaleye koysun. Hiçbirini yapamıyorsa direğe posterini yapıştırsın. Bayern Münih kalesini resmi bile Hans Jörg Butt ve Michael Rensing'den daha iyi korur.


Eliniz değmişken şu ikilinin formasını da İnönü'ye bir yere bırakın, belki hırs - mücadele - ruh - yetenek gibisinden birşeyler çıkar bazı oyuncularda...

İshal Olan Ernst, S..an Beşiktaş


Beşiktaş 0 - 3 Wolfsburg

Neresi yazılır ki bu maçın...

Bu Haftaki Avrupa Maçlarının Spikerleri





Beşiktaş JK - Wolfsburg : Gökhan Telkenar
R.Kazan - Barcelona : Sabri Ugan
O.Lyon - Liverpool : Emre Tilev
Fenerbahçe - S.Bukreş : Uğur Önver
Galatasaray - D. Bükreş : Cem Yılmaz

* Kaynak: ForzaBeşiktaş.Com forumlarında Burak Kılıç'ın mailine cevap olarak STAR TV yetkilileri bu listeyi vermiş. (Forum Linki)

Wolfsburg Maçında Ernst'siz Beşiktaş





Şimdi Lig TV Ana Haber'de gördüm. Gribal enfeksiyon, bağırsak enfeksiyonu bir şeyler dediler tam olarak idrak edemedim. Ernst yok dendi, gerisi hikaye.

Geldiği günden beri öyle bir göründü ki gözümüze, aklıma gelen tek şey "Ernst'siz Beşiktaş mı Olur?"...

Bir Beşiktaşlı olarak, bir Türk futbolsever olarak iki buçuk saat boyunca bir mucize için dua edeceğim. Ernst'siz Beşiktaş olmamalı bu maçta.

Beşiktaş Jk - Wfl Wolfsburg


Beşiktaş'ın Şampiyonlar Ligi'nde Cska Moskova maçına anlam kazandıracak maçı bu. Hangi anlamı kazandıracağı alınacak skora göre belli olacak haliyle. Kazanırsa, şimdilerde pek akıllardan geçmeyen bir 2.lik ihtimali, kaybeder veya berabere kalırsa Uefa için Cska ile final. Peki ne olur maç 2 takımın bu haliyle. 1-0 Beşiktaş alır, 55 gibi Bobo atar diyorum soranlara. Dakikası tutmasa da Bobo'dan düşünüyorum golü. Neyse o kısmı geçip daha genele bakalım.

Wfl Wolfsburg, 4-3-1-2'nin Almanya'da ki sayısız temsilcisinden birisi. Almanların 4-3-1-2'si hızlı, tek pasa dayanan orta 3'lünün hücum aksiyonuna katkısı kadar hücumda görülen bir sistem. Tabii 10 numara da var bir de bu sistemde. Yanlızların mevkiisi olan 10 numara pozisyonunda da Zvjezdan Misimovic var. Dzeko ve Grafite ile iyi anlaştığı zaman çok iyi. Bu da bu ikilinin formda olduğu anlara denk geliyor ki, deplasmanlarda işi zor bu adamın. 4-3-1-2'nin genel özelliği bu aslında. Karşısında savunmayı savsaklayan bir ekip bulunca dağıtabilen bir sistem. Zeki adamın, 2 adamı oynatması ile golleri buluyorlar. Ama oynayan ve basan bir sistemde perişan da olabilen bir sistem. İnce dengeler sağlıyor yani sistemi. Wolfsburg'un bu dengede deplasmanlarda kötü olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü, rakibin öncelikle durdurma amacı gütmemesi, hücum varyasyonları denemesi otomatik olarak ilerideki 3 adamı siliyor defanstan. Orta 3'lünün de haliyle iyi savunma adamları olmadığı düşünülünce, rakibi orta saha ile ezmek, etkili oluyor. Orta saha ile ezmek de tabii, 3 tane defansif adam koyayım, orta sahayı geçmesin bu adamlar ama savunsunlar ile değil, basan, alan, ileriye hızlı veren adam demek. Bu durumda da bu yetenekte tek adam Fabian Ernst'e bu paslarda önemli iş düşüyor. Eğer önünde Tabata oynarsa, onun da bu misyonu kaldırması gerek.

4-3-1-2'ye aynı sistemle karşılık vermek ise zararlı olur. Çünkü, Fenerbahçe - Schalke 04 maçına Appiah - Aurelio - Selçuk üçlüsü ortada, Anelka - Nobre ikilisinin arkasında Alex ile çıkmış, aynı sistemdeki Schalke'ye 50 dakika dayanabilmişti. Lincoln 15 dakika boyunca Fenerbahçe savunmasını ters topları ile arapasları ile al-verleri ile dağıtınca Tuncay oyuna girmiş, "Yapma Volkan" dışında rakip kaleye gelememişti 4-4-1-1'den sonra Schalke. Yani Almanların sistemi ile Almanlara karşı oynamak tehlikelidir, avantajlı bile olsanız. Beşiktaş'ın da zaten bir önceki Wolfsburg maçı kadrosundan Nihat - Serdar Özkan değişimi yapmasını beklemekteyim. İki kanatla hücum edip, geriden orta saha desteği ile rakibin deplasmandaki takım savunması zaafını çözecektir Beşiktaş. Bu iki kanatın, savunma yardımı ile 5'li bir orta saha kurgusu etkili olacaktır. Deplasmanda Bochum'u, Hertha Berlin'i bu sene yenemeyen, Fc Köln'e as takımı ile çıkmasına rağmen kupada yenilen, ligde zor bela galip gelen Wolfsburg'un buradan çıkmasını pek düşünmüyorum, normal şartlarda.

Tabii, işin içerisine Denizli'nin fantezi ürünü isimler çıkarma ihtimalini ve Rüştü'nün yan topta boşa çıkması ihtimalini koymuyorum.

2 Kasım 2009 Pazartesi

Sen Misin Nistelrooy ile Dalga Geçen !!

video

Utanmadan Andorra'lı halinle Nistelrooy penaltı kaçırdı diye dalga geçiyorsun bir de yahu..! Adama Erkan Can'ın Gemide filmindeki o meşhur repliğini söyletir Nistelrooy..!

Yazıklar Olsun Sinan Engin!!!




Telegolde her hafta değişik şeyler dönüyor. Programda bildiğiniz gibi taraftar & yorumcular var. Ayrıca bonus ve reyting arttırıcı olarak da Ahmet Çakar.

Ahmet Çakar provakasyonlarına devam ededursun, Sinan Engin beni şaşırtmamaya devam ediyor.

Orada Beşiktaşlı olarak duran Sayın Engin, bildiğin Fenerbahçeli olmuş. Aziz Yıldırım'la arasının nasıl olduğunu bilmeyen yok zaten. Kendisi Aziz'in "ayak takımı"ndan bir üye artık. Arda Turan-Aziz Yıldırım karşılaşmasını hatırlarsınız. İstinye Park'daki masada kimler vardı hatırlayınız. Bu ekip dostluktan da öte bir ekip.

Geçen sezon "Beşiktaş şampiyon olsun kendimi s....." demişti Sinan Engin. Beşiktaş Şampiyon olduktan sonra camiaya küstü herhalde. Nasıl küsmesin ki? Türk Spor Tarihinde bu kadar büyük bir ... .... (boşluğu istediğiniz gibi doldurun) var mıdır?..

Dün gece Telegol'de izlerken utandım böyle bir Beşiktaşlıdan. Yüzüne baktıkça içimden neler geçti.

Beşiktaş altyapısındaki Sinan Engin, Fulya'da toprak sahada Seba Başkan'ın izlediği antremanda oynayan Sinan Engin, eski maçların tekrarında gördüğüm sol açıktan bindiren Sinan Engin, 100. Yıl tablosundaki Sinan Engin, "Beşiktaş'ı şampiyon yapsınlar kendimi s...." diyen Sinan Engin, Beşiktaş düşmanı Sinan Engin.

Aziz Yıldırım'dan ya da Fenerbahçe camiasından ne tür bir çıkarın var bilmiyorum ancak o çıkar ne olursa olsun, ne kadar olursa olsun; Beşiktaş'tan üstün tutuyorsun ya onu...

Yazıklar Olsun!

Hatırlatma: Var mı Sinan'a Talip Olan?

Gıcık Yetenekler / No 2 / Franco Dario Cangele




Şu adamı seven kişi sayısı merak konusudur. Futbolunu herkes beğenir eyvallah da, gıcık herifin teki yahu.

Adam Dünyanın sayılı futbolcu fabrikalarından biri olan Boca'dan çıkmış. Sonra Independiente ve Colon derken bir anda kendisini Türkiye'de, Sakarya'da buldu. Sakarya'da kiralık oynadı ve ardından Kayserispor'a geldi.

Şu adamın mental problemleri olmasa, teknik yetenekleri ve Arjantin pasaportu onu Avrupa'nın üst düzey takımlarına götürmezdi belki; ancak adam Kayseri'ye de kalmazdı. Dribling var, çalım var, pozisyona girme var, gol atma var. Kısaca her takımın isteyeceği türden bir adam.

Futbolunu geçtik, hareketlerine gelelim. Kısaca çirkef pis lavuğun teki. Toraman'la bir "pandik" davası olmuştu, Emre B. kendisini öldürmekle tehdit etmiş yanılmıyorsam. Hani kimin üstüne oynayacağını da biliyor lavuk.

Uzun lafın kısası, yetenekli ve gıcık herif. Maç sırasında sahadaysa, kendisinden başka 21 futbolcu için zararlı bu adam. Bir de hakemleri ekle, etti 25.

Ayrıca FM 2008'de Türkiye'den bir takım seçtiğinizde Kayserispor ile kapışırken bu adam canınızı sıkıyor. Benimkini sıkmıştır hep. Türkiye'de menejerlik yaparken bu adamdan çektiğimi kimseden çekmemiştim.

Seri İçin Tıklayınız.

1 Kasım 2009 Pazar

Her Takıma Karşı Galibiyet Sadece 3 Puandır


Neden böyle Emre Aköz gibi cümle şeklinde uzunca başlık attım bilmiyorum. Aslında yazımın ana fikri başlık üzerine kurulu. Fenerbahçe, Galatasaray'ı bugünden farklı olmayan bir anlayış ile 3-1 yendi. O gün maçı kazandıran şey, Galatasaray'ın konsantrasyonsuzluğu ve Fenerbahçe'nin iyi konsantre ve mücadelesi idi. O gün rakip Galatasaray idi ve kazanılmalıydı. Peki maçı kaybeden Galatasaray'ın, kazanan Fenerbahçe'den derbi etkisinin görüldüğü 3 haftada daha avantajlı çıkmasının nedeni ne? Yine aynı şey. Derbi.

Çünkü derbide alınan 3 puanın değeri manevi anlamda 8-15 puan, 2 kupa felan iken, tabelada sadece 1 maç ve 3 puandır. Fenerbahçe'li futbolcular hatta futbolcuları geçersek Daum, bu puan kayıplarının asıl müsebbibi. Gaziantepspor maçında ve Kayserispor maçında aklının derbide olduğunu gösteren o kadar hamle yaptı ki, 2 maçı da verdi. 3 maçta ezeli rakibini yenmesine rağmen 4 puan alırken, rakibi 3 maçta rakibine yenilmesine rağmen 6 puan aldı. 2 puan indirdi farkı galibiyete rağmen.

Gelelim maça. 90 dakikayı 1 isabetli şutla tamamladı Fenerbahçe. 1 tane. Attığı golün de klasik Süleymanou ikramlarından birisi olduğunu söylersek durumun vehameti ortada bu maçta. Hele 60'tan sonra Fenerbahçe'nin sağ kanatının arkası - Cangele - Volkan arasında geçen bir maç var ki, inanılmaz. Volkan değil başkası olsa fark olacak maçtı. İnanılmaz bir oyun çıkarttı 2.yarıda Kayserispor. Genelde ise Daum'un dediği gibi 1 puan kazanılmıştır bu maçta Fenerbahçe adına. Kayserispor adına da kayıp 2 puan. Fenerbahçe ise gitti, topu kaptırdı geldi 90 dakika. Bütün maç bu oyunu oynaması, ayrı bir şey. Özer Hurmacı'nın ve Semih Şentürk'ün yedek kulübesinde oturmasına şaşırmıyorum artık Fenerbahçe'de. Arda Turan'ı yedek oturturum diyen bir isim için bu isimler sorun değil. Kayserispor'da da Cangele'nin muhteşem oyunu.

Sonuçta derbiye rağmen alınmış 3 maçta 4 puan, rakibin arayı mağlubiyete rağmen 2 puan kapatması. Dahası, sahada müthiş bir Kayserispor. Müthiş bir 2.yarı oynayan takım.

Diyarbakırspor, Galatasaray Maçına Çıkmayacak !!


Başkanının bizzat yaptığı bir açıklama bu. Hoş Bursaspor maçının öncesinde, esnasında, sonrasında yaşanan olaylar yüzünden bir kez daha çekilmişti ama bugün daha kararlı gibi görünmekte. Ne olursa olsun oyuncular çıkmayacak diyor ısrarla. 3-0 hükmen mağlup olacağız ama çıkmayacağız diyor. Nedeni ise bugünkü hakem. Maçı izlemeden, en azından özetini izlemeden yorum yapmak zor ama, maça çıkmazlarsa Fenerbahçe ve Galatasaray aynı hafta yatarak 3 puan alacak. Diyarbakırspor'un işi ise o kadar karışık ki, bu blog almaz.

Keşke Her Hafta Senle Oynasak Yasin !!


Fenerbahçe'de kadroya giremediği bir maçtan sonra; "Keşke her hafta Galatasaray ile oynasak" demişti Yasin Çakmak. Onun defans göbeğinde olduğu bir takım vardı karşıda. Gole kadar muhtemelen %85'e %15 ile oynadı Galatasaray. Asisti de Barış'ın topukla yapması ayrı tabii. Peşinden kaleye tek şut çekemeyen Sivas. Hatta 90 dakika boyunca bir tane şut çekemeyen Sivas. Petkovic'in 12 saniye topu elinde tutmasını en direk vuruşu veren hakem. En son 2006-2007 senesinde Galatasaray-Konyaspor maçında Galatasaray aleyhine böyle bir karar görmüştüm. Kurala göre doğru da pek uygulanışını görmediğimizden şaşırdık tabi. Peşinden de gelen bir Harry Kewell füzesi. Metrobüsten duyulmuştur o topun sesi. Sonrasında Arda'nın atmam da atmam dediği 2 top, Kewell'ın santrafor anları, Sabri'nin sağ açık dakikaları, Serdar Eyilik'in çelimsiz halleri, temposuz maçta çıkan 9 sarı kart.

Arda Turan - Sabri Sarıoğlu - Uğur Uçar - Serdar Eyilik. 4 adet alt yapı genci sahada top oynadı bugün. Tobias Linderoth'un da aynı maçta oynamasını düşünürsek, Jüpiter - Satürn ve Neptün'ün aynı hizaya gelip, Dünya'da Güneş Tutulması izlemek gibi birşey bu.

Keşke her hafta seninle oynasak be Yasin. Eğlenceli oluyor valla sen oralarda çırpınırken...

Beşiktaş vs Shabani Nonda




Bu sezonun modası da bu. Shabani Nonda'nın attığı gol sayısı ile Beşiktaş'ın attığı gol sayısını karşılaştırma. "Düz" spor yazarlarımızdan beklenecek türden bir "geyik" tabii.

Shabani 10 dakada bi' atmış, Beşiktaş 27,5 dakkada bi'. Shabani'de 30 santim, Beşiktaş'ta 25,5 falan.

Sayılar, istatistiksel veriler falan kullanılıyor bir de. Bizim insanımız böyle şeyleri kullanarak muhabbet edince kendini telefonu icad eden Graham Bell veya ampulü icad eden Edison gibi hissediyor. Omuzları falan yükseliyor hatta; o derece yani.

Yoksa Shabani Nonda'nın gol yeme, takım içi dengeler, sistem gibi sorunları yok.

Hadi bir kere söyle, tamam iki kere söylersin ama her defasında olunca komik oluyor. Ne zaman Nonda gol atsa muhabbet bu. Ben bu ve benzeri geyikleri taraftar sitelerinde görüyorum, oraya da yakışıyor zaten. Taraftar eğlencesi yani. Facebook'da falan paylaşılınca güzel oluyor. TV'ye çıkıp bu muhabbeti ısrarla devam ettirmek komik.

Bu arada Luis Suarez 11 haftada 15 gol attı, alayına kapak olsun. (:

Yap-Boz Beşiktaş




Yıllarca garip garip defans elemanlarıyla uğraştı Beşiktaş.

Diatta, Schildenfeld, G. Zan, İbrahim Üzülmez... Hatta defansa yardımcı orta saha olarak Cisse de Ernst gelene kadar az çektirmedi.

İlerdeki mevkiler sorunsuz yaşarken arka bölgeler sorun verirdi hep.

Şimdi Sivok - Ferrari tandemi. Bekler Toraman(Ekrem) ve İsmail. Orta alanda Ernst-Fink mükemmel işliyor. Ancak bu sefer ilerisi sorun yaşıyor.

Son 4 maçta sadece 1 gol yedi Beşiktaş; ama 4 maçta sadece 5 gol attı.

Uzun süre sonra mükemmel bir defans yakaladı Beşiktaş. Ancak ilerisi bozuldu bu sefer. Komple takım ne zaman olacak onu da merak ediyorum. (Gerçi ligimizde kaç tane "komple" takım var ki?...) Bakalım iş nereye gidecek. Kağıt üstünde iyi bir hücum hattı var ama bir sorun var belli ki. Bence beşiktaş'ın ilacı 4-4-2. Tabii Mustafa Hoca istikrar derse ben bilemem.

Vur, Kır, Parçala; Bu Maçı Kazan!




Millî takımdan başlayarak en alt kademe ligimize kadar hâlâ bu kafayla futbol oynuyoruz. Millî takımın oyun anlayışı (anlamayışı?) bile bu kalıpda saklı. Ver gazı soyunma odasında, sal adamları yeşil sahaya; gerisi kolay. Elbet futbol sert oynanabilir ancak bu sertlik tekmeyle dirsekle olmuyor herhalde.

Dün akşam Beşiktaş'ın 1-0 kazandığı Ankaragücü maçında tanıdık sahneler vardı. Beşiktaş'ın gelecek vaadeden sol beki İsmail Köybaşı'nı tekme tokat dövdü Ankaragücü oyuncuları. maç bitince sedyeyle götürdüler çocuğu sahadan. Kulüp doktoru açıklama yaptı kendisi hakkında: "İsmail Köybaşı'nın her iki ayak bileğine de darbe aldığını ve ezikler olduğunu..." diye devam ediyor açıklama. Salı akşamı oynanacak maça yetişmesi zor.

Teşekkürler Ankaragücü.

Ayrıca maçın Cumartesi oynanması, hem de saat 20.00'de oynanması. Hem de Salı akşamı çok kritik bir Wolfsburg maçı varken Beşiktaş'ın. Beşiktaş'tan başka kimsenin umrunda değil galiba. Fikstürü birazcık düzenlemek, bunu o çok önem verdikleri "ülke puanı" için yapmak zor değil.

Yılmaz Vural


Eğer Futbol maçları 85.dakikada biten aktiviteler olsaydı, Yılmaz Vural bu ülkede açık ara şampiyon olurdu.

Kasımpaşa 1 - 1 Eskişehir (Goller dk: 33 Azar Karadaş - Dk.86 Burak Yılmaz)

Maldini Ailesi


Anne ve Paolo'nun yanındaki kız dışında herkes birbirinin zaman içerisindeki hali gibi maşallah.

Juan Roman

video