7 Ağustos 2010 Cumartesi

Milan Baros 2 Yıl Daha Uzattı


Saçları da uzatsan, tam süper olacak.

The New Man in Charge


Lost, öyle bir yapım ki, izlemeniz bittikten sonra Dexter, House M.D.'ye başlasanız, hatta Lost'tan öne koysanız bile bir sahnesi, bir karakteri ile "ben farklıyım onlardan" dedirtiyor izlerken. 6.sezonun ardından, cevaplanmayan soruların bir kısmının cevabını "The New Man in Charge" ile verdiler.

Bir bölüm uzunluğunda değil. 11 dakika. Benjamin Linus merkezinde cevaplar veriliyor. Hikayeyi ilerletiyor. Hikayesi var bölümün yani. Kutup ayıları, Hydra adasının amacı, Hurley Bird, Walt'ın akibeti, Kadınların hamile kalamaması, Dharma Initative'in yemek olayları gibi soruların cevabı veriliyor 11 dakikada. Dharma Orientation filmi var, Benjamin var, 2 sürpriz karakter daha var. Resimdeki abiler değil hem de...

Lost bir başka. Bu mini bölümün ardından olayı uzatıp adam gibi şöyle 10 bölümlük bir son sezon ile kapatsalar, ki finali öyle bir bitiyor bu mini bölümün yapılacakmış gibi, daha kral, efsane olur. Çok çok Benjamin Linus izleriz işte.

download: The New Man in Charge

Jackson Avelino Coelho Trabzonspor'da

video

Jaja, Türk futbol takımlarının yediği en güzel gollerin, belki de en güzelinin, altına imza atmış olan isimdir. Bir ara "1 Milyon Euro'ya alındı, şimdi 15-20 milyon Euro" denildiği de oldu. Trabzonspor ise gizliden gizliye, çaktırmadan aldı geldi. 4 Milyon Euro deniliyor ki, iyi bir rakam. Hayırlısı olsun. Diğer 17 takımın kalecisine de şans versin. 40m'den çakabilir yani her an.

ek: Bay Kerahet'in zamanında yazdığı Jaja yazısı.

Matias Emilio Delgado





Yok yok. Olmuyor. Yılların "bu sene olacak"cısı adamından ben bu sene "olmaz" diyorum. Gider-Kalır hâlâ belli değil ama ben kendimi bu adama güvenip umutlandırmayacağım.

Gol atıyor sevinemiyorum. Yine üstümüze kaldı diye düşünüyorum sadece.

Perşembe günkü Plzen maçının tekrarını izledim. Özellikle Delgado'nun paslara baktım bir kez daha. Bu adamın önünde Powell-T. Gay-Bolt üçlüsü falan olmalı. (Bu arada Gay ayarı nası' verdi Bolt'a? (; ) Arkadaşlarından fantastik sprintler ya da ani patlamalar bekliyor herhalde. Hayır bir de tanıdığı adamlar...

Ben bu sezona "Delgado bu sene patlama yapacak ağbiii" demeden başlıyorum. Size de tavsiye ederim. Özellikle takıma katılan bir iki gerçek "yıldız"dan sonra bu adam yıldız muamelesi çekecek değilim. İyi adamdır, alçak gönüllüdür, yakışıklıdır falan bi' yere kadar. Neyse, bekleyelim görelim.

-Neyi bekliyorsak hâlâ?..-

Quaresma'nın Golü | Tribün Çekimi


video

Video çekimi Eski Açık Tribünden. Ferdi Şahinkaya'nın paylaşımı. Arşive girmemesi düşünülemezdi.

5 Ağustos 2010
İstanbul
Beşiktaş İnönü Stadyumu
Saat 21:39

6 Ağustos 2010 Cuma

Avrupa Ligi Kuraları




UEFA.com'dan

Beşiktaş ve Galatasaray daha şanslı. Fenerbahçe biraz daha zor bir kura çekti diyebiliriz. Trabzonspor için böyle olmasını istemezdik. Bir mucize bekliyoruz, inşallah gerçekleşir. Şenol Hoca'yı zor günler bekliyor. 13 gün sonra ilk maç. Geçen seneki kadronun üstüne bir şeyler eklemek için en önemli hamle gelmediği sürece mucize çok çok uzak. O hamle de bir türlü gelmeyen santrafor. Makukula, Altidore derken iş Umut'un ayaklarına kalacak sanırım. Bekleyip göreceğiz.

Beşiktaş'ın rakipi, kendi ligini domine eden bir ekip. Olası bir kayıp, iş kazasından başka bir şey olamaz. Normal şartlarda geçilecek bir turdur. Schuster bu turu da halledecektir. Galatasaray'ın rakibinin adını listeye bir kez daha bakmadan yazamayacağım. Öyle bir şey işte.

anektod:

PAOK-Fenerbahçe-Beşiktaş-Helsinki Hattı

PAOK-Beşiktaş bağlantısını söylemeye gerek yok. İstanbul'dan gidenler, Beşiktaşlılar, Karakartallar, Siyah Beyaz... Taraftarlar arasındaki bağı falan. Fenerbahçe ezeli rakibinin bir kardeşi ile adeta "derbi" havasında tur arayacak.

Bir diğer ilginç nokta ise Helsinki ile Fenerbahçe arasındaki bağ. İki takım da 1907 yılında kuruldu. Paok'un kontrası oldu adeta. Sadece rastlantı tabii. PAOK-Çarşı bağı gibi gerçek değil. Sadece anektod işte.


TFF, Vuvuzela'yı Yasakladı




Süper Lig Müsabakaları Statüsü, 9. Maddesi der ki:

Stadyumlarda, her türlü silah, kesici veya delici alet, sis bombası, ses bombası veya maytap gibi patlayıcı, parlayıcı, yanıcı, yakıcı maddeler ile taş, metal gibi fırlatılabilecek veya yaralayıcı nitelikte sert cisim veya tehlike arz edebilecek veya müsabaka düzenini bozabilecek diğer maddeler, vuvuzela veya onun meydana getirdiği desibel seviyesine yakın bir seviyeye ulaşabilecek diğer aletler ile çevreyi kirletecek nitelikte rulo, lazer pointer ve benzeri cisimler, bulundurulamaz ve satılamaz.

Plastikçiler yasta. Hadi hayırlı olsun.

Talimat Kitapçığı Burada

5 Ağustos 2010 Perşembe

Beşiktaş - Plzen


Beşiktaş maça bir ilk 11 ile başlıyor. Başladığı takımda Zapo - Ernst - Delgado - Holosko - Bobo - Q7 var. Sonradan Ferrari de giriyor. Tabata da. Giren ve oynayan isimlere bakınca, hatta kenardaki isimlere bakınca kim gidecek sorusunun cevabını bulamıyorsunuz. Aksine şu gidecek derken, gidecek dediğiniz bir tavşan çıkartıyor.

Maçın 3 ismi var Beşiktaş adına. Necip Uysal. Ricardo Quaresma. Hakan Arıkan.

11 Mart tarihinde yavaş yavaş ayak seslerinin geldiğini duyduğumuz Necip artık "oluyor". Çok şükür, yüzümüzü kara çıkartmadı. Yanında Ernst, bir adım önünde Guti ile çok ama çok yol alacak, öyle ki yolu başka diyarlara doğru düşecek gibi.

Ricardo nam-ı diğer Q7 futbol oynamayı özlemiş, ilgi odağı olmayı özlemiş gibi. Bir stadyumun kendisine özel davranmasının hakkını veriyor. Koşuyor. Top kaptırınca kapana kadar saldırıyor. Trivela yapıyor. Al da at ortaları kesiyor. Herşeyini veriyor. Eski günlerini hatırlamak istiyor.

Hakan ise bugün rahat maçlarından birisini çıkarttı. Nedir peki buraya getiren O'nu. Plzen'in net, netten öte bir pozisyonunu yatarak ayakları ile harika çıkartması idi. O hareket ile daha bir rahatladı Beşiktaş.

Plzen, Beşiktaş'a vurdu durdu. Tekme attı, çekti, itti. Necip'e öyle bir girdiler ki, Necip'in ayağının yerden kesilmesi kurtardı Necip'i. 11'e 11 rölanti gidiyordu maç. Q7'e kalmıştı işi çözmek. Rakip defansı hata ile çözdürdü. Beşiktaş'ta sonra gerekeni yaptı.
Holosko, bugün enfes bir gol attı. O kadar. Delgado bir gol attı. O kadar.

Taraftar, bugün enfesti. O kadardan fazla.

Sen Bana Müjde misin, Umut musun Sevgili


Harry Kewell'ı izlemek, Galatasaray'a inanmaktır...

Cevad Başkan


Ersin Düzen: Galatasaray'da ilerideki yıllarda görebilecek miyiz acaba Prekazi'yi ?
Cevad Prekazi: Hagi ve Ben orijinal idik. Gelmez gizim gibisi. (Soruyu yanlış anlasa da cevaba kurban)

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Fenerbahçe - Young Boys


Kafadan 2-3 istatistik vererek gireyim yazıya. Malumun ilamı olsun. Fenerbahçe'nin kullandığı korner sayısı 0. Yazıyla sıfır. Kaleyi bulan şut sayısı 1. O da Semih'in 92.dakikada ki şutu. 15 gün içerisinde oynadığı maç sayısı 3. 3 maçta 11'e 11 maçı bitiremedi Fenerbahçe. Bunlar işin rakamsal bölümü. Olayın görünürde olan, izlenen kısmı ise daha vahim. Sergen Yalçın gibi söylemek gerekirse; "5 üzerinden 3 yıldız Volkan'a veririm, bu takımda 1 yıldız alacak kimse yok ya"

Bu maçın üstüne yazıoğlu yazı, analiz oğlu analiz yapılır. Ama gerçek şu ki; Galatasaray ile oynanan her futbol maçı Fenerbahçe takımını 2 ay geriye götürüyor. Olayları halı altına süpürüyor. Göz ardı ettiriyor. Fenerbahçe takımında Alex bu sistemle iş yapmaz, ancak zamanla olur dedik. Andre Santos'un ve Alex'in kilo fazlaları atılmadıkça işleri zor. Takımın tek sağ beki Gökhan Gönül dedik, dedik, dendi, dendi.

Fenerbahçe takımı kenarda hafif kalıyor. Bir tribün; oyuna girecek adamı istiyor, oyundan çıkması gereken adam için hazırlık yapılırken yuhalayarak çıkartmıyorsa, tribün eziyor demektir.

Fenerbahçe'yi santrafor kurtarmaz. Niang felan değil. Bir takım defanstan, orta sahadan çıkamıyorsa, rakip yaslanmadan rakip sahaya geçemiyorsa, mesele Niang meselesi değildir. Başka yerlerde eksik vardır demektir.

Dediğim gibi yazılacak şey çok ama boşverin.

Futbol Tarihini Değiştirecek Reddedilmeler || Anlı, Şanlı Tuncay


Bir reddedilme öyküsü mü derseniz. Değil denilebilir aslında. Ağır davranmanın, naza çekmenin, başkanlık seçiminin yapılmasının bir olayı bu. Daha önce serinin 2.yazısında Egemen Korkmaz ve Volkan Demirel'in Galatasaray kapısından içeri girip, "şöyle bir bakıp çıkacaktınız aslında" denilip alınmamasın devamı olan bir olay bu.

2001 - 2002 sezonunun daha doğrusu 2002'nin ilk 6 ayının ne kadar mükemmel başladığını, sonra gelen 6 ayın görünüşü itibariyle güzel görünüp, aslında kötü günlerin işareti olduğunu kimse ilk seferde anlayamayacaktı Galatasaray cephesinde. 2003 yılı biterken "keşke Luce'yi bırakmasaydık" denilecekti içten içe sadece.

Tuncay Şanlı'nın futbola başlaması "ben futbola başlıyorum" demek kadar ani bir olay denilmekte. Öyle deyip başlamıyor tabii. Deniliyor ki, halı sahada keşfedildi. Deniliyor ki, Hakan Şükür'ün babası Sermet Şükür'ün futbola kazandırdığı bir isim. Nasıl oluyorsa oluyor kendisini Sakaryaspor'da buluyor bir anda. Ama geç buluyor. Futbola çok geç başlıyor Tuncay. Bu yüzden temel yeteneklerden mahrum ilk zamanlarında. Denge, hız, vuruş, duruş gibi yeteneklerini daha düzgün kullanmaya zamanla kazanmaya başlıyor Tuncay. Bunları yaparken de en büyük yardımcısı hırs, pres, bitmeyen azmi ve yenilmekten nefret eden hali tabii ki. Sakaryaspor forması ile de parlıyor Tuncay. 2 taliplisi oluyor. Galatasaray ve Beşiktaş.



Galatasaray
bu transferde Beşiktaş'a nazaran daha önde. Sakaryaspor'un istediği neyse vermeye daha hazır. Sakaryaspor'un önceliği de Galatasaray. Hatta söylenenlere göre ön anlaşma da yapılmış durumda. Sezon sonunda işler bitecek. Beşiktaş cephesi de taraf ama Beşiktaş'ın derdi daha büyük. 100.yıl geliyor. 100.yılda başkan olacak isim için seçimler var. Serdar Bilgili de bunun uğraşında.

Galatasaray'da da kongre var. Orada da Özhan Canaydın, "Fatih Terim" diyor sadece. Demesi ile kazanması, kazanması ile getirmesi ve bütün kombinelerin bir çırpıda bitmesi bir oluyor. Peki sonra ne oluyor?

Egemen - Volkan'a ne oluyorsa o oluyor Galatasaray cephesinde. Terim, Luce takımının bütün izlerini süpürüyor. Kendi askerlerini toparlamaya başlıyor. Gençlik aşısı felan unutuluyor. Tuncay'ı reddediyorlar. Egemen + Volkan gibi.

Beşiktaş ise Luce ile direkt başarı için kesin hamleler yapıyor. Pancu, Amaral, Sergen, Nouma derken zaten Tuncay unutuluyor.

Unutmayan kim ? Fenerbahçe. Zaten Fenerbahçe'li olan Tuncay, uça uça gidiyor. 2002 - 2003 sezonunun Fenerbahçe adına tek kazancı O'nun oyunu oluyor. Hatta Ümit Özat tarafından; "Fenerbahçe için kupalar kadar, böyle genç arkadaşlarımızı kazanmak, futbola kazandırmak da önemli bir başarıdır." sözüne mazhar oluyordu.

Bu seri de burada biter. Evet ilk resimdeki Premier Lig ekibi de Bolton Wanderers.

Serinin diğer yazıları;

7- Pierre van Hooijdonk & Beşiktaş

6- Hakan Şükür & Fenerbahçe

5- Florya'da 5 Ganalı - Appiah & Galatasaray

4- Rebrov - Shevchenko & Trabzonspor

3- Sami Hyypia & Samsunspor

2- Volkan Demirel - Egemen Korkmaz & Galatasaray

1- Jose Mario Dos Santos Felix Mourinho & Fenerbahçe

Sivok'un Sakatlığı





Sivok'un 6 ay sahalarda olmayacağı söyleniyor. İlk gelen haberler sol ön çapraz bağlarında yırtık olduğu. Kopma olmasından iyidir diye teselli edelim kendimizi. Yırtıkdan yırtığa da fark varmış. Resmi açıklamayı beklemek en iyisi. Biz sakatlığa geçelim:

Sakatlık kısaca şu: Dizi oluşturan iki ana kemiğin bağlandığı yerin zarar görmesi.



Öncelikle bir operasyon geçireceği kesin Sivok'un. Zor bir operasyonmuş. En iyi ellerde bile ufak bir teknik hata uzun süreli sorunlar oluşturabilirmiş. Bu konuda gerekli önem zaten gösterilecektir. Demeyeyim diyorum ama Baros'un sakatlığından sonra konuşulan şeyler geriyor beni. Sonuçta o olaylara kadar öyle bir şey beklemezdi kimse. Şimdi biz de beklemiyoruz... Zaten kesin bir şey yoktu orada da. Neyse, ağzımı hayıra açayım ben.



Sonuçta profesyonel sporcular için geri dönüş süresi 4-6 ay arası. Biz Sivok'un düzgün bir profesyonel olduğunu ve şansının da yaver gideceğini düşünelim. 4 ay sakatlık, 2 ay antreman; sezonun ikinci yarısına yetişeceğini umalım.

Schuster'in "defansı öne taşıma" hamlesinin en önemli parçalarından biriydi Sivok. Mevkidaşlarına göre en önemli özelliklerinden biri de nadir de olsa öne çıkışlarıydı ve seri davranabilmesiydi.

Bir süre Schuster'in planları aksayabilir. Bekleyip görmek lazım. Yönetimsel olarak kritik kararların alındığı zamana denk gelmesi iyi mi yoksa kötü mü anlamadım.

3 Ağustos 2010 Salı

Tehlikenin Farkında mısınız ?


2010 - Ocak "Hakemlerin kendisine çeki düzen vermesi gerekiyor. İleride büyük hatalar yapılırsa hesabı zor verilir. Bu hakemlerle bu lig bitmez"

2010 - Şubat "Hakemler, devre arasında kampta ne yapmışlar? Bariz form düşüklüğü yaşayan isimler var. MHK ne yapıyor? Oğuz Sarvan ne yaptı?"

2010 - Mart "Hakemlerin, hem de bu kadar bariz hata yapan hakemlerin, kararların lehine işlediği takımın maçlarına verilmesi inanılmaz. Mhk uyuyor mu? Oğuz Sarvan uyuyor mu?"

2010 - Nisan "Hüseyin Göcek gibi bir bombanın lig kaderini değiştirecek derbiyi bu şekilde yönetmesi, hem de daha önce defalarca söylenmesine rağmen, kabul edilemez. Oğuz Sarvan işini yapmamaktadır. Hakemlik müessesine güven kalmamıştır. İstifa etmelidir. Hem de derhal"

2010 - Mayıs "Oğuz Sarvan. MHK. Hakemler. Ne diyelim ki. Lig biter bitmez kendisine yakışan, istifa etmesi ve Federasyonun önünü açmasıdır. Daha da söylenecek söz yoktur"

Denildi. Dendi. Dedik. Peki sonra ne oldu? Bursa'dan gol haberi geldi. Gol gelmedi. Daum gitti. Stat yandı. Stat yangınının dumanına, anons yapan adamın arkasına saklanan, gizlenen, ortadan kaybolan Oğuz Sarvan 16 Temmuz tarihinde; "hakemlerimiz her sene daha iyiye gidiyor" dedi. 3 Ağustos günü MHK Başkanı sıfatı ile Trabzonspor'u ziyaret etti.

Yani; ne görevden alındı. Ne istifa etti. Yaa.

(Buraya Sponsor Gelecek) Beşiktaş İnönü Stadyumu


Haber1903'ün bugün ana teması olan konu buydu. Beşiktaş İnönü Stadyumu'nun önüne bir sponsor gelmesi. Gelecekti, gelmeyecekti vs. vs... Medical Park Beşiktaş İnönü Stadyumu olacak aldıkları duyum ve kaynaklara göre. Medical Park olmasa da başka bir şey olacak gibi. Tam kesin olmasa da bir açıklama yapılmasa da buzdağının görünmeyen yüzünün bir resmi gibi bu olay.

Gelen transferlerin, daha yeni örneği bulunan Galatasaray durumu gibi bir mali durum ortaya koyacağı açık iken, bir riske girilmeyeceğinin göstergesi. Stadyuma isim almak, gayet mali açıdan harika bir yatırım, yaptırım. Hele transferlere bu kadar ücret ödenir iken.

Yapılacak mı sponsorluk ? Bence çoktan yapıldı. Hatta bu sponsorluk imzalarından sonra transferler geldi bile diyebilirim. İsim, tarih felan derseniz, 3 ay önce küfür yemekten stada gelmeyen bir Başkan, şimdi pankartlar açılarak selamlanıyor, seviliyorsa bu bölümler zaten aşılmıştır.

Kaynak; Haber1903

Umut Sarıkaya

Sakın, ağzınızda bir şey var iken bunu okumayın. Püskürtme olasılığınız çok ama çok yüksek.

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Bu Milan Aptal, Salak, Gerizekalı, Beyinsiz Bir Kulüp mü ?


2009 - 2010 Sezonunun 10.haftasından sonuna kadar; Milan, Rijkaard'ı istiyor.

2010 - 2011 Sezonu başlamadan; Milan, Elano Blumer için transfer teklifi yapacak. Ya para ya da Huntelaar + Para verecek Milan.

2010 - 2011 Sezonu Başlamadan; Milan, Galatasaray'ın satın alma opsiyonu kendinde olmasına rağmen, çok bilmişlerin iş yapmaz deyip, Haldun Üstünel'i temizleme planından dolayı sözleşme yapılmayan Gio Dos Santos'u da istiyor.

Rijkaard, Elano, Gio. 3 tane itin ağzından sokulup, çıkartılmadığı yeri kalmayan ismi. Kimilerine göre kulüpten içeri bile girmemesi gereken 3 ismi. 3'ünün de ortak talibi hep Milan. Ya Milan salak, aptal, beyinsiz bir kulüp ve kala kala bu isimlere kaldı. 2.ihtimal İtalya topraklarında 2.bir Milan takımı daha var. 3.ihtimal bu 3'lüyü çamurlayanlar ertesi gün yine bu 3'lüyü aynı kulübe gönderecek kadar hayal gücüne ve yaratıcılığa sahip.

Bir ihtimal daha var. O da; Haldun Bey, zamanında iyi transfer yaptı mıı dersiiin. Ramiz Dayı tonunda söyleyeceksiniz burayı.

1 Ağustos 2010 Pazar

Galatasaray Kalesini Koruyan Adam Olmak




1997 - 1998 sezonu. Bursaspor deplasmanı. Hava yağmurlu. Kalede çarşı izinlerinde Galatasaray kalesini koruyan Volkan Kilimci var. Galatasaray 2-2 iken 90'da atıyor. Ofsayt oluyor. Gol sayılmıyor. Top dönüyor. Balic, golü atıyor maç 3-2 oluyor. Akşamına Fatih Terim ve yönetim 2 senedir Mehmet Bölükbaşı ve Volkan Kilimci'ye emanet ettikleri kaleyi artık tam anlamıyla bir kaleciye vermeye karar veriyorlar. Hatta Bülent Tulun; "Bizim için en hayırlı mağlubiyet bu oldu, çünkü gidip Taffarel'i almaya karar verdik" diyordu 2010 yılının Nisan'ında Tafi transferinin perde arkasını anlatırken.

1998 - 1999'dan sonra Tafi kalede, Galatasaray önde gidiyordu, "Brezilya'lıdan kaleci mi olur, yan topları zayıf" diyenlere inat Henry'nin kafasını çıkartana dek konuşuluyordu Tafi. 2000 - 2001'in de sonunda Galatasaray'dan ayrılıyordu o dev.



Ardından 2001 - 2002 için 1 senelik kiralık sözleşmeye imza atıyordu Mondragon. Harika bir sezon geçirince Beşiktaş bonservisini alıyor ama Bosman kurallarını öne süren Mondi, Galatasaray kalesini 2006 - 2007'nin sonuna dek koruyordu. Korumaktan da öteydi onunkisi.

2005 - 2006'da Galatasaray kaleci antrenörü ise Nezihi Ali Boloğlu oluyordu.

Aykut Erçetin ise 2002 - 2003'ün devre arasında takıma katılıyordu.

2007 - 2008 için Galatasaray'ın belalısı Orkun Usak ve bir diğer belalısı Aykut Erçetin as kaleciler oluyordu. Orkun, efsane maçlar çıkartıyor ama sakat sakat oynamaya çalıştığı 2.devrenin 20.hafta sonraları kariyerini sekteye uğratıyordu. Leverkusen'den yenilen 5 gol, O'nun kaleciliğini bitiriyordu. Aykut aldı sonra kaleyi. Sivas maçında Galatasaray'ı az kalsın yakıyordu ki, Ayhan'ın mucizesi ve Arda'nın üstün yeteneği kurtarıyordu Galatasaray'ı.

2008 - 2009'da kaleye Palop'un ve Buffon'un (!) yedeği De Sanctis geçiyordu. Önünde stoper olarak Kewell - Hakan Balta oynayan her kaleci gibi oynayabilirdi. O kadar oynadı. Kalede bir fark yaratmadı bundan bağımsız olarak da. 2010'da sakatlanan Buffon'un yerine de kaleye Amelia geçiyordu kadroda De Sanctis varken. Aykut yedekti yine.

2009 - 2010'da kale boştu. Arada Aykut geçti.

2010 - 2011. Ufuk Ceylan. Aykut Erçetin. Aykut hala boşa çıkıyor.

Kaleci antrenörü ligde 23, kupada 2, 2.ligde 17 maça çıkmış olan Nezihi Ali Boloğlu.

Kalecisi 28 yaşında toplam 32 lig, 24 kupa maçına çıkmış Aykut Erçetin.

Diğeri 24 yaşında toplam 24 Süper Lig maçına çıkmış Ufuk Ceylan.

Kale emin ellerde mi ? 24 maçını izleme fırsatı yakalayanlara göre Ufuk çok iyi. Belki de o 24'ten birisi 2-2'lik Manisaspor - Galatasaray olduğu için iyidir bilemem. Aykut hala saatli bomba. "Kaleci oynayarak iyi olur" diyebilecek kadar kredisi var mı Galatasaray'ın bilmiyorum. Bildiğim şey, Galatasaray'ın kalecisi Simovic, Taffarel, Mondragon kadar iyi olmalıdır. En azından bir sezon kalecilik yapmış bir isim olmalıdır. Ama gerçekten kalecilik yapmış bir isim. Yatıp yatıp, yiyip yiyip gelen bir Leo Franco değil.

Toplam 50 maça bile çıkmamış bir adam kaleci antrenörü ise bir kaleci yetiştirme konusunda umut beklememeliyiz. Kumaşı iyi birinin kaleci olarak gelmesini beklemeliyiz.

Yani; Kalede Ufuk'a şans verilmeli. İyi, kötü, kova anlarız zamanla... Aykut gibi bir el bombasının çıkmadığı için gol yememesini izlememeliyiz artık.

Ama Galatasaray'ın 1. kalecisi "kaleci" gibi olmalı, durmalı. Yedik, dediğimizi çıkartabilmeli. Yedik, dediğimizi yerse zaten normal kalecidir. Ufuk bir mucize yaratırsa ne âlâ, alsın kaleyi vermesin, ben de bu sözlerimi yiyeyim ama benim gözümde Galatasaray kalesi Aykut ve Ufuk'tan daha "kaleci"lere verilmeli.

Blanka Vlasic Avrupa Şampiyonu


Bu sefer rekor gelir mi derken bi' an altını bile tehlikeye atıyordu Vlasic. Alman Friedrich ve İsveçli Green 2,01'e kadar iyi de kovaladı. Ancak 2,03'de rakipler 3 denemede de başarısız olunca Vlasic rahatladı. 2,05'i denedi bir kez, olmadı.

Elde Avrupa Şampiyonluğu var. Ayrıca Avrupa rekoru egale edildi.

Vlasic 30. kez 2 metrenin üstünde bir sonuçla yarışı bitiriyor. Bu alanda rekor Kostadinova'nın 34 ile. Geçmek kolay olacak umarım.

* twitterda o kadar muhabbetini yaptık. buranın arşivine de ekleyelim blanka başkan'ı.

Daha Dakika 46

video

Kadroları sayamadım neredeyse...