9 Ekim 2010 Cumartesi

Türk'ün Ateşle İmtihanı

Guus Hiddink'i nasıl bilirdiniz?

Bana göre dünyanın en iyi teknik adamlarındandır Jose ve Capello ile birlikte.

Bunu bugün, bu saatlerde, 3-0 kaybedilen bir maçınm ertesinde dile getiriyorsam, bu skor karalamacılığı yapmadığımı gösterir.

Guus Baba'nın yüzlerce başarısı vardır. Işık görülemeyen takımlarda meşale yakmışlığı vardır. Özellikle milli takımlar düzeyinde -ki milli takım teknik direktörlüğü ayrı bir olgudur- dünyada ders olarak okutulabilecek bir künyesi vardır. Özellikle 2002 Dünya Kupası'nda yarattığı Güney Kore Milli Takımı hala her futbolseverin aklında olsa gerek. İmkansızlıklar içinde küllerinden doğmayı seven Hiddink'e bizim takım fazla gelmiş olacak ki, kendi kısıtlamak istedi belki de, kimbilir...

Dediğimiz gibi, Guus Baba'nın yüzlerce başarısı vardır, fakat en aklımda kalanı Chelsea'nin başında vekaleten bulunduğu dönemde Barca ile oynadıkları yarı final maçlarında takımına oynattığı ''rakibe göre futbol'' anlayışıdır. Inıesta'nın son dakika gazabına uğramasalar Hiddink bir mucizeye daha imza atacaktı. Chelsea gibi bir takımın başındayken dahi bir mucize yaratma durumu da ayrı bir mucize ya, neyse...

O gün bu savunma anlayışına total futbol cevabı vermişti. ''Alma futbolun ahını, çıkar Iniesta Iniesta'' diyerek Nou Camp'a giden final bileti, aslında Jose Reis'e bir yıl sonrası için Barca'yı nasıl alt edebileceği konusunda sağlam bir fikir de verdi. Nitekim yıldızların yıldız olmaktan uzak olduğu -örneğin Eto'o'nun sağbekten top çıkardığı- bir sistemde Jose, Hiddink'in ramak dediğimiz farkla kaçırdığı başarıyı yakaladı ve teknik direktörlük mesleğinin yeni kralıyım dedi yedi düvele. Daha önce büyüktü, efsaneliği ise Guus abisinin kafasında yaktığı ampule borçludur bi nebze.

O Guus Hiddink Türk Milli Takımı'nın hocası olduğunda, bir milli takım için yapılabilecek en iyi seçimi yaptığımızı düşünmüş ve yıllardır uzak olduğum milli takım sempatizanlığını yeniden yakalamak adına umutlanmıştım. Nitekim ABD'deki hazırlık maçları da düşüncemi destekler nitelikteydi velakin; o zaman için Hiddink'e takımı tanıması için gösterdiğimiz tolerans resmi maçların başlaması dolayısıyla yerini beklentiye bırakmıştı artık.

İlk iki maç da aslında bu hazırlık döneminin devamı niteliğinde geçti rakiplerin zayıflığına istinaden. Kazak Milli Takımı'nın dahi zaman zaman bariz üstünlük kurduğu bir maçı bireysel yetenekle kazanıp Belçika maçında ciddi S.O.S verdik. Ancak tüm bunlar olumlu olamayacağı gibi olumsuz bir ölçü de değildi benim için. Kayıp verilmemesi gereken iki maçı gerektiği gibi atlatmıştık. Futbol olaraksa herkesin kafasındaki sınama maçı şüphesiz ki Almanya maçıydı.

Almanya gibi bir disiplin abidesiyle, üstelik deplasmanda oynuyorsanız, ve hocanız sistem profesörü Hiddink ise Türk bir futbolsever olarak dengeli bir takım beklemek, maç öncesi yapılabilecek en akıllı hareketti. 4-2-3-1 sistemi Arda'nın yokluğuyla büyük yara alacak olsa da kanat forvetlerden birinin Sercan olduğu ve orta sahayı kalabalık tutan bir milli takım, ayağa pas ihtiyacı ve Sercan merkezli kontralar düşünüldüğünde -yine de- umut vermekteydi. Keza bana göre rakibin Schweinsteiger eksikliği ve Khedira'lı orta sahasına iyi bir cevap olabilirdi.

Bilgisayarla vedalaşıp televizyonun başına geçebildiğimde maçın 5. dakikası falandı. Adetimdir maçtan önce çıkacak kadroyu bilmemek. Sistemi ve dizilişi maç içerisinde çözmeyi severim. Dün çözemedim, kendime kızdım. Sonra anladım ki kızılması gereken ben değilmişim.

Hiddink Türk basınını çok takip ediyor olsa gerek, Schuster'in önüne atmak istedi kendini gazete manşetlerinde sanırım. ''Sen Kadıköy'de Deli İbo'yu sağbeke koyarsan ben de Berlin'de Sabri'den solbek yaparım.'' düşüncesi hasıl olsa gerek Sabri'nin mevkisi konusunda. Maicon-Dani Alves ikilisine sahip olmasına rağmen ikisini birden oynatma derdine düşmeyerek birinin yedek kalması gerekliliğini çakoz eden Brezilya Milli Takımı'na saygılar sunmaya kalmadı, top Alman savunmasının soluna geldiğinde Ercan Taner ''Özer'in presi''nden bahsetti. Hadi canım, o kadar da değil...

Aurelio-Nuri-Emre üçlüsüyle daha bir 4-5-1'i andıran diziliş, Aurelio'nun sakatlanmasıyla Selçuk-Necip ikilisinden biriyle kaldığı yerden devam edebilirdi ama Tuncay tercihiyle şimdi 4-2-3-1 olmuştuk. Kime karşı? Bu sistemi dünyada -ofansta ve defansta- en iyi uygulayan takıma karşı. Peki onlar bu sistemde en iyiyken, bizim bocalamamızı sağlayan neydi? Yani aynı sistemi uygulayan iki takım arasında farkı yaratan neydi? Bana sorarsanız forvetin arkasındaki üçlü...

Defansı ve ön liberolarıyla Ömer Erdoğan'a rağmen bizden hiçbir artısı olmayan Almanya'nın taktik tahtasındaki Podolski-Mesut-Müller hattıyla aynı işi yapmasını beklediğimiz üçlü, Hamit-Tuncay-Özer olmuştu. Bu dizilişle ancak, nasıl çıkarsak çıkalım kazanacağımız bir maçı kazandırabilirdi bize bu üçlü. Vardır Guus'un bildiği diyebilmek isterdim ancak, bildiğiyle ters düştüğünü gördüm yaşlı kurdun. Gözlerim Mustafa Hoca'yı aradı kenarda. Kanat oyuncularının içeri doğru katetmesine imkan sağlamak için ters kanada monte etme gibi bir sistemle Beşiktaş'ı çifte kupa şampiyonluğuna taşımış Büyük Mustafa bile bu kadarını yapamazdı. 4-3-3'ün mucidi Hollanda futbolunun bağrından kopup gelmiş Hiddink ise fevkalade bir sağ iç olabilecek Hamit'i sol kenarda, aynı ayarda bir sol iç olabilecek Nuri'yi ön liberoda kullanmayı, ilerideki organizasyonu ise ''uzun boylu olmakla duvar santrafor olunmaz.'' sözünün ispati Halil, futbol hayatının en bitik günlerini yaşayan Tuncay ve çıplak gözle kaç maçını izlediğini merak ettiğim Özer'e bırakmıştı. Arda'nın yokluğundan dolayı Tuncay hamlesini bir nebze anlayabilsem de bence ileri uç için doğru üçlü Mevlüt-Semih-Sercan, ya da benzeri bir kombinasyondu.

Dün akşamki maç Hiddink'in büyük hoca olduğu gerçeğini değiştirmedi bende, ancak dokunun tutup tutmayacağıyla ilgili ciddi soru işaretleri bıraktı. Beşiktaş'ta Tayfur'dan beklediğimiz uyandırma sistemini milli takım için yapacak bir hayırsever çıkmazsa 2012 de tarafsız izleyeceğimiz bir turnuva olacak sanki. Oğuz Çetin'i saymıyorum bile, çünkü dünkü kadronun daha çok onun eseri olduğu fikrindeyim. Futbolun takım oyunu olmasından mütevellit futbol klişelerinin uzağında olmak isterim hep, lakin Volkan, Ömer, Halil, hatta zaman zaman Emre ısrarından soyutlanmış bir milli takım diliyorum bundan sonrası için. Mesut'u ıslıklayan Türk seyircisine de ufak bir not düşmek gerekirse, kendilerini verdikleri enternasyonel milliyetçilik dersinden dolayı kutluyorum (!)

Buraya kadar tarafsız gitti yazı gidebildiğince. Ama ben hayatta hiç tarafsız olmadım, hep Beşiktaş'ın tarafından baktım. Yazının finali de milli maçın analizini Beşiktaş penceresinden yapmaya çalıştığım, Forza'da dün gecenin sıcaklığıyla paylaştığım siyah beyaz kıssalardan oluşsun sizce de mahsuru yoksa.

Kimse bana bu yazımdan dolayı milliyetçilik mavraları falan okumasın arkadaş...

-Sabri şu memlekette solbek pozisyonunda en kötü solbekten daha kötü solbektir. Buna karşılık Türkiye'nin en formda ve dönüşümlü olarak en fazla forma şansı bulan solbekleri (İsmail'i form durumu olarak ayrı tutsak da) İbrahim ve İsmail kadroda yoklar. Müller'in kaç kez geldiğini bir yere kadar sayabildim, sonra bıraktım.

-Sırf 'şampiyon takımın kaptanı milli formayı giysin' diye milli takıma alınan Ömer Erdoğan'ın ikinci baharının Bursaspor'la sınırlı kaldığını gördük, geçmiş olsun. Toraman'ın ölüsü bin tane Ömer, 500 tane Servet ederken bu defansla çıkarsan Berlin'de herşey müstehak. Hatırlatmak isterim; 15 yıl Beşiktaş forması giyip kaptanlığını yapmış olan Samet Aybaba'ya milli olma onuru bir kez dahi, sembolik olarak dahi yaşatılmamıştır. Ömer Erdoğan? Geçiniz...

-Hiddink Özer'in kaç maçını izledi de Almanya gibi bir deplasman maçında ilk 11'de başlattı? Bugün Özer yerine Nihat aynı futbolu oynasa ''Takımında şans bulamayan adam milli takımda nasıl elini kolunu sallayarak şans buluyor?'' diyecek olan basın bu konuda ne diyecek?

-Türk Milli Takımı'nı desteklemeye giden taraftarlar... Yıllar boyunca elinize geçebilen ve geçebilecek sınırlı fırsatlardan birini yakalamış, milli takıma olan hasretinizi gideriyorsunuz. Hasretle haseti niye birbirinden ayırmıyorsunuz? Barnebau'ya Madrid formasıyla ayak basabilecek daha kaç Türk asıllı futbolcu göreceksiniz ki Mesut'u yuhluyorsunuz? Türk Milli Takımı'nı seçip de Emre'nin, Arda'nın arkasında yedek oturur muyum diye mi düşünseydi o kalibrede bir adam? Adam futboluyla verdi cevabını. Hayırlı olsun, helal olsun.

-Volkan dallamasının yediği üçüncü golü (önce hatalı degaj, sonra bacak arası) Hakan ya da Cenk yese bugün vatan hainiydi, farkındayız.

Sözün özü, bu zihniyet devam ettikçe milli maçlar benim için haftasonu Beşiktaş maçı izlememi engelleyen bir parazitten öteye geçmeyecektir. İnsanları milli takımlarından soğutan düzenin dümeninde oturanlara selam eder, Almanya'nın siyah şort-beyaz forma kombinasyonuna sevgiler sunarız.

Benim milli takımım da Beşiktaş arkadaş.

Hadi hayırlı işler.

Guus Baba'ya selam, Bakü'ye devam.

2 yorum:

Hasan dedi ki...

Usta cok güzel yazmissin..Mesut ile ilgili birkac not; dün gece, bir grup,mesut´a agza alinmayacak küfürler etti. Isligi falan anladik da..Küfür ne ola? Hayatinda kac tane futbol sanatcisi gördü ki bunlar? Adam sahada resital sundu, gerekli cevabi da verdi zaten. Bu insanlara ne desen azdir. Umalim ki bunlardan "beteri" rövansta yasanmasin.
Eline saglik

Erman Tüneri dedi ki...

Yaw bırakın bu takım sevdasını milli maçlarda bari yok benim milli takımımda Beşiktaş yok Basın yok şu yok bu sanki Volkan hatalı gol yediğinde hiç eleştirilmedi maç zaten 2-0 dakika olmuş 87 neyini eleştircen takımın olumlu tek hareketi yok mac boyunca Nihat oynasa yok boyle denirmiş zaten onları Nihat oyundan alınırken taraftarlar olarak Nihata ıslık olarak gonderiyorsunuz tmm Özerin oynaması bencede hata ama senin yaptıgın yorum daha enteresan