11 Ekim 2010 Pazartesi

Sergen Sergen Sergen


Sergen Yalçın: Bizim 2003'te Şampiyon olduğumuz sene Gençlerbirliği maçı ne günüydü Ersin? Cumartesiydi heralde.

Ersin Düzen: Bilmiyorum ama olabilir.

Sergen: Ya ben maçtan sonra akşam Bodrum'a gittim. Çarşamba mıydı, Perşembe miydi döndüm, sonra Galatasaray ile şampiyonluk maçına çıktım. Volkan Şen'in gitmesi normal yani...


Mehmet Demirkol'a üzülmemek elde değil. Medyum Memiş'in Keto'ya saldırması gibi saldıracak birisine programda ya neyse...

Harbi Lan Kim Verecek?




Ahaha. Fotomaç sıçıp sıvazlamış yine.
Hayır, neden rahatsız oldunuz da bunu yayınlamayı düşündünüz ciddi anlamda merak ediyorum.

Foto'nun orjinali bu alttaki. Bayrak PAOK tribünlerinden değil karşı yakanın sarı-lacivert tribünlerinden. Fotomaç'ın başlığında dediği gibi biri hesabını vermeli cidden. ahaha aptallar.



saatler sonra gelen ekleme: haber kaldırılmış galiba malum yerden. olsun biz capsimizi aldık kaldı böyle.

Mesut Attııııııııeeeeeeaaaa



4 tane kız. Muhtemelen Almanya'da yaşıyorlar. Maçı da oldukça yaşıyorlar. Ama asıl sorunları Mesut ile olsa gerek. Mesut'un golünden sonraki tepkileri inanılmaz. Küfür de ediyorlar en sonunda normalde ama orayı keseyim dedim. Başında da Almanca sövüyorlar aslında. Neyse.

Çığlıktan yarım saniye geçmeden bela okuyan kız, yorumsuzsun...

Futbol Tarihini Değiştirecek Reddedilmeler #7 | Pierre van Hooijdonk



Baştan peşin peşin söyleyeyim. Bu arşivcilik blogumuzun diğer yazarlarından Felix'in işidir. Sözkonusu bu konuda kayıt yollamak olunca karşısında dizçöker çok pis saygı duyarım. Acayip acayip şeyler bulur bi' anda ortaya koyar falan. Biz arada bakarız en fazla böyle şeylere. Ama Felix'in bu serisiyle ilgili bir şey buldum, araya çıkıntılık yapıyorum. (kızmaz inşallah eheh)

Sene 2000. Pierre van Hooijdonk'un Fenerbahçe'ye transfer olmasına daha 3 sene var. Kendisi o sıralar Avrupa Şampiyonasında Hollanda ile yarı finale kadar gidiyor. Vitesse'nin topçusu. 30'lu yaşlarının başında. Beşiktaş ile adı anılıyor efsane serbest vuruş üstadının. Henüz birebir görüşmedim ama menejerimle görüştülar galiba, Beşiktaş'ı şöyle böyle tanıyorum falan diyor.

Sonraları bu alttaki haber çıkıyor. Pierre hocasıyla sorunları olduğunu, Scala ile çalışmaktan çok memnun olacağını falan söylüyor. Menejerle de iki yıllık 2.5 milyon dolar hesabında alaşıyor Serdar Bilgili. Bitti falan derken ne oluyorsa yatıyor transfer işte. Pierre gidiyor Benfica'ya bu arada. Beşiktaş böyle bir adamda mahrum kalıyor işte. Pierre de 3 sene sonra boğazın karşı yakasına, Fenerbahçe'ye gidiyor. Oranın efsanelerinden biri oluyor yaşadığı iki şampiyonluk ile.

10 Ekim 2010 Pazar

Beşiktaş & Mesut Özil


Yıl 2006. Aylardan Haziran. 2006 - 2007 sezonunun başlamasına daha var. Ama transfer sezonu başlamış durumda. Beşiktaş'ın başında Tigana var. Bir gurbetçiye yöneliyor bu transfer döneminde Beşiktaş. Malum, Demirören yönetiminde Beşiktaş'ta transfer asla bitmez. Yeni hedefleri ise Almanya'dan.



Mesut Özil.

Kimin gözlemleri ile alınmak istenmiş, kimin kulübe önerisi olmuş bilmiyoruz. Beşiktaş, teklifi yapıyor. Ama Mesut ve babası ayrı ayrı olarak teklif için teşekkürlerini sunup, Mesut'un kariyerini Almanya'da sürdürmek istediğini söylüyorlar. Transfer teklifi de fazla uzamıyor zaten.

İşin bundan sonrası ise, Mesut'un özelinde ve Beşiktaş taraftarlarının bir kısmının forumlarda geçen yorumları kısmı. Beşiktaş taraftarları Mesut ismini duyunca haliyle Tigana'nın ilginç transferlerinden birisi diye yorum yapıyor. Ama asıl bomba ise Mesut'un Schalke'de ilk A takım günleri döneminde yaptığı bir açıklamadan dolayı kaynaklananlar.

Mesut, izlediği, en sevdiği futbolcu için Ronaldinho diyor. Hayalindeki takımlar için ise 2 cevap veriyor. Barcelona ve Fenerbahçe. Bundan sonra aslında forumda kıyamet kopuyor. Fenerbahçe'li olduğunu söylediği için haliyle gelmemesini istiyorlar. Ama son yorum yok mu, işte o son yorum beni öldürüyor.

Allah'ın i..eleriyle uğraşıyolar yaa.tipe bak bundan futbolcu olmaz.eksik olsun yaa yemişim oyununu bunun.

İşte bu yorumu yapan arkadaş, Titanic filmini önceden izleyip, "bu film asla tutmaz" diyen arkadaş ile aynı geni taşıyor bence. Daha da diyecek bir şey yok aslında.



Beşiktaş, zamanında güzel bir boş atıp, hayatının en dolu tutturmasını yapabilirdi. Olmadı. Belki de gelmedi diye Mesut Özil oldu. Kim bilir.

Iverson mı? Hadi Canım..





Bir yandan manyakça paralar borçlar açıklanıyor, bir yandan da Iverson ismi açık açık telaffuz edilmeye başlanıyor kulüpte. Biz olayı dedikodu zannediyorduk, hatta olaya Recai Kocaman bile dahil oldu. Koç Bıyıktay, TBF'ye şöyle bir açıklama yapmış en son. Valla eskilerin arasından Iverson sleeve'imi bulup giyerim arkadaş. Boru mu lan? Piuvv.

Iverson’ın durumunun kontrat aşamasında olduğunu da kaydeden Bıyıktay, “Bundan sonra durum kulüp yönetiminin vereceği karara bağlı. Çünkü başka dinamikler devreye giriyor ve başka fedakarlıklar yapılıyor. Sayın Şeref Yalçın, bir takım sponsorluk anlaşmaları için konuşmalar yapıyor ve bir yerlere getirmeye çalışıyor. O da bir çok şeyi garanti altına aldı ve sadece ufak tefek bazı şeyler var. Bizim "Disiplin ile ilgili sıkıntılar yaşamayalım" derdimiz bulunuyor. Sonuçta Iverson’a ciddi paralar vereceğiz. Onu kaybetmek yerine, saha içinde kullanmak istiyoruz. Beşiktaş forması altında Allen Iverson’ı Akatlar’da merak ediyorum. O kısım, tamamen yönetimle ilgili. Bence önümüzdeki hafta içinde her şey belli olacak. Şuan ki gündemimizde buradaki Spor Toto Türkiye Kupası grubundan çıkmak bulunuyor” dedi.

tamamı burada


Bu arada akşam Galatasaray'ı güzel yendi takım. Chatman ve Cevher çılgın attılar adeta. Chatman'ı izlemek büyük bi' keyif arkadaş, benim gibi basketten çok çakmayan bi' adam için bile...

Türk Futbolunun "Ziya"lık Sendromu


Ziya'yı tanırsınız. Neşeli Günler filminde Şener Şen'in oynadığı muhteşem karakter. Her sahnesi bir efsane, bir ayrı hikaye iken, aslında kişilik olarak, yaptığı iş olarak hiç bir şey değildir. İşleri belki yapmıştır ama abartmanın kralını kesinlikle... Aynı Türk Futbolu gibi.

Dünya'nın hiç bir yerinde, A Milli Futbol takımı tarihinde çıktığı ilk resmi maçından itibaren, oynadığı bir grupta tek bir seferlik dahi olsa lider bitirememiş olmasına rağmen, 2 sene içerisinde Dünya 3.lüğü, Avrupa 2.liği olan ve bunları şampiyon olan takıma kaybederek yaşayan bir ülkenin olduğu bir grupta, 2.liği başarısızlık sayıp, "en az liderlik" sloganı ile yola çıkmaz ! Tekrar söylüyorum. Çıkmaz !!! Çı-ka-maz !!!

Gerçekçilik, futbolun en fazla ön planda olması gereken maddesidir. Mesela; Dünya üzerinde hiç bir takım şu an Barcelona karşısında kora kor oynayarak, topa Barcelona'dan daha fazla sahip olarak maç kazanamaz. Mümkün değildir. Koskoca Mourinho bile ilk maçta %29-%30 civarında topa sahipti Barça'ya karşı. Çünkü, en büyük sıfatı ile anılmasına rağmen, gerçekçi bir isimdi. Takımı Barça'dan iyi değildi. O da Barça'yı bozarak, kötü bir oyun oynaması için uğraştı. Biz, bu gerçekçiliğe asla erişebilen bir futbol ülkesi değiliz. Bu durum şu an daha da fazlası ile devam etmekte. İnatla da sürdürülüp, yerleştirilmek istenmekte.

Bir ülkenin futbol basınının; "O mevkii de oynayan adamdan en az 30 tane bulurum" cümlesini bir futbolcu için kurması, tam anlamıyla "hakarettir". Futbolcuya küfür etsen, daha az koyar. Daha da beteri, bu söz, asla ama asla sorgulanan bir söz değildir. Tartışılmaz. Konuşulmaz. Ama futbolcunun, futbolun izleyicisi ve taraftarı olana hakarettir. Yönetimine hakarettir. Önümüzde bu sözün sorgulanması için bir durum söz konusu olduğunda da bu söz açılmaz. Mesela; 2 tane sol beki sakatlanan bir ülkenin, "Insua'dan 30 tane bulurum" cümlesini kuran yorumcularına rağmen, sağ bekte bile neler çektiği gün gibi açık olan Sabri'ye sol beki, hem de Almanya maçında vermesi, korkunçtur. Evet. Korkunç. "Cana'dan 30 tane bulma meselesi" ve Aurelio çıkınca oluşan durumumuz da var örnek olarak verilebilecek.

Dünya'nın bir çok takımından iyi olma meselemiz de var. Değiliz. Kendimizi "dev aynası"nda görüyoruz. Beraberlik denilen şeyi bir hakaret olarak algılıyoruz. Biz, Belçika'yı saf dışı bırakıp bu grubu 2.olarak bitirmesi gereken bir ekibiz. Bu başarısızlık değildir. Katıldığı turnuvalara baraj oynayarak, zor bela 2.liklerle katılan bir ülke olarak, hayatımızda liderlik görmememize rağmen, hâlâ liderlik dışındaki durumları başarısızlık olarak görmekte üstümüze yok. Kadroda oynayan oyuncuyu bile yurtdışına yollayamıyoruz.

İngiltere'de sadece tek futbolcumuz var. Oynamıyor. Bırakın oynamayı kadroda yok.

Almanya'ya transfer olarak gönderdiğimiz, Milli Takım seviyesinde son adam Ümit Özat. Oradan katılanların hepsi Almanya'da yetişme futbolcular.

Fransa'dan tek adam Mevlüt. Tek transfer Hasan Kabze. Birini biz oynatmıyoruz. Birini de çağırmıyoruz.

Hollanda'da Sinan Kaloğlu var. Nerelerde bilmiyorum.

İsviçre'de Çağdaş Atan var. Banko oynayan nadir isimlerden. Çağırılmıyor.

İspanya'da Mehmet Topal var. Çağırmıyoruz !

Rusya'da Gökdeniz var. Barça maçında da oldukça iyi oynuyor. Çağırmıyoruz.

Belçika'da Sinan Bolat var. Seçmediğimizden bırakmak istiyor.

İyi bir takımız evet. Bu bir gerçek. Çok iyi bir takım değiliz. İyi bir 2.torba takımıyız şu sıralarda. 1.torbadaki ülkelerin kolay kolay istemeyeceği, diğer torbalardan gelenleri saf dışı bırakabilecek bir ekibiz. Onu da içeride 4, dışarıda 5 atarak yapamayız. 1.torbada yer alan ekiplerden de zayıflayan, bir durgunluk yaşayan, yeni nesil çıkartmakta sıkıntı yaşayan ekibin yerine dahil olabilecek bir ekibiz. En önemlisi, yerimizi, durumumuzu bilmeliyiz. 2.lik bizim gibi bir ülke için asla ama asla başarısızlık değildir. Bu zamanlarda da olmamalıdır !