27 Ekim 2011 Perşembe

Dimas'tan Amokachi'den Günümüze Beşiktaş - Fenerbahçe Derbileri


Biz erkeklerin futbol hafızası, ayrıntıları müthiş hatırlamasına rağmen ana parçayı tam olarak hatırlayamayan bir hafızadır. Mesela Cevad Prekazi'nin Monaco'ya attığı gol her sene 1m'ye geri gider. Mesela 1989'da o gol 35m'den atıldıysa, bugün o gol bence 45m'den atılmıştır. Ama 45metre yani. Youtube'a girin Prekazi yazın size "Prekazi 75m" diye sonuç önerir. Maçın 1-1 bittiğinin önemi yoktur, kimine göre o maç 1-0 bitmiş bile olabilir. Neyse konu Beşiktaş - Fenerbahçe maçları. Dağılmasın.

Hatırladığım dersem olmaz ama yazmazsam da olmaz. "Haydi Ferdi Zamanı Geldi" yani Les Ferdinand'ın efsanevi slalomu ile gelen 88-89 sezonunun Fenerbahçe adına tek mağlubiyeti benim görüntü anlamında aklıma yer etmiş belki de ilk görüntüsüydü. Sonra o Ferdi'nin kuzeni yıllar sonra İnönü'ye gelmiş taraftarlarla bol bol da fotoğraf çektirmişti. Tabii ki Rio Ferdinand o kuzen.

Sonra Uche'nin işaret parmağıyla yaptığı silah ve Osieck'in sevinci gelir aklıma. Sahanın ortasına kadar girip Uche'nin üzerine atlamıştı. Uche'nin o golünün asistinin Emre Aşık'tan gelmesi, hakemin Bülent Yavuz olması kadar Beşiktaş'ın yıllardır Fenerbahçe'ye yenilmemesi geleneği de bu maçla son bulmuştu. Ne acıdır ki, yine bir Beşiktaş maçında Uche'nin ayağı kırılmıştır. O maçta ayağının kırılmasına sebep olan Murat Şahin, 2006-2007 sezonunda sakat ayağı ile Beşiktaş - Antalyaspor maçına çıkmış, Beşiktaş'a hayati bir 3 puan armağan etmiş Demirören'de ona 1 sezon sözleşme uzatarak karşılık vermiştir.

Cine5 veya hiç bir kanal tarafından yayınlanmayan bir derbi de vardı. 96-97 sezonu ki yanılmıyorsam havuz sisteminin Cine 5 adına yeni günleriydi. Ali Şen, havuzdan çıkmak, daha fazla para veren Kanal D grubuna yayın hakkını satmak istemiş, bu isteğinde de Beşiktaş'ı yayına almış, bu sebeple de Cine5 maç yayını yapmamıştı. Hatta Kanal D bu sebeple bir Fenerbahçe maçını da 60 dakika yayınlamış, Tayfun Korkut'un efsanevi bir golünden sonra da yayını kesilmişti. Neyse maçtaki tek golü de Ertuğrul Sağlam atmıştı. Ama maç sonrası da golü Ertuğrul mu başkası mı attı tartışmaları olmuştu. Tabii bu maçın en enteresan detayı, Amokachi stada geldi anonsuyla ülkesinden geleli 15 dakika olan Amokachi'nin bir anda kendisini ilk 11'de bulmasıydı.

Bir de Dimas vardı. Bir zamanlar saçlarını at kuyruk yapan herkesin Dimas olarak çağırılmasına sebep olan adam. Juventus'tan gelmişti. Kariyeri Portekiz'de geçmişken bir anda Juve'de kendini bulmuş, Löw ile de Fenerbahçe'ye gelmişti. Zaten Dimas'tan sonra, hatta Dimas varken bile Fenerbahçe'nin o iflah olmaz sol kanat sorunu başladı diye hatırlarım. Tabii sol bekten bindirip, sağ dışıyla orta kesen Ümit Özat ve Sevilla maçında ayağı delinene kadar Roberto Carlos'a kadar. Neyse, bu maçta Dimas gol atmış, Toshack 75'te Şifo Mehmet'i oyuna almış, defansın arkasına atılan bir topta herkes ofsayt diye duraksamış, Rüştü tahmin edebileceğiniz gibi elini kaldırıp beklemiş, ama o kadar çok beklemiştir ki, Şifo Mehmet kafayla topu ağlara göndermiş, Rüştü ve Şifo Mehmet aynı anda aynı yere depar atmışlardı. Tabii Şifo sevinmek için, Rüştü hakeme itiraz için. Toshack ise 75'te oyuna aldığı, 88'de golü atan Şifo'yu 90'da oyundan almış ve maçı 3-2 bitirtmişti.




Turhan Sofuoğlu'nun efsanevi Fenerbahçe kariyerine son imzası olan bir 1-3'lük Beşiktaş maçı da vardır. Yav Preko bile 2 gol atmıştır öyle ki. Johnson'un Ali Sami Yen'de attığı golden sonra Preko'da 2 tane İnönü'de atmış, Galatasaray'ın 1999-2000 yılı şapiyonluğu garantilenmiştir.

Tabii ki efsanevi 6.yabancı ve 7.yabancı Denizli manşetlerinin atılmasına sebep olan 3-0'lık maç. Beşiktaş, Fenerbahçe'yi oynadığı oyunla sahadan silmişti. Beşiktaş sezona mükemmel başlamıştı. Denizli'nin kafasının karışması normaldi çünkü sahada 4 yabancı vardı. Bir de üstüne Uche ve Elvir Balic ikilisi de sahadaydı. Ali Güneş'de gurbetçi kontenjanından sayarsak Rüştü ve Ogün dışında Türkiye doğumlu adam yoktu sahada. Gerçi filmin koptuğu yer Balic - Rap Rap Rapaiç değişikliği idi. Maçın ardından da Mustafa Denizli; "ben teknik direktörüm, bu gibi yabancu sayısı işleriyle uğraşacak isim ben değil, yardımcılarımdır." gibisinden bir şey söylemişti. Beşiktaş ise 3 gün sonra Barça'yı da 3'lemişti. Hep söylerim, Ahmet Dursun'dan o golü yedikten sonra Messi'yi Barça altyapısına kattılar diye. Bu da benim efsanemdir.

Serhat Akın'ın 2 atakta 2 gol, 3 kırmızı kart ve bir sürü olayın olduğu bir Beşiktaş - Fenerbahçe derbisi de vardır.

Geldik Beşiktaş'ın 100.yılına. Tabii ki o maça. 1.Çinko. 2.Çinko. Tombala. Pascal Nouma. Sergen'in de bir aşırtması vardır, Ronaldo'nun neden o anda orada olduğunu anlayamayacağımız ama ofsayt gerekçesiyle sayılmayan bir golü de vardır. Tabii Rüştü de vardır. O olmasaydı hezimet olurdu o maç.

2003-2004 sezonunun ilk yarısında yanılmıyorsam Radikal gazetesinin bir spor ekinde bir F1 arabası, üzerinde Beşiktaş logosu ve bir yarışı bitirirken tasvir eden bir resim vardı. Manşetinde de "lider belli, devam etmeye gerek var mı ?" tarzında bir şey vardı. Çünkü 17 maçta 43 puan toplamıştı Beşiktaş. Gerçekten de buldozer gibiydi. Ta ki o Samsunspor maçına kadar. Ardından transfer olan İlhan Mansız. Yerine gelen İlie. Lucescu'nun 2 ciltlik kitap yazabileceği Türkiye kariyerinin 2.cilti. Neyse, Oscar Cordoba'nın sakatlık numarası ayağına yediği bir ilk gol vardı bu maçta. Sonra da 2. Ardından da 3. Fenerbahçe'de Daum'un Serhat-Tuncay-Van Hooijdonk-Nobre 4'lüsü ile maça çıkmasının yanında Ümit Özat'ı uzun zaman sonra ön libero başlatması da enteresan bir detaydı.

Sonrasında bir John Carew vardı. Yaptığı driplinglerden ben yoruldum o yorulmadı.

Bir de Jose Kleberss... Tun-cay Şan-lı !



Kezman'ın Fenerbahçe kariyerinde yaptığı nadir hayırlı işlerden birisi de 2006-2007'de attığı aşırtma golüdür. Beşiktaş'ın Bobo-Nobre-Delgado-Ricardinho 4'lüsü ile yardırdığı, Tigana'nın ısrarla Burak Yılmaz'ı kazanmaya çalıştığı, Baki Mercimek'in sol bek olduğu ve Beşiktaş'ın Mesut Özil'i transfer edemediği seneydi. Fenerbahçe'nin 100.yılı olduğu kısmı asıl söylenmesi gereken kısım tabii ki.

Alex de Souza. Kazım'ın Deivid'in cezası nedeniyle sağ kanatta gayet güzel oynadığı ve harika bir orta kestiği ardından gelen Alex'in kafa golü. Serdar Özkan'ın kontradan gol atması. Alex'in orta sahada infazının ardından gidip golü atması. Ardından Baki'ye gelen her topta yapılan ıslıklar.

Ardından da Aragones'in Gökhan Gönül'ü stoper oynattığı, Güiza'nın aşırtma atarken yine Rüştü'nün ellerinin havada olduğu bir gol vardı bu maçta. Bir de Holosko'nun slalom golü.

Bu kısım önemli. Çok önemli hem de. İbrahim Üzülmez topu solundan sağına çekti. Sağ ayağıyla ceza sahasının dışına kesti. Fink vurdu. Burada Mustafa Denizli giriyor araya o muzip gülüşüyle. Vurmadı... Bu vurmadı kelimesini Prekazi'nin golünde kullanmıştı aslında hoca ama buraya da uydu. İ19 sağıyla kesecek ve asist olacak. Gerisini konuşmamalı.





Son maç. Beşiktaş yedek kulübesinde stoper yok. Ferrari oyundan atılır. Alex, Aurelio zincirinden kurtulur. Oyunu alır götürür. İbrahim Toraman'ın İ19'dan yumruk yemesinin hemen ardından gol atması, Ekrem'in Dia'nın karşısında madara olmasının ardından gidip gol atması tam bütün olumsuzlukları Beşiktaş adına olumluya çevirmişken, Almeida golü kaçırır ve bir anda maç 2-1'den 4-2'ye döner.



Bu sene ne mi olur ? Beşiktaş kazanırsa lig çekişme kazanır. Fenerbahçe kazanırsa gayet öne çıkar. Hakemler ne yapar ? İşte bunun cevabını bilsem, maç yazısı da yazardım ama yazamıyorum...

26 Ekim 2011 Çarşamba

Galatasaray 2 - 4 Gaziantepspor


Bunlar babadan oğula nesil heralde...

25 Ekim 2011 Salı

17 - 24 Ekim || Haftanın Genel Görünümü


* Antalyaspor - Galatasaray maçını izlerken vallahi billahi, düüüüt Yunus Yıldırım'ın düdüğü faul atışı Antalyaspor lehine, futbol dışı sporlara olan ilgim arttı. Hentbol, curling gibi spor dalları, düüüüt Yunus Yıldırım'ın düdüğü faul atışı Antalyaspor lehine, hiç bir yere ilerlemeyen ağır aksak diziler, düüüüt Yunus Yıldırım'ın düdüğü faul atışı Antalyaspor lehine... Böyle bir yazıyı okumak insana ne kadar keyif verirse o maç da o kadar keyifliydi işte. düüüüt Yunus Yıldırım'ın düdüğü faul atışı Antalyaspor lehine... Bak Yunuscuğum, eskiden asker devletiydik, asker hakem doluydu memleket, şimdi de polis devletiyiz diye de polis hakemler dolmasın memleket. Gerçi sen polis felan değilsin ama benim gözümde bir trafik polisinden farkın yok. 7.5 dakikalık uzatmayı zorlaya zorlaya 3 dakika oynattın ya sana ne desem az. Gerçi 2008-2009 sezonundaki Antalyaspor - Galatasaray maçının son 10 dakikasını izleseniz, orada da ayrı bir katliam olduğu gerçeğini de görürsünüz.

Bak sana da bir kıyak geçeyim, haydi yine iyisin Yunuscuğum. TFF binasından Vatan Caddesi'ne yol tarifi yaptım sana. Gidersin Vatan Caddesi'ne akşama kadar düdük çalar durursun.

* Yunus Y. için tarif; http://g.co/maps/9fgb3

* Ertuğrul Sağlam hala diyor ki; "Maçta sadece 1 hata yaptık, kalemize 1 kere geldiler o da gol oldu." E zaten golleri yediğin takımlara bak; Beşiktaş. Galatasaray. Trabzonspor. Sen hata yaparsan tabii affetmezler. Sen Galatasaray'a karşı nasıl golü attın. Sercan'ın tek hatasıyla.

* Ziya Doğan'ın kırılma noktalarından bıktım. Hatta illallah artık. Her kaybedilen maçtan sonra bir kırılma noktası var, o anda kaybettik vs. vs. vs. 3 sezondur hoca Diyarbakırspor, Konyaspor ve Ankaragücü'nde görev yapıyor. 3 sezondur bu 3 takımla şu ana kadar aldığı galibiyet 6. Yazıyla altı. 2 takım küme düştü. 3.sü de yolda. Ben söyleyim; Ziya Doğan'ın bir takımın başına gelmesi o takımın küme düşme yolundaki kırılma noktasıdır.

* Rıza Çalımbay'ın takımlarındaki "korkunç ve bireysel defans hataları", "basit gol yeme" durumları da beni öldürüyor.

* Marco Simoncelli.

* Gattuso'nun futbola dönüp, kazandığı bir maçtan sonra rakibinin üzerine gidip sevineceği anı bekliyorum. O sakatlıktan döner. Gözündeki problem yüzünden 6 ay yok deniyor. Pippo'nun da direğe yardıracağı anı özledim. "Bunlar futbolu bırakmasın istiyorum" cümlesini kurduğuma göre biz yaşlanıyoruz yahu.

* Carlos Carvalhal diye bir adam geldi. Bu adam geldiğinde bizim Buşker'i askerden aradım. Dedim bu adam ne iş. Cevabı şu oldu; "Biz o kadar çok Portekizli aldık ki, madem hocamız da yok, diploması olan ilk Portekizliyi de hoca yapalım, gelsin takılsın" diye getirdiler heralde bu adamı da. Zamanla empati yapınca bu adam için, gerçekten ağır eleştiri yapamıyorum. Hele hele Rıdvan ile neydi adı Güntekin'in karşısında verdiği bir cevaptan sonra asla... Mesela, öyle bir takıma geldi ki bu adam; takımı sezon başında bir kondüsyoner-antrenör hazırlamış, gelirken "Tayfur Havutçu gelirse sen gidersin" demişler, takım kazandığı kupayı geri vermiş, başkanı taraftara yaranma, daha az yuhalanmak için habire taraftarın istediği adamları getirmiş, getire getire de kulübün burnundan getirmiş, kadrosunda neredeyse Porto kadrosundaki Portekiz'li kadar Portekiz'li var diye Simao-Quaresma kontenjanından gelmiş bir adam bu adam. Dahası tutup röportajlarda Türkçe konuşmaya çalışıyor, Rüştü'ye yardıra yardıra koşup sarılıyor, Burcu Esmersoy'a yazıyor, kenarda taraftar gibi heyecanlanıyor felan... Teknik anlamda kötü, taktik anlamda zayıf vs. vs. Özetle dedim ki; kabahat sen de değil, seni getiren de... Çünkü, Rıdvan ve Güntekin'e "bana Türkiye'den 1-2 takımdan geçen sezon teklif yapıldı" dediği zaman Buşker dedi ki; "abi bu adama teklif götüren takımın bırak Beşiktaş'ı, Gaziantepspor veya Kayserispor hatta ve hatta İBB kalibresinden daha aşağıda bir takım olduğu geçen sezon ki kadrolar ve hocalara bakıldığında bal gibi ortada ve bu adamı Beşiktaş takımın başına getiriyor." Bu yüzden dedim ya, kabahat sende değil seni getiren de...

* Aykut Kocaman'ın kadrosu ve oynadığı oyun 2009-2010 sezonundaki Daum kadrosundan farksız. Kenarda kanat özelliği zayıf ama oradan oraya koşturan bir sürü orta saha adamı, deplasmanda rakip ceza sahasına bile girmeden atılan gollerle kazanılan maçlar, oyun anlamında Alex'in olmadığı her an Fenerbahçe'nin sahada 11 Özer Hurmacı varmış gibi bir şeyler yapması felan. Çok koşayım, basayım ama hücumda da Alex'e bakayım. Özeti bu.

* Özer'in attığı gol de yılın golü olabilir ama gününde bir Bekir o topu da rahatlıkla çıkartabilirdi...

* Six and The City. Ahahahahaha.

* Why always me ?

* Bu City gidip Villareal'i 100.dakikada attığı gol ile zorla yenerken, United'a nasıl 6 atıyor sorusunu şöyle cevaplayayım. Villareal ile City iki Premier lig takımı olsa Villareal de 6 tane yer. United ile City şampiyonlar ligi çeyrek finalinde karşılaşsalardı, United bu maçı 2-0 kazanır. Neden ? City, şampiyonlar ligi denilen şeyi bilmiyor. Oyuncular 200 kez oynamış olsalar dahi takım olarak olmuyorlar. Villareal dediğimiz takımın Riquelme'nin penaltısı gol olsa Barça ile bir finali olacaktı belki de. City ise Kiev'e elenen bir takım. Fark bu.

* Barça - Sevilla maçının 90-98.dakikaları arasını Barça değil Real Madrid oynamış olsaydı, aman aman. Ne Mou'nun çirkefliği kalırdı, ne penaltı yaptıranın futbolculuğu, ne de hakemin satılmışlığı... Allahtan Barça oynadı.

* Javi Varas Reyiz.

* Jeoloji mühendisine "bina neden yıkılmış" diye sormak var ya, Fransızca hocasına "'How are you' ne demekti" diye sormaktan farksız. Yani aptalca. Salakça. İnşaat Mühendisliği diye bir bölüm de var. Okudum oradan biliyorum. Betonarme, statik, dinamik, gerber, cross vs. Bina bizim işimiz yani.

* Oraya buraya para yardımı yapmayın. Bakın bir daha yazıyorum. Yap-ma-yın ! Deprem vergilerinin hesabını sorun. 30 Milyar YTL. 6 tane daha sıfır eklenince eski parayla inanılmaz bir para oluyor. Hesap edin. 5 lira için sms atıyorsunuz onun zaten 2 Tl'si vergiye gidiyor. O vergi zaten bu işler için var. Bunun üzerine gidin. Bunu sorun. Bunu sorgulayın. "Somali'de, Gazze'de, Suriye sınırında Türk Kızılayı çadırı varsa Van'da neden çadır bitiyor ?" diye sorun. Bunun dışında da ebelek göbelek derneklere bir şey vermeyin. Adına, duruşuna, kuruluşuna sokaktaki 100 kişiden 100'ünün de güveneceği bir derneğe yardımınızı yapın. Yapamıyorsanız, güvenemiyorsanız, Van'a giden birilerini bulun onlara verin. En olmadı kendiniz gidin. Memleketteki insanları yaptıkları yardımdan bile şüphe ettirecek duruma getirdiler ya, yolladığım para birisinin cebine girer korkusu yerleştirdiler ya, yazıklar olsun...

Astsubay Kıdemli Başçavuş İbrahim Geçer - Konya
Jandarma Üsteğmen Murat Bek
Jandarma Er Koray Özel - Adana
Uzman Çavuş Mustafa Aslan
Jandarma Komando Onbaşı Yavuz Çoban
Er Eyüp Çolakoğlu
Piyade Astsubay Bilal Özcan

Jandarma Çavuş Birol Elmas
Piyade Er Ufuk Bozkurt
Jandarma Komando Er Süleyman Kalkan
Jandarma Komando Er Mehmet Çetin
Jandarma Er Mesut Cengiz
Er Mehmet Ağgedik
Er Reşit Ercan

Uzman Çavuş Halil Özdoğru
Piyade Er Fikret Özel
Jandarma Er Fevzi Kazak

Er Yunus Yılmaz
Piyade Çavuş İdris Çam
Er Hüseyin Güldal
Jandarma Piyade Onbaşı Soner Ateşsaçan
Onbaşı Mesut Kazanç
Er Ramazan Akın
Piyade Er Ahmet Tuncel

Hepsi burada...

18 Ekim 2011 Salı

Kötü Spikerlerden Maç Dinleme Rehberi


Sevgili futbol izleyicileri, ilk yabancı spikeri John Motson, ilk yabancı futbol yorumcusu Andy Gray olan insanlar, bildiğiniz gibi bir maçı ya iyi bir spiker (Ercan Taner, Yalçın Çetin, Levent Özçelik, Murat Kosova gibi...) anlatır ya da kötü bir spiker katleder. Bak anlatmaz, katleder. Kötü bir anlatımla bir Barça maçı izle, izlediğin en kötü Barça maçı olur. Kötü bir spiker de kendi içinde kısımlara ayrılır. Tetikçi, neden ben buradayım, çok bağırırsam iyi anlatmış olurum gibi spiker örnekleri vardır, kötü spiker denilince akla gelen.

Kötü Spiker'in özellikleri şunlardır;

1- Tetikçilik: Bu "tetikçi" kelimesinin yazıdaki anlamı şu; "maçı izleyen insanlara, skor istediğimiz gibi bitmezse yem olarak birini atmalıyım, bunun için de olumsuz bir iş yaptığında hemen bunu vurgulamalıyım" düşüncesine ben tetikçilik diyorum. Bunu görürsünüz maalesef. Her maçta hem de. Bir maç topa kaydı ama yetişemedi diye Marek Cech olur, bir maç Alanzinho, bir maç Rüştü bir maç o, bir maç bu... Bunun teknik direktör bölümü de var. Durum ümitsiz ise "yine yalnış kadro tercihi" olur bunun adı kısaca...

2- Hakem: Hakem konusu spiker tarafından 2 şekilde eleştirilir. 1.si, eğer hakem dünyanın elit hakemlerinden birisi ise hakem kafadan tanıtılır vs. ama skor istediğimiz gibi değilse ve beklediğimiz düdük yoksa ortada, hakemin ne hakemliği kalır, ne elitliği. 2.tarz da şudur. Hakem elit kategoride değilse hemen kötü yönettiği bir maç üzerinden vurulmaya başlanır ki, bu da ilk aleyhimize gelen düdükten sonra başlar.

3- Rakibi Yerme: Bu kısma bayılıyorum. "Eski gücünde değil." Ahahahahahaha. Senin yeni gücün ne ki, adamın eski gücünün derdindesin. Dahası bu cümlenin ardından adamlar tokatlar ve gider. Bir de üstüne şu gelir genelde. "Bazı eksiklikleri ve zaafları var" Mesela stoperleri zayıf diyelim bir takımın. Sen stoperlerinle kafa kafaya kalamıyorsun ki, stoperleri dert olsun. Adamın defansı pres yapan santraforundan başlıyor. Neyse, "bir çok önemli ve yıldız oyuncusundan eksik gelmek" tanımına da bayılırım. Anlatırken kullanana da hayran olurum, taparım, ölürüm.

4- Golü Yeme: Genellikle bu aşamalardan hemen sonra olur. Rakibin zaafı var dediğimiz bölgelerden nedense biz açık verir ve golü yeriz. Bu bir ara aşamadır. Bu en seveceğiniz veya en nefret edeceğiniz anlardır. Çünkü, ya spiker golden sonra susar ve şükürler olsun ki sesinden bizi mahrum bırakır ya da kötü olanı yapıp bize gol yorumunu yapmaya başlar.

5- Kendimizi Yerme: Bayıldığım bölüm 2. Dr.Who'nun Blink, House'ın Three Patients, Lost'un The Constant, Kötü Spikerden: Rakibi Yerme adlı bölümlerden sonra favorim bu bölümdür. Golü yedik ya hemen zaaflarımız başlar. Böyle maçları kaldıramayacak tecrübede veya en sıkıntılı bölgemiz maalesef tandemimiz cümleleri ile ya oynayan oyuncu ya da teknik direktör madde 1'de olduğu gibi tetikçiliğe maruz kalır.

6- Ülke Puanı ve Sosyal Mesaj: "Bu sene maalesef istediğimiz ülke puanını tutturamazsak, bir takım az gideceğiz. Bu yüzden renk ayırt etmeden desteklemeliyiz." Yıllardır ülke puanını bir tutturamıyoruz zaten. Hele bu dilekten sonra hemen formamı giyip "biz hepimiz bir olalııım..." diye marşlar söyleyesim, el ele tutuşup yuvarlak yaparak döne döne maç izleyesim geliyor.

7- Rakibi Övme: Madde 3'ten madde 7'ye neler değişti değil mi canlar ? Bir anda o eksikleri olan takım gitti, yerine "kontraatağa iyi çıkarlar, duran toplarda çok iyiler" fikirlerini bir anda gerçekleştiren iyi bir takım geldi. Onlar hep öyle değil miydi zaten ?

8- Bir Umuttu Yaşatan İnsanı: İşte son kısım. Puan kaybı yaşanır ve bundan sonra da o matematik hesabı işin içerisine girer. Rakiplerimiz birbiriyle oynuyor, umarız kaybederler, biz içeride kazanacak güçteyiz vs. vs. Az önce uçuyordun abi, bildiğin Lincoln'ün helikopteri ile uçuyordun.

Tabii ki, transfere harcanan paranın çokluğu ve rakibin genç yetenekleri yetiştirmesinden bahsetme kısmı da mağlubiyet kesinleştiken sonra bize sunulan bir tezdir. Unutumamalı...

16 Ekim 2011 Pazar

Galatasaray 2 - 1 Bursaspor || Çok Güzel


Resimdeki isimden en sonda bahsedeceğim. Önce maç. Fatih Terim'in Galatasaray'a oynatmak istediği ve herkesin beklediği futbol nedir ? Arsenal finali öncesi söylediği gibi, "çıkıcaz ve bam bam bam ileri gideceğiz ve oynayacağız." Oynuyor mu Galatasaray? 45 ila 60 dakika oynuyor. Çünkü, bu kadara yetiyor gücü. Engin Baytar orta sahada var olduğu sürece diyelim aslında bu 45 - 60 dakika dediğimiz süreye. Engin çıktıktan sonrası da Galatasaray adına sadece maçı idare etmek olarak kalıyor.

Selçuk - Melo - Engin orta sahası defansif anlamda evet, gayet iyi. Özellikle Melo'nun oyunu rahatlatmak adına sahanın karambol olan alanına değil, boş olan alanına Galatasaray lehine toplar atması oyun açısından gayet olumlu. Defansta da Tomas Ujfalusi'nin varlığı önde Melo ile beraber geride bir rahatlık sağlıyor. Ama işte ama kısmı şu, hücumda Galatasaray aynı ölçüde yok. Top rakipteyken mükemmel derecede top etrafında çoğalan Galatasaray, top kendisindeyken rakip kalede çoğalamıyor. Orta saha yuvarlağı ile rakip ceza sahası ön çizgisi arasında 6-7 Galatasaraylı kalıyor. Ceza sahası içerisinde de, o da hemen bir adım içeride, Elmander var oluyor. Galatasaray hücumda daha doğrusu ceza sahası içerisinde çoğalma sıkıntısı yaşıyor. Bu felaket derecede bariz.

Atılan golleri hatırlatayım.

- Melo, Selçuk, Baros penaltı.

- Rajnoch kendi kalesine. Melo'nun Es-Es maçındaki 2.golü kornerin hemen ardından gelen bir top. Gökhan Zan duran top. Bunlar duran top.

- Melo'nun 35m'den attığı gol (Aslında bu da duran top sayılır). Elmander'in ceza sahası dışından şutu. Bunlar ceza sahası dışı.

- Kazım'ın kontraatak golü. Elmander'in ve Baros'un Bursaspor maçında attığı goller. Bu gollerde de Galatasaray'ın ceza sahası içerisinde gol vuruşu yapan adamından başka bir tane daha adam maalesef yok. Kazım'ın golünde zaten olmasa da olur. Malum kontraatak.

Hücumda çoğalamıyor. Neden ? Dikine ceza sahasına inen adamı yok. Alanını kapatmış ve yerleşmiş savunmanın arkasına geçecek adamı yok Galatasaray'ın. Bunu kim yapar mesela ? Ujfalusi sağ bekten yardıra yardıra gelir. Hakan Balta ise sadece bindirme yapsa kafi. Ara ara yapıyor da onda da ortaları şut gibi kesiyor Hakan. Riera. Çok zor. Kazım ve Sabri kanadından da bu daha olamadı.

İyi yönü ne peki ? Galatasaray 2 maçta yenik duruma düştü. 2 maçta rakipleri beraberliği yakaladı. 1 maçı 10 kişiyken beraberliğe çevirdi. 2 maçta da beraberlikten galibiyete geldi. Geri dönüş olarak mükemmel ama dönmeye gerek duymak kısmı can sıkıcı. Oturmaya çalışan bir takım diyelim.

Peki Markus sana soruyorum, sen Almanya'dan geliyorsun, Almanya'da da felaket yağmur olur, nasıl oluyor da orada zeminler pırıl pırıl da burada böyle, bir açıkla ya, farklı ne var ?

Ben açıklayayım, Markus'un memleketinde Belçika ile oynanan maç Esprit Stadion'da oynandı. Kimin kullandığı stat biliyor musunuz ? Bundesliga'da bile maç yapmıyor orijinal adı LTU, sponsor gelince adı Esprit olan stadyumu kullanan takım. Fortuna Düsseldorf. En son maçını bu statta 24 Eylül'de yapmış. Peki Almanya - Belçika maçından sonra ne zaman kullanacak ? 21 Ekim'de. Sen bir stadyumda 7 günde üç üst düzey maç oynatırsan, hele bunu hava şartları kötüleşirken yaparsan, ortaya Nisan ayında çamur deryasına dönen Ankara 19 Mayıs Stadyumu çıkartırsın.

Gelelim resime. Maç öncesi, tünelde Sabri'nin yanında bir adam duruyordu. Adı Murat Demirok. Koluna girmişti. Sabri ile konuşuyordu, Sabri de arkadaşlarıyla tanıştırıyor, bir şeyler anlatıyordu. Daha sonra Fatih Terim geldi. Sabri hocasını tanıttı. Eli ayağına dolaştı heyecandan. Normaldir, Terim ile karşılaşıp heyecanlanmamak mümkün mü ? Neyse Sabri'nin kolunda sahaya çıktı. Alkışlar, destekler. Ağzından 2 kelime döküldü. O kadar netti ki... "Çok Güzel" dedi sadece. Dahası bunu derken görmüyordu. Görme engelliydi. Altı nokta körler derneği İstanbul Şube Başkanıydı. Bizim hayranlık duyduğumuz, sevdiğimiz, bakmalara doyamadığımız stadı görmüyordu ama "Çok Güzel" olduğunu görüyordu aslında orada.

Şöyle de bir kampanyaya öncülük ediyor Murat Demirok. Girin, bakın, görün.

http://www.renklerherkesicindir.com/

Bu da Aslanlar da var tabii. Avrupa Şampiyonu, gururumuz olan Engelsiz Aslanlar;

http://www.galatasaray.org/basketbol/tekerleklisandalye/haber/11379.php

Namaste


Askere gidip, askerlik yaptığınız süre zarfında (5 veya 15 ay olabilir bu süre) veya herhangi başka bir işle uğraştığınızdan önünüzde veya elinizin altında teknolojik bir alet bulunmadığında hiç futbol ile alakalı bir şey izlemeseniz, dünya futbolunda yaşananlardan dolayı, kendi güncel futbol birikiminizde bir çok şeyin eksikliğini farkedersiniz. Ne bileyim Mario Mandzukic'in Edin Dzeko'nun 1 boy küçüğü olmuş olmasını, Edin Dzeko ve Maradona'nın damadının, Zidane'ın 48 veliahtından birisi olan Samir Nasri ile beraber City gibi bir takımı bir yerlere getirmesini felan kaçırırsınız. Bir kaç El Clasico, Arsenal'in 8 yediği maç gibi şeyleri izlemezsiniz. "Türk futbolu açısından ne kaçırırsınız" derseniz, cevabı vereyim. Hiç bir şey kaçırmamış olursunuz.

5 ay öncesinde ne muhabbeti dönüyorsa, hala aynı. Bakın, Ulusal Takım hala aynı aptalca argümanlarla eleştirilip, yazılara malzeme oluyor. Hala muhabbet "yerli teknik direktör. Mesut Özil." Dünyada 2 evrensel dil vardır arkadaş. Birisi müzik. Diğeri de futbol. Bu ikisinin de yerlisi yabancısı yoktur. İyisi ve kötüsü vardır. Amerika'nın Irak işgalinde Saddam'ın yanına koşturarak giden adamla aynı dili konuşmazsın mesela. Aynı hayatı da yaşamazsın. Ama üzerindeki Galatasaray eşofmanı senin onunla ortak dilindir. Yerli müzik grubumuz Pink Floyd veya yabancı müzik grubu Opeth felan yoktur yani. Burden vardır. Shine on you Crazy Diamond vardır. Şımarık vardır. Guus Hiddink vardır. Alex Ferguson vardır. Şenol Güneş vardır.

Size Hırvat maçı öncesi durumumuzu özetleyeyim; 2010 Dünya Kupası elemelerinde Türkiye 15 puan topladı. 2012 elemelerinde 17. 2 puan fazla. Aynı miktarda golü attık. 13 gol. Sadece bu elemelerde 1 gol fazla yedik. 11 gol. O grupta 10'da 10 yapan İspanya vardı. Bu grupta da Almanya. Bu kez barajdayız. Diğer seferde ise 2 maç kala elenmiştik. Bakın, son maçta da değil. Koskoca 180 dakika vardı. 2 maç. Şimdi, Terim futbolu isteniyor desen, kardeşim senin izlemekten keyif aldığın Terim ile almadığın Hiddink aynı işi yapmış. Rakamlar ile tabii. Ama buzdağının asla göremeyeceğin kısmı şu; Hiddink gerekli olan puanı, gerekli rakibinden almış. İkili eşleşme olsa, Almanya hariç her rakibini eliyor. Terim zamanı ise Belçika'ya 2 maçta da üstün gelemedik. Bu yüzden elendik zaten. Ama bunu görmemek mesele. Mesele sözde iyi futbol izlemek. Emin olun bunlar için bu lige Barça'yı getirsen, yine sıkılırlar, birisi bunları yensin diye ellerinden geleni yaparlar.

Bir de Mesut meselesi var. Adamın kariyerini planlayan insanlar kimse, böyle parmakla gösterilip takdir edilmesi gereken adamlar. Demişler ki, "müdür sen Türksün. Maçta da Türkçe sövüyorsun, Pepe'nin altına otururken şişe koyuyorsun, menemen yapıyorsun, gayet güzel Türkçe konuşuyorsun vs. vs. ama aynı zamanda Almansın. Gelecek planları yapılmış, her mevkii de alternatifleri ile belirlenmiş bir kadronun parçası olacaksın. Michael Ballack yerine Mesut Özil olacak artık. Alman Milli Takımı ile her şampiyonaya katılacaksın. Dahası tek olacaksın. Türkiye'ye gittiğinde zaten kimin nerede oynadığı belli değil hele hele Hamit dışında Almanya kökenlilerin oynadığını görmek maalesef mümkün değil. Orada takım arkadaşı helikopter baktı diye basına röportaj verip, daha sonra basının ilgisinden bıktığım için gittim diyenler, kameralara parmak sallayanlar, Ocak 2011'de son maçını oynamış olduğu halde kaleci olarak çağırılanlar, 5 aydır topa değmediği halde gelip direkt ilk 11 çıkanlar, koskoca sezon başlangıcından beri sadece ama sadece 90 dakika maça çıkıp, direkt grubun en kritik maçında ilk 11 başlayanları göreceksin, yani senin gibi direkt oynayanların değil, oynamayanların ilk 11 çıktığı ve maçı değiştirecek adam olarak lanse edildiği bir yere gideceksin. Seçim senin." demişler ve o da tabii ki kutuma gitmek istiyorum Acun Bey demiş. Sonra da kutusundan Real Madrid çıkmış işte. Sonra da Hamit gitti ne var derseniz, net olayım Mesut gitmese, gitmiş olduğu halde iyi oynamasa bırakın Hamit'i, Nuri bile gidemezdi. Hepsi, Bayern Münih'in dışında Şampiyonlar ligi'nde 1.torbada yer alan bir takıma bile gidemezdi.

Gelelim adı Süper olan lige. Hiç bir anında bir gram plan olmayan bir ligin içerisinde bir şeyler yazmak, Türk ruleti oynamaktan farksız. Bu ligin bu durumda olmasının Aziz Yıldırım genelinde Fenerbahçe'nin düştüğü durum, İskender Alın, İbrahim Akın, Tayfur Havutçu, Serdal Adalı, çıktığı hiç bir hava topunu faul yapmadan alamayan Ümit Karan ve olmazsa olmaz Bülent Başgaaan'ın içeride olmasının ve bu isimleri içeride tutan ve açıklanmasını beklediğimiz iddianamenin eseri olduğunu tabii ki söylemeliyiz. "Aaa siz bunlara şikeci diyorsunuz, sizin geçmişiniz temiz sanki" anlayabilirsiniz bu cümleden. Hayır böyle demiyorum. Suçları yüzüne okunmadan, neden içeride olduklarına dair bir iddianame yayınlanmadan, "delilleri karartırlar" şüphesi ile içeride olan adamlar bunlar. Tayfur Havutçu'nun Mayıs 9'da yaptığı iddia edilen şike için, Temmuz 10'da içeri alınmasını düşünürsek, diğer isimlerin de keza bu ve buna yakın tarihlerde içeriye alındığını düşünürsek, bir shift+delete veya bir faber-castell silgi almak zor şeyler 45-50 günde. Ama böyle anlayanlara veya anlamak isteyenler için açıklayayım.

Bu ligde geçmişi temiz bir futbol kulübü yoktur, olamaz da. Bunu göz göre göre de anlarsınız ama maalesef ispatlayamazsınız. Ne acı. Gerçek budur. Zalad 8 tane yedi derseniz, ki Zalad ilk 5 golü yemiştir ardından yedek kaleci oyuna girmiştir, bu lafların gelmesinin sebebi yediği 5.golde elinden kaçırdığı toptur, bu futbol üzerine konuşanların daima "şike" denince ilk konuştuğu bir olay olarak kalmaya devam edecektir. Bir taraf şikeci derken, diğer taraf karşı argüman sunacaktır. Bu videodaki yorumlar gibi. 5 kırmızı kart dersiniz, Kocaelispor maçında 100. dakikada Ahmet Dursun'un ofsayttan attığı gol dersiniz, dersiniz, dersiniz ve bunları tarihten bir yaprak olarak okursunuz, izlersiniz. Bunları kimse açıklamaz veya hatırlamaz. Hiç bir şey yoktur bu olaylarda belki de. Komplo teorisidir sadece. Belki de sadece hakem, oyuncu hatasıdır. Anlatırsınız ama anlatamazsınız, ispatlarsınız ama ispatlayamazsınız, açıklarsınız ama açıklayamazsınız. Kimse, neden transfer görüşmesi yaptı diye Tayfur Havutçu'nun içeride olduğunu ama Sezer Öztürk ile Emmanuel Emenike'nin dışarı da olduğunu da açıklayamaz. 2007-2008 sezonunun 4.haftasında maç öncesinde Hakan Balta'yı transfer etmek için futbolcuya ve yönetime teklif veren, aynı sezonun 31.haftasında Abdullah Avcı'nın İ.B.B.-Galatasaray maçının öncesinde teknik direktörlük teklif eden Galatasaray kısmının da üzerine düşmez. Düşemez. Çünkü 200 yıldır, "kötü oyna, seneye bizdesin" cümleleriyle o kadar adam alındı ki bu ülkedeki takımlara... Ha keza, 2009-2010 sezonunun Ankaragücü - Fenerbahçe maçı öncesi Serkan Kırıntılı'yı İstanbul'da görmeyen, gezdiği yerleri bilmeyen kimse de kalmadı mesela. Ben bile gördüm adamı mesela Bebek'te. Bağdat Caddesi taraflarında da görmeyen kalmadı...

Şike mevzuu uzun iş, kısa keselim. Temiz adam ve takım kalmayacak yoksa. Buraya Sergen'in 3'e 4 yakaladığı defansın üzerine gitmeyip geriye döndüğü, Ergun Gürsoy'u, Selçuk Dereli'nin 2006-2007 sezonu Türkiye Kupası yarı finalini, Karabükspor kalecisi Vjekoslav Tomic'in ligde 1 farklı kaybettikleri sadece tek maçta son dakikada gol aramaya gittiğini o maçın da Fenerbahçe maçı olduğunu, 2005-2006 sezonundaki Galatasaray - Kayseri Erciyesspor maçında Ümit Karan'ın golünden sonra direkleri tekmeleyenleri, "biz futbolu saha dışında da kazanmayı öğrendik" cümlesini, Vahap Beyaz'ın efsanevi düdüğünü felan anlatırsak, uçar gider mevzuu. Daha 2007-2008 sezonunda Semih'in 90+4'ün 6.dakikasında (rakam yalnış değildir altı) golü veren hakemin bir daha maç alamamasını, Hüseyin Göçek'in Fenerbahçe - Gaziantepspor maçından beri Fenerbahçe, 2009-2010 sezonundaki Galatasaray - İ.B.B maçından beri iç sahada Galatasaray maçı almadığını, Bünyamin Gezer'in bir anda düdük asmasına girip, hakem mevzuuna da girebiliriz. Böyle bitmez bu yazı.

Neticede yukarıda ismi yazılı olan veya olmayan isimlerin hepsi iddianameye göre "Pardon" filminin ya yeni oyuncuları ya da "hayal kırıklığının başkenti"nin ilk ve en ünlü vatandaşları olacaklar. Kendilerine o kadar güvenen bir kamuoyu oluştu ki, beklentilerin aksi inanılmaz bir durum yaratır. Yarı finale çıktık diyen Hırvatların durumuna düşer. Şimdilik burada kalalım.

Neden bu lige plansız dedik. Puzzle parçalarını birleştirelim.

- Şike ile ilgili gözaltılar başlıyor. Trabzonspor, Sivasspor, Fenerbahçe, Beşiktaş takımının yöneticileri de dahil olmak üzere bir çok futbolcu ifadeye çağırılıyor. İfadelerinin ardından gözaltına alınanlar, tutuklananlar ve serbest bırakılanlar oluyor. Fenerbahçe ve Sivasspor başkanı cezaevine gönderiliyor. Beşiktaş Teknik Direktörü de cezaevine gönderiliyor.

- Fenerbahçe ve Sivasspor'un başta olmak üzere bir çok takımı küme düşürüleceği veya puan silme cezasına maruz kalacağı, hatta ligin şampiyonsuz tescil edileceği bile yüksek sesle söyleniyor.

- Temmuz başında futbolla ilgili yetkili kişiler toplanıyor, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne katılacağını, ligin böyle tescil edileceğini, küme düşürülmeyeceğini vs. belirtiyor. Daha sonra, bu daha sonra da yaklaşık 45 gündür, Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi'nden ihraç ediliyor. Bu son gün yapılıyor. Kura çekiminden önce bizzat Uefa tarafından. Daha önce bir şey yok diyen Federasyon, daha sonra "müdür ya biz 50 yıldır herkese yaptığımız gibi yine o devekuşu rolünü oynadık, hiç bir şeyi üstelemedik, iddianame istemedik vs. vs. kafamızı kuma gömdük ama bu kez olmadı siz gitmiyorsunuz" dedi. Planlarını Temmuz 12'de gidecekleri yönünde yapan Fenerbahçe, Ağustos 25'te "gitmiyoruz"a çevirdi. Niang'ı, Lugano'yu, Santos'u sattı.

- Mehmet Ali Aydınlar ve federasyon, 14 Temmuz'da ligler ertelenmeyecek, süper kupa yapılacak dedi. 1 hafta sonra ligleri erteledi. 1 ay sonra 20 Ağustos'ta liglerin sistemini değiştirdi. Açıklama olarak da; "bunu bir deneyelim, beğenmezsek değiştiririz" dedi. Bu benim yorumum değil. Kendi yorumu. Koton'dan gömlek alıyoruz ya.

- Yıldırım Demirören başkanlığında kulüpler birliği toplanıyor ve "şikeye verilen cezalar düşürülsün hatta küme düşme de kaldırılsın" diyor. Hatta yeni ceza süreleri bile belirleniyor. Neden ? İddianame mi var ellerinde ? Varsa paylaşsınlar. Neden sanki bu isimler ceza alacaklarmış gibi davranılıp bu isimler kurtarılmaya çalışıyor. Suçluluğunu biliyorsanız, ki olduğunu düşünüyorsunuz ceza düşürmekle, bize de bildiğinizi söyleyin. Yıllardır "yasa, yasa, yasa" diye haykıranların bir anda "evet efendim, sepet efendim"e dönmesi neden ?

- Bu play-off sisteminin aşırı derecede LigTv dayatması olduğu gerçeğinden bahsetmiyorum.

- Dahası fikstürde Trabzonspor'un aynı günde hem lig, hem de Şampiyonlar ligi maçı yapacak olması gibi saçma olaylardan bahsetmiyorum bile.

Ne anlatırsan anlat, hepsi buraya +1 olarak gelecek sadece. Çok maç yapmalıyız, az maç yaptığımızdan böyle oluyor diyerek Play-Off'u koyabilirsin, kimse yemez.

Takımların durumu da bir o kadar enteresan. Şampiyonlar Ligine gidemediğinden buna göre transfer yapan ama Şampiyonlar Ligi'ne giden Trabzonspor'un kadrosu, idare eden yabancılardan kurulu. Didier Zokora ve Adrian dışındakileri "ben takımıma almazdım" derim sadece.

Fenerbahçe kadrosu ise dediğim gibi Şampiyonlar Ligi'nden atılma yüzünden böyle devşirilmiş bir halde. Son anda gelen sol bek, santrafor felan (neydi adları Güntekin, bunları ben çok izledim ama Güntekin) kadro derinliği açısından takımda. Ama kazanmasını biliyorlar. Kayseri deplasmanında ceza sahasına bile girmeden maç kazanabiliyorlar, içeride de kazanıyorlar, bir şekilde kazanıyorlar.

Beşiktaş ise önüne gelen Portekizli'yi takıma almakla o kadar meşguldu ki, bir ara dedim başkan da arada yalnışlıkla kendi yerine bir Portekizliyi başkan yapar da Beşiktaş'ı kurtarır mı, ama maalesef olmadı. Bir adamın %50 bonservisine 2.1 milyon Euro para verip, adamı kadroya almamak, mükemmel. Net olayım, takımın patronu Ricardo Quaresma-Simao Sabrosa'dır. İstediğini kadroya al(dır)ır, istemediğini al(dır)maz, istediği hocayı getir(t)ir vs. vs.

Galatasaray da tam sorunlu adamlara bir şans verelim, Terim'i getirelim, 2000 ruhu yapalım derken değişik bir şey oldu. Askerlikte şöyle bir laf vardır; "Sizi s..medik diye böyle oldunuz." Galatasaray'lı oyuncular geçen sene bu durumda idi. Bu sene bu işi yapacak bir komutan geldi başlarına. Ayrıca Emmanuel Eboue'ye de bir yer bulunamadıkça "lüks oyuncu" olarak gezmeye devam edecek. Sol açık, sağ iç, sağ bek, sol bek vs. Pitbull var bir de. Yok Volkan Arslan değil.

Orduspor taş gibi takım. Bursaspor geçen sene ile aynı. Aslında bir çoğu aynı. Dedim ya bir şey kaybetmezsiniz diye. İşte ondan...

Gereksiz bilgi; Şımarık, 17 dilde cover yapılmış bir parçadır.

23 Ağustos 2011 Salı

Jübile, BayKerahet, Twitter.

Giderayak sanal aleme bok atacak değilim. Az ekmeğini yemedik blogun da twitter'ın da. -hemen kötü anlama arkadaşım- Güzel insanlara ulaşma şansım oldu. Güzel arkadaşlar; ve hatta abiler / ablalar kazandırdı. Ancak allahsız şey rahatsız edici olmaya başladı. Dışarıdayken elime telefonu alıp twitter'a bakmak çevremi geçtim, beni de rahatsız eder oldu. Her şeyi takip etmek yorucu. Sürekli güncel kalıp, anlık takip kulağa güzel gelse de o kadar iyi değil. Son bir aydır çalışmaya da başlayınca eskisi gibi takip edemez oldum zaten. Farkettim ki, böylesi daha iyi. He bir de samimiyetsiz bir samimiyet ortamı var ki evlerden ırak. Neyse.

Madem bir yola girdik, kesip kurtulalım daha iyi. Böyle basın açıklaması kıvamında bir şey de bırakalım arkamızdan, şeklimiz olsun. eheh.

Kısaca, twitter artık uzak da, blog başka bir yerde belki bundan sonra. İki sene falan temiz emek verdik buraya. Yeri geldi övdük, sevdik; yeri geldi saydık, sövdük. Benden sonra kalanlara emanet.

ps: blogun temayla fazla oynamayın olm. ona çok kasmıştım.
ps2: twitterın ayrıca amınakoyim lan. demesem içimde kalırdı.