Johan Neeskens etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Johan Neeskens etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ekim 2010 Çarşamba

Johan&Frank'e Güzel Bir Veda


Yıllardır her gelen futbolcuya karşı havaalanında bir izdiham yaratmakta üstümüze yok. Her gelene istisnasız yaptığımız için de rezil olduğumuz, hakedene de haketmeyene de yaptığımız bir gerçek. Lakin, bu konuda bir ilk yapabiliriz.

Footballve.com'da bir izleyici yorumu var. Rijkaard'ın gidişi üzerine, bir fikir. Güzel bir fikir. Rijkaard ve Neeskens'in gidişinde orada olup, onlara güzel bir veda etmek. Ne bileyim bir demet çiçek alıp, alkışlayarak, boyunlarına Galatasaray atkılarını asarak yollamak. Onlara gördükleri Galatasaray'ın, gerçek Galatasaray olmadığını göstermek, Baba Gündüz'ün dediği gibi "Galatasaray'ın bir his takımı" olduğunu göstermek adına onlara basit, güzel bir veda. Onları gönderenin taraftar değil, kendilerini kurtarmak isteyenler olduğunu göstermek için, en azından bir teşekkür için. Sabri gibi umutsuz bir vakayı bile bizim gibi asıp kesip yollamak yerine, ondan eksikliğini hissettiğimiz bir adama dönüştürdükleri için bile kocaman teşekkürleri hakediyorlar.

Bunu yapabiliriz. Ama öğrenmemiz gereken şey ne zaman ayrılacakları ve böyle bir vedaya gelmek isteyen taraftarların olup olmayacağı.

Görüş ve fikirlere açığız. Merak ediyoruz.


Bu konularda yeni bir bilgi olursa buradan, bu yazıya ek ile yazarız.

Sonradan not: Aslında Sabri, orta kesme konusunda aynı. Ama en azından eskisi kadar hakeme çemkirmiyor. Rakiple çatışmıyor.

Elveda Frank, Elveda Johan


Ölüm döşşeğindeki bir hastayı beklersiniz ya, ölmez diye kendinizi inandırmaya çalışırsınız, hastalığına sebep olan yerleri temizlesek, oraları tedavi etsek düzelir mi dersiniz, her an kendinizi öyle bir ölmeyeceğine inandırırsınız ki, içeriden çığlık çığlığa ağlayanları duyunca kendinize bile söyleyemediğiniz o şeyi görürsünüz... İşte o durumdayım.

Her an kendime; "Frank ve Johan gitmez", onu bu duruma saha içerisinde düşürenler ceza alır, en azından Galatasaray adına yakışmayanlar gider, Baba Gündüz'ün "Galatasaray bir his takımıdır" sözüne uymayanlar gider, 8.haftada hoca göndermek gibi saçma bir şeyi yapmazlar, diyordum. Onlar gitti.

Frank gitti. Johan gitti.

15 senedir bir tane stadyumda maç izlemeyenlerin futbol duayeni ilan edildiği bu ülkede, hangi sıfatı alsan, hangi konumla gelsen, "sıfır"sın. Sıfır ilan ediliyorsun. Sizin yaptığınız işler, önce Ten Cate'ye, sonra Cruyff'a, sonra sisteme yükleniyor. Baktılar olmuyor, "babalarına" kadar yüklüyorlar.

Neyse. Senin kuyruğuna şimdi teneke takan "şerefsizler" utansın diyeceğim de utanma duyguları olsa şeref yoksunu insanlar olmazlardı.


Elveda Frank. Elveda Johan.

19 Ocak 2010 Salı

Rijkaard - Neeskens - Fatih Terim (Koltuk Kapmaca!)






Taç Çizgisi Blogundan Schumy e-mail yoluyla ulaştırdı. Önden bir teşekkürlerimizi iletelim kendisine bu paylaşım için :)

Gelelim olaya:

Aslında "olsa şaşırmam" diyeceğimiz bir senaryo gerçekleşiyor.

Arsenal Rijkaard'ı teknik direktörleri olarak görevlendiriyor. Rijkaard'ın yakaladığı tek başarı Avrupa Kupasında final oynamak. Bu süre zarfında Galatasaray'ın hocası kim oluyor? Johan Neeskens. Neeskens Galatasaray'a bir adet Şampiyonluk, bir adet Süper Kupa kazandırıyor. Ada'da işler burda olduğu kadar hoş gitmiyor. Arsenal tribünlerinde "istifa" sesleri yükselince Rijkaard yaka paça kovuluyor kulüpten. Yerine gelen adam ise Johan Neeskens. Rijkaard ikinci kez koltuğu aynı adama kaptırıyor.

Buraya kadar normal sayılabilir. Normal olmayan şey ise Galatasaray'a gelen yeni hoca. Fatih Terim! 3. Terim devri başlıyor Galatasaray'da. Hadi hayırlısı.

Olsa şaşırır mıydık..? Hiiç sanmıyorum, özellikle 3. Terim devri hiç de zor değil gibi.

27 Kasım 2009 Cuma

Johan


"O benim yardımcım değil. Galatasaray'ın aslında 2 teknik direktörü var" diyerek övmüştü Frank, O'nu. Hamile eşi aniden rahatsızlanınca Bursa'dan Hollanda'ya gitti kıvırcık saçlı. Takımı da O'na bıraktı. Bursaspor maçında takımı Johan Neeskens yönetecek. Bakalım, Frank'siz Galatasaray'da bir değişim olacak mı?

25 Eylül 2009 Cuma

Yorumcu Türk Teknik Direktörlerinin Rijkaard ile İmtihanı


Düşünsenize bir adam geliyor, bir takımın kimyasını tamamen değiştiriyor, antremana ayak bastığı ilk andaki hareketlerinden, son maçına kadar her saniyesi ile pozitif gündemde. Futbol programlarına bakıyorsun, 1 sene önce "neresinden tutup yerin dibine soksam" diye aranan bir takımdan, el sürdürülmeyen bir takıma. Teknik direktörün olmadığı kalabalık spor programlarında vaziyet bu. Neyse durum onu söylüyorlar. Skorlardandır belki, 1-2 kötü sonuçta görmeli iç yüzünü aynı kişilerin. Gelelim asıl mevzuuya. Teknik direktörlü programlara.

Programda, teknik direktör yanında, "Rijkaard şöyle yaptı, böyle yaptı" denmesi pek bir bozuyor kendilerini haliyle. 2 ay önce gelip, yıllardır alışılmış teknik direktörlük kalıplarına ters bir adam olunca, bir de bunun aşırı övülmesini zor kaldırıyorlar veya kaldıramıyorlar. Mesela; Rijkaard ve Neeskens arasındaki teknik direktör - yardımcı ilişkisinin övülmesine Güvenç Kurtar isyan etmişti. "Bunda ne var?" demesinin ardından kendisine yöneltilen, "peki sizin yardımcınız aynısını sizin yanınızda yapabilir mi? veya yaptığında hiçbirşey yapmadığınız oldu mu? sorusunu gevelemişti sadece. Ters bir adam. Görmediğimiz bir tarz çünkü.

Asıl bomba ise Erdoğan "The Lincoln Hunter" Arıca. "Bana Rijkaard'ın başarısını gösterin. Barcelona hariç. Guardiola ilk senesinde daha iyiydi ondan. Barça hariç bir başarısını söyleyin. Kim istemiş de gitmemiş" Bir başarıyı, şu hariç bu hariç diye değerlendirmek ne komik yahu! Lincoln kovalamak hariç Erdoğan Arıca ne peki insanların gözünde? Milan'a gitmemesini de bilmiyor boş geçen döneminde Rijkaard'ın. İtalya'ya 28 penaltı kaçırıp, finalden olmasını da. Barcelona'nın Valencia'ya 90.dakikada Rivaldo röveşatası ile 4.sıraya çıkıp Şampiyonlar Ligi ön elemesi oynamaya hak kazanmasına doyasıya sevinmekten, 3 sene sonra Şampiyonluklar hariç diğer derecelerin başarısız sayılmasının gelişimi ve değişimi bile Türkiye'deki bir şampiyonluktan çok daha ötedir. Bırakın Barça'nın başarılarını da adam bize Messi'yi sundu yahu. Gio Dos Santos'un onun zamanında nerelerde olduğu, şimdi nerelerde olduğu ise daha ayrı.

Sabri'yi bile adam ediyor yahu adam. Türk futbolunu 2 cümlede bu kadar güzel özetlemiş olması yeterli aslında. Zor iş haliyle. Ben tek siz hepiniz modunda.

1 Eylül 2009 Salı

Kulübe Yanılgısı !!


Kulübe dediğin, betonarmeden uzak, tahta, saman, ağaç vb. şeylerle yapılan mütevazi evlerdir. Lüks felan amaçlamaz. Başını sokacak bir yer derler ya hani ondan. Galatasaray'ın sahip olduğu şeye ise kulübe diyen yanılıyor burada. Yanından bile geçmiyor hatta.


Sahada 2200 yıllık tarihlerini temsilen mor formalı Galat'lar var. Kenarda ise bir Saray. Evet Galatasaray'ın kenarda sahip olduğu oyunculardan dolayı, Recaro koltuklarının verdiği rahatlıktan da yola çıkarak ancak Saray diyebiliriz. Galatasaray, Rijkaard'ın çift ön liberolu 4-3-3'ü ile çıkıyor kağıt üzerinde. 5.dakikadan sonra da 6 - 0.5 - 3.5'tan 4'e dönüyor sahada sistem. Beraber oynadıklarında gelecek 2-3 senenin Galatasaray'ının orta sahasının isimleri olarak düşündüğüm Sarp ve Topal, Ayhan ile oynama alışkanlığından defansa gömüldü ve önlerinde yer alan Elano ile hatları kesildi. Topu ileride tutamayan Galatasaray'da beklerde bu yüzden etkisizlikten kırıldı. Hele Hakan Balta'nın ruhunu Volkan Yaman ele geçirdi deseler inanırdım dün. Sonrasında da Galatasaray, Daum Fenerbahçe'sine döndü. Duran topla rakibi açma çabaları ilk yarıda işe yaramadı. Sonrasında da Scottie Pippen ve Jordan'ın kankası olan zat-ı şahane'yi çatlatacak şekilde Rijkaard oyuna hamlelerini bir bir yaptı. Galatasaray'da oyundan Elano Blumer - Milan Baros - Abdel Kader Keita çıkacak, hemde yerine girenlerden birisi Aydın Yılmaz olacak deselerdi sezon başında hocanın ipini anında çekerler derdik. Bunu yapanlar kenarda Neeskens - Rijkaard olunca hiçbirşey diyemiyorsun işte. İsme değil, oyuna önem veren bir teknik heyet var kenarda çünkü. Eksikleri sistemle oynamadan değiştirdi ve oyunu lehine çevirdi. Nasıl peki? Duran topla açtı Galatasaray. Yıllardır adam gibi yapamadığı bir şeyle hemde. Sonrası zaten kopan bir maç.


Galatasaray'da çift ön libero oynayınca bu sisteminde önlerindeki adama bir şekilde pas alışverişi sağlamak önemli veya kanatların hemen skora götüren bir organizasyon yapması. Değişikliklere kadar kötü bir oyun. Sonrasında alınan bir maç. Röber'in yine evinde kaybettiği bir Galatasaray maçı daha.