13 Şubat 2009 Cuma

Maç Günü




Endüstrileşme, sanayi toplumu, kapitalizm geyiğine vurmadan anlatmak zor olsa da kısaca şunu söylemek lazım: Bu kavram yok oluyor! Zamanını yakalayamasak da sağdan soldan duyarız hep: "Zamanına Galatasaray-Fenerbahçe derbileri tüm gün süren aktivitelere şölen havasında geçerdi" diye. Şimdi öyle mi peki? Şimdilerde sadece basın-yayın organlarında var derbilerin ve de maçların şölen havası. Sanırsam dünyanın genel sosyo-ekonomik yapısı bu duruma yol açtı. "Daha çok çalış, daha çok kazan; Rekabetçi toplum" muhabbeti hani. Taraftar kişi haftanın 6 günü çalışıyor, ekmek peşinde. Pazar günü -akşam da derbi var diyelim- dinlenmek istiyor adam. E adam maça gidiyor saat 18.50'de, 19.00'da maç var zaten. Maç bitince de doğruca eve, sonraki sabah dokuzda işbaşı yapacak kolay mı?

Nerede kaldı "maç günü" anlayışı?

Üç büyükler açısından durumu ele alırsak gözlemlerimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim:
bu kültürü yansıtmaya devam eden kişiler en çok Beşiktaş taraftarları arasında bulunuyor. Sonra Galatasaray geliyor, hemen ardından da Fenerbahçe. Tabii bu takımların taraftar kitlelerinin yapısıyla da alakalı. Şöyle bir genel kanı var: "Beşiktaş taraftarı halk kesimi, Galatarasay taraftarı aristokrat, Fenerbahçe taraftarı burjuva". Gerçi Galatasaray ve Fenerbahçe taraftar profiller günden güne benzemeye devam etse de Beşiktaş taraftarı genelde "halkın takımı" kıvamında devam ediyor.

Herhangi bir maç günü -anadolu takımıyla maç olsun- Beşiktaş taraftarı semtinde "maç günü" kültürünü yaşatmaya devam ediyor. Beşiktaş Çarşı'sı önünde toplanılıyor, bayraklar, marşlar, meşaleler... Bir taraftar için güzel anlar. Biranı içiyorsun, marşlara katılıyorsun. Sonra taraftarlar yolu kapatarak stada doğru yol alıyorlar hep beraber. Fenerbahçe ve Galatarasay Taraftarları arasında ise durum farklı. Fenerbahçe taraftar kitlelerinde zaten karmakarışık bir durum söz konusu. Bir yanda Ali Koç destekli UniFeb Bağdat Caddesi'nden geliyor. Genç Fenerliler var bir de bu "maç günü" kültürünü yansıtmaya daha yatkın, onların önünü ise yönetim kesmiş. Kendi hâllerinde bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Galatasaray taraftarı ise en ortalaması. Maçına göre ve gününe göre bağımsız takılıyor taraftarlar daha çok. Genellikle İstiklal ve Mecidiyeköy tercih ediliyor. Futbol yaşanılması gerektiği gibi yaşanıyor; sokaklarda yaşanıyor.
Sonuçta futbolla, mahalle aralarında iki taş arasına kurulan kaleye plastik topla şut çekerek tanıştık değil mi?

Taraftarlık bu olsa gerek. Locada viski içerek digiturk'ten maç izlemeye ne kadar "taraftarlık" denir bilemiyorum. Taraftarlık yaşanılması gereken bir şeydir; konuşulması gereken değil.

1 yorum:

busker dedi ki...

çok iyi yazmışsın lan, eline sağlık. Tuttuğu takımın bir kaç maçını izlemiş birisi olaraktan, hissettim yani.