14 Şubat 2009 Cumartesi

Guus Hiddink Chelsea' de


Hiddink pek bi sevdiğim hocadır, benim bilinçli bir futbol izleyicisi olduğum zamanların başlangıcında yol almamı sağlayan şahıslardan biri olduğunu dahi söyleyebilirim.1998 Fransa da belkide forması dolayısıyla sevdiğim Hollanda' nın başında yarı finale kadar gelip, 2-3 sene sonra çok seveceğim şirin kaleci Taffarel' e penaltılarda yenilmişti, daha sonra; 2002 Dünya Kupası nda gene buna benzer bir son, bu sefer çalıştırdığı takım evsahiplerinden Güney Kore. Ve 2008 Avrupa Şampiyonası; bu sefer soğuk ülke Rusya ile yarı final ve gene elenme durumu...


Chelsea, ilginç bir takım bundan önceki hocalara bakarsak genelde tip itibariyle tam sigara paketini çorabın içinde saklayan tipolojiler. Avram Grant öyle, Felipao da. E, zaten baş cıngarcı Mourinho değil mi modern futbol jargonunda?


Neyse, beklentim önce Fatih terim daha sonra da Bülent Uygun' un görev yapması Chelsea' de. ama olmadı...

Fenerbahçe 7 - Hacettepe 0


Maçı izlemedim ama kağıt üzerinde bakarsak çokta ilginç bir sonuç değil hani, hatta bunu yazmak için futbol bilmeye dahi gerek yok. Asıl geyik bundan sonra başlar, Hacettepe tarafından 1-2 hafta bu sonuç takımın "psikolojik" durumuna etki ettiği filan söylenilir durulur.

goller;
Alex (3)
Semih (2)
Deivid
Lugano


Erdoğan Hocaya da buradan The Doors - Roadhouse Blues armağan ediyorum ayrıca.
(bir not: resim için co boy a da selam çakarım)

Dönelim Dönelim Hooooop...





Evet ligin 20. Haftasındayız ve Galatasaray (spiker de söyledi) geçen sene aldığı puan' ın 5 puan gerisinde...

Maça 10 dakka gecikmeli başladım, başladığımdan itibaren de Galatasaray oyuncularının kendilerini dönüp dönüp yere bıraktığını görmekten başka br şeyler olmadı. Ha bir de Servet sanki doğum günüymüşte bir gol atmalıymış psikolojisiyle ileri çıktı, durdu. Kaleye giden her top cılızdı, ki Ömer Çatkıç(adı kolay, soyadı hala anlaşılamamış) Gaziantep ile aklımızda yer eden arkadaşa bir kaç etkisiz şutta tosladık. Ha başka kaleci olsa belki bir tanesi girerdi. (mukayese edin işte ne kadar zayıf kalecilerimiz var)
İlk yarı da iki ya da üç tane pozisyon vardı, Baros aldı, Baros gitti; top Ömer' de kaldı. Nonda aldı, ceza yayına geldi, vurdu top Ömer' de kaldı. Zaten Kontrast bir garip, maçın içerisinde; arkadaşa dönüp "yahu abi biz sabah maçını anca evde Frankfurt - Köln oynayınca izliyorduk neden geldik ki?" şimdi diye sorduran cinsten, ama gerçekten de garipti bizim futbolcularda ilginç bir şeyler vardı, sanki maç öncesi öyle aralarında bir şov maçı yapıyorlarmış hissi verdiler taraftara.
İkinci yarı başladı; gene biz gidiyoruz, cılız cılız dönüyoruz. Kanatlar da Volkan depar filan atıyor gibi görünüyor ama hızlanması nafile, Zitouni ondan daha hızlı, arkada bulduğu pozisyonda vuruyor bizim kaleci çıkartıyor...Artık sıkıntıdan dayanamıyoruz; soldan orta (ki oralarda bir Sabri bir Sarıoğlu olması gerek ya) top ağlarda Ahmet Kuru attı...
Sonraki dakikalarda belki canlanır Galatasaray diye bekliyoruz; bir yandan da gözlerimiz Lincoln' ü arayıp "e, bizim oyuncular bu kadar düz iken ne niyetle Lincoln' e verilen parayı beğenmiyor?" içten içe sorusunu da sormadan edemiyoruz hani...
İlginç ataklar oluyor, Ayhan alıyor gitmeye çalışıyor, olmuyor dönüyor etrafında bir tur hop yere...
Mehmet Topal alıyor, o da yapıyor aynısını...
Sonra Aydın Yılmaz sonunda saçlarını kestirip, hiç bi yeri yellenmeden giriyor oyuna, bildiğin Aydın; dengesiz, hızlı...
Ümit Karan giriyor, bir şut çekiyor, sol ayağıyla. Bize Gençlerbirliği nde oynarken ki oyununun yapısına aykırılığını anlatıyor ekrandan, Kolibali ya da Kona sanmış, zenci diye Nonda' yı arkasından gelmeyi bekliyor...
Mehmet Güven giriyor, önce 87 numara formasına, sonra her zamanki gibi saçlarının durumuna bir göz gezdiriyoruz, kabağı garip adamın ya hu.
Sonra ne oldu bilinmez, 86 da dayanamayıp çıkıyoruz.

İşte bu maçta böyle gidiyor, Volkan Yaman' ın çıkan parmağı üzerine analiz yapıyoruz, Maçın içinde (Galatasaray olunca önemli pozisyon olmadığı için es geçtim) olan iki duran topu, (ki bunların biri çift vuruş) tartışıp Man Utd' in kullandığı kornere kadar gidiyor olaylar.


Kötüyüz, Bordeux' da bizi kötü bir zamanımızda yakaladı, Antalyaspor maçı; ilginç bir son olmadı ama biraz daha istek beklerdim doğrusu.


Ha bir de Şifo' da heyecanlı çocukmuş yahu...

Zeki Futbolcular





Metin Tekin, nam-ı diğer "Sarı Fırtına". 80'li yılların sonu; Sarı'nın efsane zamanları. Çok bilindik bir olay anlatılır:

Bir Boluspor maçıdır ve hakem maçı katletmektedir. Beşiktaş'ın iki golü verilmemiştir, Boluspor havadan bir penaltı kapmıştır, sonrasında Boluspor bir gol daha atar. Beşiktaşlı futbolcu Sarı Metin başlama vuruşunu yapmak üzere topu santra noktasına diker, hakem düdüğü çalar ama Metin başlamaz. Hakem: "N'ayak?" gibisinden sorar Metin'e. Metin de kıvrak zekasını kullanarak verir ayarı: "Hocam kendi yarı sahanıza geçin de başlayalım". Ovvv, güzelmiş.

Delgado, Ülker, Bonservis





Son bir yıl içerisinde içinde başlıktaki üç kelime olan bir haber gördüyseniz umarım benim gibi yapmışsınızdır: Okumadan geç.

Sürekli bir numaralar dönüyor falan. Olayın başına dönelim:

Delgado Basel'de başarılı bir dönem geçiriyor ancak yine de "istikrarsızlığı" sebebiyle bol bol eleştiriliyor. Aynı dönemde Ülker futbol takımlarını Milyon Euro'lara boğmakta. Matias Delgado transferini Ülker yardımıyla gerçekleştiriyor beşiktaş. İmza töreninde içilen Cola Turka'lar falan... Delgado forma giymeye başlıyor ki ilk sezon "Rico-Mati yan yana oynar mı?" tartışmaları içerisinde ne Delgado form tutuyor, ne de Ricardinho. -ülkeye gelmiş en büyük yeteneklerdendir, harcanmıştır- Tigana ayrı bir dünya zaten o sıralar. "Birini ben istedim de, diğerini kim aldırttı bilmiyorum" diyor ve televizyon aracılığıyla yönetime gider yapıyor.

Sezon geçer; Rico gider, Mati kalır.

Günler geçiyor ve kampta "İbrahimler Kavgası" çıkıyor. İki İbrahim'in elinden Kaptanlık alınıyor, yeni kaptan seçilmesi lazım. İdari kadro-Yönetim akıllıca bir hamle yapıyor ve kaptan Delgado oluyor. Mati'yi takıma bağlamak, istikrarlı olmasını sağlamak açısından mantıklı bir adım. Zaten Mati de bu umutları boşa çıkarmıyor ve sezona çok iyi başlıyor.
Tabii Delgado sevenlerini üzmüyor yeniden bir istikrarsızlık başlıyor, sakatlıklar falan.

Bunlar futbolun içinde olan şeyler. İşin ticari yönü var. Bu zamana kadar Mati Ülker'in malı. Beşiktaş'a devri gerçekleşecek, izliyoruz:

Yıldız Holding A.Ş. (Cola Turka) ile şirketimiz arasındaki 06.06.2005 tarihli sponsorluk sözleşmesi, 2010-2011, 2011-2012 ve 2012-2013 futbol sezonlarını kapsayacak şekilde, yıllık 4 milyon USD+KDV olmak üzere toplam 12 milyon USD+KDV tutarı üzerinden üç yıllığına uzatılmış, ayrıca şirketimiz futbol takımı oyuncusu ve kaptanı Matias Delgado’nun tüm imaj ve transfer hakları, Yıldız Holding A.Ş’den sponsorluk sözleşmesinin uzatılması kapsamında alınan, vadeleri 2010-2013 tarihleri arasında değişen toplam 7milyon 750 bin USD tutarlı Yıldız Holding A.Ş. senetleri devredilerek ödenmek suretiyle şirketimizce tümüyle devralınmıştır.
Bu ne yahu? Dünyanın hangi takımında "öyle bir açıklama yapalım ki ne taraftar ne de başkaları hiçbir şey anlamasın" kıvamında açıklamalar yapılır? Zaten hepimiz Ekonomi okumuş insanlarız ya! Senetler falan, Reklam karşılığı "İmaj" hakları... Kim bilir neler dönmüştür orada.

Bugün de bir Milliyet'de haber çıktı yine:

Arjantinli futbolcuyu Ülker grubundan 7.75 milyon dolara alan Beşiktaş, aynı şirketle 3 milyon dolarlık bir sponsorluk anlaşması daha yapıyor. Kartal böylece bu kuruluştan ekstra 6 milyon dolar kaynak elde edecek

Yok yok, Dizisini çeksen Amerikan yapımlarına kafa tutar bu olaylarla. Sürekli bi' para dönüşü, sürekli açıklamalar. Sonu herkes adına hayırlı olur umarım.

Taraftarın Sevgilisi Takımıdır





14 Şubat'ı asla yalnız geçirmez bir taraftar, aşığı olduğu takımla yaşar aşkını! Taraftarın en büyük aşk'ı takımı değil midir zaten?

Irriducibili'de sesini yükseltenler için Lazio, Gate 13 tribününde yer alan biri için Panathinaikos, La Doce'de bayrak sallayanlar için Boca, Opposta Fazione'li biri için As Roma, Kop tribününde yer alan kimse için Liverpool, Fighters grubu arasında meşalesini ateşleyen için Juventus, Maç öncesi alkol alıp motive olan Service Crew üyesi için Leeds...
Hepsinin bellidir aşkı, sevgisi; sevgilisi.


Hepsi için en büyük olan bir aşk vardır, o da takımıdır. Hepsinin sevgililer günü kutlu olsun. Her taraftara Mabedinde bu güzel aşkı yaşamak nasip olur umarım.

14 : Bir Farklı Adam


Galatasaray' a transferi Jun-ichi Inamoto ile aynı gün olan, Anfield' ta son anlarında liman işçilerini/KOP' u gerim gerim gerdiğimiz maçta ilk defa Galatasaray forması giymiş, yani tam 10 gün önce toplasan bin kişiye maç yaparken bir anda kendini Avrupa' nın en ateşli taraftarlarının önünde bulmuş; hocasının oyunda verdiği misyonu; gene "Avrupa' nın en" diye başlayan bir futbolcusunu marke etmek olan bir şahıs, 14 numarayı giyen, Patrick Vieira' yı kendisine model alan (ki bu bile bir zeka göstergesidir) Mehmet Topal' ın Galatasaray forması içerisindeki ilk anlarıydı bunlar.

Peki ya şimdi?...


O, sahaya çıktığında Galatasaray taraftarının yüzünde direkt olarak değilde dolaylı yoldan(mesela maçın başında kaptırılan bir top ile gelişen kontra da çaldığı top ile) bir tür rahatlık oluşuyor. Sahada hiç elini kolunu savurmuyor, haksız yere alehte faul çalınsa dahi ağzını açmıyor. Topu aldığında nereye atacağını o kadar iyi biliyor ki, sanki bir taraflarında radar filan sakladığını düşünürsünüz. 35-40 metreden daha fazla açılmadan, "vursam da taraftar beni sevse" kaygısı yaşamadan, aldığı topu illaki bir şekilde olumlu değerlendiriyor, aldığı toplara bakarsak ta arkasındaki iki stoperin olmaması dolayısıyla yaşanılan pozisyonlar her zaman nedense...



Ve geleyim beni en çok mutlu eden olaya...

Bir Galatasaray taraftarı olarak şu anda takımda bulunan oyuncular arasında en çok kaptanlığı hak ettiğini düşündüğüm 3 oyuncudan 1. sıradaki isimdi Mehmet Topal. Ve Denizlispor maçında Ayhan Akman' ın atılmasıyla kaptanlık pazubandını o kadar "kurt" un arasından kaptı taktı koluna...


Umarım bir kaç sezon daha giyecek o güzel formayı; ve umarım da artık bi gün takımın lideri olarak sahaya çıkacak; Galatasaray "aristokrasisi"nin sahadaki bir yansıması olarak...