Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Ocak 2010 Çarşamba
Bu muymuş Paranormal Activity?!
Bir süredir "Amerikayı sarstı ne zaman buraya gelecek" diye bekleniyordu film. Öyle çok büyük bir sinema birikimim ve kültürüm yok ancak filmin cacık olduğunu anlamak için eleştirmen olmak da gerekmiyor. Filmi izlemeden yaptığım önaraştırmalar sayesinde bayağı heyecanla gittiğimden, son sahnesine kadar umutla bekledim ama yok... hiiiiç olmamış. Zaten filmin son 15 dakikasına kadar "e hadi ama bi' konuya giriş yapın" diyorsun; o da olmuyor. Filmin ilgi çekici olabilecek tek yanı Katie Featherston. Sağ olsunlar kendisinin göğüslerini bol bol gözümüze batırıyorlar. Başka bir dalgası da yok filmin. (Ki kendisi benim beğendiğim kadın tipi değil ben ordan da kurtaramıyorum (: ) Kendileri budur:
"Kaydı Yayınla"madan önce Ekşisözlük'e aktım neler yazılmış diye. Vallaha bizim millet de bayağı korkmuş. Ben ki korku filmlerinden gerçekten etkilenirim tırsarım falan, bana zerre işlemezken millet neyden bu kadar korktu anlamadım. Sinemaya gideyim derseniz bu filmi tercih etmek gibi bir hata yapmayın derim.
Etiketler:
Bay Kerahet,
Paranormal Activity,
Sinema
12 Mayıs 2009 Salı
Woody Allen iyidir.
Woody Allen' in 20 ye yakın filmini izlemişimdir. Bana göre en iyi işlerini 2000ler sonrasındadır. Fakat 70lerdeki filmleri; bu filmlerindeki -amiyane tabirle- gevezelik ayarındaki diyalogları olmasa bence 2000ler sonrası filmleri bir manaya kavuşmaz... Her neyse, geçen bir ayrıntı fark ettim. Olay 2008 yapımı Vicky Cristina Barcelona ve 1999 senesinden Sweet and Lowdown un arasındaki bir tesadüfe dayanıyor...
Sweet and Lowdown, kurmaca belgesel diyebileceğimiz, Sean Penn' in olayı bitirdiği filmlerinden birisi. Filmde Penn, Emmet Ray adlı bir gitaristi canlandırmakta ve dünyanın en iyi gitaristinin "Fransa sokaklarında çalan bir Çingene" olduğunu söylemekte. Bu gitarist aslen Django Reinhardt...
Geleyim Vicky Cristina Barcelona' ya, aslında Vicky Cristina Barcelona' nın Soundtrackine. Soundtrackte Stephane Wrembel diye bir eleman var, bu abimiz gitar tekniğinde en büyük esinlenmenin Django Reinhardt' tan olduğunu söylemekte... Allen ile Yan yana nasıl geldiler bilmiyorum ama. Güzel bir tesadüf.
Foto: The Curse of the Jade Scorpion.
8 Mayıs 2009 Cuma
Pi

Asıl meziyeti kaotizm olan bir film Pi. Benim Nolan' ın Following ine benzetmem dışında da pek bir çağrışımı olmadı. Hala Aronofsky' nin 13-17 yaş arasına seslendiği düşüncemi sağlamlaştıran, bana pek az içsel derinlik veren bir yapıt Pi.
Şöyle bir kaç anektod vereyim, "para ve din" üzerinden hallice "marksist" olan; bunun ötesinde bunu bize bir kaç "materyalist" diyalogda güzelcene sunmaya çalışan, akabinde mevcudiyetinde barındığı renklendirme ile izleyicisine bir zeka belirtisi vereceğini düşünen fakat zeka yetisinin sadece dijital çağın sayaçlarını ve onun paradigmalarını kovalama basireti ya da salt olarak "insanı kovalamak" arasındaki ironiye değinerek yaptığının farkında ol(a)mayan, şizofrenik bir medcezir var Pi' de. Ama 10 üzerinden 3 dışında hiç bir şey bulamadım şahsen.
Aronofsky' ye gelirsem, pek sevdiğim bir yönetmen değildir bunun sebebi de çok açık ve net; kabiliyetsizliğinde bir şeyler aramaktadır!









