23 Aralık 2010 Perşembe

Spor Toto Süper Lig'de İlk Yarının En İyileri || Kaleciler

Yıl bitiyor, devre de bitti. Bize de geride bıraktığımız günleri hatırlayıp, böyle iyilerini seçmek kaldı. Kaleciler ile başlayalım. Ligde kalecilik anlamında iyi veya kötü şekilde akılda kalan bir çok isim oldu. Mesela Cenk Gönen, her hafta oynasın oynasın diye haykırılan bir kaleci iken, bu sezon sadece 9 lig maçında, 2 de kupa maçında kaleyi korudu. Ama o kadar çok ismi geçti ki, muhtemelen ligde en az bir 15 maçı vardır diyebilirsiniz. Belki 15 maçta oynamış olsaydı, Beşiktaş adına +5 puan yazılabilirdi bile diyebilirim kendi adıma. Oynadığı 11 maçta da Beşiktaş 5 galibiyet aldı, 3 beraberlik ve 3 de mağlubiyet. Bu da meselenin Cenk'ten değil O'nun önünde oynayanlarda olduğunu göstermek açısından önemli. Neyse, biz adaylara gelelim.



Onur Recep Kıvrak; 26 Nisan 2010'da Eskişehirspor'a karşı kaybettikleri 1-0'lık mücadelede, Eskişehirspor'a karşı Trabzonspor adına mücadele eden bir tek "O" vardı. İzlerken, uzun zaman sonra yerli bir kalecinin kalesinde güven veren bir oyun sergilemesini hayretle ve ibretle izlemiştim. Hele o zamanlar Leo Franco gibi bir arkadaşı da hatırlıyorum da... Neyse. 16 Mayıs 2010 günü, maçın spikerlerinden de kendisi için şöyle bir cümle duymuştum; "Onur Kıvrak, tek başına Fenerbahçe'nin şampiyonluğunun karşısında duruyor." Efsanevi bir performanstı sergilediği. 10 üzerinden 13-14 alacak kadar muhteşem. Bu "efsanevi" kelimesini şu yüzden kullandım, 21 ayda 59 maçın sadece 3'ünde forma giymişti, Şenol Güneş gelene kadar. Trabzonspor kalesinde iken, ligde sadece 1 maçta 2 gol, 1 maçta da 3 gol yedi. Gelelim yeni sezonuna Onur'un. Kaleciler için iyi maç çıkartmaları kadar, formda kalmaları da önemli. Onur, bu sezon haftasonundan haftasonuna maçlar yaptığı için, hata yapacağı maç sayısı da az oldu. Şenol Güneş'in kalecisi olmak da çok çok büyük bir artı. En büyük hatalarını da ilk kez giydiği A Milli Takım forması ile yaptı ki, ilk maçtan dolayı pek bir şey diyemiyorum. Anfield Road'da da muhteşem bir performansı ve kurtardığı bir penaltı var. 10 gol yedi bu sezon. 3'ünü kaybettikleri Manisaspor maçında, 2'sini kazandıkları Fenerbahçe maçında yedi. Kalan 5 golü yediği maçları da Trabzonspor kazandı. Sivasspor maçında yediği golde de kendisine faul vardı mesela. Neyse, Onur kalecilik bakımından ilk adayımız.



2- Volkan Demirel; Olmazsa olmaz adayımız Volkan. Geçtiğimiz sezonun son 10 haftasında sadece 1 gol yemiş bir kaleciden bahsediyoruz burada. O yediği golün de başarısız bir Burak Yılmaz orta girişimi olduğunu da belirtmeliyiz. Beşiktaş maçında, her ne kadar şuttan önce bir kazı çalışması yaşanmış olsa da Bobo'nun penaltısını kurtarması ile ligin kaderini değiştirmesi çok değerli idi. Kalede duruşu ve ifadesi, tedirgin olduğu anlarda bile vücut dili onun bu gerginliğini asla yansıtmıyor. Mesela baskı yedikleri anlarda Volkan'ın tedirgin olduğunu, yiyeceğiz herhalde fikirlerini göremiyoruz. Gördüğümüz tek şey, bu değil, bunun gibi 15 tane gelse hepsini uçarak çıkartırım, sakızımı da çiğnerim, gerekirse ezeli rakibimin sahasında popomla da kurtarırım ifadesi. Bu hareketlerini de önünde bulunan defans oyuncuları ve rakip futbolcular için psikolojik anlamda çok önemli. Gelelim, bu sezonuna. Önünde Selçuk Şahin de oynadı, Yobo da. Bir kaleci açısından, önünde oynayan stoperlerin bu denli değişmesi uyum açısından felaket demektir. Yobo - Lugano, Bilica - Lugano, Yobo - Bilica, Bekir - Lugano, Bekir - Yobo gibi bir çok değişim yaşadı Fenerbahçe defansının göbeği. İlhan Eker'i de eklemeliyiz bu değişimlere. Ankaragücü deplasmanında 60 dakika top gelmediğinden iyice soğumuş olacak ki, komik goller yedi. Paok maçlarında da ayağı sakat olduğu için diğer ayağını kullanmak zorunda olduğu maçlardı. 21 gol yedi Fenerbahçe. Zaman zaman yerini Mert Günok'a, kupada da Serkan Kırıntılı'ya bırakmış olsa da Volkan Demirel, iyidir.




3- Zydrunas Karcemarskas; Öyle bir ismi var ki, buradan çıkıp Lavrinovic kardeşleri de yanına alıp Slovenya'ya karşı alan savunmasına karşı içeriden hücum edecekmiş gibi geliyor bana. Adı olup, kendi olmayan kalecilerden değil. Tam tersine kalede sağlam duran kalecilerden. Jose Coucerio'nun Gaziantep'e bıraktığı bir hediye diyebiliriz. Bonservis bedelsiz getirmiştir. Gaziantepspor'lu taraftarların internet aleminde toplandığı ve fikirlerini paylaştığı internet sitelerinde Karce için yapılan yorumlar, "bırakırlarsa Antep'i desteklemeyi bırakırım bu sene"'den başlıyor, "uzun süre sonra kalemizde kaleci var"a kadar gidiyor. Performansına gelirsek, bu sezon kalesini koruduğu Gaziantepspor 15 gol yedi. Daha doğrusu 12. 3 adet hükmen. 3'ünü Trabzonspor maçında yedi ki, o maçta da kalede olmasa muhtemelen Gaziantepspor 6-7 tane yerdi, 2'şer tane de Konyaspor ve Manisaspor maçında yedi, Manisaspor maçında da Gaziantep maçı 9 kişi bitirmişti. Kalan 13 maçta 5 gol gibi bir istatistiği var. Litvanya Milli Takımı'nın kalecisi. Milli maçta Milan Baros'un penaltısını kurtarmıştı aynı zamanda. Türkiye'deki en iyi yabancı kaleci diyebiliriz rahatlıkla kendisine. Şahsen, Onur'un bırakılmayacağını düşünürsek, Galatasaray'da görmek istediğim kalecidir...


Simao Sabrosa Beşiktaş'ta!




Bizimkilerden önce Atletico Madrid'in Resmi Sitesi açıkladı. Yarın İspanya saati ile 12.30'da bir basın toplantısı ile Madrid'e veda ediyor Simao. Hayırlı olsun diyelim. Teknik yazılar falan yazılır. Aklıma gelen tek şey Quaresma'nın artık sağ kanatta oynayacağı ve orada daha etkili olacağı. Simao önemli oyuncu Güntekin.

Ben Geldim!

Evet, sevgili Onur, yani Busker kişisi, "yazar mısın" dedi, "hemmen" dedim; bu kadar. Pek de güzel şeyler yazmış hakkımda, çok duygulandım. Neyse, başlayalım bakalım, hayırlı uğurlu olsun.

22 Aralık 2010 Çarşamba

Yeni Yazar

Bu bloga en son yazı yazdığımda ondokuzuncu yüzyıldaydık ve George Best fenomeni olanlar sadece United taraftarlarıydı ve onlar da o kadar marjinal değillerdi. Tabii en azından Best' i 90' dakika izleyebiliyorlardı... O süreden bu yana ben ev taşıdım, sonra işe girdim, sonra okulda kafayı yedim ve yine ev taşıdım. Allah izin verirse, ve Sabri orta kesmeyi öğrenebilirse (o kadar demode kaldım ki hala Sabri şakaları yapabiliyorum) evime bir TV, bir TV sehpası ve bir de Lig TV almayı düşünüyorum. İşte o zaman çılgın Can Kozanoğlu alıntıları bile yapabilirim. Neyse mevzuumuz bu değil...


Bu yeni yazar ablamız Dicle' yi pek bi severim, (bu kişi abla olunca hemen aklıma futbol yazarlarının ne kadar abazan olabilecekleri de gelmedi değil) hayatımda çok az "akıllı" dediğim insan vardır; ki kendisi de bu insanların en özellerindendir. Neyse hadi bakalım hayırlı olsun...

bu arada Arda' da buradaymış. Kutlama filan duyunca tabii...


(Ayrıca transferini filan bendeniz yapmış olmama rağmen, hiç bayrak öptürme, okey işareti yaptırma şakası yapmadım)

Tatilden Gol Atanlar Var







Beşiktaş 3-2 Konya Torku Şekerspor
10' Aurelio
45' Noel Tatilindeki Guti

Gerisini boş ver. Guti o kartı gördüğü andan itibaren Lig TV'nin "edi ile büdü"sü spiker kardeşleri için bu maçta oynasın istemiştim. Anında bok atmaya başladılar. Hafta içi idmanları özellikle bu lavuklar için takip ettim. Hepsinde de vardı Guti. Bu maçta oynaması üstüne krema derken, attığı golle kremanın üstüne mum dikti.

Reis adamsın, şu beş para etmez ağız ishallerine karşı bize bu hazzı yaşattığın için teşekkürler.

Gelelim görsele. Forza'da Gürkan Menteş hazırlamış. T-shirt olarak basılması konuşuluyor zaten. Zevkle alırız. Mükemmel!

başlığın isim babası alzindaroof başkan. eheh. adam haklı beyler.

22.12.1959 | Dayı!





22 Aralık 1959 / Augsburg
22 Aralık 2010 / İstanbul
ve umarım daha fazlası
...

İyi ki doğdun Dayı!

21 Aralık 2010 Salı

Alex'siz 4-3-3, Alex'li 4-3-1-2


İsmet Badem'in, Murat Murathanoğlu ile Efes maçlarını anlatırken, Kerem Tunçeri ve Ender Arslan'dan dolayı basketbol fikriyatıma empoze ettiği tek bir cümle vardır; "Basketbolda oyun kurucun kadar konuşursun, oyun kurucun iyiyse şarkı bile söylersin." Tamam, futbolun basketboldan farklı olduğunu ve bu cümlenin dünya üzerinde artık geçerliliğini en azından 10 numara dediğimiz mevkii için yitirdiğini söyleyebiliriz ama yeni mevkiinin de bütün bir orta saha hattı olduğunu söyleyebiliriz aynı zamanda.

Fenerbahçe'nin sahaya çıktığı ilk 11 ve oynadığı rakibin kağıt üzerinde anlamı şuydu; "elimizi kolumuzu sallaya sallaya yeneriz". Ama o kağıt üzeri, saha üzerinde işlemedi. Çünkü, Fenerbahçe'nin sahaya çıkan ilk 11'inin orta sahası Baroni - Selçuk ve Gökay 3'lüsünden oluşunca, bu 3'lünün de hücuma katkısı toplamda 1 etmeyince, üstüne üstlük rehavet ve "ne işimiz var burada hem bu formalar da ne ayak" cümleleri ile birleşince kaleden 40 m uzakta ve sürekli sağ kanat bindirmesi yapan bir 4'lü blok, arada "birbirimize benzeriz biz" sloganı ile hareket eden 3'lü bir hat ve onun önünde de bireysel yetenekler ile tehlike yaratmaya çalışan bir 3'lü blok oldu. Orta 3'lüsü o kadar yaratıcılıktan uzak bir hattı ki Fenerbahçe'nin kadrosu, yedikleri gollerden sonra "tepki süresi" dediğimiz 5'er dakikalık periyotlar olmasa, yediklerini çıkartmaları zor olurdu. Oldu da. 3'ten sonra oldu.

3'ten sonra bir 4-3-1-2 kaldı sahada. Mehmet Demirkol'un ısrarla direttiği ve görmek istediği, bana göre anlamsız ve anlamsızlığı ölçütünde gereksiz, Alex - Niang - Semih 3'lüsünün arkasında yine bu 3'lü kalınca, üstüne kanattan bu sistem gereği Stoch'un çıkartılıp, yine bu sistemden feragat etmek uğruna 5 dakika sonra 1 sene sonra formasına kavuşan "gölge çalımcısı" Uğur Boral'ın oyuna girmesi Fenerbahçe adına maçı sadece görünüşte bir çabalamaya itti. Ne Alex oyuna girdikten sonra Semih'e attığı pas dışında sahada göründü, ne de Fenerbahçe bir hücum gerçekleştirebildi bu 4-3-1-2 ile.

Fenerbahçe orta sahası bu maçla artık yüksek ses ile haykırmıştır ki, Emre Belözoğlu olmadan bir hiçtir. Mehmet Topuz da bu bölgede oynayanlara dahildir. Sonuç olarak, Ankaragücü 3 maçtan 4 puan alırsa, Bucaspor da kalan 2 maçından 1 puan çıkartırsa Fenerbahçe gruptan elenecek. Ama oyun olarak da ne Alex'siz 4-3-3, ne de Alex'li 4-3-1-2 bu orta sahalarla ne de elde olan orta sahalarla zor yürür. Ne varsa Alex'te var...