21 Haziran 2010 Pazartesi

Bu Arkadaşlar Neden Oynuyor ?


Niye ? Niye ? Niye ? Evet Govou'nun oynadığı süre zarfında oynadığını oyundan çıkarken farketmem bunda etken. Busquets'i zaten sevmem. Babasını da sevmezdim.

Her Beşiktaş'lı 1 Değil 10 Euro Versin


Formül basit aslında. Ne kadar da kolay. Her Beşiktaş'lı 1 Euro verecek, Robinho gelecek. Tamam. 2 senede 40 Milyondan 7-8 Milyon Euro'ya inmesine de tamam dedik Quaresma'nın 22'den indiği gibi. Eee peki sonra ? 3.5'da Robinho'ya. Futbolcuya verilen para dert değil. Zaten prim mrim verilmiyor bizim ülkede. Eee sonra işte. Delgado, Tabata, Ferrari, Sivok, Zapo, Fink, Ernst, Tello, Holosko, Q7, Bobo, Schildenfeld, muhtemelen Hilbert ve son olarak da gelirse Robinho.

Peki para ? 1 Euro verince tamam. 12 tane cepte. 2 tane de yolda olsun. Nobre de var. Ekmek düşmanı gibi orada yatıyor. İsmail'in 6.5 milyon Euro'su da var daha. Tabata'nın 8. Nasıl satacaksın ? Kime satacaksın ? Galatasaray gibi gelecekteki gelirleri mi vereceksin şimdiden ? Stat bitti gibi de localar mı satıldı ? Şampiyonlar Ligi geliri desen o da yok. Hepsi tamam da, santrafor ne olacak ? 3.5 alan Nihat nerede oturacak ? Tamam Schuster, Robinho - Robben - Sneijder - Raul felan aynı anda atıyordu sahaya. Ama burası Beşiktaş, Türkiye. Burada kimi oynatmasa, ilk beraberlikte, "niye oynatmadın bu kadar da para vermişsin" cümleleri de var. Satılmazsa tazminat verilip yollanacaklar ihtimalini düşünmedim bile.

Nacizane önerim, 1 değil 10 verin. Robinho'ya para verecek kişiler bu amaçla para versin, bitirsinler borçları. 70-80 Milyon Euro eder. Hiç olmazsa Demirören'e olan borcu sıfırlar, üstüne Tabata'nın bonservisini alır Demirören'e verirsiniz. Demirören'den de kurtulursunuz. Daha büyük bir transfer de olmaz.

19 Haziran 2010 Cumartesi

Yiğidi Öldür, Hakkını Yeme



İlk olarak Toraman ile sözleşme imzalarken gösterdi kendisini. Konuşulanlara göre Toraman: "önceki yöneticilerle konuşmuştuk, xxx miktarda anlaşmıştık" diyince "hee peki" demek yerine;"seçim olacağını biliyorsunuz, ne diye konuşuyorsunuz eski yönetimle?" diyen bir adamdı. Beşiktaş'ın bir önceki yönetimine göre çok çok katı ve yerinde bir davranış.

Quaresma transferinde de başrolde o vardı. Dün havaalanında Quaresma'yı arabadan çıkartıp taraftarı selamlatan da oydu. Taraftarın isteklerini anlayan ve önem veren birine uygun davranış.

Ayrıca aynı başkan bir önceki dönem Tabata'ya 8 verip, şimdiki yöneticilerle Quaresma'ya 7.3 veriyorsa fark Başkan'ın altında çalışan yönetimde olabilir mi? Olabilir...

Şimdilik bir güven sözkonusu Serdal Adalı'ya, umarım devam eder.

18 Haziran 2010 Cuma

Beşiktaş 2010-2011 Siyah Şort Beyaz Forma




Taraftarın çok istediği ikili. Şükür kavuşturana.
Ayrıca kartal baskılarına dikkat. (tıklayıp büyük halini görebilirsiniz)

Pauuuuuu Pauuuuuuuu


Bir NBA Final serisinin 7.maça taşınması gibi olayı bu gözler 2.kez sabaha karşı canlı izledi. 1.sini Detroit - San Antonio serisi şeklindeydi. San Antonio'da seriyi evinde kazanmıştı. Hem de harika bir savunma mücadelesi şeklinde geçmişti o maç. Düşünün Tim Duncan 3 sayı çizgisinden atış kullanma sorumluluğuna bile büründü 7.maçta. Bu kez seri NBA tarihinin en efsane rekabeti şeklindeydi.

Serinin git-gelleri vardı. Derek Fisher'ın efsanevi turnikesi ile deplasmanda çalınan maç, Boston'un hızlı oyunu, Lakers'ın sıfır bench katkısı, Pau'nun mücadeleden kaçması derken 3-3 oldu seri. Sahada öyle bir mücadele vardı ki, Euroleague Final Four finali gibiydi. Titreyen ellerden de fazlası vardı. Kobe Bryant'ın basketbol kariyerinin en kötü seri mücadelesi idi. Detroit karşısında da bu kadar kötü duruma düşmüştü ama orada atabilmişti. Bu kez 30 adet şut denedi. Sadece 6 tane 2 sayılık isabeti buldu. Bir tanesi de kendisi için özel çizilmiş bir hücumdu bunların. Pau ise aynı şekilde. Pota altında 3.çeyreğe kadar kötüydü.

Boston cephesi ise Lakers'tan farksızdı. Serinin karakterinde deplasmana giden takımda bench katkısı rezildi. 2 maçta bu katkılar geldi ve deplasmanlarda maçlar çalındı. Sahada ayakta duran bir tek Kevin Garnett vardı. Rondo, Allen, Pierce, Wallace yine kötülerdi ama Rondo çok ama çok büyük bir hayal kırıklığıydı bu kez. Rasheed Wallace belki bu grupta bir adım öndeydi ama onun da faul ve bir an yaşadığı sakatlık problemleri kötü etkiledi.

Lakin sahada bir titremeyen el vardı. Serinin 7.maçında topu verecek el bellidir. Ya süperstara iner, ya pota altında bir buldozeriniz vardır ona iner veya serinin beklenmeyen bir eli vardır sahada. O el inanılmaz bir şekilde Ron Artest idi. Düşünün 3.çeyreğin ortalarında Kobe bile bir pozisyonda kendisine güvenememekten hücumu Artest'e çevirmişti. Artest de takımı aldı götürdü. Kendisini şöyle anlatalım; "Şampiyon oldun ne hissediyorsun" sorusuna "Yeni Single'ım çıkacak alın" diyebilecek bir mental yapısı vardı Artest'in. Odom zaman zaman inanılmaz ekstra katkılar verdi. İnanılmaz kötü bir hücumla oynayan 2 ekibe rağmen Boston 11 sayı fark yaptı. Bu oyun için çok çok büyük bir farktı bu. Bunun sebebi de Rondo'nun biraz biraz Rondo gibi oynaması idi. Garnett'e inmesi ve Garnett'in Gasol'u denize dökmesi idi. Sonra faullerle birer birer indi fark. Ta ki Derek Fisher'ın kilit üç sayısına kadar. İvme döndü. Maç döndü. İspanyol sahaya döndü. 3 kişi arasından bloktan kaçırarak mükemmel bir basket attı 1.30 kala.

Boston ise aradığı mucizeyi buldu 50 saniye kala. Rasheed Wallace. 3'lük attı. Ardından Artest. Hemen Ray Allen. Peşinden bitti denirken Rondo'nun 3'lüğü. 12.raundun son dakikalarında knock-out için savunmalarını bırakan boksörler gibiydiler adeta. Ama Boston getiremedi devamını. Ribaund'ları vermenin cezasını maç ile çektiler.

İlk yarı Lakers 11 fazla hücum yapmasına rağmen 6 sayı geride bitirdi. %50'nin üstünde hücum eden tek adam Lakers'ta Derek Fisher idi. Takımın tamamı %32.5 ile hücum etti. Korkunç kelimesi bile az bir 7.maç için. Aslında en korkutucu an Kevin Garnett'in Jack Nicholson koltuğuna doğru uçtuğu andı. Bir an KG'nin altında Jack Nicholson hayal ettim ama bir koltuk farkla kurtarmış kendisini Bay Joker. Kaan Kural'ın ifadesine göre oğlunun üstüne düşmüş KG. Biraz şabalak bir çocuğa benziyor Nicholson JR. Üstüne 2.11 boyunda 115 kilo bir dev düşen bir insan hem de o koltuğa 50.000 dolar vermişken ehe ehe diye sevinmez. Sevinmesin yani.

Harika bir finaldi. Korkunç atışlara rağmen harika bir final. Harika da bir anlatım vardı Murat & Kaan ikilisinden.

16 Haziran 2010 Çarşamba

Honduras 0-1 Şili (Foto)









Honduras 0-1 Şili (Grup H)
dk 34, Beausejour

14 Haziran 2010 Pazartesi

Uçmayan Hollanda'lılar


Şimdi buraya; "maçın 27.dakikasında uyuyup ilk golde gelen Erdoğan Arıkan sesi ile uyandım" dersem, linç edilebilirim ama öyle maalesef. 4-2-3-1'in temposuzu dünyanın en sinir bozucu sistemi. Bakın, Yunanistan sistemi gibi de değil. Daha beteri. Danimarka böyle oynadı ve sıktı. Karşısındaki Hollanda'lılar da, hücumu alınmış bir total futbol sergilemeye kalkınca böyle bir maç çıktı ortaya.

Hollanda'nın hücumu isimlerle çok iyi. Takımın en zayıf sayılacak noktaları bekler olarak gösterilebilir ki, Ajax forması giyen Van der Wiel'in de orada gayet sağlam durduğu göz önüne alınınca Gio'dan başka bir saldırma imkanı yok. Kontralar dışında. Hoş, Danimarka Van der Wiel'i de hiç zorlayamadı. Gelişen ataklarda da bıçak gibi kesti oraları. Hollanda ise turnuvalardaki Hollanda felan değil. 2008'de Fransa'ya, İtalya'ya karşı o etkili atakları, harika kontraları veya hızlı oyunları yoktu neredeyse.

Dediğim gibi uyuttu bir maç. Belki öğlen, belki vuvuzelalar, belki Hollanda'nın rakibinin mıymıy futbolu, belki Hollanda'nın mıymıylığı. Diyeceksiniz turnuvanın "ilk maçı". Kardeşim 2.maç olsa, "gruptan çıkma garantisi" diyeceksiniz. 3.maç olsa "artık garantilemiş, zorlamadı", "son 16, ama şimdi çeyrek final, yarı final, final, buralarda kontrollü oynamak gerekir" diye diye kupa bitecek. Herhangi bir takım herhangi bir maçı bahane uydurmadan iyi oynayamaz mı yahu ?
Umudumuz Brezilya..!