26 Mayıs 2010 Çarşamba

Rıdvan Dilmen Anketi





Aklımıza takıldı, soralım dedik. Soru ortada. "Rıdvan Dilmen söylendiği kadar değerli ve önemli bir futbol yorumcusu mu?"; yani tabiri caizse "overrated" mı diye merak ediyoruz.

Oyları bekliyoruz. Manipülasyon olmasın diye yorum yapmıyorum. :)




Kewell & Barthez


Fotoğrafın neresine baksak orada bir efsane var arkadaş...

Bugün Değilse Ne Zaman ?

Türkiye, Çek Cumhuriyeti ile oynuyor. İlk maçta kalede Volkan var. Doğrudur, zaten ilk O olmalı. Bugün Kuzey İrlanda. Kalede yine Volkan var. Keşke Onur olsa. Onur'u izlesek. Hakediyor çünkü orayı en az Volkan kadar.

ek: Onur ilk 11 başladı. Maç öncesi ilk 11'lerde Volkan okuduğum, gördüğüm, duyduğum için yazıyı yazdım. Yazının da bi' meali kalmadı artık.

Let the Sunshine In

Let the sunshine,
Let the sunshine in..
The sunshine in..



Keyifli..!

Mourinho & Materazzi



Mou, arabasına biner. Araba çalışır. Gitmek üzereyken Materazzi'yi görür. Arabayı durdurur. Materazzi'nin üzerine üzerine hızlıca yürür ve ...

25 Mayıs 2010 Salı

Çağlar Birinci Takas Şenliği


Bülent Korkmaz'ı izliyordum Ümit Aktan'ın sunduğu bir programda. Kewell konusu açıldı. Ümit Aktan'da o Hamburg maçını hatırlattı yine Kewell'ın profesyonelliğinden dem vururken. Soru "neden hocam Kewell'ı oynattınız?"a kadar geldi. Bülent Korkmaz da şöyle anlatıyordu Kewell'ı stoper oynatma sebebini; "Ben, ilk gün defans oynayan futbolcularla yaptığım toplantıda şunları söyledim: 'Bireysel hataya hiç bir şey demem. Ben de yaptım. Herkes yaptı. Yapacaktır da. Bireysel hatadan gol yemeye kızmam. Ama pozisyon hatası yapanın ve hele o yüzden gol yememize sebep olanın gözünün yaşına bakmam. Bunu kabul edin.' dedim. Sonra Hamburg maçı geldi. Stoperimiz kalmadı. Semih'i orada denedik. 18 yaşında olmasına rağmen daha nerede duracağını bilmiyordu Semih. Pozisyon almakta sıkıntılar çekti. Antremanda üstüne gitsek bile en az 1-1.5 ay gerekiyordu. En az 3 hazırlık maçı almalıydım bunun için. Ama vakit yoktu. Neticesinde Kewell o bölgede Semih'ten daha iyiydi. Ben de bunun üzerine ertesi gün direkt yönetime bir rapor sundum. Galatasaray Takımı'nın altyapısının önümüzdeki sezondan itibaren değişmesi gerektiğinden bahsettim. Bunları ilettim"

Semih Kaya, Murat Akça, Erhan Şentürk, Serdar Eylik ve üzerine para ediyor Çağlar Birinci. Marsilya'dan Taiwo'yu alsak bence daha az maliyetle olayı kapatırdık. Hem de gözümüz bir sol bek görürdü. Neyse bu 4'lüden bonservisi ile verildiğinde kahrolacağım tek adam var. Serdar Eylik. Diğer 3'lü için de üzülürüm ama kalsalar ya da kiralık verilseler yine Galatasaray'a dönüp yazık olacak bir kariyerleri olacak.

Yukarıda Büyük Kaptan'ın anlattığı altyapı meselesinden 2 stoper gidiyor. Erhan zaten Galatasaray'dan kopmuş, gitmiş. O Erhan, 2 sene önce Diyarbakır'ı lige çıkartmıştı neredeyse tek başına. O'nun da geri gelmesi bir transfer olurdu. Ama Serdar öyle değildi işte. Daha bizim çocuğumuzdu. Daha bizdendi. Altyapıdan Emre Çolak alınmadığı zaman bile Serdar alındı takıma sene başında. Hem de tek başına. Aydın'ın yerine bu sene bir çok maçta da oynardı Serdar. Serdar Özkan alındı ya 2.Serdar sürgün yedi takımdan artık. Giden gençlere hayırlısı olsun.

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Aslında Hepsi Ölüymüş !!!


Öncelikle; diziyi gözümle izledim, rahat olun. Başlıkla alakası yoktu finalin.

6.His filminin inanılmaz bir geyiği vardır bilirsiniz. Herkes sinema salonunda filmin başlamasını bekler. Önlerden elemanın birisi bağırarak film hakkında der ki; "Bruce Willis aslında ölüymüş". Sonrasında da ekrana bakan bir avuç insan kalır.

Lost'u buna benzeten insanlar gördüm bugün bir çok yerde. 6 senemi vermedim bu diziye. 4 senemi verdim. İlk 3 sezonu 3 ayda izlediğimden mütevellit, 3.sezonun 7.bölümü Flashes Before Your Eyes'da normal zamanlamayı yakalamıştım. Sonrasında 3.sezon finalindeki "we have to go back Kate, we have to go baaaack" haykırışında ayağa kalkıp, J.J.Abrams'a 2 dakika aralıksız küfür etmiştim. Çünkü, mükemmel bir finaldi ve önümüzde yaklaşık 10 ay vardı. 10 koskoca ay.

Neyse, son görevimizi yaptık Lost'a. İzledik. Açıkçası iyi bir toparlama olmazsa sağlam haykıracaktım ama o görüntüler, geçen 4 senemin aslında Flashback'iydi. Hele o kadar "ezik doktor, ne sünepe adamsın lan Jack" dediğim Jack'in görüntüleri aslında boşa geçmiş zamanlarımın olmadığını ve Jack Shephard'ın bu dizide en favori karakterimin olduğunu gösterdi bana. Desmond, Benjamin, Faraday efsanelerimdi ama Jack başkaymış arkadaş. Hele açılış gibi kapanışta da Jack Shephard ve Vincent ikilisini görmek, Jack'in önce bambuların arasından yaralı halde düşe kalka yürümesi, o ağaçta kalmış ayakkabı, yerde yatması ve tepesinden geçen uçağa bakıp gülmesinin bende ilginç bir duygusallık ve boşluk yarattığını söylemeliyim. Çünkü, biz Lost'a böyle başlamıştık, böyle de bitirdik işte. "Göz açıp kapayana kadar geçen bir an"dı Lost. Faraday'ın dediği gibi zaman aslında izafi bir kavramdı. Bu dizi bize bunu göstermiş oldu.



Tabii aslında 2 senede bitecek iken 6 seneye sündürülen, hiç girilmeyecek iken girilen Jacob, hiyeroglifler vs. gibi konular eklenerek devam ettirilen bir dizinin zaaflarıydı bunlar. Bu 4 senede Walt, Aaron, Hurley'in gördüğü ölüler, Hurley Bird, Işığın gizemi, rakamların asıl nedeni, Jacob's Cabin'de "help me" diye bağırtıp o bölümde kalp krizleri geçirmemizi sağlayan adam, o kabinde bulunan Hurley'in gördüğü göz gibi bir sürü şey var. Ama güzeldi işte. Bir efsaneydi Lost. Adına yakışır gibi bir sezonla bitmedi ama güzeldi.

See you another life brother. Namaste.