23 Mart 2010 Salı

Kayserispor - Sivasspor


Birincisi, her sene artık ligin kaderini değiştirecek, sezon sonu ilk 3'e girecek diye diye 4 senedir hep aynı senaryoyu oynayan bir Kayserispor. Önce Ertuğrul Sağlam ile başladı işe. Ondan öncesinde Hikmet Karaman'ın ligde tutması da var Gökhan Ünal'ın şampiyonluğu belirlemesi ile... Ertuğrul "Sağlam" durdu. Mehmet Topuz - Gökhan Ünal ikilisini parlattı. Ozan İpek - Volkan Şen ikilisi gibi. Lakin standartı hep 50 puandı Kayserispor'un. 83 puan da olsa şampiyonluk yarışı, 70'de de kalsa hep 50 idi puanları. Bu sene de Bursaspor'u darmaduman eden tek takım onlardı aslında. Lider oldular o gün o maç ile. Sonrası hep hüsran. Bugün, Tolunay Kafkas; "Sözleşmemi uzatmayacağım" dedi. Gökhan Emreciksin'i de kadro dışı bıraktı sezon sonuna kadar.

Diğer tarafta da Sivasspor. Son 2 senenin aşıp giden takımı. Şampiyonlar Ligi elemesi oynayabilen bir takım. 2 sene takımın kafaya oynamasında yaptığı transferlerle adı en yukarıda yazılan Bülent Uygun'un, "marifet takımda değil, bende" tripleri yüzünden, takımda kim var kim yoksa satmaları ve yerine Yasin Çakmak - Ersen Martin gibi isimleri alması takımı mahfetti. Şampiyonlar Ligi elemesine katılıp, küme düşme potasında olan kaç takım var bilmiyorum. Zamanında Hamburg böyle bir örnekti. Şampiyonlar Ligi'ndelerdi ama küme düşeceklerdi. Ivica Olic'i alıp kurtulmuşlardı. Neyse, Sivasspor 2.hocasını da dün yolladı. Muhsin Ertuğral, Uluslararası Arena'da kupa almayı başarabilen bir yerli antrenördü ama haliyle o da Bülent Uygun'un çorbasından bir şey çıkartamadı ve toplantıda ağlayarak gitti. Zaten açıklamalarıyla bile bu ülkenin alışık olmadığı tarzda bir adam olmadığını gösteriyordu.

2 tane hep kafaya oynaması beklenen takım, 8 hafta kala bu durumda. Birisinin hocası yok. Diğerinin hocası da gidecek sezon sonu. Nereden, nereye?

Ab Aeterno


Lost dizisinin bugüne kadar her şeyleri açıklanan, hakkında gösteren ama elletmeyen, ne idüğü belirsiz olan, zamanla efsaneleşen bir sürü karakteri oldu. Hepsinin hikayesini ya flashback'lerde, ya başkalarının hayatlarında ya da alt metinlerde öğrendik. Bu kez durum farklı. Ne balonla adaya düşen orijinal Henry Gale gibi, ne de bir akıl hastanesinde bir Desmond'a teknesini verirken gördüğümüz Libby gibi, ne Hurley'in akıl hastanesinde O'na rakamları söyleyen deli gibi, ne de "Hurley Bird" bir karakter bu. Üstünde koyu mavi gömleği, elinde kupası, gözlerinde sürmesi ile Richard Alpert...

1.sezon sonlarına doğru gördüğümüz ve Philedelphia Experiment'e bağladığımız Black Rock gemisinde zincirli olarak gördüğümüz iskeletler gibi bir köleydi Richard Alpert. Belki de gemi kaptanıydı Richardus. Her yerde o vardı dizide. Locke'ın doğumunda da vardı, Benjamin'in hayatında da...

Sonunda O'nun hayatını, belki de Jacob ve Black Smoke arasındaki savaşın asıl sebebi ile ilgili nedenleri öğreneceğiz. Hoş 5 sezon siyah-beyaz diye diye bundan bahsetmeleri ayrı bir olay ya neyse. Alvar Hanso veya Dr.Pierre Chang'de çıkarsa hele Dharma dönemi olursa 1-2 dakikalık pek güzel olur. 8 bölümdür "Jacob, sayıları severdi" "Ben, Black Smoke'ım. İyi peki akşama ne yiyeceğiz" muhabbetlerinden bıkan bünyelere bir ilaç olması umudundayız. Yap, "The Constant" gibi bir efsane daha J.J... Yaparsın sen.

Messi'yi Durdurmanın Yolu


"Onu durdurmak için yanınızda av tüfeğiniz olmalı. Bam-bam, hepsi bu!"


Mallorca Teknik Direktörü Gregorio Manzano, Messi'yi durdurma yolunu bulmuş...

Özhan Canaydın'ı Kaybettik


Bütün Galatasaray başkanlık kariyerini belki tek bir işe ayırdı. Aslantepe Ali Sami Yen Stadyumu. 8 sene bekledi. Uğraştı, kredi aradı, futbolculara verilen çekler bile karşılıksız çıktı O'nun başkanlığı zamanında. Her toplantı da bir maket, bir proje, bir sinevizyon gösterisi sundu, bu yüzden nice laflar bile işitti Divan Toplantılarında. Transfer fotoğraflarında sadece bir ismin yanındaydı kariyeri boyunca. O da Hagi'ydi. İyi bir yönetici miydi? O'nu başkaları tartışsın. 200 gün kala Ali Sami Yen Stadı'nın bitimine, o Ali Sami Yen'in yanına gitmeye karar verdi.

Mekânı cennet olsun.

22 Mart 2010 Pazartesi

Penaltı ??



4 büyüklerin maçlarında her olaya hakem faciası felan diyoruz da izlemediğimiz maçlarda olanları kaçırıyoruz aslında. Ben bir şey yapmadım diye elini kaldıran Antalyaspor'lu futbolcunun eline yakın mesafeden gelen topa penaltı + sarı kart verilmesinin ben anlamını, mantığını çözemedim.

Umarım siz çözersiniz... Hele aynı hakemin Ali Güneş'in pozisyonuna devam demesi akıllara gelince elle oynama konusunda sıkıntı çektiğini söylemekte şüphe olmasa gerek...

Bir Garip "Yerli Messi(?)" Serdar Özkan





Serdar 2002-2003 yılından beri Beşiktaş forması altında profesyonel futbolcu diyebiliriz. O sezon Beşiktaş forması altında paf liginde mücadele etti. O sezon ne kadar iyi bir performans gösterdi bilemeyiz ancak 2003-2004 sezonunda A takıma yükselmeyi başardı.

Ara ara A takım yedeklerinde yer buldu Serdar Özkan o zamanlar. 5-3'lük Rizespor galibiyetinde ilk defa A takımla birlikte sahaya çıktı. Ondan sonra bir kez daha A takımla kupa maçında sahaya çıktı. Ardından Paf Ligine geri döndü Serdar.

2004-2005 yılında Türkiye Kupasında Aliağa maçında ilk 11'de sahaya çıktı ve ilk yarın sonunda oyundan alındı. O sezon bir iki maç hariç kadroya alınmadı genç oyuncu.

2005-2006 yılında A. Sepatspor'a kiralık gönderildi. O sıralar 2. Ligde oynayan takımda düzenli olarak forma giydi. 4 tane de gol attı. Sonraki sezınu Samsunspor'da geçti.

2007-2008 sezonunda Ertuğrul Sağlam ile Serdar büyük çıkış yakaladı. Düzenli olarak forma giydi. O sıralar herkesin çok beğendiği, süratli ve tekniği yüksek bir genç oldu. Sadece fizik olarak kendisini güçlendirmesi beklendi. O günden beri bekleniyor işte güçlensin diye. Ertuğrul döneminin ardından Mustafa Denizli geldi ve Serdar bir var bir yok oldu.


Kendisini bir türlü geliştirememesi, son vuruşlardaki beceriksizliği onu yaktı diyebiliriz. Taraftarın da kredisi bitti bitiyor zaten. Hatta birçok kişi için bitti bile. Hele Galatasaray maçında kaçırdıkları ile tarih yazı diyebiliriz. Ne kadar güzel çalım atarsa atsın fiziğini geliştiremeyince iş görmez hale geldi. Son vuruşlardaki beceriksizliği de güçsüzlüğünden, savruk yapısından kaynaklanıyor gibi.

Serdar Özkan'ın sezon sonu sözleşmesi bitiyor. Görüşmeler var ancak yeni bir sözleşme imzalanmış değil. Menejeri birkaç Avrupa kulübünün Serdar'ı istediğini söylüyor. İsim vermiyor ancak özellikle Benfica'dan teklif geldiğini doğruluyor. Bir de Serdar'ın Galatasaray'la görüştüğü haberlerini yalanladı. Beşiktaşlıların bir kısmı ise Gökhan Zan olayından sonra ikinci bir kıyak bekliyor Haldun Baba'dan.

Altyapı hocası Ulvi Güveneroğlu ise Serdar'ın ya Beşiktaş'ta kalmasının, ya da Avrupa'ya gitmesi gerektiğini söylüyor. Haklı da; İbrahim Kaş gibi geri döner en kötü.

Üst Üste İki Hafta Hat Trick Yapmak





Böyle bir canlıya da yakışır işte. Aynı sezonda iki kez hat trick yapma şansı bile az oluyor genellikle oyuncuların.

Gerd Müller'in 1970 Dünya Kupasında önce Bulgaristan'a, 3 gün sonra Peru'ya Hat trick yapma olayı da tarihde yazıyor. Aynı turnuvada İtalya'ya iki tane atabilmiş sadece. Euro '72 ön elemlerinde ise Türkiye'ye 2 maçta anca 3 gol atabilmiş. Neyse orada yırtmışız yani.

Yoksa Norveç'e, Meksika'ya, Sovyetler'e, İsviçre'ye özel karşılaşma olmasına aldırmadan hat trickleri dizmiş ayrı mesele.

Neyse Messi diyorduk konu nereye geldi, hadi hayırlı olsun. Bu akşamki gollerinden sonra gol sayısı 25 oldu sanırsam. Maşallah...