3 Ocak 2010 Pazar

Şamaroğlanı Robinho


Bu Robinho'nun Elano'dan çektiği nedir bilemedim. Bi' akşam tutar arabasına not yazar, başka bir gün başka bir şey yapar. City günlerinden bu kez fotoğraf. Elano, kafaya balyozu indirmiş. Enseye de bir miktar kaçırmış olmalı ki, Robinho'da "enseye giren kar ifadesi" var. Bu ifade ne derseniz, Robinho'nun suratındaki ifade.

Geremi 10 Yıl Sonra Başkentte




Yıllar önce Gençlerbirliği formasıyla gözmüştük onu. Araya Real Madrid, M'brough, Chelsea ve Newcastle sıkıştırdıktan sonra memlekete ve başkente geri döndü Geremi. Bu sefer Ankaragücü formasını terletecek. 10 yıl sonra tekrar memlekette yani. 21'inde gitti, 31'inde geri geldi.

Georgios Samaras


Celtic - Glasgow Rangers maçını izlerken inanılmaz dikkatimi çekti Samaras. Tamam Heerenveen'den City'e gelmesi felan aklımda ama bugün Glasgow derbisinde ilk 45 dakikada hayran kaldım oyununa. Sezon başındaki Emirates Turnuvası'nda da beğenmiştim ama bugün bir başka. 1.92 boyunda bir santrafora göre top sürebiliyor, harika ters toplar atabiliyor, kanatlara servis yapabiliyor, sırtı dönük top alabiliyor ve daha 25 yaşında. 2011 Haziran'ın da sözleşmesi bitiyor. 30 kez de Yunan Milli Takımı'nda oynadı.

Türkiye'de iş yapar. Hem de çok iş yapar bu formu ile. Tabii bence. Bugün de bi' tane atsa da yüzümü kara çıkartmasa.

2 Ocak 2010 Cumartesi

B Plansız


Buradan kendisine Türk usulü saydırmak istiyorum. Villareal ile berabere kaldı çünkü. Nedensiz bir stres atasım var Pep'e karşı. Nadiren geçer bu fırsat geçmiş vurayım abalıya.

"Gördük ki, Barcelona'nın daha doğrusu Guardiola'nın bir B planı yok."

"Durum 1-1. Defanstan adam çıkartıp, santrafora adam koyması gerekirken, o hücumdan çıkartıp, hücuma adam koyuyor. Ya böyle bir şey olabilir mi ya?"

"Guardiola teknik direktör değil. Değil 6, 16 kupa alsa benim gözümde korkak o."

"Guardiola adamsa Kasımpaşa'yı şampiyon yapsın."

"Bana Guardiola'nın Barcelona hariç teknik direktörlük kariyerini birisi söylesin"

"Cruijff olmasa Pep bir hiç."


Ohh stresimi attım valla. 3 haftaya yollarım ben bu adamı.

İşin ciddiyetine gelirsek, Eto'o Ibracadabra'dan daha iyi bir santrafor mu diye sorgulayarak başlarsak yanılırız. Çünkü Eto'o, Ibra'dan farklı özellikleri ile çok üstün. Ibra'dan dar alanda hızlı. Çokta çabuk. Al-ver'leri çabuk yapabiliyor. Ibra ise yerleşik savunma karşısında La Liga'da zayıf. Fiziği ile bunu kapatmaya çalışıyor. La Liga'da, Serie A'ya göre hızlı tempoda al-ver-dön'leri yapmakta zorlanıyor. Eto'o gibi aksadığı zamanlarda kanatlarla yer değiştirebilme özelliği de yok. 6-2'lik maçta Eto'o'nun Messi ile yer değiştirdiğini, Rijkaard döneminde Ronaldinho ile Eto'onun sık sık yer değiştirdiğini görüyorduk. Şimdi ise 2 statik adam var bu ileri 3'lüde. Zlatan ve Henry bile yer değiştiremiyorlar maç içerisinde. Uyumu Zlatan atlattığında Barça tekrar eski haline dönecektir. Daha bile etkili olabilirler. Geçen seneki Barça yok. Çünkü hücumda statikleştiler. Ibra'ya göre oynamaya başladılar. Henry yıllardır aradığı kupaları artık aldı ve heyecanı ne kadar kaldı tartışılır. Kanatlara Pedro'dan başka, hemen katkı verecek bir adam gerek. En basitinden rakamlarla konuşursak, geçtiğimiz sene bu gün toplam 51 gol atmışlardı. Bugün ise 37 goldeler. Şampiyonlar Ligi'nde bu sene hiçbir maçta 3 gol atamadılar. Son 4 resmi mücadelede kendi sahalarında gol ortalamaları 1.3. Nedeni ise aynı Eto'o - Ibrahimovic takası. Daha büyük santraforu almış olabilir Barça ama ne kadar büyük bir takım oyuncusu Ibra bu konuşulmalı, bu uyum üzerine gidilmeli.

Neticede namağluplar, en az gol yiyen takım durumundalar lakin, yarın Real kazanırsa ki, Ender Gelişen Osasuna Atakları'na karşı bu kuvvetle muhtemel, 2.sıraya inecekler.

Şakacı Seni


"Galatasaray şu anda ortasahaya bir yıldız almayı düşünüyor, Marcelo Gallardo ve Rivaldo'nun adı geçiyor, bu seni korkutuyor mu?"

"Kesinlikle hayır, ben onlardan iyi olduğumu biliyorum, hoca da iyi olana forma verecektir"


Ne desem bilemedim ki buna ben. Zamanında ne demişsin sen Volkan.

Yaratıcı Beşiktaş Taraftarı


"Kaldırsın kaldırsın parmak kaldırsın, Cemal Nalga hanginiz parmak kaldırsın"

Beşiktaş Cola Turka - Galatasaray Cafe Crown maçı esnasında Beşiktaş tribünlerinin yaptığı tezahürat. Cidden komik yahu.

Yahşi Batı


2009'u 2010'a bağlayan gece, Isparta'ya çıkan yılbaşı biletinin bize uğramamasının kahrı, bize bi' daha bu kadar yaklaşmaz'ının off'lamaları ile 1 ocak akşamı Yahşi Batı'ya doğru yola koyulduk. Halbuki, mütemadiyen maç izlerken bira-cips sponsorumuz olan tekele çıkmıştı bilet. Biz de oradan almamıza rağmen, bize şans denk gelmemişti. Neyse bu derdi ben atamam kolay kolay. Yahşi Batı'ya dönelim.

A.R.O.G faciasından sonra onu unutturma adına yeni bir proje yapmıştı Cem Yılmaz. Facia değil demeyin, bu kadar kısa sürede bu kadar bütçeli 2 film çekmesi bile bunun göstergesi. Artık, kendisi için kemikleşmiş diyebileceğimiz kadrosu vardı yine. Yanında Ozan Güven, Özkan Uğur ve A.R.O.G'dan sonra Zafer Algöz var bu kemikleşmiş 3'lüsünde. Bayan oyuncu ise bu kez Demet Evgar. Cansu Dere'de var ama konuk oyuncu. Filme gelirsek; izlemeyenlerin heyecanını kaçırmadan anlatayım; Osmanlı Sultanı'nın, Amerikan Başkanı'na yolladığı elması ulaştırmaya çalışan 2 saray görevlisinin hikayesi. Tabii ki, elmasın ve kahramanlarımızın başına işler gelecek
ve olaylar bu ölçüde şekillenecek. Özellikle kızılderililer sahneleri çok eğlenceli.

Kişisel kanaatime gelince; A.R.O.G'dan sonra ilaç gibi. Küfürü de ediyor hani. Baştan sonra sin-kaf değil, hatta G.O.R.A kadar değil ama yerinde ve filme güzel giden küfürler. Arada da, biraz dikkatli olanın anlayabileceği espriler de var. "Yürüyen Johhny ve Guns N' Roses silah dükkanı" gibi dikkat ince noktalar var ki farkettiğiniz de koca sinemada tek başınıza yarılırken bulabiliyorsunuz kendinizi. İzlenir, sinemada da izlenir. Klasik "Türkler X'de" serisinin devamı Cem Yılmaz için.