Milli Takım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Milli Takım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2010 Cumartesi

Millî Takım'ı Oğuz Çetin mi Yönetiyor?





Hani ilk başlarda "Oğuz'dan bilgi alması olağan" dedik. Sonra "ulan bildiğin Oğuz'un yani Fatih Terim'in kadrosu bunlar" dedik. "O-guus Hiddink" falan. Şimdi olay öyle bir noktaya geldi ki bunların hepsi "geyik" oldu. Hani başta mantıklı gelir de herkes öyle konuşmaya başlayınca insan kendi düşüncesinden soğur, vazgeçer falan. Bana da öyle olmuştu açıkcası. Koskoca Hiddink, Oğuz'un tercihlerine göre mi kadro belirleyecekti. Ayrıca Uğur Meleke'nin bu konuda bir yazısı vardı. Buradan okuyabilirsiniz konuyla alakalı. "Yarışmacı-Eğitimci" çatışmasının ortasında kalmış olması muhtemel. Ancak eğitimlere de tez vakit başlaması yararına olur. Yoksa bir anda her şeyi silmeyelim ayağına iyice uzaklaşacak.

Aynı konuyla alakalı Sinan Bolat'ın açıklaması var.

"Ülkemi çok seviyorum ama Oğuz Çetin olduğu sürece Ay-Yıldızlı milli takıma hizmet etmem çok zor. Ben burada her hafta en iyi 11'deyim. Ama Milli Takım'da 4'üncü kaleci bile olamadım."

Eğer ki Sinan Bolat'ın Millî Takım'a alınmama sebebi gerçekten Oğuz Çetin ise, vay Hiddink'in haline, vay Federasyon'un haline. Yazık oluyor beyler size.

5 Eylül 2010 Pazar

Benim Milli Takım'ım


Ekranlarda onlarca "Benim ...'im" tarzı reklamlar olunca, ben de "Benim Milli Takım'ım" yapmak istedim. Ama isteklerim bunlar. Bunu yapar, şunu yapar değil.

Benim Milli Takım'ım, 1 ay önce hazırlık maçında dahi oynamamış, oynanan hazırlık maçından sonraki 1 ay boyunca topa ayak bile sürmemiş olan Sabri Sarıoğlu'nu sağ bek diye ilk 11 başlatmamalı.

Benim Milli Takım'ım, sağ bek mevkiisinde sezona iyi başlangıç yapan Ali Tandoğan'ı ve Serkan Balcı'yı ilk 11 başlatabilmeli. İyi ya da kötü şu 1 ay süresinde sağlam duran adamları oynatmalı.

Benim Milli Takım'ım, 1 ay boyunca 30 dakika maç yapmış ve bir daha kadroya bile alınmamış adamları oynatmamalı. Bırakın oynatmayı listede adının baş harfi bile geçmemeli.

Benim Milli Takım'ım, kadroya oyuncu seçimini oyuncuya vitrin, yeni bir şans, oynamadığı zamanların eksiği için hazırlık kıstaslarını göz önüne alarak yapmamalı.

Benim Milli Takım'ım, kendi takımında ilk 11'e giremeyen adamı ilk 11 başlatmamalı.

Benim Milli Takım'ım, teknik kadrosu maç izlemeye gittiği yerde futbolcu izlemeli. Maç değil.

Benim Milli Takım'ım, Milli Takım formasını iyi oynayana ödül olarak verebilmeli. Oynamayana şans olsun diye değil.

Benim Milli Takım'ım, Kazakistan maçında 80.dakikada oyuncu değiştirdiğinde, oyundan çıkan Necip Uysal, oyuna giren Volkan Şen olmalı.

Benim Milli Takım'ım, Ömer Erdoğan'ı elinde adam kalmadı diye değil, iyi oynadı diye kadroya çağırabilmeli.

Benim Milli Takım'ımı Guus Hiddink yönetmeli. Fatih Terim ve izleri değil...

1 Eylül 2010 Çarşamba

Adam Mutlu Beyler


Sevinci gözlerinden okunuyor, daim olsun diyelim.

10 Eylül 2009 Perşembe

Terim'in İçine Denizli Ruhu Girince



Geçen sezon Beşiktaş'ın ilk yarıda oynadığı derbilere bir dönüp bakın. Özellikle Beşiktaşlılar iyi hatırlar.

Maçta saldırmak gerekince takım garip bi' 3-5-2 düzeni alıyordu. Kim nerde ne yapmaya çalışıyor belli olmuyordu, aynısını Millî takımda gördük bu akşam. Önemli adamlar da tutuk kalınca o dönemdeki Beşiktaş takımının bir kopyası oluştu sahada, yenilmediğimize şükretmek lazım

Sonuçte Terim'in içine Mustafa Denizli'nin ruhu girince sahaya da geçen sezonun etkisiz Beşiktaş'ının ruhu girdi; olmadı. Hadi hayırlısı...

7 Eylül 2009 Pazartesi

Baylar Uyanın



Dörtde dört yaparsak dünya kupasına katılacağımızı söylüyor herkes. En usta spor yazarları bile bu yanılgıda. Hadi diyelim biz dörtde dört yaptık, rakiplerimiz de puan kaybetti: grupta ikinciyiz.

Eee, ne olacak? Kupaya mı gidiyoruz? Hayır. Bir eleme turu daha var. Bütün memleketin bunu atlaması bayağı ilginç.


Eğer bizim basın, "grupta ikinci olalım, son turu zaten geçeriz" diyorsa yanılıyor. Bu kadar kolay rakipler olmayacak belli ki. Bizim Millî takımın işi belli olmaz da; basının bu detayı atlaması ilginç geldi.

Gelen yorumlarda en iyi ikincinin direk gittiğini söyleyen arkadaşlar var. Fifa'nın sitesindeki açıklama şöyle:

When the group phase of European Zone qualifying reaches its conclusion on 14 October 2009, the nine section winners will be guaranteed a place at the 2010 FIFA World Cup South Africa™. Thereafter, the eight best runners-up will compete in two-legged play-offs, with the continent's four remaining tickets to the world finals at stake.


Yani 9 grubun en iyi puana sahip 8 takımı yarışacak diyor. Ben mi yanılıyorum?

En iyi ikinci hakkında bir şey göremedim ben.

Bu da Fifa'nın sitesindeki açıklamanın linki: Fifa/Runners Up

5 Eylül 2009 Cumartesi

Beşiktaş(A / A2 Karma) 3-4 Millî Takım(U21)



Millet Tabata hakkında konuşmaya devam etsin; Tabata Beşiktaş adına sahaya çıktı ve golünü attı bile.

Bugün saat 17.00'da yapılan özel karşılaşmada Beşiktaş, U21 Millî takıma 3-4 yenildi.

Maçı izleyemedim henüz ancak Beşiktaş öyle bir kadroyla sahaya çıktı ki; resmi maçta bu kadro sahaya çıksın, Mustafa Denizli'yi giyotinin altına götürürler vallahi. İlk 11'de forvet yok. :)
(İlk forvet de dakika 60'da giren Can Erdem yanılmıyorsam)

Maçın tekrarı saat 23.00'de BJK TV'den verilecekmiş. Özet için buraya tıklayın.

Ekleme: Maç 23.20'ye alındı.



Goller:
Beşiktaş: Tabata(24), Ömer Kazancı(83), Onur Bayramoğlu(90)

Millî Takım: Yiğit Gökoğlan(14), Abdullah Kamil(53), Zeki Korkmaz(58), Tunay Torun(84)

fotoğraf haber1903.com'dan.

5 Haziran 2009 Cuma

Sahaya Yarıçıplak Giren Taraftar


Lan denyo, Fransa - Türkiye maçında sahaya yarıçıplak girdin de ne oldu? Sahaya meşale, şişe, ot, ıvırzıvır attın da ne geçti eline? Kime hizmetiniz? Kime ne ispatlama amacınız? Ne kadar gerizekalı bir millet olduğumuzu mu göstermeye çalıştınız? Yarın öbür gün senin kadar aptal arkadaşlarına bunun övüncü ile hava mı atacaksın be gerizekalı adam.

Peki biz ekran başında maç değil de aptal reklamları izleyen insanların sana ettiği küfürler, höykürmelerin sana girdiğini hissetmiyor musun? Hem Fransa ile ne dostluk maçı ki bu? Bir kanadın Sabri, diğer kanadın özel maçta oyundan atılan Üzülmez. Neye hazırlık? Böyle mi hazırlık? Trt desen yayın kesiyor. Zaten gidemiyoruz 2010'a. Bırakın da çocuklar 3 gün daha tatil yapsın..

1 Nisan 2009 Çarşamba

Saraçoğlu'nda Oynayamamak!


Avrupa Şampiyonu olan takım ülkene geliyor, 4 gün önce seni 1-0'la bir duran top organizasyonu ile aşmış, yenebilme şansın ve imkanın en az onlar kadar var, onlar senin için maçlarını Santiago Bernabeu'ya alırlarken sen maçını 20000 kapasiteli Ali Sami Yen'de oynuyorsun. Uefa Kupası finali oynanacak olan Saraçoğlu dururken, 35000 kapasiteli, deniz nedeniyle sesin daha gür duyulduğu, kornerler sırasında adamı baskıdan sindirebileceğin İnönü duruken, mis gibi daha açılış kurdelesi yere düşmemiş Kayseri Kadir Has dururken sen Sami Yen'e maç alıyorsun. Hadi İstanbul'dan korktun, al bari Kayseri'ye de en azından güzel bir stadyumda, dolu futbol seyircisi doldursun tribünü. Sponsorlar değil. Korkuyorsun. Amansız Ol! hikayesini masala çeviriyorsun. Bir Galatasaray'lı olarak, takımımın kalite ve mimari olarak, en az böyle bir stadda oynamasını istediğim Saraçoğlu'nun Fenerbahçe'li taraftarlarından korkuyorsun, İnönü'nün "Çarşı Terim'e Karşı" demesinden korkuyorsun. Bir kayıp olursa, bi' istifa çağrısı olursa "onlar küçük bir grup" denilebilmesi için, Milli Takım seyircisinin sesinin bu stadyumlardan daha az duyulacağı Sami Yen'e alıyorsun. Korkuyorsun. Takımı, seyircilerin tepkisinden daha az etkilensin diye sahaya 1 saat önce çıkıp, bütün tepkiyi üzerine almaya cesaret eden Mourinho'nun 'ego'su olamıyorsun.

Kimse de bana zemin bakımı, ıvır zıvır, kıl, tüy, yün, baskı demesin. Korkuyorsun aslında. Hiç kabul etmesen de.