14 Eylül 2010 Salı
Bana Her Şey Seni Hatırlatıyor
Alanzinho'nun muhteşem "no-look" pası ve bu pası Cassio Lincoln yıllar evvel atıldığında anlamayan Yaser Yıldız'ın kaçırdığı pozisyonlar...
27 Nisan 2010 Salı
15 Ekim 2009 Perşembe
14 Nisan 2009 Salı
Lincoln'e Saydırmak!

"G.saray’in sorunlu yıldızı Cassio Lincoln, F.bahçe derbisi sonrasında takım arkadaşlarını bir kez daha çıldırttı. Büyük umutlarla transfer edilen ve beklenen performansı bir türlü sergileyemeyen Lincoln, pazar günü bir hayli gergin geçen derbi sonrası soyunma odasına F.bahçe formasıyla gidince, sarı-kırmızılı futbolcular çileden çıktı. Sahada futbolcuların birbiriyle kavga ettiği sırada uzak bir köşede Roberto Carlos ile omuz omuza olayları izlemeyi tercih eden brezilyalı’nın karşılaşma sonrasındaki vurdum duymaz tavrı bardağı taşıran son damla oldu. Aydınus maçı bitirdikten sonra soyunma odasına F.bahçe formasıyla gelerek tepki toplayan Lincoln’ün rahat tavırları üzerine arkadaşları şaşkınlıklarını saklayamadı. Bir şey söylemeden duşunu alıp ardından soluğu F.bahçe soyunma odasında alan Lincoln’ün umursamaz hareketleri sert tepki gördü. Sahada varlık gösteremeyen Brezilyalı’nın halini gören futbolcular, “G.saray soyunma odasına F.bahçe formasıyla gelinmez. bu umursamaz davranışlara artık bir son ver” diyerek lincoln’e uyarı ateşinde bulundular. öte yandan karşılaşma öncesinde sarı-kırmızılı taraftarların üzerine emre belözoğlu’nun resimlerini yerleştirdiği ‘1 dolarları’ yerden “zengin olduk” diyerek toplayan lincoln, hasan şaş’ın hışmına uğradı. hasan’ın “bırak o paraları. alt yapımızdan yetişip, F.bahçe’ye gitmiş bir futbolcunun resimleri var o dolarların üzerinde” sözleri üzerine Lincoln paraları cebinden çıkarttı ve yere attı."
Vatan'ın bugün Lincoln'ün üzerinde Fenerbahçe forması montajlayarak verdiği haberdi bu. Formayı felan öperken. Peki Lincoln ne dedi?
“Bu konuda çok kısa konuşmak istiyorum. Çünkü bu benim aslında hiç ilgilenmemem gereken bir mesele. Söylenebilecek tek bir şey var; bu fotomontajı hazırlayan kişi bence gerçekten karakter zaafları olan bir kişi. Her şeyden önce benim ne karakterime ne de profesyonellik anlayışıma böyle bir şeyi yapmak sığmaz. Bunu taraftarlarımız takdir edecektir. Bu fotomontajı hazırlayan kişi bana olduğu kadar, taraftarımıza da büyük bir saygısızlık yapmıştır. Bunu yapmaya cesaret edebilecek bir kişinin ben aile hayatını da merak ediyorum ve düzgün olabileceğini düşünmüyorum. Bence bu büyük bir karakter zaafı örneği. Türkiye’de giydiğim tek formanın Galatasaray forması olduğunu, öptüğüm tek armanın Galatasaray arması olduğunu tüm taraftarımız biliyor. 25 milyon Galatasaray taraftarına yapılmış çok büyük bir saygısızlıktır bu. Bu fotomontajı yapan ve bu haberi hazırlayan kişinin bize haberinin doğru olduğunu kanıtlamasını istiyorum. Çünkü bu inanılamaz ve kabul edilemez. Doğru olmadığı aşikâr bir haberin yanı sıra okurları kandırmak üzere hazırlanmış bir fotomontaj. Ve bu gazeteci ta ki gelip bizi yaptığının doğruluğuna ikna edene dek kendisini önemsememizi beklemeyecektir herhalde.
Bu haber beni ne yazık ki çok şaşırtmadı. Buradan Galatasaray taraftarına seslenmek istiyorum. Üzülerek söylemem gerekiyor ki hakkımda yazılanların yüzde 99’u asılsız. Bizi takip eden herkes benim hiç röportaj vermediğimi biliyor. Dolayısıyla benim ağzımdanmış gibi yazılanların ne yazık ki hiçbiri gerçek değil. İkinci dönemin başında bir basın toplantısı yaptım. Tüm basın mensubu arkadaşlardan saygılı olmalarını istedim. Fakat görüyorum ki bu saygıyı göstermiyorlar. Taraftardan rica ediyorum lütfen benim hakkımda gazetelerde okuduklarına inanmak yerine Galatasaray’ın iletişim kanallarında gördüklerine ve televizyonumuzda izlediklerine güvensinler ve onların doğru olduklarını bilsinler. Düşündüğünü söyleyen, söylemek isteyen biriyim. Bu tip asılsız haberleri hazırlayanlar gibi imzasız ya da isimsiz beyanlarda bulunup, söylediklerimin arkasında durmamak benim karakterime uymaz. Dolayısıyla kendimi bunları söylemek zorunda hissediyorum…”
Türk basınının ileri bir adım atamayacağına olan ispatlardan birisidir bu. Batuhan olayı gibi, vur abalıya ya da Adriano Fener'de haberlerini yapan basın felan değildir. Basit bir saha içi fotoğrafını senaryo yapan gazeteci, gazeteci değildir. Tribünlerin ... bunu da yazın sloganının 1.kısmıdır.12 Nisan 2009 Pazar
İçimizdeki Brezilya'lılar!
LigTv'nin fotoğrafçıları maç içerisindeki bu olayı iyi yakalamış. Maç esnasında spiker söylemişti orta sahada rahat takılanları. Carlos ne anlatıyordur acaba? Camp Nou'da hiç böyle kavgaya girmedim felan mı ya da haftaya al hatunu gel bize yemek organizasyonu felan yapalım mı?
kavga videosu linki de; http://ligtv.com.tr/VideoHaber/?r=1&hid=55139
5 Nisan 2009 Pazar
Lincoln Kadro Dışında | Böyle Ceza Olmaz

O değil de; Başkan bu adamın kazanılmaya çalışacağını falan söyledi. Ayrıca böyle ceza falan da olmaz. Bu olsa olsa takıma cezadır. Lincoln'u oynatabilirsen iş yapar sonuçta. Neyse, o ayrı konu da. Lincoln İstanbul'da kalınca gayet de mutlu olur kanımca. Tabii ilk uçakla yine bir yerlere kaçmazsa.
Yine söylüyorum. Böyle ceza falan olmaz. Ceza vereceksen alcaksın bu adamı Antep'e götüreceksin, kulübede oturtacaksın. Lincoln bundan anlar. Başka bir futbolcu olsa bu ceza yerini bulmuş olabilirdi ancak Lincoln'e yanlış ceza kanımca. Tabii kulüpten "Lincoln formsuz olduğu için kadro dışında kaldı" denilirse ayrı.
Ayrıca bir para cezası vardı ona n'oldu?
25 Mart 2009 Çarşamba
Linc 2!

Brezilya'da şu sıralar uyuyor olmalı. Uyumadan önce de Copacabana'da stres atıyordur. Ama bir yandan da konuşuyor! sandınız değil mi? Spor gazetelerine göre Bülent Korkmaz'ın arkasından konuşmakta şu an. Birisine göre beni yem yaptı, diğerine göre beni hiç sevmedi gibi. Herkes bir kaynağa dayandırarak Lincoln bunu dedi, bunu yaptı vs. vs. yazacak. O gelecek. Ben açıklama yapmadım vs.vs. diyecek. Para cezasını alacak. "Fenerbahçe maçında hocaya inat topunu oynayacak ve oyununu gösterecek" denecek ama değişen bir şey olmayacak. Değişen ise sezon sonu gidecek olması. Yanında da Bülent Korkmaz'ı götürürse 3.kellesini alıp kendisini de kaybedecek.
23 Mart 2009 Pazartesi
Linc!

İzin istemiş, verilmeyince de biletim yanmasın hacı diye binmiş gitmiş adam. Dönüşü de 5 gün sonra. 10 bavulla gitti deniyor, bir yerde de 5 bavul. 2 maçta oyuna kurtarıcı diye yerine Mehmet Güven ve Ümit Karan'ın alındığı, iki maçta da hiç oynamayıp yerine kurtarıcı olarak Yaser ve yine Mehmet Güven'in alındığı bir yerde az bile...
21 Mart 2009 Cumartesi
"10 Numara" ve Galatasaray Kimliği.
etirmek istiyorum, ilk adamımız Sergen Yalçın;
k olarak takımın hocasını Fatih Terim yapmak, ikinci vaadi ise; alınacak bir yıldız idi. (bunlardan biri Milan' dan "10 numara" Rui Costa' ydı.) Felipe' nin Galatasaray kariyeri; Galatasaray' ın Felipe "açılımı" uymayınca, Felipe olaylı bir şekilde klüpten ayrıldı. Galatasaray' a katkısına gelince ligde oynadığı 15 civarı maçta attığı 2 gol vardı. (Kocaelispor ve Samsunspor a, hatta bunlardan birisi penaltıdır) Ve geleyim önemli ayrıntı olan o "açılım" a; bir Barcelona maçında ön libero başlatılınca film koptu. Çünkü Galatasaray "isminde" oyuncu egosunun takımın ihtiyaçlarının önünde bir yeri yoktu. Çünkü Felipe orta sahaya her "açıdan" katkı yapmalıydı ve yapamaz/madı; çünkü o Latin karakterliydi. Ve olmadı gitti...
Daha sonrasında gelen isim ise Fenerbahçe' deki kariyeri artık "demode" olan Revivo. Sezonu tamamlayan 10 numara olurken onunda verdiği performans beğenilmedi ve yollar ayrıldı. Ki zaten Revivo' nun ne derecede bir yönetim hatası olduğunu söylemeye dahi gerek yok. Hele o zamanki yönetimin öteki hamleleri akla gelince.
Ilic e ne demeli? Türkiye' ye gelmiş en ilginç oyunculardan. Şu anda ikinci bir Galatasaray deneyimi olsa, hiç hayır demezdim sanırım. (yaşı filan da önemli değil) Terim gider, Hagi gelir -gider ve ardından Eric Gerets ve Sasa Ilic dönemi. Yıl 2005. 2 sezon oynadı ve bu adam Galatasaray forması ile 59 maçta 22 gol attı. Bu rakamları tuttururken Galatasaray sistemi 4-2-1-3 idi diyebiliriz fakat, Ilic' in gidişide görgüsüzce (ve elitist) oldu. Avusturya ekibi Redbull' un verdiği ücrete hayır denemedi ve Sırp 22 numara klüpten ayrıldı.
ünüp, sistemde bir değişiklik, klübün ana alterlerinde (yani alt yapıda) farklı bir uygulama getirebilir. Evet hiç bir takımın bir oyuncu üzerine kurulması gerekmez, lakin elinizde taraftarın izlemeye doyamadığı, size katkı yapan bir isim varsa onu palazlamazsınız. Oyunu ya onun kurallarıyla oynarsınız ya da ülkeyi terk ederken havaalanında sizinle alakalı söyleyeceği ileri geri şeyleri sindirirsiniz. Sonuçta Galatasaray kalibresindeki takımların "10 numara" pozisyonuna oyuncularını bulabileceği en verimli topraklar Latin toprakları. Ve bu topraklardan yetişen, bu pozisyonun yeteneklerine sahip oyunculardan bu kadar da rahatsızsak Gerrard Stili, Ballack Stili oyuncu bulup/yetiştirilip, bu yapıda bir takım yaratılır. Nasıl sürekli (hatta TDK yakında deyim bile sayabilir yakında) "Barcelona Kimliği" diyoruz. Bir Galatasaray Kimliği yaratıp, 10 numarasız bir takım seçilebilinir bence. Displin açılımımızdaki bu hitaben "Abilikte" bu oyunculardadır aslında. Belkide. 
bir not: Bloga toplu fotoğraf ekleme olayından nefret ediyorum.
bir teşekkür: lincoln fotoğrafı için Kâmil' e teşekkür ediyorum.
16 Mart 2009 Pazartesi
Lincoln İngilizcesi / F**k ve Çevresi
Geçen sezon Volkan ingilizce ana avrat sövdüğünü iddia etmişti Lincoln'un. Daha sonra Lincoln'un İngilizce bilmediği (?) ortaya çıkmıştı. Şimdi de Bülent Kaptan'a "Hey coach, f..k off" demişmiş. Her yerde gündem bu. Birileri ağzını okumuş da başka bir şey demiş falan. Bu Lincoln kesinlikle Türk olmalı. Her İngilizce bilmeyen Türk vatandaşı gibi "f..k"ın ne demek olduğunu iyi biliyor. Zaten mal Amerikalıların küfür çerçevesi çok dar. Her şey "f..k" etrafında dödüğünden öğrenmek kolay. Yoksa Lincoln Türkçe de edecek de, öğrenmesi zor. Bi' sövmeye başlasak saniyede 3 küfür üretebiliyoruz Millet olarak.
Gurur duydum.
8 Mart 2009 Pazar
Lincoln Dünyanın En İyi Futbolcusuymuş
Sitede yazı "Fellipe Guimarães" adı altından yayınlanıyor, site Lincoln'un kendi sitesi.
Acaba bu yazıyı gördükten sonra "Fellipe n'apıyorsun abi sen, N'ayak yahu?" falan dememiş midir Lincoln? Yazıyı Lincoln kendi mi yazdırttı yoksa "fellipe" kendi içinden geleni yazı bilemiyorum ama garip olmuş diyebilirim. Ayrıca ukala insanları sevmem demiyorum, hatta Mourinho gibi bir adama hasta olduğumu da bilir felix ve busker. E ama Mourinho'nun icraatları ortada. Lincoln, erken değil mi bunlar için a canım?
Yazı burada.
Ayrıca bu istatistik muhabbeti aklıma şunu getirdi. FM'de takımın 3. golcüsü olur bazen. Yedek kulübesinde oturturdum tüm sene. Sadece şampiyonluk garantiyken oynanan kolay maçlarda oynatırdım. Sene sonunda bir istatistik çıkardı adama aynen şöyle: 10 maç/ 8 gol. Değeri falan düşmezdi böylece.
2 Mart 2009 Pazartesi
Cassio Lincoln

Futbolunu, verimini, ıvırını, zıvırını tartışmayacağım. Gitmediği, gitse de yürüdüğü deplasmanlarını yazacağım. Suçluluk payının ne kadar onun, ne kadar başkasının bunun çetelesi biraz.
1- 2 senedir Türkiye'de. Gittiği deplasman sayısı felan elle sayılır. Bu sene lig maçlarında en son Konya hariç Ankara dışına uçakla gitmedi. Gitmediği deplasmanlara bakınca köstebek yuvası, patates tarlası, buz pisti zeminlerde maç kaçırmış neredeyse. Denizlispor maçı hariç deplasmanlar buna uygun. Suç onda mı? Evet. Takımını yanlız bırakması en büyük suçluyu o yapıyor şu anda. 66 numarayı giyen adamdan eksiği ne. Aslında çok da neyse. Suçlu: Lincoln
2- Şimdi gitmeme sebepleri olan sahalar. Avrupa'nın değer olarak ilk 5'inde olan bir ülkenin liginde. Son Avrupa 3.sü olan bir ülke. Ondan öndeki ülkelerin liglerinde sahalara bakıyoruz ki hepsinin sahaları 1-2 kötü bütçeli takım dışında güzel. Top oynamaya müsait. E kardeşim sen herşeyini öve öve bitiremiyorsun, ülkendeki takımlar Roberto Carlos'u, Harry Kewell'ı, Matias Delgado'yu getiriyor ama sen onların her an ceza sahası etrafından çıkabilecek köstebeklerin olduğu sahalarda oynatıyorsun. Carlos, böyle bir sahada sakatlanıp futbol hayatını noktalasa adına, markana, ülkene gelecek transferlerin caymasının, adam gibi takım izlemedikten sonra neye yarar Digiturk diyen adamın sana verdiği zararın değeri o çim bakımından, sahalardan daha fazla olacağı görüşünde değil midir kimse? Sen böyle zeminlerde Süper lig müsabakası oynatmaya çalışırsan, hayatını topla koşmaktan değil topu koşturarak kazanan adamın futbolculuğunu tehlikeye atmıyor musun? Uğur Uçar en göz önünde örnek iken, daha geçtiğimiz haftalarda buzlu zeminler yüzünden kopan çapraz bağların bedeli o zeminlerden daha mı az olacaktır. Suçlu; o zeminlerde top oynatan federasyon.
sonuç olarak; Olayın 2 suçlusu var. Lincoln tartıya koyunca 55-45 gibi daha haksız gibi. Ama sen Avrupa 3.sü bir takımın ligini, değer olarak ilk 5'te yer alan bir ülkenin neredeyse elle tutulur güzel zemini olan 2-3 tane sahaya sahip olarak oynatırsan maalesef, Lincoln'de oynamaz, Alex'de etkisiz kalır, Delgado'da sakatlığı gerekçesi ile kadroya girmez.
17 Şubat 2009 Salı
Skibbe - Feldkamp ve Lincoln
Önce eskisinden başlayalım. Kalli'den. Neden Kalli derler bilmem. Karl Heinz'den dolayı derseniz Rummenige derim size. Neyse bu adam ilk geldiğinde yaşım gereği hatırlamam. 2.gelişinde ise içimde bir merak ve şüphe vardı yaşı gereği. Antremanı topla başlatması, Hasan ile kapışmaları hatta Hıncal Uluç'un sevmesi felan iyice merak uyandırdı. Barış ve Serkan adında 2 tane de genç getirmişti. 4-3-1-2 oynatıyordu.

geldi. Milan Baros geldi. Lincoln bile geri geldi. Ama bir şeyler eksikti takımda. Deplasmanlarda rezalet bir takım vardı sahada. Çözüm bir türlü bulunamadı. Aslında cevap belli idi. Ön Libero. Ne zaman dinamizm adamları olan Mehmet Topal ve Barış döndü takımın ortasahası toparlandı
. Fakat bu kez ne Kewell, Ne Lincoln ne de Hasan Şaş vardı. Bütün yük Arda'ya biniyordu. O da artık kaldıramadı. Sürekli olarak asıl suçlu kenardaki adam olarak gösteriliyordu. İyi çalıştırmadığından dolayı bu sakatlıklar göze batıyordu. bu kez de kenarda bir hoca değil bir arkadaş vardı. ama bu kez de başarı gelmiyordu.Peki bu 2 hoca arasında konuşulan adam Lincoln ne durumda. Yine aklına esen deplasmanda oynaması, sakatlığının olması değişmedi. Değişen şey ise Lincoln'ün takımı sırtlayacak kadar asist ve gol'e imza atması. 15 gol atan Baros'u besleyen ana damar oldu. Sorun ise takımın Lincoln'e bağlı olarak düşmesi. gece ve gündüz gibi.
Galatasaray takımı 2 sezondur hoca olarak ya üstün disiplin adamında ya da oyuncuların arkadaşında. Göz ardı edilemeyecek gerçek ise 14 kişi ile deplasmana giden takım geçtiğimiz sezon kupa maçında Kadıköy'de ilk kez gol yemez iken, bu sezon Antalyaspor'u yenemiyor. ama aynı takım bu sezon Uefa Kupasında gruplarda Almanya Lideri olan Hertha Berlin'i deplasmanda, Benfica'yı deplasmanda, Yunan Liginde açık ara lider Olympiakos'u evinde yenerek gruptan çıkar iken, geçtiğimiz sezonun o başarılı takımı bu seneki rakibi Bordeaux'un ikramı ile çıkıyordu gruptan.
Galatasaray'da galiba eksik şey o ruh. Biraz da disiplin. hani kondüsyon da eklerseniz mükemmel olur.













