28 Şubat 2009 Cumartesi

2009 Model Trabzonspor

Kafa yormayı sevdiğim takımların başında yer alır Trabzonspor. Artık geçmişine baktığımda gördüğüm hikaye midir? Yoksa bu ligde izlemekten en çok keyif aldığım adam ve hoca orda diye midir? Bilemem.
Evet şu andaki kadrolarındaki 14 oyuncu da yeni olan bir klüp, daha da ötesi; 2-3 sezondur süre gelen karman çorman yönetimlerinden kurtulup bir düzlüğü çıkmış gibi görünmektedir.Bu seneye gelirsem; oldukça iyi başladılar sezona 6 maçta sadece Beşiktaş' a puan verip; 3 gol yediler. Galatasaray deplasmanı ile birazcık tempoyu düşürmüş olsalar da İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçından itibaren yeni takım olmanın tortularını attılar. En azından artık izlediğimiz takımın ne olduğunu anlayabiliyorduk. O takım; geri dörtlüsünde iki adet iyi bek, bir adet kariyeri dağ gibi, iki adette gelecek için umut veren stoper; ilerisinde ligin en garip hücum oyuncusu; parlak kariyerli bir kaç iç/göbek/önlibero oyuncusu,( -ki Selçuk İnan' ın neler yapıp neler yapamayacağını herkes biliyordu, şaşırtmadı performansıyla) ve hücum hattında geçmiş sezonlarda kalitesini ispatlamış iki adet golcü... Tamam bir kaç makyaja ihtiyacı vardı takımın, bol gollü maçlar; rahat galibiyetler alamıyorlardı ama futbol oynuyorlardı ve devre arasına da 2. sırada girdiler.
Devam edersek; klübün bir kaç problemi oldu mesela; Yattara' nın transferinin arapsaçı olması.. . Fakat bana kalırsa takımın oyun şeklini totalde etkilemedi, tabii bunun sebeplerinden bir tanesi de açık alanda oynayan Gökhan gibi bir oyuncunun olması gösterilebilinir. Ki zaten Hücum zenginliğini de ikinci yarının ilk maçı olan Fenerbahçe maçında gösterttiler.Nedir mesela? Cale... Öyle bi Fenerbahçe maçı çıkarttı ki; rakibin kariyerli sol beki bi dönem nasıl oynuyorsa adeta o oyunu oynadı.Gitti geldi...Keza Beşiktaş maçında da aynı oyunu bir ara pası asisti ile gösterdi. Aynı zamanda göbek o kadar sağlam işler yapıyordu ki (Gerçi Beşiktaş maçında Nobre nin golünde bir soru işareti yarattılar ama) ileri kısır kalsa da en azından fazla gol yemiyerek maçlar tamamlanıyordu içerde dışarda.
Trabzonspor bu sene bana kalırsa ligin şampiyonluğu en çok hak eden takımı görüntüsünde; ha büyük maç kazanamıyorlar belki ama ben o fikrinde 34. hafta içerde oynayacakları Fenerbahçe maçıyla değişeceğini düşünüyorum... Ha o süre içerisinde, içeride Galatasaray ve dışarda Sivasspor u da yenerlerse zaten şampiyonluk "kolbastısı" başlar.

You'll Never Walk Alone

Cavcav


Futbolu ilk izlediğim zamanlardan beridir değişmeyen tek isimdir kendisi aktif olarak. Sürekli Gençlerbirliği'nin başkanı. Sürekli olarak anadolu takımları içerisinde 4 büyüklerden sonra Gaziantepspor ile beraber ismi hatırlanan takımın yaratıcısı. Gel gelelim son 5-6 senedir bu takımdan eser kalmadı. O altın dönemlere dönüp biraz nostalji yapalım. Ankara deplasmanına gitmek o zamanlarda 4 büyükler için bir işkence adeta. farklı galibiyet almayı bırakın 1 farklı galibiyet almak Gençlerbirliği'nden başarı sayılıyordu o dönemlerde. Adı da yetenekli ve ucuz oyuncu bulma ustasına çıkmıştı. Çünkü bulup, oynattığı adamlara verdiği parayı diğer kulüpler çerez parası niyetine harcıyordu. Ümit Karan, Metin Diyadin, Ahmet Hassan, Ali Tandoğan, Suleymane Youla, Andre Kona, Serkan Balcı, Deniz Barış, Geremi gibi bir çok ismi aşırı yüksek ücretlere satmış her daim kulüp bütçesini artıda tutmuştur. Altın dönemini 2002-2003 sezonunda yaşamış, Beşiktaş ile beraber girdiği şampiyonluk yarışını evinde kaybettiği 2-1'lik maç sonunda yitirmiştir. O sezon Sporting Lizbon'u deplasmanda, Blackburn'u evinde, Valencia'yı evinde yenen, Fenerbahçe'ye ve Beşiktaş'a deplasmanda kupada 4 tane atan bir takımdı. Galatasaray'dan Sami Yen'de de şampiyonluğu aldı. Ersun Yanal'ın da buradan atladığı basamak Ulusal Takım'dı. -Kazım Kanat'a selamlar-
Fakat sonraki sezonlarda Cavcav bu kadroyu bozmuş, "belirli bir ücret üstünü vermiyoruz, istemeyen gider" diye diretmiş ve o efsane takım yok olmuştu. Sonraki senelerde de genç yetiştirmeye çalışan fakat bunda da başarılı olamayan bir takım haline geldi. Uğur Boral dışında büyük takımlara neredeyse futbolcu satamadı. -Baki ve Tuna var unutulur mu?- Geçtiğimiz sezon içerisinde de teknik direktör değiştirme rekoru kıran Cavcav pas tutuyor gibi. Bu sezon da takımını Samet Aybaba bir yerlere götürmekte. Yetenekli olan hocalara denk gelmesi onun şansı. Ama papaz her zaman pilav yemeyecektir. Bir gün Gençlerbirliği karavana atacaktır elbet. O eski Gençlerbirliği havasını yaşatmazsa. Fikstürde adına ilk sıralarda bakılacaklardan olmazsa.

Yıkık Bir Adam




Beyefendiyi sevmeme için herkes bi' şeyler söyler. Fenerbahçeliler ise çok sevdikleri başkanlarını "Yaa adamı kıskanıyorlar, ondan sevmiyor kimse" diyerek korurlar. Tamam da kıskanılacak neyi var bu adamın? Elde ettiği bir başarı varsa geçen sene Şampiyonlar Ligi performansı. Tamam da onun "tesadüf" (!) olduğunu hepimiz biliyoruz. Evet evet, Aziz Yıldırım kendisi dedi onun tesadüf olduğunu. Tam tarihi hatırlamıyorum ama "Galatasaray UEFA'yı tesadüfen almıştı, devamı gelmeyen başarıların hepsi tesadüftür" gibisinden bir açıklamayla futbol dünyasına renk katmıştı kendisi. Eh, geçen sene yarı final oynayan Fenerbahçe nerede, bu sezonun Fenerbahçe'si nerede?..
Demek ki tesadüfmüş o da. Başkan bu aralar yorgun, üzgün ve yıkık. Takımı kötü bir sezon geçiriyor. Daha da kötüsü reklamını yapacak bir şeyi kalmadı. GS şampiyon olduğunda bile "Başkanlığı bırakıyorum" diyerek ilgiyi üstüne çeken bu adam. 13 yaşında kardeşlerim var, ikizler. Biri iyi bir şey yapınca diğeri ya hasta olur ya da bir yeri ağrır falan. (bilmem anlatabildim mi?) Şimdi GS Kadıköy'e yaklaştıkça neler hissediyor merak ediyorum. Ligden zaten kopmuşlar. Sivas, Ts, BJK haberleri artık prim yapıyor. Fenerbahçe ile alakalı en fazla Aragones gitsin mi tartışmaları.

Başkan aylık yayın organına açıklamalar yapmış yine.
Tüm çalışmalarımıza ve harcadığımız mesaiye rağmen, futbol takımımızın bizlere bu sezon yaşattığı hayal kırıklığı maalesef sürmekte, kupa ve lig şampiyonluğu şansımız devam etse de, takımımızın oynadığı futbol bizleri gelecek için umutlandırmıyor. Tüm başarıların sorumluluğu bizler nasıl taşıyorsak başarısızlıkların sorumluluğunu da yine bizler taşıyoruz.
Hatırlatayım diyorum, Fenerbahçe'nin kongre-seçim yaklaşıyor. Aziz Başkan'da bir ateşlenme söz konusu. Bence Başkan Fenercell'leri seçim aracı olarak kullansın.

The Special One


"golü attıktan sonra maç onun icin adeta bitti. benim takım icin çalışacak 11 futbolcuya ihtiyacım var. ama sadece 10 kisi bunu yaptı. takımın defansif yönüne de katkı yapacak şekilde kendisini geliştirmesi gerekir. beni etkilemeli, seyirciyi degil. ama her seye rağmen biliyorum ki onu geliştirebilirim, ve kendisi de oğrenmeye hevesli."
Liverpool'u Anfield Road'da Joe Cole'ın attığı gol ile 1-0 kazandıkları maç sonucu Joe Cole hakkındaki demeci.

"kuş gribinden bile manchester'dan fazla korkuyorum"
İngiltere'de puan farkının 7'e inmesi sonucu yaptığı bir açıklama.

“Baskı? Ne baskısı? Baskıyı fakirler hisseder. Çocuklarının karnına bir lokma ekmek koyabilmek için sabahtan akşama çalışmak zorundadırlar. Futbolda baskı yoktur.”

“Genç oyuncular kavuna benzerler. Kavunun içini açmadan iyi olup olmadığına %100 emin olamazsınız. Bazen pazardan müthiş kavun diye aldığınız kavun tatsız çıkar. Bazen de çürük gibi gözüken kavunun lezzetine doyum olmaz.”

"onun röntgenci diye tabir edilen insanlardan biri olduğunu düşünüyorum. böyle tipler vardır; evde otururken teleskopla başka aileler neler yapar izlerler. o da chelsea hakkkında konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor."
burada da Arsene Wenger'e giydiriyor!

"Dünyanın en iyi teknik direktörü olmayabilirim. Ama dünyada da benden iyisi yok!"

"Açıkçası bana nasıl Şampiyonlar Ligi finalinde 4-0 yenilebilineceğini öğretmesine ihtiyacım yok; çünkü böyle bir şeyi öğrenmeye yönelik arzum yok."
Burada da Johan Cruyff'a selam çakıyor!

"Benim futbol hayatımda koca bir sıfır var. Ancak onun futbol hayatı mükkemmeldi, başarılarla doluydu. Benim teknik direktörlük kariyerimde kupalar varken, bu kez Rijkaard'ın elinde koca bir sıfır var."

"Yorgunluk mu? Günde 10 saat çalışıp evine yemek götürmek zorunda olan baba yorgun olur bizler değil"

" i'm european champion and i think i'm a special one."
Chelsea başına geçtiği zamanlardaki ilk açıklaması.

27 Şubat 2009 Cuma

Fenerbahçe - Sivasspor





Fenerbahçe'nin bu sezon oynadığı kaçıncı kader maçıdır sayamadım. 3 haftada bir mütemadiyen maçları "kader maçı" olarak lanse edilmekte. Yine o maçlardan birisinde. Bu kez rakibi Sivasspor. Olaya kafadan dalalım. Lideri evinde yenerse Fenerbahçe yine bir virajı alacak, yine Azizsilin, Semih-Alex-Güiza çevresinde muhabbetler felan. Aksi durumda ise gerçekten bu kez şampiyonluk gidebilir Fener adına. Sivasspor adına ise yine klasik 9-0-1 maçı olacak. Bülent Uygun, adeta bir Aykut Kocaman edası ile çıkmayacak, sahasında oynayacak. Balili ile 2.yarıda başlayacak. pek muhtemel Bülent Uygun'un buradan alacağı bir galibiyet onu şampiyon yapacak şimdiden ama bu inanç onda dahi yoktur, muhtemelen.
Neyse Şükrü Saraçoğlu'nda saat 19.00'da maç. Bir haftadır Güiza - Semih çift santrafor ve arkasında Alex ile çıkacağı söylenen Fenerbahçe eğer böyle çıkmak gibi bir intihara kalkışırsa sandalyeyi Sivas'tan önce başkaları vurur gibi. Diğer ihtimal de, müthiş bir tempo ile bol gollü bir maç izleriz. Zevkli de geçebilir, erken de kopabilir, sıkıcı bir maçta olabilir ama neticesi şampiyonluk yarışı için direkt olarak etkilidir. Bilica ve Mehmet Yıldız'ın performansı maçın dengesini değiştirir. Fenerbahçe'de de oynarsa Selçuk. (geçen seneye kadar gitse denilen adam Fener orta sahasını toparlayan tek adam) Öyle bir maç işte.

Beşiktaş 2-1 İstanbul Büyükşehir Belediye / TSL 22. Hafta




Beşiktaş ilk yarı oldukça atak oynadı ancak her zamanki gibi tıkanan savunmayı açamadı. İkinci yarıda işler İBB'nin istediği yönde gelişti. Adriano gibi çam yarması bir forvet defansı oldukça hırpalıyordu ve zora sokuyordu her şeyi Beşiktaş adına.

Maçın kopma noktası Nobre'nin ofsayt olduğu gerekçesiyle kesilen golüydü. O andan itibaren yan hakem maçtan koptu. Halis Özkahya Sivak'a saçma sapan bir kart gösterdi ki aynı hakem iki hafta önce Antalya'lı oyuncuya aynı sebepten kart vermek yerine uyarıp formasını değiştirtmişti. Bu dakikadan itibaren hakemler oyunu batırdı, Beşiktaş atak tazelemeye devam etti; aradığı golü İbrahim Toraman'ın akıl dolu top sürmesi, güzel ortası ve Tello'nun sert kafa vuruşuyla buldu. Toraman geçen hafta da böylesine güzel bir asist yapmıştı ve Fatih Terim'e yine göz kırptı sanırsam. Golden 4 dakika sonra Belediye duran top organizasyonundan golü buldu. Beşiktaş'ın sevinci kısa sürmüştü ki bu sefer Belediye'nin sevinci daha da kısa sürdü. Bir duran top organizasyonundan da Beşiktaş golü buldu. Beş dakika uzatmadan gol çıkmayınca Beşiktaş ilk defa İBB'den kritik haftada 3 puan aldı.

Maçın adamı yine İbrahim Üzülmez'di. Bu adam son haftalarda son derece formda ve Beşiktaş'a ilk geldiği zamanki hırsı ve isteğini tekrarlıyor. Bobo ve Nobre maç boyunca sönük kaldılar. Tello çalım konusunda biraz daha usta olsa, şu saatlerde haftaiçinde yaptığı şampiyonlar ligi maçının yorgunluğunu atıyor olurdu İspanya'da ya da İngiltere'de takımının kampında. Bu adamdaki ayak Türkiye'de kaç oyuncuda vardır merak ediyorum. Fabian Ernst vasatın üstünde iyi sayılabilecek bir oyun sergiledi. Delgado ve Ekrem birkaç haftaya form tutar ve iyi bir tempo yakalarlar diye bekliyorum. Hakan Arıkan'a defans yazık etti. Orta sahayı her geçen top Beşiktaşlı oyunculardan Hakan'a gidince adam topu ileriye yollayamaz oldu bir süre sonra.

Sonuç olarak: Maç 90 dakika sözü bitti bu akşam, maç bazen 10 dakika bile olabiliyor.

ekleme: Tello'nun golü "çizgiyi geçmedi" diyenlere.