29 Temmuz 2009 Çarşamba

Yer misin Yemez misin



Sonraki maç ne olur?

7..? 9..?

Neyse, biz Allah korusun diyelim de.

28 Temmuz 2009 Salı

Ekrem Dağ vs Erhan Güven




İkisi de takıma katıldıktan sonra "genç" oyuncu statüsüne kavuştu. Oysaki Erhan 27 yaşında. Ekrem de Beşiktaş'a geldiğinde 27 yaşındaydı. Ancak ne hikmetse spor adamlarımız bunlardan bahsederken "genç çocuk" diye bahsediyor. Doğrudur, biraz genç yetenek havasında zaman geçiriyorlar takımda. Sonuçta bu yaşa kadar göze batmadan büyük takıma gelmek olağan bir durum değil ama biraz araştırıp atın tutun be kardeşim.

Erhan Güven için Lig TV'de adını bilmediğim bir adam "genç cocuk, zamanla daha gelişir" bile dedi. 27 genç sayılır tabii ki ama "gelecek vaadeden" sınıfına da girmez bayım!

Geleneksel Forma Anketi | 2009-10



Yukarıdaki Arsenal'in 91 Deplasman formasıdır.
Hediyemiz olsun forma muhabbeti açılmışken.



Geçen sezonki anketi Beşiktaş açık ara farkla kazanmıştı. (Sonuç Burada) Tahminimce bu sene daha zor Beşiktaş'ın forma yarışı.

Galatasaray'ın moru bekleniyordu ancak "ton" konusunda duvara çarptı. Fenerbahçe direk neon formadan vazgeçti. Yerine içine "neon çubuklar" yerleştirilmiş formayla sahaya çıkacak. Üç taraftar grubundan en az şikayetçi olanlar Fenerbahçelilerdir. Galatasaraylılar klasik parçalı formadaki yapılan değişikliği çözememişlerdir herhalde. Beşiktaş'ı düz renk bir 4. forma kurtarır.

Üç büyük takımın da formaları tanıtıldı. Bakalım bu sezonun forma şampiyonu kim olacak.

Hadi anket başlasın artık. (Sezon boyunca sağ tarafta asılı duracak)

Mor Formanın Tasarımcısı

Adidas'ın yeni sezon formaları ilginç. Parçalı çok sade. Sasa Iliç parçalısı gibi. Ama geceye damgasını vuran mor formanın tasarımcısını araştırmadan da edemedim. Fikrin sahibi olması muhtemel tek kişiyi de sonunda buldum.

Başkası olamaz..

Adidas Maytap mı Geçiyor ?





Beşiktaş'a kırmızı forma, olmazsa düz beyaz forma istendi: Olmadı. Damalı dendi, baklava dilimli çıktı.
Fenerbahçe'ye yeşil forma geliyor dendi: Olmadı. Neyse ki sarı-beyaz formayla kurtardı
Galatasaray'a mor forma dendi: Tonunu bir garip yaptılar. Parçalı formanın kol-vücut zıtlığını bozdular.

Bunlar yine iyi. Newcastle'a bir sarı forma yapmışlar. Allah düşmanımın başına vermesin. N'Castle'ın armasında olan sarıyla bu formadaki sarı bir mi yahu?

Fenerbahçe taraftarları görsün bunu da sevinsin. Armadaki yeşilden yola çıkıp garip yeşil bir forma yapabilirdi Adidas. Allah korumuş.



Superstar serisi ayakkabıların Türkiye'ye sadece klasik modelleri getirip özel modelleri getirmediği için zaten kıl olmaya başlamıştım bu "üç çizgiye". Hadi hayırlısı...

26 Temmuz 2009 Pazar

Yarım Milyar Dolarlık Lig


Turkcell Süper Lig ihalesinin gelecek sene yapılacak olması ve şu an kullanılan havuz sisteminin gelir olarak kulüplere özellikle 3 büyüklere yetersiz gelmesi bu isteği oldukça arttırmakta. Ama bu parayı verebilecek yayın kuruluşu tek başına çıkarsa "imkansız", 2 kuruluş rekabet içerisinde çekişirse "belki"ye geliyor. 400 - 450 Milyon Dolar herkes için bir ideal.

Şu an içerisinde bulunduğumuz havuzda dağıtım, yüzde 11'i Süper Lig'de şampiyon olan takımlara, şampiyonluk sayılarına göre, yüzde 35'i 18 Süper Lig kulübüne eşit olarak, yüzde 45'i puan performansına bağlı olarak, yüzde 9'u ise Süper Lig'i ilk altı sırada bitirecek takımlara sezon sonu ödülü şeklinde yapılmakta. Şu an ise havuz sisteminde dağıtılan para 148 milyon dolar. İstenen ise yaklaşık %270 zam. 400 milyon dolar. Peki diğer ülkelerde bu ücret ne kadar derseniz;


-Premier Lig 2010-2013 havuz sistemi geliri 1 milyar 782 milyon pound olarak düşünülmekte.

-Ligue 1 ise 600 milyon Euro'da.

-Bundesliga'da ise 450 milyon Euro.

-La Liga ve Serie A'da ise havuz yok. Ama özellikle La Liga gelirinin Premier Lig kadar olduğu söylenmekte. Son transferlerden sonra ise tahtı sallamakta bir hayli hakkı.


Premier Lig dağılımın en başarı endeksli olduğu lig. %46'sı eşit olarak 20 takıma dağılıyor. %27'si sıralamaya göre, %26'sı ise maç yayınlarına göre dağılıyor. Kalan %8 ise düşen ekiplere veriliyor. Kıtalararası gelirler de olursa, bunlar da eşit olarak dağıtılmakta. Buna rağmen ise dünyada yayın gelirinde ilk sıradaki takımlar La Liga ve Serie A'da. Inter'in 140 Milyon Euro gibi bir yayın geliri var. Şampiyonlar ligi de dahil. Onu Barça, Real, Manchester takip ediyor haliyle.

Bizde ise 4 büyükleri kollamak adına şampiyonluk payı adı altında para verilmekte. Aslında bir mutualizm söz konusu burada. Çünkü havuzu ve sistemi yaşatan 4 büyükler ve onların taraftarlarının aldıkları receiver'lar. Onlar da bu imkanı bu şekilde paraya dönüştürüyor.


Gelelim asıl istenen mevzuu'ya. 400-450'ye. Beklenen miktar 300 milyon dolar civarında gelecek denmekte. Biraz az biraz fazla. 450 olur mu? Zor. Liginin en değerli maçı Galatasaray - Fenerbahçe maçı, dünya derbisi, 1 numara, asrın rekabeti" şeklinde süsleyip, 10 tane yabancı basın mensubu gelmiyorsa, 5 yabancı kanal vermiyorsa, realizme geleceksin. Her maçtan sonra 4 saat hakemleri yerin dibine sokmak bile senin değerini indirir. Liginde oynanan futbol kalitesiz. Tabandan zirveye bir zaafiyet söz konusu.

Tabii bu değerin artırılmasında kulüplerin rolü de üst düzeyde var. Mesela lig kalitesinin artırılması adına iyi futbolcuların gelmesi, veya 2.sınıf oyuncuların gelmesi için dökülen üst düzey paraların sonra haliyle geri gelememesinin önüne bir set çekilmeli. Olan gelirlerin saçma şekilde dağıtımı ise en büyük problem. Kaliteli oyuncunun uyum sağlayamadan gitmesi bahsettiğim konu değil. Bahsettiğim doğru da olsa oyuncunun aşırı paralarla getirilmesi. Bonservisi 4.5 milyon Euro'ya alınmışken Matteo Ferrari'ye senelik 2.4 milyon Euro verilmesi büyük bir hatadır mesela. Bunun ideali 5'te 1'i ya da 4'te 1'i olmalıdır. Veya başarısızlıklarını Bülent Korkmaz'a bağlayan bazı başkanlar gibi de Zimbabwe 7.liginden ucuz oyuncu getirip, ya tutarsa prensibi ile satar para kazanırım düşüncesi ile sahada 6 tane kalitesiz yabancı izlettirilmesi de engellenmelidir kulüpler veya federasyon tarafından.

"Havuzdan para gelsin, biz de daha iyilerini alalım" sözleri de haklılık payı içerir. Havuzdan gelecek üst düzey paraya da federasyon önlem koymalıdır. Kulüplere yaptırımlar, daha iyisi için şartlar koymalıdır. Yayın durumu konusunda da her maçın yayınlanması konusunda çalışmalara başlamalıdır. En azından ligde yer alan şehir takımlarının bu sayede havuza gelir getiren izleyici olması sağlanmalıdır. Ligi sadece 4 büyükler paketi yerine atıyorum Bursaspor için almalı, onu alması sağlanmalıdır. Yayın kalitesi şiddetle artırılmalıdır. 3 temel kamera ile, ofsayt çizgisi çekemeyen, hizalarla alakasız kameralar, kale içine açı kameraları şirinlikleri yerine, sahayı adamakıllı seyirciye izletmelilerdir. Pozisyonun aslı "22 kamera ile çekiyoruz" cümlelerini yanıltacak şekilde ertesi gün alakasız bir detay kamerasına yakalanmamalı. Maç içerisinde seyirciye sunulmalı. En basitinden salak kale içi parmak kameraları, kale direklerine konulmalı ki, çizgi tartışmaları için fayda sağlasın.

Kulüp yaptırımları demiştim, federasyon tarafından. 1-2 cümle de ona yazayım. Roman oldu zaten. Yabancı şartı. 6+2 yerine 4+3 gelmeli mesela. Burada +'dan kasıt bir yabancı gelecekse milli olma sınırı konulmalı. Sadece 2 maç için Chelsea'ya gelemeyen Psv'li Alex en güzel örneğidir bunun. 10 kez A milli olmayan yabancı 5.yabancı olarak gelemesin. Yani sahada yer alan yabancılar da belli kalitede olsunlar istiyorum. Bir yerden kaliteyi arttırdıkça, diğer yerlerde domino gibi artmaya çalışacak buna gayret gösterecektir.






Yıldız oyuncu olarak lanse edilen futbolcular da korunmalıdır hakemler ve camialar tarafından. Ligin değeridir onlar. Kimse bir takımda Arda ya da Alex varken tutup Orkun'u, Volkan Yaman'ı izlemeye gitmez. Tutup haşırt diye Arda'nın aşil tendonuna basan, Alex'in dizini alan, Tello'nun kaval kemiğinden kaval çalan da saniye tutulmamalıdır. Çok örneği var sarı ile kalan. Camialar da ezdirmeyecek tabi bunları, yem yapmayacak basına...
Neyse çok uzadı bu mevzuu.. Yeter bu kadar.

Felipe Massa


Bir insana dünyanın en güvenli otomobilinde ne olabilir ki sorusunun cevabı oldu kendisi. Saatte 250km ile giderken kendisine gelen 800gr ağırlığındaki bir cismin kaskını parçalaması sonucu hastanede yatıyor.

Kuvveti anlatmaya çalışırsak, 200km/h ile giderken kafanızı duran 1kg'lık bir cisme çarpmanız ile eş değer. Etki tepki ile de bu kuvvetin kafanızıı herhangi bir hızla geriye götüremediğini de hesaba katarsak, parçalanan kaskı onu şu an hayatta tutan etmen. Kafatasında bir çatlak ile tabi. Geçmiş olsun kendisine tabi. Şansı görüşünü sağlayan ön bölümden yayın içeri girmemesi. Şanssızlığı ise Benjamin Button'un sevgilisine araba çarptığı sahneyi anlatması kadar trajik.