5 Eylül 2010 Pazar

Benim Milli Takım'ım


Ekranlarda onlarca "Benim ...'im" tarzı reklamlar olunca, ben de "Benim Milli Takım'ım" yapmak istedim. Ama isteklerim bunlar. Bunu yapar, şunu yapar değil.

Benim Milli Takım'ım, 1 ay önce hazırlık maçında dahi oynamamış, oynanan hazırlık maçından sonraki 1 ay boyunca topa ayak bile sürmemiş olan Sabri Sarıoğlu'nu sağ bek diye ilk 11 başlatmamalı.

Benim Milli Takım'ım, sağ bek mevkiisinde sezona iyi başlangıç yapan Ali Tandoğan'ı ve Serkan Balcı'yı ilk 11 başlatabilmeli. İyi ya da kötü şu 1 ay süresinde sağlam duran adamları oynatmalı.

Benim Milli Takım'ım, 1 ay boyunca 30 dakika maç yapmış ve bir daha kadroya bile alınmamış adamları oynatmamalı. Bırakın oynatmayı listede adının baş harfi bile geçmemeli.

Benim Milli Takım'ım, kadroya oyuncu seçimini oyuncuya vitrin, yeni bir şans, oynamadığı zamanların eksiği için hazırlık kıstaslarını göz önüne alarak yapmamalı.

Benim Milli Takım'ım, kendi takımında ilk 11'e giremeyen adamı ilk 11 başlatmamalı.

Benim Milli Takım'ım, teknik kadrosu maç izlemeye gittiği yerde futbolcu izlemeli. Maç değil.

Benim Milli Takım'ım, Milli Takım formasını iyi oynayana ödül olarak verebilmeli. Oynamayana şans olsun diye değil.

Benim Milli Takım'ım, Kazakistan maçında 80.dakikada oyuncu değiştirdiğinde, oyundan çıkan Necip Uysal, oyuna giren Volkan Şen olmalı.

Benim Milli Takım'ım, Ömer Erdoğan'ı elinde adam kalmadı diye değil, iyi oynadı diye kadroya çağırabilmeli.

Benim Milli Takım'ımı Guus Hiddink yönetmeli. Fatih Terim ve izleri değil...

4 Eylül 2010 Cumartesi

Rıdvan Dilmen ile Avrupa Futbolu


Biliyorum başlık biraz ütopik oldu, kabul ediyorum. Yazıya da Rıdvan Dilmen'in Türk Milli Takımını ve oyuncularını abartmasına değinerek başlıyorum. Öyle bir anlatıyor ki sanırsınız İspanya'dan, Brezilya'dan bahsediyor. Senin takımın şöyle iyi, senin Ardan böyle iyi, sağ bekin Fransa'nınkinden iyi vs vs...

Dün akşam Kazakistan maçı sonrası, Belçika ile ilgili tartışılan bölümde M.Doğan 2.lik için rakibimiz onlar diyor. Rıdvan Dilmen oradan atlıyor, işte senin 25 kişilik kadron daha iyi, kulüp takımların daha başarılı, bık, bık. Belçika kulüplerinin ne başarısı var diyor Avrupa'da. Futbolun beşiği sayılabilecek ve dünyanın en önemli futbolcularını yetiştiren Hollanda, Fransa ve Portekiz kulüplerinin ne başarısı var peki. Daha sonra Güntekin Onay araya giriyor hocam işte Vermaelen, V.Buyten Avrupa'nın büyük takımlarında oynuyor. Senin Servet'in, Gökhan Gönül'ün oynayamaz mı diyor bu seferde.Olan şeyleri kabul etmeyip, varsayımlar üzerinden konuşmayı daha çok seviyor. Oradaki 4 kişiyi de dinlemiyor ve bildiğini okuyor program sonuna dek.

Birileri, uluslarası futbol bilgisi Xavi ve Messi ile sınırlı olan şu zat-ı muhtereme; Avrupa futbolu hakkında bilgisi olmadan konuşmamasını söylemeli.



Carlos Queiroz

Sen Teknik Direktör isen, ben Nicola Tesla'yım.

ek 1: Çakma Ahmet Akcan ile bir yere kadar
ek 2: Mourinho Futbolu vs. Queiroz futbolu

3 Eylül 2010 Cuma

The Heel of God


Fotoğraflar Beşiktaş Dergisinden. Geçen ay Quaresma vardı bu ay da Guti. Daha bi' özene bezene çalışmışlar. Gökhan Dinç'in gelişinden sonra İnternet Sitesi ve Dergi konusunda gelişmeler var. Gerçi site görsel olarak hala yenilenemedi, Anıtlar Kurulundan izin bekleniyormuş(?).Bu arada meraklısına Gökhan Dinç'in o mevkiye nasıl geldiğine dair dedikoduları araştırmalarını tavsiye ederim. Film çekmişler adeta. Kaynak olarak Serencebey'i göstereyim hatta.

Bu arada "The Heel of God" (tanrı'nın topuğu), Guti'nin geçen seneki malum maçtan sonra basın tarafından verilen lakabı. Burada pek ağıza alınmadı, hatırlatalım biz, hatta kullanalım. Seviyoruz seni Guti Hazretleri.

2 Eylül 2010 Perşembe

Jest ?

 

şike
isim, spor, Fransızca: chiqué

1. Bir spor karşılaşmasının sonucunu değiştirmek için maddi veya manevi bir çıkar karşılığı varılan anlaşma.
2. mecaz Bir çıkar karşılığı, uzlaşarak bir iş yapma, aldatma:
"Bu işte şike var."- .

alıntıdır: TDK Sözlük

Mehmet Çiftçi Havayolları || Uçuş Hep Serbest


İsmail Air ve Efsanevi Chicago Bulls röportajının altında imzası olan Esat Yılmaer arasında bir isim Mehmet Çiftçi. Gayet sende bende olanlar gibi bir isime sahip olduğu için arayıp, kolay kolay bulunamayanlardan. Üşenmedim, araştırdım ve buldum. İsmail Air ile beraber bir havayolu şirketi kurabilecek bir isim kendisi. Bugün yazdığı, Memento - Inception gibi Nolan eserlerinden daha karışık Arda senaryosu ile de Oscar kapabilir. Emmy felan kaçtı artık.

3-4 Mehmet Çiftçi haberi yazayım da tarihe not düşülmüş olsun.

- Fenerbahçe'de Saviola İddiası
- Andre Santos Real Madrid'de
- Lugano Atletico Madrid'de
- Çarşı, Real'e örnek olacak ve bununla ilgili bir yazı

Bunlar daha hiç bir şey değil. "Elano Blumer bedavaya gidiyordu, Galatasaray parayla aldı" gibi üstün çevirememezlik haberi de vardı. Sözde haberde; "Elano bedavaya Brezilya'ya giderken Galatasaray tarafından 7 milyon Euro'ya alındı" demişti. İşin aslı ise; "Elano sadece 1 sene bedavaya kiralanacaktı. Eğer istenirse de bonservisi ücreti karşılığında alınacaktı" şeklindeydi.

Yetmiyor. Dahası var. Robinho - Güiza takası haberi var. Manchester City, işi gücü bırakmış, zararı neyse ne gitsin yeter ki diyerek Güiza - Robinho takası yapmaya karar vermişti.

Son ve en bombası. Bir Claudio Andres Del Transito Maldonado Rivera analizi var ki efsane. Şöyle tanımlıyor Maldonado'yu: "Fenerbahçe'nin renklerine kattığı Maldonado yaratıcılığı, sert futbolu ve gole dönük anlayışıyla tanınıyor"

Kendisini bir kez bile görmedim. Sokakta görsem tanımam. Yaşını, işini, cismini felan da bilmem. Ama Milliyet'e haber yazmak bu kadar kolay olmamalı.

Esat Yılmaer'in efsanevi Chicago Bulls röportajını da not düşelim. O da efsanedir.

Cevad Prekazi'den Özür Dilensin


Resmi siteden yalanlanan bir Jovanovic olayı vardı hatırlayacağınız üzere. Ateş olmayan yerden duman çıkmadığı bir kez daha görüldü. Ama yananların Jovanovic ve Cevad Prekazi olduğu görülünce artık bu basiretsizlik, beceriksizlikten de öte "terbiyesizlik" kavramına girdi.

Haber bu; http://ligtv.com.tr/?r=1&hid=77598

Cevad Başkan'ın açıklamasından bir bölüm ise şu; "Ben Galatasaray taraftarıyım, Galatasaray'a da Türk halkına da kırgın olamam. Hayatımın en güzel günleriydi Türkiye'de yaşadığım dönemler. Ama Adnan Polat beni arayıp özür dilemeli!"

Taraftarın keşke bir organizasyonu olsa Gaziantepspor maçında Cevad Prekazi için. Biz özür dilesek, dileyebilsek...

1 Eylül 2010 Çarşamba

Adam Mutlu Beyler


Sevinci gözlerinden okunuyor, daim olsun diyelim.

Quod Me Nutrit Me Destruit *


31 Ağustos 2010 Tarihi Galatasaray için zaten kader olacaktı ama resmi siteye dikkatli bakanlar, baktıklarının arkasını görenler için kaderden öte olduğunu görmüşlerdir. 31 Ağustos'un öncesi ve sonrasına bakmakta da fayda var bu kader için.

Öncesinde ne vardı? Rijkaard'ın gitmesi mesele idi. Muhtemelen; Adnan biraderler, Galatasaray orta sahasının Ayhan - Mustafa - Barış - Cana 4'lüsü ile rahat rahat gideceğini düşündüler. Hatta Elano satıp, yerine bir isimle işi bitirme tarafındalardı. Ama olmadı. Galatasaray tepe taklak oldu. O kadar tepe taklak oldu ki, Es-Es maçı transfere para harcama ile Rijkaard sonrası Galatasaray yapılandırması arasında bir köprü bile oldu. Bu bir gerçek. Arda için de her zaman olduğu gibi mevzuular türedi. Otobüse binmese dert oldu. Otobüsten inse dert oldu. Oldu, bitti. Galatasaray ise köprüden önce son çıkışta ligde kendisini kurtarabilecek 2 anadolu takımından birisi ile oynayarak kurtardı kendisini. Ya Bursa'yı yenecekti, ki evinde yenildi, ya da 2 senedir yenemediği Es-Es'i. Es-Es'i yendi. 3 tane attı. Arda - taraftar barıştı. Takım oldukça güzel sevindi.

Sıra yönetime geldi. Rijkaard - Yönetim meselesi büyüdü. Büyütüldü. Transfer yapılmamasından, sakat adamın yerine kullanacak adamı olmamasına kadar her şeyi Rijkaard'a bağlayan, hatta Rijkaard'ın uçkuruna bağlayanlar yüzünden "Rijkaard gitsin"cilerin sesi yükseldi. Yönetim 3 - 0 Rijkaard idi. Ama Lviv maçı durumu 4-0'a getirecekken bir anda Rijkaard savunmadan hücuma çıkarak durumu 4-3 yaptı. Açıklamalarını biliyoruz. Es-Es maçı ile 5-3 yaptı. Yönetim ise Misimovic ve Insua ile 5-5 yaptı durumu. Ama golleri ofsayt. Bayrağın kalkıp kalkmadığını daha sonra göreceğiz. Ofsayt olma sebebi ise Galatasaray'ı 4-3-3'ten, kağıt üzerinde 4-2-3-1, saha üzerinde 4-2-1-3'e çevirilmesi oldu. Ofsayt mı, aslında aynı hiza mı, çizgi mi yamuk göreceğiz. Galatasaray'ın 1 senedir aradığı, rakibe basan ve 5-10 m önüne pas atabilen adam hala alınmadı. Ofsayt pozisyonu 2 ise bu.

31 Ağustos'tan sonrasına gelelim. Arda Turan takımı deplasmanda kurtardı. Sesleri biraz kesti. Ama futbol meselesi olmadığından Arda'nın derdi Arda'nın kurtulması gerekiyordu. Resmi Sitede yayınlanan Arda haberi Arda imajı için bir altın hatta elmastı. Eski Başkan Faruk Süren de dahil olmak üzere; "Arda'ya teklif yok, Arda'ya kim 10 Milyon verir" cümlelerini kuranlara karşı Arda'nın bir yetenek olduğu, Uefa Şampiyonu tarafından istendiği, hem de 11 Milyon Euro ettiği gösterildi. Hatta bu sezon gelen Q7, Niang, Stoch, Misimovic'ten en az 3-4 Milyon Euro daha fazla ettiği vurgulandı. Yoksa, "teklif geldi vemedik" değil olay. Her şey normale hatta iyiye döndü ama sonrası yok.

Arda'nın 11 Milyon Euro ettiği malum. Küçük Abi'ler tayfasının sözüne, gazına gelip; "Sen Misimovic'ten daha fazla ediyorsun, yıldızlık senin hakkın, ipleri sen eline al, takımın 10 numarası sırtında, sahada da 10 numara ol. O kadar para ediyor, koşmuyor, bir topuk pası atıyor ve taraftar hemen O'na bağırıyor. İpleri eline al." cümlelerini duyması ve bu cümlelerin özümsetilmesi çok yaşanmış bir hikaye. Yeni Galatasaray sisteminde, ki Misimovic ile yeni bir sistem olacak, Arda'nın kanatlara gideceği çok açık. Misimovic ve Arda'nın beraber performansını daha da arttıracağı malum. Ama Arda'nın Lincoln döneminde olanlar da hala hafızalarda. Gelenin de bir Lincoln olmadığı da ortada. En azından saha dışında. Başlıktaki sözün uyduğu yer aslında Arda'nın durumu.

Galatasaray için 31 Ağustos bu sezonun "milat"ıdır. İyi - kötü zaman gösterir. Hoş, bu durumdan daha kötüsü olamazdı zaten.

*: Beni besleyen şey, beni yok eder.

Galatasaray'dan Açıklama "Sıçtığımızın Resmidir"

Arda için bir tren daha kaçtı. Ama sözkonusu "Galatasaraylılık Duruşu" imiş. Fevkalade.Ah Arda ah.

bkz: Arda Turan Gitmeli