7 Haziran 2010 Pazartesi

Dünya Kupası'nın İzlenmeyecek 5 Maçı


Hep izlenecek 5 maç, kaçırılmaması gereken maçlar listelenir ya, biz de blog olarak oynandığı saatlerde başka şeylerin izlenebileceği 5 maçı yazalım dedik. "Kardeşim Dünya Kupası bu" deseniz de, oynanan oyun futbol işte. Sıkıcı olabiliyor bazen. İşte o 5 maç.

1- Slovenya - Cezayir; İşte Dünya Kupaları tarihinin en hiç bir şey vaad etmeyen maçı. En "maçı olduğu gün bile adı hatırlanmayacak 2 takım". Tamam Afrika Kupası'nda adını duyduk Cezayir'in ama ne vaad edebilir ki bir Avrupa Takımı'na karşı. Ekvador olsa neyse. Kaviedes'ler felan taçla gol atıyordu. Hele Slovenya. Kalecisi Handanovic olmasa dayak yer heralde her takımdan. En hiç bir şey vaad etmeyen maç işte.

2- Yeni Zelanda - Slovakya; Bu Yeni Zelanda, Avustralya tarafından tokatlanmaktan bıkmadı heralde, diğer ülkelere açılma kararı aldı. Slovakya ise ondan hallice. Zaten Slovakya da arkadaşları yenecek ama gereksiz işte müdür. Holosko, Sestak, Vittek, Stoch felan izlerim diyorsanız ne ala.

3- Yeni Zelanda - Paraguay; Yeni Zelanda'ya karşı özel bir kinim yok. Sadece ne işleri olduğunu çözemedim. Paraguay desen biraz hücum hattı ile işte felan fişmekan. Farklılık ararım ben diyenler ne mutlu size işte. Ama Afrika'lılar bile gitmez heralde bu maça.

4- İsviçre - Honduras; Bayılıyorum bunlara. Gariplerim bir de İspanya'nın grubunda. İsviçre'nin tek üstün başarısı Tolga Seyhan ve Alpay Özalan tandeminin 2 asisti ile bizi elemeleriydi. Honduras ise (David Suazo demeyin vuvuzela çalarım) Honduras işte. Öyle bir maç olur bu da.

5- Şili - Honduras; Şili - İsviçre diye de uzatabilirdim de acıdım bu gruba. Nedir bu grupların amacı bilmiyorum. Mesela, Güney Afrika - Fransa maçı da muhtemelen sıkıcı, berbat bir oyuna sahne olacak ama Fransa diye izleriz o maçı belki. Ama Şili - Honduras maçının ne çekiciliği var arkadaş. İçim karardı.

Öyle 5 maç. Birisi sürpriz yapıp güzel bir oyuna sahne olabilir ya, belki. Yersen.

6 Haziran 2010 Pazar

Sen Yoksan Her Şey Eksik


Siz, Obi Mikel'in, Ferdinand'ın, Essien'in sakatlıkları yüzünden üzüledurun, bizim Busker ile ortak kahramanımız yok diye kupayı izlememeye bile karar verdik neredeyse. Ama anısını yaşatmak için izleyeceğiz. Hoş, Obi Mikel, Ferdinand veya Essien yok diye neden "kimi izleyeceğiz yææ" oluyor anlamıyorum. Mis gibi Xavi, Iniesta, C.Ronaldo, Messi, Tevez, Sneijder, Agüero, Forlan, Rooney, Lampard, Gerrard, Torres, Kaka, Robinho var iken Obi Mikel'in veya Ferdinand'ın seyir zevki açısından bir şey ifade etmesini anlayamadım. Daha iyi hatta olmamaları arkadaş. Ne güzel çatır çatır gol yer işte bu takımlar. Hele hele üst seviye 1 futbolcu, orta seviye 2-3 futbolcu ile turnuva sürprizi olması beklenenleri de anlayamadım. Sürpriz Fildişi değildir. Mesela; İtalya'nın yarı final görmesi sürprizdir bu şartlarda. Alın size sürpriz takım. Portekiz. "Ahmet Akçan'ın Portekiz versiyonu Querioz" ile bir takım başarıya ulaşırsa ne mutlu. Hele başarısızlığı 2 kelime ile özetlemek istersek vereceğimiz cevap olan "Raymond Domenech" ile Fransa'nın bir yerlere gelmesi. Sürpriz takım budur. Herneyse, biz kahramanımıza dönelim: Muhammed El-Deayea..!

Futbol tarihinin en fazla milli olan kalecisi. 181 kez. 177'si resmi maçlarda. 1994'ten 2002'ya kadar bütün Dünya Kupalarında bulunmuş ve gol yemiş bir isim. Kaleyi korumuş diyecektim aslında ama gol yemiş daha uygun düştü kendisine. 2006'da da kadrodaydı ama oynamadı. Gol yemediği futbolcu kalmadı diyorlar. Hatta Al-Hilal'de kaleyi O'nun koruduğunu gören Gerets, O'na 30m'den bir tane sallamış ve golü atmış, attıktan sonra da; "Çok şükür, ben de bir tane attım" diyerek teklifi kabul etmiştir. Hoş, Gerets'in bu adam kaledeyken şampiyonluk kazanmasına Hıncal Uluç bile; "yahu o kadar inanamadım dedim ben Haşmet, ama ilk kez bir şeye gerçekten inanamadım" dediği rivayet edilmiş, ardından da "Hıncal Abi, ben Haşmet değilim Mehmet'im" cevabını aldığı Ntvspor stüdyolarından yayılan bir şehir efsanesi olduğu da rivayet edilmiştir.

Arap futbolunun efsanesi olarak anılır. Suudi Arabistan'ın Asya Kupası kazanmasını kurtardığı penaltılarla sağlamıştır. Lakin, 10 Dünya Kupası maçında 25 gol yemesi de gözlerden kaçmamalıdır. Gözler O'nu arayacak tabii ki. Top kalesinden geçerken uzun siyah eşofmanı ile oradan oraya atlamasının ve topun ağlara gitmesini engelleyememesinin bizim için bir burukluğu olacak elbette. Tabii ki son olarak da bayrağını hangi ülkenin kalecisine teslim edeceğini bekleyeceğiz. Beklentimiz, Kuzey Kore. Honduras da olabilir. Göreceğiz. Ama El-Deayea'yı ve siyah eşofmanı ile uçmasını değil...

5 Haziran 2010 Cumartesi

Beşiktaş Şeref’dir; Şeref Beşiktaş’dır


4 Haziran 2010 Cuma

Güle Güle Hocam





Beşiktaş benim çocukluk aşkımdı.

Mustafa Denizli/04.06.2010/ Akaretler-İstanbul

Ne çok sevmişiz seni, ne çok alışmışız sana.
Sen gittin, ortalık yine "onlara" kaldı!
Güle güle Hocam. Çeşme'nin havasına bırak kendini. Rahatla, dinlen, çok geçmeden o kapıdan içeri gir yeniden.

Bkz: Mustafa Denizli, Armanın Sana Yakıştığı Gibi

Yasaklanan Sitelere Giriş Yolu


Youtube, Farmville, ıvır, zıvır ve aklınıza gelebilecek her türlü siteden sonra Google'da engellenecek artık. Bir şeyi engellemenin o şeye ulaşma konusunda çok büyük bir aşama olduğuna inanan yöneticilerimiz sağolsun, yeni çözümler de üretiliyor yöneticilerimize inat. Yaklaşık 2-3 sene sonra ortalama her internet kullanıcısı kendisi program yapacak, kodlar yazacak hale gelecek. Hamdolsun..!

Gelelim asıl meseleye. Bu gibi sitelere DNS, host dosyası değiştirme gibi yöntemler artık işlemez oldu. Yeni bir çözüm var. Otomatik bir vekil sunucu seçiyorsunuz. Böylece hiç bir sıkıntı yaşamıyorsunuz. Nasıl yapıldığını anlatmak için ben uğraşmayacağım. Link şu; http://www.navige.com/navige-kullanmaya-basla

Zaten tıklayınca otomatik olarak "başlamak için tıklayınız" kısmına gireceksiniz. Tıkladıktan sonra sakın, "Ayarlarınızı Test Edin" butonunu tıklamayın!! Çünkü bu sayfada 35 saniyelik bir video açılacak ve size kılavuz olacak. Videodaki işlemleri yaptığınızda bütün sitelere sıkıntı olmadan girebileceksiniz. Hayırlı olsun..!

Futbol blogunda işi ne derseniz, bir yerde sosyal sorumluluk işte. Futbolcular kadar yazanlar da örnek olsunlar. (Amma toplumsal oldu, gören de hastane açtık sanacak. Çorbada bir parça tuz işte)

3 Haziran 2010 Perşembe

Mustafa Denizli, Arma'nın Sana Yakıştığı Gibi





Kal orada. Ne bileyim... Tesislerde sen ol, basın mensuplarıyla sohbet et arada, altyapıdaki çocukları izle, A takıma gençleri davet et. Arada kehanet at ortaya bomba misali, "Beşiktaş'ın mazisinde bu da olmalı" de bir şey için... Kapalı'nın önüne gel taraftarla kucaklaş, Numaralı'dan boynuna atkı dolasınlar, çiçek versinler.

Yüreğimizi ısıtan Beşiktaşlılardan sayarız seni. Bu geç kavuşmanın tadını biraz daha çıkartırız.

Sen gol olunca sevinmeyi pek beceremezsin hocam. Ellerini sıkar, anlamsız bi şekilde sallarsın, bazen garip durur. Ama gözlerin parlar; biz onu severiz.

Biz seni severiz hocam, kaldı ki son yılların en saygın hocası olmanı severiz.

Severiz seni hocam, sevmeyen de saygı duyar. Kulübe'ye yakışırsın sen, takım elbisendeki armanın sana yakıştığı gibi. Feridun Düzağaç'ın dediği gibi; apkandaki tavşanlar seni sevmenin diyeti olsun" diyorum Hoca'm.

Bulut mu olsa,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa?
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.

Nazım Hikmet Ran

Bu Kez Gökmavilikleri Kadar Uzak | 2010'da İtalya

Dünya Kupası Takımları incelemeri arşivine bir katkı da İtalya ile Cartalete blogu yazarı Forza'dan da tanıdığım abimizden. Yazıya giriş yapmadan önce "konuk yazar"ımız hakkında bir şey söylemek istiyorum. Kimi okurlar uzun yazı okumayı sevmezler, siz onlardan değilseniz şiddetle tavsiye edeceğim blogdur. Uzun ve sıkıcı olmayan yazı bulmanın pek kolay olmadığını düşünürsek Cartalete Blogu kaçırmayın derim.

Keyifli okumalar, Cartalete'ye teşekkürler.

Son Dünya şampiyonunda o günden bu yana çok şey değişti aslında... En başta Totti'nin milli takımı bırakmasıyla, kupayı getiren 4-4-1-1 sistemi yürüyemez oldu. Konfederasyon Kupası'nda Lippi farklı arayışlar içine girdi. Totti'nin yerine bir forvet arkası bulmak yerine, Luca Toni'nin yanına bir ikinci santrafor olarak Iaquinta'yı düşündü. Tutmadı, hem de hiç... Lippi'nin bu turnuvadan boynu bükük, yeni planlarını ve Luca Toni'yi çöpe atmış olarak döndü... Dünya Kupası elemelerinde ise, kendilerini Azzurri formasıyla kanıtlanmış oyuncular yerine, Serie A'da hep formda olan fakat bir türlü milli takımda as olamamış oyunculara yöneldi Lippi... Gilardino, Pazzini, Di Natale, Pepe, Palombo gibi isimlerdi bunlar. Ve bununla birlikte sistemi de değiştiriyor, Dünya'nın hemen hemen her bölgesinde benimsenmeye başlanan 4-3-3 sistemini kullanarak,santrafor bölgesinde Luca Toni, geçmişten Vieri, Del Vecchio gibi statik, güçlü oyuncuların yerine, artık Gilardino, Pazzini gibi hareketli santraforları kullanmaya başlıyordu... Doğrusu da buydu, İtalya yeniden bir sıçrayış gösteriyor ve zayıf olarak da nitelendireceğimiz gruptan lider olarak Afrika biletini kapıyordu...
İtalya'nın 2010 Dünya Kupası değerlendirmesine, Lippi'nin şuanda elinde bulunan 28 kişilik kadroyu sunarak başlayalım...

Kaleciler: Buffon (Juventus), De Sanctis (Napoli), Marchetti (Cagliari), Sirigu (Palermo). Burada fazla takılmaya gerek yok, Buffon her zamanki gibi Azzurri'nin birinci eldiveni olacaktır...

Defans oyuncuları: Bocchetti (Genoa), Bonucci (Bari), Cannavaro (Juventus), Cassani (Palermo), Chiellini (Juventus), Criscito (Genoa), Maggio (Napoli), Zambrotta (Milan). İtalya'nın her kadrosunda belli bir iskeleti olan ve her zaman en güvendikleri bölgeleri "defans 4'lüsünde" bu kez bir belirsizlik hakim... Turnuva öncesinde yerinin en garanti olduğunu söyleyebileceğim tek isim Chiellini... Fakat yanında bulunan, 2006 Dünya Kupası'nda bütün İtalya'nın "un capitanosu" olmuş Cannavaro'nun, son dönemlerde fizik olarak büyük düşüş içersinde olduğunu görebiliyoruz... Lippi de, eleme maçları olsun, hazırlık maçları olsun, Cannavaro'nun yerine bir alternatif bulma arayışı içine girdi bu sezon. Ama sonunda yine O'na sarıldı diyebilirim... Ferrari, Serie A'da kalsaydı çok büyük ihtimalle Dünya Kupası yolcusuydu... Zira, Genoa'dan yancısı Bocchetti, neredeyse Cannavaro'yu kesecek kadar yükseldi...Sol bek bölgesinde yine 2006'nın yıldızlarından Grosso kadrodan çıkartıldı. Burada Genoalı Criscito yanlız kaldı diyebilirim... Sağ bek bölgesinde yine bir efsanenin (Zambrotta) yanında iki isim daha var. Palermo'da henüz bir iki yıl öncesinde tribünlerde ıslıklanan adam olmuş fakat geçtiğimiz sezonda müthiş performans göstermiş Cassani ve fiziğiyle göz dolduran Napolili Maggio. Zambrotta'nın sene sonuna kadar yeri sallantıdaydı aslında... Fakat Milan'la çıktığı son lig maçlarında "bende hala çok iş var" dedirtti açıkcası. Grosso'ya acımayan Lippi, Zambrotta'yı kadroda tuttu. Büyük ihtimalle 11'deki yerini de alacaktır. Cassani ve Maggio'dan biri de, 28'den 23'e indirilecek olan kadroda İtalya'ya uğurlanacaktır...
Ortasaha oyuncuları: Cossu (Cagliari), De Rossi (Roma), Gattuso (Milan), Marchisio (Juventus), Montolivo (Fiorentina), Palombo (Sampdoria), Pirlo (Milan). Burada da bana göre İtalya'nın banko 3'lü ortasahası: De Rossi - Pirlo - Marchisio olarak şekillenecektir.

Atak oyuncuları: Camoranesi (Juventus), Pepe (Udinese), Borriello (Milan), Di Natale (Udinese), Gilardino (Fiorentina), Iaquinta (Juventus), Pazzini (Sampdoria), Quagliarella (Napoli), Giuseppe Rossi (Villarreal). İtalya'nın 3'lü forvet oynayacağını ön görürsek, bu oyuncuları iki kategoriye ayırmak gerekir: Kenar forvetler ve santraforlar... Sağ forvet olarak oynayabilecek isimler: Camoneresi, Pepe, Quagliarella... Camoneresi de iyi bir sezon geçirmemesine rağmen, o bölgenin en hakkını verecek oyuncudur. 2006 Dünya Kupası'nı alan oyuncular içersinde, Buffon ve Pirlo ile birlikte tekrardan yeri garanti olan 3 isimden biridir bana göre. Sol forvet oynayabilecek isimler: Di Natale, Rossi, Quagliarella, Pepe... Burada da formayı alacak olan oyuncu hiç tartışmasız, ilk milli formasını 2002 yılında Türkiye'ye karşı giymiş olmasına rağmen, Azzurri'de as oyuncu olabilmek için bu günleri bekleyen, Serie A'da uzak ara gol kralı olan Antonio Di Natale olacaktır... Santraforlar: Borriello, Iaquinta, Pazzini, Gilardino... Burada Lippi, Gilardino ve Pazzini arasında zor bir karar verecektir... Bir tarafta eleme maçlarının yıldızı, İrlanda deplasmanında attığı son dakika golüyle takımını Afrika'ya götüren Gilardino, diğer tarafta Serie A'nın yıldızı, özellikle son haftalarda hem ligin kaderini değiştiren, hem de Sampdoria'yı Şampiyonlar Ligi'ne taşıyan Pazzini... Ama burada Lippi'yi ilgilendiren şey, oyuncunun milli takımda ne yaptığı olacaktır. O nedenle Gilardino bu konuda kredisini bir hayli yükseltti... Borriello ve Iaquinta'dan en az biri, İtalya yolunu tutacaktır...

Lippi'nin Dünya Kupası öncesi nasıl bir şablon düşündüğünü ve bu şablon içinde hangi oyuncuları kullanmak istediğini test edeceğimiz bir maç var; İtalya'nın bu sezon oynadığı son "ciddi" resmi maçı olan İrlanda deplasmanında, takımın nasıl bir 11'le çıktığına bakalım:
Bu kadro ışığında değerlendirmek gerekirse: Palombo'nun yerini, Juventus'un bu sezon "bataklık gülü" olan Marchisio; kadro dışı kalan Grosso'nun yerini Criscito; yine kadroda olmayan Legrottaglie'nin yerini herşeye rağmen Cannavaro; Iaquinta'nın yerini Gilardino alacaktır diye düşünüyorum. Sonuç olarak kendime göre Azzurri'nin, Afrika'da göreceğimiz en muhtemel 11'i şöyle şekilleniyor;
Gelelim Dünya Kupası şansına... Elbette favori değiller, aslında 2006'da da değillerdi... Ancak, herşeye rağmen İtalya'yı 2006'da favori gören ben, bu kez aynı duyguları hissetmiyorum... Çok şey değişti İtalya'da... O dönemde takımı sürükleyen Zambrotta, Pirlo, Gattuso, Cannavaro, Camoneresi gibi oyuncuların bugün temposu çok düşmüş durumda... Totti gibi bir oyuncu bu kez hiç yok... O dönemde Del Piero, Materazzi gibi tecrübeli oyunculardan bile yararlanmıştı İtalya... Keza yine o turnuvada çok iyi durumda olan Perrotta, Luca Toni, Grosso gibi isimler kadroda bile yok. İşin kötüsü, yerlerini alabilecek bir alt yapıda oluşmadı İtalyan milli takımında açıkcası. O nedenle ben bu kez Azzurri'nin şansını çok az buluyor, hatta bu kez o kupayı gökteki mavilikler kadar uzakta görüyorum... Ama yinede iyi bir gruptalar ve çeyrek finale kadar fikstür şansları da var. Slovakya, Yeni Zellanda, Paraguay'ın olduğu gruptan lider çıkacak, akabinde son 16'da Japonya, Danimarka, Kamerun'dan biriyle karşılaşarak, çeyrek finale yükselecek gücü görüyorum İtalya'da... Ama bu kupada tekrardan iddialı olup-olmadıklarını test edeceğimiz maç, çeyrek finalde ortaya çıkacak... Çünkü, çok büyük ihtimalle bu kez rakip İspanya olacak...
İtalya'yı her ne kadar favori dışına koysam da, onları kolay lokma zanneden yanılabilir... Yine de formalarında kazanmaya alışmış, içlerinde kim olursa olsun zirve yolunu kovalamış bir büyü vardır. Fikstür avantajıyla gelecekleri İspanya karşısında, alacakları ters bir sonuç yine final hatta kupa yolunu açabilir. Buna da hiç şaşırmam... Dünya Kupası, dakikaların oyunudur.... Burada iyi futbol ya da takım olmaktan öte "adı tam konulmayan" başka sinerjiler de gerekir. Adı konmamıştır, ama Azzurri formasıyla daha önceleri çok kez örneklenmiştir...

Maldini Junior


Yok bu Maldini'nin 3 numarasının varisleri olan çocuklarının değil, bir İtalyan markasının Maldini adına ürettiği çikolatasının hiç değil, bir Türk markasının çikolatası...

Ivan Gennaro Gattuso markalı bir elektrik süpürgesi markası da bekliyorum bu firmadan. Hadi be...

1 Haziran 2010 Salı

6+2+2 Saçmalığı Türk Futboluna Hayırlı Olsun





Zamanında 6+2'nin, hatta toptan yabancı kontenjanının kalkması gerektiğini düşündüğümü yazmıştım. (burada)

Bugün Federasyondaki abiler & amcalar karar almış. 6+2 yetmiyor, 6+2+2 yapalım demişler. Afedersiniz ama iyi halt etmişler. Nedir abi bunun mantığı? Avrupa'da mücadele edecek takımlar daha da yabancı yüklensin diye mi çıkmış? Ama o yabancıları alırken ilk 11 oyuncusu diye alamayacaksın, 4'ü ligde düzenli forma giyemeyecek; ama Avrupa'da onlarla başarı yakalayacaksın.

Kaldırın anasını satayım şu kontenjanı. Sercan Yıldırım'lar, Mehmet Topuz'lar ve benzerleri 30 Milyonluk adamlar olmasın. "Vasatın üstündeyim, nasıl olsa kontenjandan yer bulurum" diyemesin. Daha çok ara kazanacağım diye Türkiye'de kalmasınlar. Az cesur olun.

Heyhat!