7 Mart 2010 Pazar

Bizim Ramsey : Güray Vural


Asker bir babanın oğlu. 3 kardeşler. En küçüğü. Doğduğu yer Afyon'dan daha çok, Adana, Eskişehir, İstanbul, Denizli'de yaşayan bir ailenin ferdi. Futbol sevgisi hep var tabii. Eskişehir topraklarında, altyapıyı ailesinden gizli olarak katıldığı seçmelerde kazanıyor. Sonrasında Baba'nın askeriye tayini ile İstanbul. Amatör kümede devam eden bir futbol hayatı, ona bir ışık gösteriyor. Amatör Küme Final Şampiyonası. Denizli'de hemde. Oynuyor, güzel de oynuyor. Denizlispor'lu yöneticiler de onu ayağımıza kadar gelmiş yeteneği ıskalamayım diye profesyonel yapıyorlar. Ümit Milli Takım'a kadar yükselip, ilk maçında gol de atıyor. Harry Kewell ve Arjen Robben'i örnek aldığını belirtiyor.

Bugün ise, Mehmet Güven ile bir pozisyonda çarpışarak, daha doğrusu Mehmet Güven'in kontrolsüz gelmesi sonucu ayağı 4 yerden kırılıyor. Yavaş yavaş form tutmaya başladığı anda hemde.

Denizlispor - Manisaspor maçında meydana gelen 2. ayak kırılması bu. 1.si yine Denizli'li Güven Varol'un ayağı idi. O Güven'i ise Manisaspor transfer ederek güzel bir incelik göstermişti. Güray da çabuk döner umarım...

Şemsiye Ömer, Nasılmış ?


Dakika 90. 4 dakika uzatma gösterilmiş. Orta sahada Güiza yatıyor sakatlıktan. Antalyaspor'lular topu taca atıyor. Güiza çıkıyor, taç Fenerbahçe'lilerde. Baroni'ye top geliyor. Baroni topu Antalyaspor'luların olmadığı taraftaki köşe gönderine doğru güzelce vuruyor. Top direğe çarpıp taca gidiyor. Haliyle Antalyaspor'un yerleşmesi, atak yapması derken maç bitiyor.

Bir gol attıktan sonra Anti-Futbol'un tüm gereklerini uygulayan Antalyaspor'a karşı bu hareketin yapılmasından duyduğum mutluluk için sağol Baroni. Yaptığın futbol adına hoş değil ama Antalyaspor ise, kalesinde Ömer var ise değil.

Bu sene, 85'ten sonra her maçta oynadığı açık oyun yüzünden hemen hemen her maç puan kaybeden, ama bu ülkeye pozitif futbol seyrettirmek adına, kalitesiz yabancıları sadece yabancı oyuncu kadromuzda bulunsun diye oynatmayıp, Yekta gibi, Şahin gibi yerli ve genç yetenekleri seyrettiren Yılmaz Vural'a bir kez daha teşekkür edeyim buradan da... Keşke Kasımpaşa maçları da yayıncı kuruluş tarafından yayınlansa...

Amatör Branş Tribünü





Bu Pazar şükür Seba'ya gidebildik.

-O değil de o salonda Basketbol maçları nasıl oynanmış valla bilemedim. 4-5 yıl önceydi herhalde bi' Telekom maçına gitmiştim de şimdi boşken görünce o kalabalık oraya nasıl sığmıştı bilemedim-

Hentbol hakkında yorum yapamayacağım doğal olarak. En son orta 1. sınıfta okulda oynamıştım yanlış hatırlamıyorsam. Bazı temel bilgiler dışında pek bir şey de hatırlamıyorum. Zaten olay da hentbolun oynanışı falan da değil. Takım zaten yıllardır ambargoyu koymuş durumda hentbol ligine.

Ama hentbol tribünü çok farklı bir duygu yarattı. Daha önceden amatör branşları takip etmiyorduk ancak şu günden sonra daha dikkatli davranacağım kesin. İşin en güzel yanı da Salonun samimiyeti. Polis yok, yönetici yok, kameralar yok, rantçılar yok... Sadece sporcular ve gerçek taraftar. 1 saat boyunca tam destek. Desteği verdikten sonra anında tepki almak sporculardan... Gerçekten çok güzeldi. Şampiyon takımımıza teşekkürler. Zeliç, Ramo, Müfit Hoca, İlker Hoca...

Amatör branşlar bi' farklı güzel ya. Şiddetle tavsiye. Herkes armanın peşine!

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscarının Sahibi


Eğer Christopher Waltz bu ödülü almazsa, ödülü belirleyen jüri ya da her neyse onları önce sandalyeye bağlayıp ilk olarak "Strudel" yeme sahnesini ardından süt içme sahnesini izletip, Strudel diye diye beyinlerini yıkayana kadar tekrarlatmayı planlıyorum. Hem de The Bear Jew ve Lieutenant Aldo Raine ile beraber yapacağız.

Gerisini Avatar ve Sandra Bullock kazanabilir. Sorun değil.

Ulusal Marşın Yuhalanması


Biz sahibi olduğumuz "değer"lerin, başkaları tarafından değer gösterilmediği zaman "değer"li bir varlık olduğunu anlıyoruz ülke olarak. Tabii bir de yok olunca anlamamız var. Ülkece "din, vatan, millet, bayrak" olgularına haliyle büyük değer veriyor, özen gösteriyoruz. Haftasonu Diyarbakırspor - Bursaspor maçında yaşananların "vatan- millet - bayrak - din" olarak özetlediğimiz değer olgularını kapsayan, "İstiklâl Marşı'nın yuhalanması" şeklinde olayların başlaması ve gelişmesi, bizim değer verdiğimiz şeylere karşı tepkimizi haliyle ortaya çıkardı...

Diyarbakırspor taraftarının yaptığı, kelimelerin en hafifini seçip söylemek gerekirse "haysiyetsizlik" haliyle ülkede futbol izleyen izlemeyen herkesi oldukça sinirlendirdi. Lakin, unutulan, söylenmeyen, görülmek istenmeyen bir şey daha vardı. 3 gün önce oynanan Honduras maçı. Honduras Ulusal Marşı'nın bir Dream Theater, bir Opeth parçası uzunluğunda gitmesine dayanamayan taraftarlarımız marşın sonlarına doğru yuhalamaya başladılar. Neden? Uzundu çünkü bize göre. Peki, empati yapma yeteneğimiz hiç yok mu? Maçı izleyen Honduras'lılar aklımıza gelmedi mi? Ertesi gün Ulusal Marşı'mızı yuhaladınız diye bir kınama mektubu gelse hoş mu olacaktı? Bu tür uygulamalara çok sert ve keskin yaklaşan Fifa'nın 2016 öncesi bu durumu göz önüne alması, üstüne Diyarbakırspor maçının görüntülerinin Rai'de yayınlanması 2016'yı nasıl etkileyecek peki? Bir gün Japonya deplasmanında maç yapacak olsak, topu topu sadece 4 satırlık Japon marşından sonra okunacak marşımızı, onlara göre uzun gelmesinden ötürü yuhalamaları hoşumuza mı gider? Sorarsanız, "biz uzun diye yuhaladık, onlar bölücülük adına yuhaladı aynı şey mi?" diye, bir marş yuhalamanın nedeninin altında doğru bir mantık aramak kadar doğrudur yaptığımız.

Diyarbakırspor'un şu saatten sonra bu ligde kalması mümkün değil. Kalmasın da. Taraftarı da stada alınmasın. Yabancı ülkenin Ulusal Marşlarını dinlerken yuhalayanlar da alınmasın tribünlere. Sizden bir özür bekliyoruz deyip Ulusal Marş yuhalayanların asıl bir özür borcu var bu ülkeye ! Böyle insanların maç özeti adı altında ekranlarda bile yayınlanmaması gerekir. Tribünde bile olmasınlar.

Ha birde aklıma geldi. Hakemin kafası yarıldı diye de maç tatil edildiğini ve bu nedenle hakemin doğru kararı verdiğini söyleyenler; Şu sıralar 10.haftadaki gibi aynı statta maç yöneten "polis memuru"nun yaptığının da doğru olduğunu iddia etmiyorsunuzdur umarım.

6 Mart 2010 Cumartesi

Diyarbakırspor - Bursaspor / Maç Yazısı





Maçtan önce olaylar çıkacağı zaten belliydi. Diyarbakır tribünlerinde taraftardan çok provakatör vardı zaten. Maç öncesi İstiklal Marşı okunurken ıslıktan başka bir şey duyulmadı. O esnada bile Bursasporlu futbolculara bir şeyler fırlatıldı. Bursaspor kalecisi Ivankovun olduğu kale hedef tahtası seçildi. Maç o yüzden geç başladı. Maç başlar başlamaz her duran topta tribünlerden yabancı madder yağdı. Hani su veya bozuk para atılır ya normalde. Bu sefer yumruk büyüklüğünde taşlar atılıyordu. Maç ne zaman tatil edilecek diye beklerken bu sefer yardımcı hakemin kafasına gelen taş ile olaylar koptu.

Hakem dörtlüsü soyunma odasına indi, ardından Bursaspor kafilesi de gitti. Bu sırada Diyarbakırsporlu futbolcular, yöneticiler vs taraftardan destek istedi. Sivassporun 1-0 geride olduğu falan söylendi. Tazemeta ve amigo olduğunu zannettiğim bir kişi şovunu yaptı.

Aynı esnada Bursaspor kafilesi arka kapıdan kaçırılmaya çalışıldı. İki otobüs olarak staddan ayrıldılar. 100'e yakın polis koruması altında Diyarbakır sokaklarına doğru yöneldi Bursasporu taşıyan otobüsler.

Güzel maç oldu yani. Tempo falan iyidi. Maçın adamı Diyarbakırspor düşmanı provakatör şerefsizler seçildi. Bu şerefsizlerin bir kısmı gerçek taraftar olabilir, ama önemli bir kısmının hangi zihniyete hizmet ettiği malum.

Ernst'in Sakatlanması





1 sezondan biraz fazla burada olan Fabian'ın sakatlandığını ikinci kez hatırlıyorum. Birisi Wolfsburg maçıydı, ikincisi bu hafta.

Tamam bu futbolun içinde olan şeyler ancak Ernst'in olmaması bambaşka bir sorun ortaya çıkartıyor.

Ortasahada kim oynayacak?

Bu sezonun ortasına kadar cevap Uğur İnceman'dı ancak Mustafa Hoca'nın önceki tercihleri kafa karıştırıyor. Son zamanlarda Uğur İnceman yerine Necip'i tercih ediyor hoca. Ancak bir Ekrem Dağ gerçeği var hoca için. İbrahim Kaş'ın cezalı olması nedeniyle sağ bek'e Ekrem geçebilir. Bu durumda Toraman açıkta kalıyor ki ortasahaya Toraman geçebilir. He Toraman sağ bek'e, Ekrem orta sahaya da olabilir. Allah'ım bu nasıl bir rotasyon!

Ben olsam diyorum; Toraman beke, Ekrem ileriye, Necip ortaya yaparım. (ki aslında Ekrem'i kadroya dahi almam da hoca alacağı için) Ancak Hocanın, "daha tecrübelisi varken genci tercih etmeme" durumu var (İsmail Köybaşı-İbrahim Üzülmez) ordan Necip işi yatıyor.

Ernst'in sakatlanmasından daha vahim bir şey varsa o da onun yerine o bölgede Ekrem'in ya da Uğur'un oynaması. Aman diyim..

Fotoğraf da saçlı Ernst. Valla ne yalan diyeyim kel olmak çok çok daha yakışıyor Fabe'ye.

Batuhan Karadeniz Röportajı





Sana ne kadar kızsam da etsem de yine umut tohumlarını ektin lan dev çocuk. Nobre'lere mahkum olduğumuz her an aklımıza geliyorsun da artık sahaya da gir.

Haber1903'ün röportajı için tıklayınız.

5 Mart 2010 Cuma

Bana Bunlarla Gel Pepsi

Madem bunu yapabiliyorsun "peppsiii yaşattırrr sennniii" ne ola ki?


4 Mart 2010 Perşembe

Sevinmesenize Lan !



Bir Yılmaz Vural klasiği...

Diyarbakır Bursa'ya Nasıl Hazırlanıyor?






Yöneticiler ne kadar güzel mesajlar verseler de yarın pek güzel şeyler olmayacak sanki Diyarbakır'da. Umarım yazılanlar sadece klavye başında atıp tutma örneğidir. Yoksa millet kendinden geçmiş Bursalıları bekliyor.

Korkak & Samimiyetsiz





24 Ocak 2010 Pazar

Beşiktaş, evinde İstanbul Büyükşehir Belediyesispor ile TSL 18. Hafta karşılaşmasına çıkacak. Kötü giden takım, protesto konusunda ısrarcı taraftar. Taraftardan korkan yönetim ve başkan. Bilet fiyatları neredeyse Manchester maçı fiyatlarına dayanmış!

31 Ocak 2010 Pazar

Beşiktaş'da seçimler yapılıyor. Mevcut Başkan Yıldırım Demirören seçimlerden galip ayrılıyor. Taraftar tepki göstermeye devam ediyor. Atılan gollerden sonra dahi "Yeter" sesleri İnönü'de.

21 Şubat 2010 Pazar

O haftaya kadar zaten İnönü'ye gelemeyen başkan Galatasaray maçına da gelmiyor. Sebep? İnsanlar bu maça ayrı bir önem verdiğini düşünmesin. Sıradan bir lig maçı gibi görüyormuşmuş. At yalanı, seveyim inananı!

3 Mart 2010 Çarşamba

Takım yeniden güzel bir hava yakalamış geçen haftalarda. Ortalık günlük güneş! Ertelenen İBB maçı oynanacak. Saygıdeğer yönetim açıklama yapıyor, bilet fiyatlarında indirime gitmişler. Eski biletlerden alan gidip ucuza bilet bile alabilecek. Sorsan iyilik yapıyorlar. Samimiyetsizlik had safhada!

Taraftar biletler ucuzladıktan sonra belki gelir belki gelmez orası ayrı da. Siz yeniden "şeref" tribününe oturabilecek misiniz? Yoksa hiçbir maça gelmeyip, maçlara ayrı bir anlam katmamaya devam mı edeceksiniz?

Korkaksınız sayın Demirören, Samimiyetsizsiniz!

Herşeyim Tamamdı Bi' Sendin Noksan






Ah bir de siz geliyor olsaydınız... Atlayın gelin be uçağınızla. Şu afişin en üstüne yazdırın adınızı...

3 Mart 2010 Çarşamba

Mutlu Yıllar Beşiktaş




107'yi aştı Beşiktaş. İyi ki varsın, iyi ki oldun.

Fuat Balkanlara, Ahmet Fetgeri Beylere, Baba Hakkılara, Süleyman Sebalara ve 107 yıllık çınarın kökünü sağlamlaştıran, rüzgarda eğilmesin diye sırt veren nice şerefli insanlara minnettarız.

Bazı yerlerde 19.03.1903, bazı yerlerde 03.03.1903 olarak belirtiliyor kuruluş zamanı. 19.03 tarihi ya mükemmel bir rastlantı ya da sonradan belirlenen bir gün gibi.

Biz 03.03'ü de es geçmeyelim.

Atletico Madrid Deplasmanı Koreografisi


Soldaki Alpaslan Dikmen tamam. 2.sıradakini nedense Harry Kewell'a benzettim. Koreografinin en solu, bize göre en sağındakinin de Haldun Üstünel olma ihtimali bence pek bir yüksek. Başkaları ise, mesela başka tribün liderleri bilemeyeceğim ama Kewell ve Üstünel gibi onlar yahu.

Lost 6-6'yı da Geride Bırakırken


666'ya selam çakmalarını bekledim anlamsızca bu bölümde. Belki de tamamen bu yüzden "evil" olarak adlandırdıkları imitasyon Locke, orijinal Black Smoke merkezli, Sayid flashside'lı geçti bölüm. İyilik, kötülük hikayeleri, hâlâ diziye giren ve "bu olayların alayını çözdüm, biliyorum ama söylemem" coolluğundaki karakterlerin salak cevapları, Jack'in öküzlüğü yüzünden hâlâ mal mal "ehe ehe iyilikle kötülüğün savaşı" diye bakıyoruz arkadaş. İzlemeyenler için konuyu felan da yazmamaya gayret ediyorum. "Nasıl bağlanır?"a da kafamda bir cevap var sadece.

5.sezon finalinde heykel gölgesinde yatan ikiliyi biliyorsunuzdur. Jacob ve siyahlı eleman. İşte 6.sezonun finalinde Locke ve Jack, heykelden arta kalanların gölgesinde otururken tepelerinden düşen bir uçağı izleyecekler. İzledikleri uçakta Oceanic Airlines uçağı olacak. O anda Lost yazısı çıkacak ve biz bir daha hiçbir cevap alamamak üzere simsiyah ekrana öylece bakacağız.

Tabii ne Libby'i, ne Desmond'un olayını, ne Radzynski'nin kafasını Swan Hatch'de havaya uçurma sebebini, ne akıl hastanesinde bir delinin duyduğu 4-8-15-16-23-42'yi kimin, neden, nereden söylediğini, Christian Shephard'ın, Walt'ın asıl olayını öğrenemeyeceğiz. Anca Dogen ile kül arasında ne bağ var hacı diye eğleneceğiz. Ha bir de Jacob'un kulübesi diye Locke'ın gittiği yerdeki adam Jacob değildi. Siyahlı adamdı.

ek: 6.sezonun 6.bölümünde 6 kez evil diyerek ve "evil win" modunda bir bölümle selamı çakmışlar aslında. ah ulan lost.

2 Mart 2010 Salı

Caner & Cambiasso



Ya çok benzettim, ya da çok uykum geldi saçmalıyorum...

Eyyvah Eyvah


Bu fasulyaaa 7.5 liraaaa diye başlıyor Ata Demirer'in yeni filmi. Afişinden de anlayabileceğiniz üzere Ata Demirer filmde klarnetçiyi oynuyor. Afişinden değil de filmden görebileceğiniz ise, Çanakkale - Geyikli'li, düğün, sünnet, özel istek geri çevirmeden çalan bir adam.

Demet Akbağ ise, İstanbul bar aleminin kraliçesi olmuş bir şarkıcı rolünde. Ajda Pekkan'a benzetebilirsiniz yer yer filmde.

Bu ikilinin bağı ile ilgili kafanızda kurduğunuz senaryo filmin senaryosu değil. Çok güzel, eğlencelik, gülmelik, kafayı yormadan izleyebileceğiniz bir film. Ata Demirer'in Trakya Şivesi'ni kullandığı sahneler bile başlı başına bir komedi zaten. Film başından güldürüyor. Espri yapacağım diye kasmadan, durumlarla bile güldürüyor. Bir de Salih Kalyon var tabii. Her BKM filminde olduğu gibi yine dişleri yok ama yine o haliyle yardırıyor.

İzlemek isteyenler gitsin izlesin, gülsün, eğlensin, kafasından 2 saatliğine sıkıntıyı derdi atsın. Hele taksi sahnesinde iyice kopsun.

23.Haftanın Panoraması


Denizlispor'un üstüste 3.galibiyeti mi desek, Fenerbahçe'nin 7 maçtır kazanamaması mı haftanın olayı bilemedim. Bence Ekrem Dağ'ın gol atması haftanın olayıdır. Tabii Beşiktaş'ın harika 9-1-1 taktiği ile.

- İstanbul B.B iç sahası olarak nitelendirilen ve en az 40.000 Fenerbahçe'liye karşı oynadığı Olimpiyat Stadı'ndaki üçüncü Fenerbahçe maçını da 2 gol atarak kazandı. Bu kez ise 1 gol yedi. Belediye ve Fenerbahçe'nin son 6 müsabakasında 3 İ.B.B galibiyeti, 1 beraberlik, 2 Fenerbahçe galibiyeti tablosu oluşurken, İ.B.B bu süre zarfında 8 gol attı, Fenerbahçe ise 6 tane. Daha ilginç olan kısım ise İ.B.B'nin bu maçta 4 santraforunun da sakat olması (İbrahim Akın, Herve Tum, Taner Gülleri, Gökhan Kaba), Fenerbahçe'nin 3 santraforundan sadece haftalardır oynayan Güiza'nın yine oynaması idi. Tabii ki Gökhan Ünal yine 85 demeden giremedi. Daum ile peşpeşe 7 maçtır kazanamıyor Fenerbahçe. Bu hafta Ömer'in degaj dikmemesi ve yerden kalkmamasından fırsat bulurlarsa Antalyaspor'la oynayacaklar.

- Beşiktaş; 4 savunma, 3 ön libero + Ekrem, Tello - Bobo ilk 11'i ile çıktığı Kayserispor deplasmanında Tello ile kazandı desek doğru olur. Ekrem Dağ'da bu sene 2.golünü attı. İlk golü Eskişehirspor deplasmanında tam anlamıyla "iteleme" bir goldü. Kayserispor'da bu hafta Ankaraspor haftasına denk geldi de kendisine bir oksijen tüpü armağan etti. Makukula'da yine attı.

- Trabzonspor'da bütün "Trabzonspor topçuları"nı toplayarak bir yerlere gelme peşinde. Bu kadro ile bu sene yine Ersun Yanal'ın ilk senesi gibi öylesine geçecek, bir kaç vitrin maçı, "ilk 5'ten inmeyelim aman" tandansında geçecek gibi. Antalyaspor'da da Ömer var. O yüzden yazmayacağım arkadaş bu takımı. Trabzonspor topçusu ne demek derseniz, Busker veya ben, birimiz yazarız işte. Hangimiz önce yazarsak...

- Galatasaray ile Kasımpaşa'da "savunma yaparak maç kazanabilecek takımlar olamadık biz hacı" diyerek çıktıkları maçta iddaa diliyle herkesin favorisi 4-6 gol barajına girdiler. Tabii bunda Yılmaz Vural'ın beraberliğe değil yenmeye gelmesi, Galatasaray'ın önde basması, pres yapması, Dos Santos'un dikine dikine gitmesine paralel ileri 3'lünün değişkenliği etkili oldu. Tabii bir de Emre Toraman.

- Ertuğrul Sağlam'ın Bursaspor'u tanımını futbol literatürüne kazandırmalıyız. Bülent Uygun'un Sivasspor'u gibi hep akıllara geldiğinde önemli, kafaya oynayan takımlar olduğu hatırlansın çünkü. Muhsin Ertuğral, takımının kapasitesini, geçtiğimiz seneden bu güne değişimini anlamış olacak ki ilk 8'in üstündeki hiç bir takımdan puan alamayacağını çözmüş. Bu yüzden ilk 8 altındaki her deplasmana 1, her iç saha maçına 3 olarak bakıyor ve oynuyor. Bursaspor ise orta sahasında Hüseyin Cimşir - Kirita ikilisinden birisi oynamasına rağmen, yaptıkları iyi hücum transferlerle işi götürüyor. Yazılışı Batalla, okunuşu Bataja, Ergiç, Turgay Bahadır, Volkan Şen, son haftaların yıldızı Ozan İpek, Sercan'sız sırtlıyor takımı. Bu takım için tek üzüldüğüm nokta, kaybedilen maçlar veya puanlardan sonra Ertuğrul Sağlam'ın direk hakem üzerinde yaptığı eleştiriler. Direkt hakem konuşması. Ah biraz az görsek onları.

- Manisaspor'da Diyarbakırspor'u yenmesi gereken bir maçta haliyle yendi. Ziya Doğan'dan sonra Güvenç Kurtar'dan medet ummaları ne ilginç. Diyarbakır bu sene düşeni belirleyecek. Ya kendisini gönderecek, ya başkalarını...

- Es-Es'de Antep deplasmanında" imitasyon Kaka" Beto'nun son dakika golü ile 3 puan alacakken 1 puanda kaldı. Jaycee John Okwunwanne (valla copy-paste hayatta yazamazdım bu ismi) yine attı. Gol de takla da. Aydın Yılmaz ilk 11'de başladı. Ümit Karan, yine golden sonra "işaret parmağını kaldırıp sinirli durmaya çalışıyorum" şeklindeki gol sevincini bize izletemedi.

- Ankaragücü'de Lemerre + Ümit Özat ikilisi ile berabere kalmadı. Hem de 1-0 kazandı. Thomas Doll'ün sözleşme yenileme arefesindeki skorları pek bir kötü nedense. 4 haftada 1 puan aldılar. Haftaya Trabzonspor maçları var. Ardından Fenerbahçe. Vassell de gol attı. Hiçbiri değil de Ümit Özat yine maç sırasında rahatsızlandığı için 2.yarıda kulübeden hiç çıkmadı. Sağlığını ve Ronaldo'yu pazara gönderdiğin o çalımı düşün ve evinde otur be hocam. Lemerre + Ümit Özat'a 6 ay sözleşme imzalayan Ankaragücü'nü de ayrı bir değerlendirmek lazım. Sağ bekinde Cihan Haspolatlı, sol açığında Jerome Rothen olan bir takım Ankaragücü. Hurşit Meriç'i de Trabzonspor kesin alır. Serkan Çalık'ta 2 sene süren sakatlığının ardından yine aynı kilosunda döndü. Hasan Şaş ise 6 ay süren sakatlığının sonrasında 15 kilo fazla ile dönme başarısı göstermiş, "mahallenin büyük abisi" kıvamında boy göstermişti.

Hepsinden önemlisi Hıncal Uluç, Galatasaray'ı yere göğe koyamadı. Bu da demektir ki, Galatasaray haftaya kaybedecek...

O değil de bi' Meriç Tunca vardı o ne oldu?

1 Mart 2010 Pazartesi

Tugay'ın Yuvaya Dönüşü


Nasıl bir imza töreni anlamadım, anlayamadım. Tugay Kerimoğlu'nun altyapı başına gelmesi bir yana imza töreninde Terim'in olmasına hala şaşırmaktayım. Terim - Tugay - Polat. Perşembe 13.30'da imza töreninde.